Uzun koridorun başında derin bir nefes alarak yürümeye başladı Kalisa, geleceğin Kraliçesi.
Dik ve emin adımlarla ilerliyordu, geri kalanların planlarından habersiz.
Babası Damon ve annesi Visha, tahttan artık yaşları gereği çekilme kararı almıştı, bugün onun tüm Nimera halkının önünde taç giyme töreni olacaktı.
“Tanrılar ve tanrıçalar sizi kutsamış varisim, yüzünüzde adeta ay parıldıyor.”dedi Kalisa’ya yanında onunla birlikte ilerleyen yardımcısı Grayce.
“Dilerim ki bu günü de kutsamışlardır da kolay bir şekilde atlatırız, aksi takdirde neler olacağını en az benim kadar iyi biliyorsun.”
Kalisa’nın sözleri üstüne gerildi Grayce, bugün ilk olarak şamanların önüne çıkacak ve kanını akıtacaktı.
‘Tanrı ve tanrıçalar onu korusun’ diye geçirdi içinden.
Önlerinde ki devasa kapıya baktı Kalisa, derin bir nefes aldı. Bugün ya yaşayacaktı ya da ölecekti. Bir tahta oturmanın elbette ki şartları ve geçilmesi gereken testleri vardı. Her şey halkın gözü önünde olmalı ve ileride isyan çıkılması engellenmeliydi.
“Açın.” dedi Kalisa kendinden emin bir sesle kapının kenarlarında bekleyen muhafızlara.
Muhafızlar Kalisa’nın emrinden sonra kapıyı iki yana büyük bir gürültü ile açtılar, kapının açılmasıyla hemen çan sesleri ve davullar çalınmaya başlamıştı.
Kim çıkarsa çıksın herkesi strese sokacak bir kalabalık vardı Kalisa’nın karşısında.
Dik omuzları ve kendinden emin ifadesi ile tahta doğru ilerledi, babası Kral Damon ayaklanmış kızının ona gelişini izliyordu.
Yıllardır tahta her daim erkek evlat geçirilirdi, Kalisa bir devrin tek kız çocuğuydu. Damon ve Visha’nın ne başka bir kız çocuğu ne de bir erkek çocuğu olmuştu.
Şamanlara baktı Kalisa, önlerinde ki büyük ve geniş fanusların içinde 5 elementten de birer parça vardı.
Kral Damon önlerinde merakla izleyen milyonlarca kişiye baktı, gür sesi ile bağırdı ve halkına seslendi.
“Bugün burada toplanma amacımızı hepimiz biliyorsunuz, kızım yüzyılların tek varisi, tek çocuğum Kalisa tahta çıkacak. Bugünden itibaren yeni bir devir başlıyor.” Kral Demon konuşmasına devam edecekken şiddetli bir şekilde gök gürledi ‘Yoksa Gökyüzü Tanrısını mı kızdırdık’ diye geçirdi içinden herkes.
“Kanınızı akıtın Varisim ve size açılan kapılara itaat edin.” dedi şamanlardan birisi öne çıkarak.
Kalisa şamanın konuşması üzerine, yardımcısının elinde duran bıçağı aldı ve eline derin bir kesik açtı.
Oluk oluk kan akıyordu Kalisa’nın elinden, bu tahtta uzun süreli kalacağı anlamına geliyordu.
Akan kanı gören halk coşkuyla bağırdı, tezaruhatlar ediyor, Kalisa’nın moralini yerine getirmeye çalışıyorlardı.
Kalisa elinde ateş elementini tutan şamana doğru ilerledi ve kanını akıttı, etraftaki tüm meşaleler, cehennem çukurları yeni Kraliçenin geleceğini anladılar ve daha çok harlandılar.
Yükselen alevlerle daha büyük sevinç çığlıkları attı halk.
Ateşin onu kabul etmiş olması ile özgüven geldi Kalisa’ya, su elementini elinde tutan şamana doğru ilerledi ve ona da kanını damlattı.
Oluk oluk olan kan suyun içine karıştı ve kırmızı bir hale getirdi, su Kalisa’yı kabul etmemişti. Su onu red etmişti.
Kanını akıtmaya devam etti Kalisa suya, su tamamen kan kırmızısı rengini alıncaya kadar akıttı.
“Kalisa dur!” diye bağırdı Kral.
Kalisa Kral’ı dinlemeden devam etti, muhafızlar Kalisa’yıçekmek için iki kolundan da tuttuğu anda geriye savruldular, Kalisa’nın etrafında su dalgaları dönmeye başladı, emrine itaat etmeye hazırdı.
Su Kalisa’yı kabul etmişti, etrafta ki derelerde su daha canlı akmaya başladı, insanların hepsi Kraliçenin suya kavuşması ile arındılar ve rahatladılar.
Su rahatlıktı, su arınmaktı ama biraz fazla kullandığın anda, ölümdü.
Kalisa Kral’a baktı, devam etmek için onay istedi. Kral kafası ile onayı verdiği anda Kalisa Toprağa doğru ilerledi ve kanını akıttı.
Toprak anından kabul etti yeni Kraliçesini, tüm topraklar Kalisa’nın kanı ile bereketlendi bir anda, hiç yeşermeyen kuruyan ağaçlar bile canlılık kazandı.
Cesaretlendi Kalisa, hava elementine doğru ilerledi, tam kanını damlatmak için kolunu kaldırıyordu ki ruhuna birisinin hükmetmesi sonucu eli havada kaldı.
“Neler oluyor?” dedi şamanlar telaşla.
“Sırayı bozmayın, bugün bitecek bu iş.” dedi Kalisa, ruhuna hükmedildiği için zar zor konuşuyordu.
Sıra ile yüzlerce portal açıldı, içinden binlerce muhafız Nimera gezegenine girmeye başladı.
Nimera’nın Kralı Demon kimin geldiğini en başından beri çok iyi biliyordu. İki gün önce yaşadıkları bir anlaşmazlık sonucu Aldenyum Gezegeni tarafından kalleşçe istila ediliyorlardı.
Aldenyum Gezegeni her daim ruhları kontrol etmeleri ile bilinirdi, eğer bir savaşa girecek olurlarsa ruhunuzu sizden söküp almaktan asla çekinmezlerdi. Keza Nİmera’nında çok bir farkı olduğu söylenemezdi, ateş elementi ile sizi yakar, yandığınızı hissettirir, size oyunlar oynarlardı.
Ama bu istilanın bu kadar erken ve kalleşçe olacağını Kral Demon bile beklemiyordu. Kim bir varisin taç giyme törenini bozmaya cüret edebilirdi ki.
Kral Ryan çıktı portalların birinden, sert ve emin adımlarla Demon’a doğru yürüyordu. Kral Demon ateş ile kuşandı, tüm bedenini ateşe kapladı ve gelecek olan hamleyi bekledi.
“Korkak!” dedi Ryan tükürürcesine.
“En azından bir varisin taç giyme törenini mahvetmiyorum!” diye bağırdı Demon ve Ryan’a doğru bir tekme savurdu.
İki Kral da üç gün önce 580. Yaşlarına basmıştı, Demon tahtı kızına devretmek isterken Ryan 20 yıl daha beklemeyi düşünüyordu.
Daha yeni bir oğlu olmuştu ve tahtın onun hakkı olduğunu düşünüyordu, konuşulanlara göre oğlu Loan doğduğu gün Güneş Tanrıçası’nın da bir çocuğu olmuştu.
Ryan, Demon’un tekmesi ile sendelerken ruhlardan onu koruması için bir ezgi okumaya başladı, okuduğu ezgi Demon’un da ruhunu öldürüyor acı çekmesine neden oluyordu.
Bir inilti çıkmıştı Demon’un dudaklarının arasından, Kraliçe Visha olaya müdehale etmesi gerektiğini anlamış ve su ile boğmaya başlamıştı Ryan’ı.
Demon kendini az da olsa topladıktan sonra ateş ile kanınınısısını arttırdı Ryan’ın, cayır cayır yakıyordu Kral’ı.
Kalisa ise bu sırada ona doğru gelen muhafızlarla savaşıyordu, halkını katleden muhafızların canını acımadan tek tek alıyor, yardım etmeleri için Tanrı ve Tanrıçalara dualar ediyordu.
Kral Ryan hızla ruh elementini kullanarak Visha’nın ruhunu çekip aldı, Kraliçe’nin cansız bedeni yere yığılırken, Demon Ryan’ı bırakıp karısının yanına koştu.
Nİmera’nın diline dolanmıştı onların aşkı, şimdi karısının ruhu düşmanı tarafından çöp gibi çekilip alınmıştı.
Pişmanlık duymadı yaptığından Ryan, aksine hızla Demon’adoğru bir su küresi fırlattı, bunu gören Kalisa aralarında mesafe olmasına rağmen duruma müdahale etmiş, babasının hayatını kurtarmıştı.
Demon karısının eline bir öpücük kondurup onu gökyüzüne ruhlar alemine yolladı, alacaktı karısının öcünü. Lakin her zaman ki gibi karşısında ne kadar güçlü bir düşman olduğunu unutuyordu.
Ryan’a ard arda ateşten küreler gönderdi, ruhuna hükmedip kıpırdayamamasını sağladı. Kürelerden biri isabet etse de geri kalanlardan kaçmayı başarabilmişti.
Sinirle hareket ediyordu Demon, iyi değildi.
Kızını aradı etrafta ‘en azından o iyi mi?’ diye düşündü.
Ryan fırsattan istifade Demon’un ruhuna hükmetmiş, ve yavaş yavaş acı çektirerek ruhunu bedeninden çekip almıştı.
Hissetti Kalisa babasının ölümünü en derinden hissetti. Öyle bir içi yandı, öyle bir çığlık attı ki tüm evrene duyurdu sesini.
Çığlığı ile çoğu muhafızın beyni yerinden çıkmış oracıkta ölüp gitmişlerdi.
Kalisa koşarak Ryan’a gitti, ama yüzyıllardır hüküm süren bir Krala ne yapabilirdi ki zaten. Göz kırpması ile canından olurdu.
“Seni de şuracıkta gebertmemi istemiyorsan dur yerinde. En azından Gezegeninin bir Kraliçe’si olur.” Dedi Kral Ryan acımasızca.
“Bunun öcünü senden öyle bir alacağım ki.” dedi Kalisa Ryan’a iğrenerek.
“Taşlarınız olmadan mı?” dedi Ryan.
Portallar açıldığı anda bir grup muhafızı sarayın içinde dağılıp taşları bulması için görevlendirmişti.
Muhafızlardan birisi tam o sırada Kral Ryan’ın yanına gelip elinde tuttuğu ateş, hava, su ve toprak taşlarını verdi ve konuşmaya başladı.
“Sarayın her yerini aradık lakin Ruh taşını hiçbir yerde bulamadık.”
Ruh taşı küçüklüğünden beri Kalisa’nın kolyesinin içinde saklıydı, Kalisa bildiği bu bilgi ile elini istemsizce kolyesine attı.
“Peki, en azından onlara bir yaşam şansı verelim. “ dedi ve derin bir nefes alarak devam etti “Ruh taşının sizde kalmasına izin veriyorum, ama Kalisa yaptığın en ufak hatada burayı yerle bir eder, tüm halkının canına mâl olurum.”
Bu laftan sonra yine bir sürü portal açıldı ve geldikleri gibi gittiler.
Taşların gezegenden çıkması ile sular azalmıştı, ateş sönmüştü, ağaçlar kurumuştu, hava kirlenmişti.
Nasıl baş edeceklerdi bütün bu olanlarla.
…
Akşam olmuş Kalisa odasına çekilmişti artık, saatlerdir diğer gezegenlerden gelenlerle uğraşıyor, halkını sakinleştirmeye çalışıyor ve taziye haberlerini teşekkürle uğurluyordu.
O kadar yorulmuştu ki şu birkaç saat içerisinde.
Göz yaşları yanaklarından hızlı hızlı akmaya başladı, nefes alamayacak haldeydi.
Yorgunluktan bitmişti, düzenli erzak ve su için gezegenlerle anlaşıp duruyordu.
Neden başkasının değil de onun başına gelmişti ki bunlar.
İntihar etse her şey biter miydi? En azından ruhlar alemindeailesiyle olurdu.
Balkonuna çıktı Kalisa, düşündüğü şeye ağladı, Tanrıçalara yalvardı.
Hiçbiri mi duymuyordu sesini? Hepsi mi kör, sağır olmuştu ona? İnsanlara bolluk bereket veren Tanrılar ve Tanrıçalar ondan neden esirgiyorlardı bunu.
Saatlerce o balkonda gökyüzüne bakarak ağladı Kalisa, en sonunda aşağı atlamayı düşündü. Emindi, yapacaktı bu sefer.
Ama tam o sıra bir şey oldu, Ay’dan ona doğru yaklaşan bir beden vardı.
Ay Tanrıçası Selene.
Eli ayağına dolaştı Kalisa’nın ne yapacağını bilemedi o sırada.
Ümitsizce ağlayan kızın yanına gitti Selene, elini karnına koydu ve okşayarak tılsımlı sözleri fısıldadı.
Selene bu yaptığından sonra diğer Tanrı ve Tanrıçalar tarafından cezalandırılacaktı, ama yapmak zorunda hissetti o an kendini.
“Karnında bir bebek var çocuğum, bir kız. Benim sana emanetimdir. Ağlamayı kes ve en iyi kadın hükümdar olmaya çalış, taşlar sadece sizin dengenizi korur. Dengeniz bozulsa da ruh taşı senin boynunda olduğu sürece burada kimse çürümeyecek, kimsenin gülümsemesi esirgenmeyecek. Karnında ki çocuğu kor,u, onu eğit ve büyüt. O kutsal bir çocuk, o sizi kurtaracak. Hepinizin kurtuluşu o çocuğa bağlı.” diyerek sözlerini tamamladı Ay Tanrıçası Selene ve kadının gözünden akan son damla yaşı elinin tersi ile silip geldiği gibi Ay’a doğru çekilerek gitti.
Karnını okşadı Kalisa, Yüce Tanrıça ona bir çocuk bahşetmişti. Ona bir emanet bir kurtuluş şansı vermişti.
Peki kimdi bu çocuk?
Koruyacaktı onu, ne pahasına olursa olsun koruyacaktı.
Adını düşündü Kalisa, bu durumda karnındaki çocuğun adını düşündü.
Adela olacaktı.
Onu öyle güzel yetiştirecekti ki herkesin korkulu rüyası haline gelecekti.
…
Merhaba nasıl buldunuz giriş kısmını?
