İçeriğe geç

NİLDAZRA

Bölüm 3 · 10 dk okuma

NİLDAZRA

Bölüm 3

3. Bölüm

Bölümde dinlenebilecek parçalar :) -Köle (Aydın Kurtoğlu, Hande Ünsal) -Cımbız (Serdar Ortaç) -Katmer Katmer (Lara) -Vatan Sağolsun -Fatal Attraction (Reed Wonder, Aurora Olivas) Sessiz süren yolculuk devam ediyordu. Hava bir hayli kararmıştı. Yanımdaki ne olduğunu bilmediğim adam hiç konuşmuyorken ayak uyduruyordum bende. İki konuşkan olmayan insan bir araya gelmiş cümlesini yansıtıyorduk. Ve çekmeyen radyomun çekesi tutmuşken kapatmamıştım her türden karışık karışık parçalar çalarken dinliyordum. Şuan çalan şarkı ise sessizliğe bir o kadar zıt bir şey di. Aydın kurtoğlu ve Hande Ünsalin, köle şarkısıydı. Bu ortama hiç uygun değildi. İçine de siner Tenine de , geçirirsem seni ellerime , Pervane döne döne, İtaatkar bir köle Neler geçiyor aklımdan Tövbe tövbe Aaahh aaah .. Böyle devam ediyordu işte. Şarkı çalarken yanımdaki kas yığını herif saçlarından ellerini geçiriyordu. Sanırım beğenmemişti. Kanalı değiştirirsem yine çekmemezlik eder miydi? Kafasını eğip kollarını göğsünde bağlarken kanalı değiştirmek için ekrana bastım. Durdum ne çaldığını duymak için, Tövbeydi ama artık. Bugün herkes sevgililerine gönderme yapıyor olmalıydı. Serdar Ortaçtan, cımbızdı. Ve gümbür gümbür sesi arabada duyuldu. Şimdi sahneye çıkıcam çıkıcam , Çok güzel bir aşk yapıcam yapıcam Aşkın aklını alıcam , Sende gel şu şeklin düzelir. Dayanamayıp tekrar değiştirdim. Adamla başını kaldırırken dikiz aynasından göz göze gelmiştik sabır dilendim. Tamam değiştiriyorum işte. Dilini yutmuş gibi hangi tarz sevdiğini söylesen böyle olmazdı işte. Kanal değişirken ilk başta anlayamadım ne çıktığını ve sözlerini dinlerken artık tansiyonum yükseldi. Lara, katmer katmer di bu. İnsafın yok mu senin? Hazır mıyım değil miyim sormadın , Aşık ettin kendine , Sonrada hiç oralı olmadın. Şimdi benden ne istersen, Benim sana hayrım yok, Tarafından katledildim, Senin bana hayrın yok. Aşkta dertler katmer katmer Dert… Uzanıp radyoyu kapattım çok bile dinlemiştik. Elimle yüzüme yelpaze yapmamak için kendimi zor tutmuştum. Gaza bastım, konuşmayan birinin yanında konuşmayan biri olunca gerginlik olduğunu anlıyordum. Soracaktım aslında ne iş yaptığını falanda söyleyecek bir tip olmadığını beni tersleyeceğini tahmin ediyordum. Mantıken zaten anlatmak isteseydi veya konuşmak isteseydi şu ana kadar çoktan konuşur sohpet ederdi. Düşünüyordum da biz bu adamla boks maçına girsek kim yenerdi? Böyle çok kaslı gibi durup kaç kişiyi yıktığımı bilirdim, yaptıkları şey sadece kas yapmak olurdu kendilerini savunmayı veya karşılık vermeyi beceremezlerdi . Penceresini açmıştı , pencereden gelen soğuk boynuma ok gibi vururken onu düşünemedim. Bu adam resmen barut ve toprak kokuyordu . Tamam ağır erkeksi bir parfüm kokusu da gelmiyor değildi ama asker dediğinin ilk aldığı ve sevdiği koku toprak ve barut kokusuydu. Nereden çıktın sen, kimsin? demek istedim. Çekmeyen bir şey vardı işte beni. Yağmur yağmaya başlarken Mart ayına dedikleri laf aklıma geldi, mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Arabanın sileceklerini açıp ilerlerken pencerede açık olduğundan ıslanan toprak kokusu burnuma geldi. Bu kokuyu seviyordum. Görevlerde çok aldığım ve özlememi sağlacak sağlacak kadar güzeldi… Hakkari’ye girmemize son 10 kilometre kalmıştı, etraf sarı şehir ışıkları ile ışıklandırılmıştı. Bütün yol boyunca hiç konuşmamıştık bir ara Şafak aramış bana şımarıp durmuştu. Olay neydi ben ona veda etmeden gitmiş olduğum için bana küsmüş ve bunu haber etmek için aramış. Yaptığı görevden fikir almak için aramamış gü ya . Konuşma yaparken yanımdaki adamı gözlemlemekten vazgeçmemiş kontrol edip durmuştum, ben telefon ile konuşurken kendisi de birileri ile konuşmuştu, kadın sesi duyduğuma emindim. Dikkat ettiğim şey ise kadın ile konuşurken sıkılmış veya gergin gibi durmasıydı , konuşma boyunca ayaklarını sallamıştı. Hakkariye girmiş bulunmaktaydık, yanımdaki adama yandan bir bakış atarken boğazımı temizledim “Hakkari’ye girdik, nerede indireceğim sizi?” diye sordum. Durdu ve pencereden dışarı baktı , burnu kırmızı kırmızı olmuştu, “Işıklardan sonra” dedi kararını aniden bana dönüp söylerken burada şu an ışık görmüyordum ama, ileridede gözükmüyor gibi. Bir kaç tane fikir düşündüm ve aralarından “Işıklara gelince söyle” demek en iyisi olacak gibiyken böyle dedim. Penceresini yol boyunca kapatmayıp şimdi kapatmıştı. Ve eliyle siyah kaşlarını düzeltiyorken nefes alış sesi bana bile geldi. Cevap vermeyecekti şu yolculuk boyunca tanıdığım kadarıyla. Bir kaç dakika daha giderken parmağıyla kaldırımın yanında dörtlüleri yakan bir arabayı gösterip “Şurada bırak” dedi. Dediği yere geçmek için sinyal yakıp hızlı bir manevra yaptım . Arabanın yanına durdum, emniyet kemerini çıkardı , parmaklarına baktım az önce işaret ettiğinde de gözüme çarpmıştı , Türk bayrağı olan bir yüzük vardı parmağında . Ben nasıl görememiştim, gözümden kaçmazdı arabaya bindikten sonra takmış olmalıydı . Bana dönerken yavaşça , bakışlarımı gözlerinde tuttum. Gözleri yine içine çekiyordu gözümü istemeden kaçırdım ama yine ona doğru dönüktüm. Böyle olmayacağına karar verip yine gözlerine bakarken bana bakıyordu hala. Niye bakıyor bu kadar dikkatli? Bu beğendiği için falan olan bir bakış değildi, sanki sanki inceliyor ve kim olduğumu biliyor gibi. Bu kötüydü , bende bakışımı değiştirdim. Sertçe baktım . “Burası değil mi?” dedim, dudaklarımı ıslatıp ısırmaya başlamıştım. “Gelmek istediğiniz yer?” Bakışları dudaklarıma çok hızlı bir şekilde kayıp geri gözlerime döndü. O kadar sert bakıyordu ki gecenin karanlığında koyulaşan mavileri. “Burası” dedi sert ses tonu. Konuşmama geri izin vermeden saniyelerle yarışıp benden önce “Sağol” derken kapıyı açtı. Kalkmasıyla o tanıdık koku burnuma geldi. Ve çıktığı gibi bana bakmadan kapıyı kapattı. Kaşlarımı çattım. Bu yaptığı davranışın altında net bir şeyler vardı. Arka tarafta baktım göremiyordum, arabaya binmiş olmalıydı . Sinyal yakıp sol şerite doğru geçip ,gaza bastım… Hakkari’den çıkıp Yüksekova’nın yol ayrımına girmiştim, ara ara yol çalışması olup yavaş gitmek zorunda kalıyor ama onun haricinde 150 den inmeyip gaza basıyordum . 40 kilometre yol kalmıştı. Telefonum çalarken tek elimle direksiyonu tutarken aramaya baktım . Numaraydı ,isim yoktu. Telefonu açtım. Ağır ve kısık bir ton ile konuşma başlarken “Albay Hakim Turapan. İris Satanası hayırlı akşamlar.” dedi. Telefon ile arabayı bluetooth ile bağlamaya başlarken “Teşekkür ederim komutanım sizede hayırlı akşamlar ” diyerek cevabımı verirken bluetooth'u bağlamıştım. Ses arabanın hoparlöründen geliyordu. Net gelen sesi “Gelince askeriye ye geçersin. Seni yüzbaşı Aras Karasaz karşılayacak” dedi . Beklemeden “Emredersiniz komutanım” dedim elimle direksiyonda ritim tutuyordum yine…. ☁️☁️☁️ Şehitlerimizin kanlarının rengiydi, rüzgarda heybetiyle dalgalanan, Baktığında, içine vatan uğruna aşk dolup taşan, Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak dedirtip bütün cihanı arkana aldırtan. Taşımak, ne ağır? ne büyük gurur! Bu cihan-ı yardan bir zerre yük alıp fetihlere yol açman…. ☁️☁️☁️ Yüksekova’nın askeriyesine giriş yapacaktım. Büyük siyah sürgülü kapıyı açmak için kapıdaki askerlerden biri yanıma geliyordu. Kim olduğunu bilmeden açmazlardı, penceremi indirdim. Asker ciddi bir tavırla eğilip bana baktı . Arabam asker arabası değildi bu yüzdende malumdu . Böyle durumlarda uçaklarım ile havada kendimi gösterip açın lan kapıyı diyesim geliyordu , arabamın kusuruna bakmayın. Tövbeydi. “Buyrun?” dedi dik dik bakarken . “İris Satanası” dedim. Gözleri iri iri açıldı hayranlık görmüştüm saniyede , yeterdi söylediğim. İşaret parmağını ve orta parmağını birleştirip kapıyı açtırmak için işaret etti. Kimse benim ismimi kullanıp da geçmezdi , bunu yapan kendi ölüm şeklini belirlemiş olur üstüne beynini de sikilmiş bilir yani beynini kaybetmiş olurdu. Kapı açılmışken arabayı ilerlettim boş gördüğüm uygun olabilecek en iyi yere park ettim. Arabadan indim vakit akşam serinliğiydi , yeni geldiğim bu yerde içten derin bir nefes aldım . Hoş gelmiştin Hakkari. Etrafa göz gezdirdim olduğum yerde kımıldamazken. Askeriyenin otoparkı askeriyenin sol tarafındaydı. Sağ tarafta diğer askeri araçlar varken ön tarafta ara ara banklar ve büyük bir çim alan bulunuyordu. Yavaş adımlar ile yürümeye başlarken incelemeye devam ettim. Bağlamadığım saçlarımı toplu durması için bağlarken bir kaç asker ile göz göze geldim. Yaşları pek büyük değil gibiyken beni burada görmedikleri için meraklı bakışlara ve düşüncelere neden oluyordum. Arka tarafa da sonra bakardım ki askerler o tarafta artıyordu. Antremanları, silah kullanmayı öğrenmek gibi eğitim alanı o tarafta olmalıydı. Askeriyenin merdivenlerinİ çıkmaya başlarken başım dikti ama kimse ile göz göze gelmemeye dikkat ediyordum. İçeri girdim kapıda nöbette olan askerlerin yanına doğru ilerliyordum , Aras yüzbaşının odasını öğrenip görüşmem lazımdı. Askerin karşısına geçip “Aras Yüzbaşının odası nerede?” dedim. Göz altları morarmış ve fazla yorgun gözüküyorken Asker oflayıp “2. Kat, girişte solda” dedi . Baş selamı verip yanından geçtim, bananeydi soruma cevap vermiş olması yeterliydi. Tabi oflaması ilginçti başka bir zaman görünce de böyle olup olmadığını fark ederdim. 2. Kat merdivenlerini çıktım. Uzun bir koridor karşıladı beni. Soldaki odayı gördüm tam karşısında da oda vardı. Bu da bir yüzbaşı odası vardı. Ben Aras yüzbaşına girecektim ama. Kapıyı çaldım kapının arkasından hiçbir ses çıkmazken bomboş koridorda merdivenden çıkan dev gibi ayak seslerini duydum. Bu bizim giydiğimiz botların sayesindeydi . Ta ki kata giren kişiyi görene kadar. Bazen zaman dururdu ya size dokunsalar hareket etmezsiniz. Ellerini , zihninizin iç duvarlarına dalan, hareket etmeyen gözlerinizi uykusundan uyandırmak için bir aşağı bir yukarı sallarlar . Ya da hava akımından dolayı kulaklarınız duymaz, duymak için çeşitli yollara başvurursunuz. Bana hiç biri yardımcı olmazdı. Kendi buzlarımdan çözülmek için bir adım geri gitmeyi becerdim. Ne işin var senin burada? diyecektim ,hayatımda belki bir kaç kez dikkatsiz olduğum anlardan biri olmasını sağlayarak. Bana kendisi öyle bakıyordu merdivenlerden bilinçsiz çıkıyordu dev cüssesi tam karşımda dururken kaşlarımı çattım. Yanında ki sev cüsseliye hemen bir göz attım. Sonunda mantığım kısa devre olmaktan vazgeçerken “Yüzbaşı Aras arıyorum” dedim kararlı bir sesle. İkiside bana bakarken yanındaki gülümsedi ve “Ben Yüzbaşı Aras .” dedi. Yüzbaşı ne kadar nazik bakıyorsa o benim arabamda ki pimpirikli herif bir o kadar bok gibi bakıyordu. Boşver boşver Nild diyerek kendime teselli verdim. Neyseki Yüzbaşı Aras o değildi ben onunla muhatap olmayacağım. Sırıttım içten içten. “Albay Hakim Turapan gönderdi.” dedim. Lan siktir siktir ben asker selamı almayı bile unutmuştum . Hayatımda ilk defa unutuyordum bu ne sikik işti. Gülümsedi neyseki Aras yüzbaşı , fark etmemiş olması çok iyiydi . “Albay Hakim, Yağız Yüzbaşım yok diye beni görevlendirmişti ama Yağız Yüzbaşı geldi.” dedi. Başımı salladım. “ Gerekli bilgileri ondan alacaksınız” Sakince dediklerine karşı asker selamı aldım , bir kere unuturdum ikinciye asla. Bir askerin yapması gereken en son hata asker selamını unutmak olmalıydı. Yüzbaşı Aras’ın başıyla selam verip az önce kapısını çaldığım odaya girerken adımlarımı bende merdivenlere yönlendirdim. Yüzbaşı Arasın kapısının kapandığının sesini duymamla aynı anda sol bileğimi kavrayan sıcak ama sert bir el hissettim. “Nereye?” dedi sert ve etkili sesi. Durdum hala önüme bakarken başımı yavaşça arkaya çevirip baktım . “Yüzbaşını bulmaya.” dedim sertçe bende. Sen kimsin lan bileğimi tutmak falan. Bileğime bakıp kaşımı çatarken çekmeye çalıştım ama boşuna çaba göstermiştim . Aygır öyle bir tutuyordu ki çekememiştim. “Çeker misin elini?“ dedim iğneleyici bir tonda söylerken. Ters olan bakışları gözlerimden bileğime indi , bileğimde tuttuğu yer ve çevresi kızarmıştı , en küçük bir temasta beyaz tenim renk değişimine uğrardı. Kızarıklığını görmüş olmalı ki elini çekti, canımın acıdığını falan bile sanıyor olabilirdi. Bana bakarken tekrar merdivenlere gidecek oldum. Güçlü nefes sesi kulağıma geldi ardından duymayı beklemediğim lakabım dudaklarından döküldü. “İris satanası” Arkamı dönmeden bekledim , devam edecekse devam etsindi. Ben böyle de dinlerdim. “Bana dön” dedi emir veren otoriter sesi. Gözümü kapattım sakince nefes alıp verirken arkamı döndüm ve “Evet?” dedim ellerimi cebime saklayıp tam karşısında durdum uzun boyundan dolayı başımı kaldırmak zorunda olmak ne sikikti. Bana doğru bir adım atarken olduğum yerde dik dik bakmaya başladım. “Gerçekten nereye gidiyorsun?” dedi bir eliyle biraz uzamış kirli sakalını kaşıyordu sert bir ses tonu değilde daha çok sakinlik ve kendinden eminlik taşıyordu. Dediğimi tekrar etmek için ağzımı açacakken benden önce davranıp “Yüzbaşını arıyorsun biliyorum “ dedi. Kollarını göğsünde bağladı. Bulmaya gidiyorum bende deyip arkamı dönmeye yeltenicekken “Yüzbaşılarının odaları bu katta. Aşağı katta veya üst katta yok.” demesiyle durdum olduğum yerde. Ne garip bir tipti böyle. Her türlü insan karakteri görmüştüm nasıl anlaşabileceğimi her türlü hamura nasıl çevirebileceğimi bilirdim ama bunda kontrolümü ele alamıyordum işin gerçeği kontrolü kendisi de ele alamıyordu. Benim üzerimde kontrol elde edemiyordu buradan şunu söylemek ve çıkarmak doğru olabilirdi. Kendisi de bu durumdan memnun değildi ve kontrolü ele almayı tercih eden birisiydi. Durmadım kaçmayacaktım. “Kimsin sen?” dedim. Bir adım atıp üzerine gittim . Arabama da özellikle binme ihtimali var mıydı? Beynim şu an her şeye çalışıyordu. Bana doğru bir adım daha atarak aramızda artık bir adımlık mesafe kalmıştı. Gözlerimi çekmedim o da çekmedi başını bana bakmak için indirirken ellerini göğsünden çekti ve iki yanına indirdi . Bana doğru eğilirken olduğum yerde durmaya devam ettim geri adım atmazdım hiç bir zaman askerliğimden gelen bir içgüdüydü. “Yüzbaşı Yağız Kayra İkazer, buldum seni Nildazra”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

4. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.