Herkese merhaba:) Uzun bir bölümle karşınızdayım. Umarım seveceğiniz bir bölüm olmuştur. Beğeni ve yorum yapmayı unutmayın. Bol bol yorum bekliyorum. Bölüm sonunda buluşalım.💙♥️
Instagram: Kalemimdenhayaller ( Güncel paylaşımlar bulunuyor ♥️)
******
Güvenli kollar arasında yavaşça gözlerimi araladım. Esneyip etrafa baktım. Yavaş yavaş, kendime geldim. Olup biteni hatırladım. Hâlâ dünün izlerini taşırken gülümsedim. O anlara gittim. Pek çok duyguyla yüzleştim. Her şey o kadar ani gelişmişti ki...Bir anda kendimizi tutkunun ateşinde bulmuştuk. Ne onun durması mümkün olmuştu ne de benim durmam mümkün olmuştu. Beklenen şey gerçekleşmişti. Cihangir'e kapılmıştım. Hem de ne kapılmak? Öyle böyle değil. Kalbim dengeyi şaşırmış. Duygularım zirveye oynamıştı. Bunun heyecanını içimden atamamıştım. Ama artık kendime gelmek zorundaydım. Şapşal hâlimden arınmak zorundaydım. Başımı hafifçe yukarı kaldırıp Cihangir'e baktım. Uyuduğunu sanırken ela gözlerle denk geldim. Sanki güzel bir manzarayı seyrediyormuşum gibi hissettim. Her sabah, böyle bir manzaraya uyanmayı diledim. Bir şey demek istedim. Ama beceremedim. Yoğun bir heyecanla cebelleştim. Bakışlarını üzerimden çekmedi. Gözlerini gözlerimden ayırmadı. Elanın en güzel tonunu sunmaya devam etti. Usulca adımı fısıldadı.
"Zenan..."
Öyle güzel dedi ki bir daha söylesin istedim. Adımı hep ondan duymaya diledim.
"Günaydın." deyip gülümsedim.
"Günaydın uykucu."
Parmağını saçımı dolayıp oynadı. Uzun uzun, bana baktı. Yüzümdeki her bir zerreye inceledi. Gözlerimle dudağım arasında gidip geldi. Eli ustalıkla saçımdan yüzüme doğru kaydı. Usul usul gezindi. Yine aynı etkiyi bırakma yolunda ilerledi. Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. O çapkın gülüşü açığa çıktı. Kalbim arsızca atarken iç sesim dışarı yansıdı.
"Yine aynı şeyi yapıyorsun."
"Neyi yapıyorum?" deyip bilinmezlere oynadı.
"Bence neyi yapıp yapmadığını çok iyi biliyorsun."
"Sana bakmamı mı diyorsun?"
"Bravo! Nokta atışı... Yine o bakışı atıyorsun. Uzun uzun olan bakışını..." dediğimde gülüşü genişledi. Gerek bakışlarıyla gerek tavırlarıyla benimle oynamaya devam etti. Benim ona yaptığımı o da bana yapmaya çalıştı. Aklımı başımdan almaya çalıştı. Geri çekilmedim. Ben de bu yoldan ilerledim. Etkileme yolunda yarışa girdim. Cihangir durmadı. Durdurulamadı. Sözleriyle kalbimi baştan çıkarmaya devam etti. Âdeta bu yolda yemin verdi.
"Güzelliğine bakıyorum. Günümü aydınlatıyorum. Tüm mesele bu."
İltifatları bitmek bilmedi.
"Gece koyusu gözlerine, kusursuz tenine ve dolgun dudaklarına...Uzun uzun bakmak istiyorum." dediğinde güldüm.
"Tabii canım. Eminim öyledir. Öyle bir anlatıyorsun ki ben bile inanacağım."
Sözlerim hoşuna gitmedi. Bunu mimikleriyle belli etti.
"Ah Zenan! Bazen beni çok şaşırtıyorsun. Ne kadar güzel olduğunun farkında mısın? Yoksa bunu benim ağzımdan duymak için mi yapıyorsun? "
"Bana mı yürüyorsun? Yoksa bana mı öyle geliyor?"
"Bilmem. Sen hangisini isterdin? Sana yürümemi mi?"
Oturur vaziyete gelip tıpkı onun gibi gülümsedim. Onu taklit ettim.
"Başka bir ihtimal mi var? Öyle böyle yürümüyorsun. Koşuyorsun Cihangir. Durdurulamıyorsun."
"Ve bu senin çok hoşuna gidiyor."
Usulca baş onayı verdim.
"Sanırım."
Gözlerini kıstı. Hoşnutsuz bir hâlde başını iki yana salladı.
"Sanırım mı? Böyle bir cevap kabul etmiyorum. Net bir cevap istiyorum. Bunu senin ağzından duymak istiyorum."
"Zaten biliyorsun."
"Yine de söylemeni istiyorum." dediğinde güldüm. İlgiyle bana baktığını fark edince konuştum. Cesaretimi konuşturdum.
"Evet hoşuma gidiyor. Hem de çok... İlgini de seviyorum. İnkâr edilemeyecek kadar çok..."
İstediği cevabı alınca gözleri parıldadı. Memnuniyeti yüzüne yansıdı. Her bir kelimeyi vurguladı.
"Benim de hoşuma giden bir şey var."
"Neymiş?" dediğimde öyle bir baktı ki...Gözleri açlıkla tutkuyla dolup taştı. Heyecanımla başa çıkamadım. Gözlerimi kaçırdım. Çenemden tutup hafifçe yukarı kaldırdı. Göz göze gelmemizi sağladı.
"Cesaretin hoşuma gidiyor. Öyle böyle değil. Beni benden alıyor." deyip dudaklarıma yaklaştı. Öpmek için hazırlandı. Hızla dudaklarımı kavradı. Bu anı bekliyormuş gibi hemen karşılık verdim. Bir uyum içine girdim. Yumuşak başlayan öpücük gitgide sertleşirken inledim. Üstünlüğü ele geçirmek istedim. Sonunda bu isteğe ulaştım. Hakimiyeti ele geçirdim. Bir taraftan öperken bir taraftan saçlarıyla oynadım. İstemsizce çekiştirdim. Cihangir kısıkça inledi. Geri çekilip gülümsedi. Ellerini geceliğimin askısına getirdi.
"Dün gece seni çok yordum mu?" diye sordu.
Cevap olarak hızla başımı iki yana salladım. Ona istediğini verdim. Cevap hızıma gülüp omzuma bir öpücük bıraktı.
"Şimdi birazcık yorabilir miyim?"
Kalbim yine o heyecan dolu atmosferin içine girdi. En az onun kadar istedim. Kalbim kadar bedenim de ona ait olsun istedim. Tüm benliğimle Cihangir'e kapılmak istedim. Saçımı arka tarafa attı. Alnıma bir öpücük bıraktı. Kulağıma yaklaşıp fısıldadı.
"Bir türlü sana doyamıyorum."
Heyecanla yutkundum. Bununla baş etmekte zorlandım. Cihangir, sözleriyle içimdeki ateşi harlamaya devam etti.
"Hep daha fazlasını istiyorum. Bu iş ne olacak böyle?" deyip güldü. Hafifçe geri çekildi. Gözlerimin içine bakıp geceliğimin askısıyla oynadı. Belli bir yere kadar indirdi. Açıkta kalan yerleri öpücükleriyle donattı. Aynı zamanda hem yaktı hem huylandırdı. İnleyip ensesindeki saçı çekiştirdim. Başını kaldırıp bana baktı. Bunu fırsat bilip hızla dudaklarına yapıştım. Tutkuyla onu öpmeye başladım. Cihangir hem karşılık verdi hem de bedenimde bir gezintiye çıktı. Ellerinin gezindiği her nokta yaktı. Nazik okşayışıyla beni bir kor ateşe attı. Gecelik üzerimden kayıp giderken sırtım yatakla buluştu. Dudaklarımız yavaşça birbirinden ayrıldı. Cihangir, bakışlarıyla detaylı bir keşfe çıktı. Bu hareketiyle beni utandırdı. Gözleri iç çamaşırlarım üzerinde takılı kaldı. Sanki bir anda hepsini söküp atmak istedi. Öyle bir açlıkla baktı.
"Öyle bakma." diye fısıldadım. Çenesinden tutup göz teması kurmaya çalıştım.
"Cihangir!"
"Güzelim..." deyip yine o büyülü kelimeyi kullandı. Diyecek bir şey bırakmadı. Baştan aşağı süzüp dudaklarını araladı.
"Durumları eşitleyelim."
Üzerindeki tişörtü çıkarıp odanın bir köşesine fırlattı. O da benim gibi iç çamaşırıyla kaldı. İstemsizce onun bana yaptığını yaptım. Dikkatle onu süzdüm. Bakışlarım yavaş yavaş yukarı kayarken sesini duydum.
"Öyle bakma diyorsun. Ama sen de bana öyle bakıyorsun." deyip gözlerimin içine baktı. Alayla gülüp göz kırptı.
"Hiç şikayetçi gibi durmuyorsun."
"Çünkü değilim. Niye şikayet edeyim ki... İstediğin kadar bakabilirsin." dediğinde bir cesaretin içine girdim. Elimi çıplak göğsüne götürdüm. Çıldırmak istercesine baştan aşağı okşadım. Sertçe yutkundu. Elim daha aşağılara giderken durdurdu.
"Tehlikeli sularda yüzüyorsun."
"Tehlike de sen mi oluyorsun?" deyip güldüm.
"Aynen öyle." deyip arzu dolu bir bakış attı. Savunmasız bıraktı. Ağırlığını üzerime vermeden bana doğru eğildi. Dudakları yakıcı bir ateş olup boynumda gezindi. Yavaş yavaş, göğsüme doğru indi. İnleyişim onu daha çok hareketlendirdi. Öpücükleri ve ısırıkları, dayanılmaz bir etkiye sürükledi. İç çamaşırımı çıkarıp en uzak köşeye attı. Beni yarı çıplak bir hâlde bıraktı. Dudakları, göğsümde özgürce hareket ederken inleyişim durdurulamaz bir hâl aldı. Sırtına dünü aratmayan çizikler bıraktım. Tutkunun gücünü ona yansıttım. Hissettiğim sertlikle iyice dengeden çıktım. Defalarca adını fısıldadım.
"Cihangir..."
Başını kaldırıp bana baktı. Hızla dudaklarını araladı.
"Bir daha söyle."
"Ne?'
" Adımı böyle duymayı sevdim. Bir kere daha duysam olmaz mı?"
"Beni çıldırtmak hoşuna gidiyor. Değil mi?" dediğimde gülüp tekrar dudaklarımı kavradı. Sertçe öptü. Tutkuyla yoğurdu. Onu aratmadım. Aynı etkiyi ona da tattırdım. Bu süre boyunca elleri de boş durmadı. Önce beni sonra kendini çıplak bıraktı. Sertliğini içime doğru bastırdı. Bir zevk dalgasının içine attı. Tutkunun zirvesine bıraktı. Sonunda yorgun düştüm. Nefes nefese kendimi bıraktım. Terler içinde kaldım. Cihangir'in yanına uzandım. Beni kendine doğru çekip kollarıyla sardı. Başımı göğsüne yaslayıp nefesimi düzene koymaya çalıştım. Cihangir saçımı okşarken tavana baktım. Sevdiğim adamın kolları arasında huzuru yaşadım. İçimden haykırdım.
"Seni seviyorum Cihangir."
" Hem de çok seviyorum."
Bunu ona söyleme cesaretine ulaşamadım. Belki de karşılık alamayacağımdan çekindim. Zamana bırakmaya karar verdim. Şimdi olmasa bile bir gün mutlaka söyleyecektim. Hem kendime hem de ona bunu itiraf ettirecektim. Bunun inancıyla gözlerimi kapattım.

*******
Ilık bir duşun ardından bedenimi havluya sardım. Bunaltıcı havadan sıkılıp banyodan çıktım. Cihangir'i hazırlanırken buldum. Beni böyle görünce duraksadı. Baştan aşağı süzdü. Adım adım bana doğru yaklaştı. Saçlarımla oynayıp kokladı.
"Bu kokuyu seviyorum."
Saçımın hepsini yan tarafa atıp yüzüme doğru eğildi. Küçük ama etkili bir öpücük bıraktı. Kulağıma fısıldadı.
"Çok güzel kokuyorsun."
"Her zaman kullandıklarım."
Geri çekilip kaçındığı şeyi hatırlattım.
"İşe geç kalmıyor musun?"
"Sorun değil. Tüm işleri Anıl'a yıktım." deyip güldü. Ardından devam etti.
"Saçını kurutmayı unutma."
"Çok üşeniyorum desem."
"Ben de üşütmeni istemiyorum desem."
Telefonu çaldı. Sıkıntıyla nefes alıp verdi. Meşgule attı.
"Anıl mı arıyor?"
Başıyla onayladı.
"O zaman daha fazla bekletme. Ayıp olmasın."
"Hiç gitmek istemiyorum."
"Ama gitmelisin. İşler seni bekler." dediğimde derin bir iç çekti. Dudağıma küçük bir öpücük kondurdu.
"Akşama görüşürüz."
"Görüşürüz."
Elini karnıma götürüp okşadı.
"Görüşürüz babacığım." deyip orayı da bir öpücükle ödüllendirdi. İstemeye istemeye bizden uzaklaştı. El sallayıp güldüm.
"Çok geç kalma."
"Kalmam. Hatta erken gelebilmek için tüm şartları zorlarım." deyip son bir bakış attı. Vakit kaybetmeden çıktı. Ardından şapşal bir gülümsemeyle kaldım. Aynadan kendimi görünce başımı iki yana salladım. Kendimce söylendim.
"Tüm dengemi şaşırttı."
" Bu sefer de o aklımı başımdan aldı."
Daha fazla oyalanmadan rahat bir şeyler girdim. Makyaj masasına oturup saçımı kuruttum. Bakımımı yapıp kendime çeki düzen verdim. Açlığın etkisiyle hemen aşağı indim. Kahvaltı hazırlayacakken son anda fikrimi değiştirdim. Anneme bir sürpriz yapmak istedim. Yengeme de oraya gelmesini söyleyip evden çıktım. Kısa süren taksi yolculuğunun ardından oraya vardım. Hemen içeriye giremedim. Kapının önünde durup detaylıca inceledim. Yine özlem dolu geçmişe kapıldım. Sanki her an içeriden Efsun çıkacakmış gibi hissettim. Hüzünle gülümsedim. Nasıl da özlemiştim? Bu his öyle güçlüydü ki... Tarif edilemezdi. Yeri doldurulamazdı. Eski günler gelemezdi. Ne yazık ki sonuç belliydi. Efsun'u da arkadaşlığını da sonsuza dek kaybetmiştim. Bu yüzden, iyi şeyler dilemek olmayacak bir duaya amin demek gibiydi. İmkânsızlığın ta kendisiydi. Sıkıntıyla iç çekip düşüncelerden uzaklaşmaya çalıştım. Bu sırada yengemin sesini duydum. Düşüncelerimden sıyrıldım.
"Zamanlamamız harika. Aynı anda geldik." deyip sıkıca bana sarıldı.
"Özlemişim."
"Ben daha çok özledim."
Gözlerim bebek arabasındaki ikizlere kaydı. Şaşkın bakışlarına karşı gülümsedim.
"Canlarım benim..."
Eslem'in yokluğunu fark edip konuştum.
"Bizim cadı nerede?"
"Babasından ayrılamadı. Babası da ona kıyamadı. Yanında götürdü."
"Neyse onu da başka zaman görürüm. Daha fazla oyalanmayalım. Bebekler de üşümesin." deyip zile bastım. Kapı hemen açıldı. Annem önce şaşırdı sonra sevinçle güldü. Sıkıca bana sarıldı. Özlemle sarıp sarmaladı.
"Ne iyi yaptın da geldin. Çok özlemişim."
"Ben de özledim anne. Hem de çok özledim." deyip iki yanağından da öptüm. Bakışları arka tarafa kayınca geri çekildim. Bebeklerin birini annem birini yengem aldı. Annem sıra sıra ikisine de sevgi gösterisi yaptı.
"Oy bana kimler gelmiş böyle? Kuzularım benim."
"Bunlar hep süt kokulu..."
Gülüp içeri girdim. Annem bir süre daha bebekleri sevdi.
"Size kardeş de geliyor. Ailemiz büyüyor." deyip bana baktı. Ardından sözlerini devam ettirdi.
"Sağlıcakla doğsun torunum."
"İnşallah anne."
"Nasıl gidiyor? Ağrın sıkıntın var mı?"
"Her şey yolunda. Gayet iyiyim. Şu an tek isteğim, senin o güzel kahvaltın. Sanırım pazar kahvaltılarını özledim." dediğimde güldü.
"Önceden hiçbir şey yemezdin. Zorla tabağını bitirirdin. Hamilelik nelere kâdirsin?
"Çoğu şey gibi bunun da kıymetini bilememişim." dediğimde şefkatle yanağımı okşadı.
"Sen bebeklerin yanına otur. Biz hemen hazırlarız."
Yengem de hemen destek verdi.
"Evet. Enfes bir kahvaltıya hazır ol."
Bebeklerden birini kucağıma verdiler birini yanıma yatırdılar. Heyecanla bir kucağımdakine bir de yanımdakine baktım. O kadar tatlı o kadar uysaldılar ki... Kızım da onlar gibi olsun istedim.
"Tiplere bak ya! Yerim sizi."
Yüzlerine hafif bir öpücük bıraktım. Fırsatını bulmuşken telefonu elime aldım. İkisiyle beraber fotoğraf çekip Cihangir'e attım. Anında cevap geldi. Kendimi Cihangir ile mesajlaşma içinde buldum.
Prova mı yapıyorsun?
Sayılır.
Eline de çok yakışmış. Biz de mi ikiz bebek yapsak? Güzel olmaz mı?
Mesaj karşısında gözlerimi irice açtım. Hızla cevap yazdım.
Ha deyince olmuyor canım. Plan kurmakta üstüne yok. Daha bebeğimizi bile kucağımıza almadık. Sen ikizler diyorsun!
Bence aklımızda dursun. Çok güzel olur. Geniş bir ailemiz olur. Sen bir düşün. Söz veriyorum. Pişman olmayacaksın.
Cihangir yine başladın!!!
Şimdi böyle şikayet ediyorsun ama senin de kafana yatacak. Zamanı gelince göreceksin.
Görelim bakalım.
Telefonu kenara bırakıp bebeklerle ilgilenmeye devam ettim. Biri kucağımda uyurken diğeri etrafa gülücükler saçtı. Onu sevmem için şebeklikler yaptı.
"Sessiz ol. Kardeşin uyuyor."
"Seni kucağıma almamı mı istiyorsun?"
Gülüp konuşmaya devam ettim.
"Önce kardeşini yatırayım sonra seni alayım."
Dediğimi yapıp onu kucağıma aldım. Heyecanla hareketlendi. Neşelendi. Kokusunu içime çekip yanaklarını okşadım.
"Sen halayı mı özledin?"
"Balım benim."
Bir süre daha onu sevdim. Bana olan ilgisi annesini görünce bitti. Suratını asıp annesine gitmek istedi.
"Hemen sattın halayı."
Suratını iyice bozdu. Her an ağlayacak duruma geldi. Korkup hemen annesine verdim. Annesine gidince o hâlinden eser kalmadı. Ani bir değişim yakaladı. Sanki huzuru tattı. Öyle uysallaştı. Gözleri yavaş yavaş kapandı. Derin bir uykuya geçiş yaptı. Hayretle onlara bakakaldım.
"Nasıl sakinleşti? Bana da öğret." dediğimde gülümsedi.
"Annelik sırrı diyoruz. Sen de bebeğini kucağına aldığında anlayacaksın. Bebeğin kokunu alınca sakinleşecek. Huzurla dolacak."
"Umarım yenge. Umarım senin kadar iyi bir anne olabilirim."
"Olacaksın. Kendine güven." deyip bebeğini kardeşinin yanına yatırdı. Annemin sesini duyunca harekete geçtik. Sessiz olmaya özen göstererek masaya geçtik. Hayranlıkla masada göz gezdirdim. Özlediğim lezzetlere tek tek baktım. Sabırlı kalamadım. Herkesten önce başladım. İştahla yemeğimi yerken annemin memnuniyet dolu sesini duydum.
"İyi iyi! İştahın yerinde."
"Sorma. İyi mi? Kötü mü? Bilmiyorum. Baya bir kilo aldım. Hamilelikten sonra veremezsem diye korkuyorum."
Yengem gülerek beni süzdü.
"Ne o? Yoksa Cihangir seni beğenmez diye mi korkuyorsun?"
"Hayır! Öyle bir şey değil."
"Kendimden biliyorum. Normal böyle şeyler. Hamilelik psikolojisi garip oluyor. Ama sonra geçiyor."
"Cihangir'in pek umurunda değil. Zaten ona kalsak çok geniş bir aile olacağız. Öyle büyük hayalleri var. Bir sürü çocuk... Keşke kiloları erkekler alsa ama nerede o şans?" dediğimde hem annem hem de yengem güldü. Yengemden içli bir cevap geldi.
"Keşke! O zaman bir tane daha doğururdum."
Parıldayan gözlerini görünce heyecanla konuştum.
"Bu bakışları biliyorum. Aklında böyle bir şey var."
Gülüp omuz silkti.
"İkizler daha bebek. Mantıklı düşün." deyip ona baktım. Umursamazlığını görünce şaşıp kaldım.
"Ha senin kafan ha Cihangir'in kafası... Cidden aynı çalışıyor."
"Çocukları seviyorum kızım. Hem Civan da çok seviyor. "
"Anne sen bir şey söyle."
"Ben ne diyeyim kızım? Bakacak olan yetiştirecek olan onlar." dediğinde diyecek bir şey bulamadım. Bu konudan hızla uzaklaştım. İç çekip çayımdan bir yudum aldım. Reçeli bolca ekmeğime sürüp yedim. O an annemin beni izlediğini fark ettim. Göz göze gelince gülümsedi. Elini elimin üstüne koyup okşadı.
"Endişelerim yersizmiş. Şükür mutlusun."
"Mutluyum anne. Sen hiç endişe etme."
"Konuşmasan bile anlarım kızım. Gözlerinin içi gülüyor. Parlıyorsun."
Yengem yine alaycı tavrını araya soktu.
"Hem de ne parlamak... Bir de kız çocuğu annenin güzelliğini alırlar derler. Ama bu Zenan da işlemiyor." deyip yanağımdan sıktı.
"Ya yenge! Çocuk muyum? Ne yapıyorsun?"
"Ne yapayım? Çok tatlı gözüküyordun. Dayanamadım. Hem yanakların da hiç bu kadar dolgun olmamıştı. Biraz seveyim dedim."
Tekrar yanağıma uzanacakken geri çekildim.
"Tamam kızma."
"Sen de rahat bırak. Bırak ki güzelce kahvaltımı yapayım." dediğimde sessizce baş onayı verdi. Tabağıma dönüp kahvaltımla ilgilendim. Tabağın neredeyse yarısını bitirdim. Arkama yaslanıp ellerimi karnımda birleştirdim. Tebessüm edip anneme baktım.
"Ellerine sağlık anne. Her şey çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun kızım. İyi doydun mu?"
"Yeteri kadar yedim. Fazlası zarar."
"Ne zaman istersen gel. Canın ne isterse yaparım. Hiç çekinme."
"Her zaman aklımdasın anne. Merak etme. Ara ara böyle gelirim."
"Ara ara değil. Sık sık gel. Bu kapı sana hep açık." dediğinde ayağa kalkıp yanına gittim. Arkadan sarılıp yanaklarından öptüm.
"Canımsın. Seni çok seviyorum anne. İyi ki benim annemsin."
Sessizce güldü.
"Şimdi beni duygulandıracaksın. Sonra ağladım diye kızacaksın."
"Ya kıskanıyorum . Böyle olmuyor. Bana da sarılın." diyen yengem hızla yanımıza yaklaştı. Anında gözleri doldu. Sevgi yumağı olup bize sarıldı.
"Ben de sizi çok seviyorum canım ailem. İyi ki Civan ile evlenmişim. İyi ki sizi tanımışım. Annemden kardeşimden farksız oldunuz."
" Bugün ikiniz bir olup beni ağlatacaksınız." diyen annemin sesi titredi.
"Bu kadar duygusallık yeter. Ağlamak istemiyorum." deyip onlardan ayrıldım. Masadan birkaç tabağı aldım. Yengem de bebekleri anneme bırakıp bana yardım etti. Masadaki her şeyi mutfağa taşıdık. Mutfağı tertemiz yaptık. Mutfaktan çıkacakken beni durdurdu.
"Biraz otur da konuşalım."
"İçeride konuşuruz."
"Orada annem var olmaz." dediğinde mecburen istediğini yaptım. Karşılıklı oturduk. Dikkatle beni inceleyip dudaklarını araladı.
"Hep soruyorum. Yine soracağım. Her şey gerçekten iyi mi?"
"İyi. Anneme de söylediğim gibi..."
"Bazı şeyleri annemize anlatamayız. Olur da böyle bir durum yaşarsan ben hep yanındayım. Dertleşmeye hazırım. Bunu bil."
"Teşekkür ederim. İyi ki varsın."
"Zenan!"
Konuyu değiştirmeye çalıştım.
"Asıl soruların sorulması gereken sensin. Nasıl gidiyor? Küskünlükler bitti değil mi?"
"Her şey yolunda. Aramızda hiçbir sorun kalmadı. Gayet iyiyiz."
"Sevindim. Hep iyi olun." dediğimde gülüp konuştu.
"Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. Kaçmaya çalışma. Hemen dökül."
Hem yengeme hem de içimdeki baskıya dayanamadım. Olup biteni itiraf ettim.
"Cihangir ile her şey iyi gidiyor. Ama ailesi beni istemiyor."
Sözlerime şaşırdı.
"O gün sana çok iyi davranıyorlardı. Hediyeler iltifatlar havada uçuşuyordu. Şimdi ne oldu?"
"Her şey rolden ibaretmiş. Beni hiç kabullenmemişler."
Sıkıntıyla iç geçirdi.
"Demek Civan'ın hissettikleri doğruymuş."
"Ne hissediyordu ki?"
"Cihangir'in annesinden hiç haz etmiyordu. Bu kadında bir şey var deyip duruyordu." dediğinde telaşla konuştum.
"Lütfen bu konuştuklarımız aramızda kalsın."
"Merak etme. Her şey aramızda kalacak. Zaten söylesem Civan yerinde duramaz. Bir şeyler yapar."
"Ben de bundan korkuyorum ya..."
"Korkma böyle bir şey olmayacak." deyip güven vermek istedi. Etrafa bakıp annemin gelip gelmediğinden emin oldum. Konuşmayı sürdürdüm. Yaşanılanları, Cihangir'in ailesini ve Ebru'yu anlattım. Olanları şaşkınca dinledi. Ağzı açık kaldı.
"Olaylara bak! Ebru'ya inanamıyorum."
Onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.
"Tamam onun yaşadıkları da çok zor. Ona yapılmış bir ayıp var. Buna rağmen ısrarla Cihangir demesi garip."
"Biliyorum. Özür dilemeye çalıştım. Asla üste çıkmadım. Ama gözünü öyle intikam bürümüş ki... Hiçbir şey görmüyor. Cihangir'i benden almak istiyor. Ve Cihangir'in ailesi gizliden gizliye ona destek veriyor."
"Korkunç! İğrenç! Sen hamilesin ya. Onların torununu taşıyorsun. Bir aile kurmaya çalışıyorsun. Ama onların yaptıklarına bak. Yazıklar olsun." deyip sesini yükseltti. Annem duyacak diye korktum. Onu susturdum. Daha alçak bir ses tonuyla konuştu.
"Cihangir ne diyor bu duruma?"
"Çok öfkelendi. Çok kızdı. Ailesinden uzaklaştı. Beni ve bebeğimizi seçti." dediğimde gülümsemeye çalıştı.
"Hiç korkma. Cihangir seni bırakmaz. Ailesi de er ya da geç bu durumu kabullenir."
"Korkmaktan çok üzülüyorum. Keşke böyle şeyler hiç yaşanmasaydı diyorum."
Bu sırada annemin bize seslendiğini duyduk.
"Dikkat çekmeyelim. Yanına dönelim."
"Sonra konuşuruz."
Mecburen konuşmayı bitirdik. Kasvetli havayı dağıtıp ortama uyum sağladık. Annem önüme sıra sıra ördüğü güzellikleri dizdi. Yelekler, patikler ve hırkalar, tüm güzelliğiyle karşımda durdu.
"Torunuma ördüm. Kışın güzelce giyer."
Ellerini öpüp güldüm.
"Ellerine sağlık annem. Hepsi çok güzel olmuş."
Pembe patikleri elime alıp inceledim. Bebeğimin ayaklarında hayal ettim. Bir an önce o güzel manzaraya ulaşmak istedim. Bakışlarım uzakta duran sarı yeleğe kaydı. Dikkatle bakarken annem eline alıp gösterdi.
"Bunu da Efsun'un bebeğine ördüm." dedi. Şaşkınlıkla duraksadım. İstemsizce afalladım. Öğrendiğim gerçek karşısında gücümü korumaya çalıştım. Ama kolay olmadı. Gözlerim doldu. Hızla annemden kaçırdım. Gerçeği içimden söyleyip durdum.
"Efsun hamile. "
Hep aynı anda hamile olalım. Çocuklarımızı beraber büyütelim derdik. Çok iyi arkadaş olmalarını isterdik. Ama şimdiki şartlarda bunların hiçbiri gerçekleşemezdi. Bunu bilmek acı vericiydi. Yine de onun için mutluydum. Çok iyi bir anne olacağından emindim.
"Zenan kızım... İyi misin?"
Annemin sorusuna karşı hızla baş onayı verdim
"Bugün Efsun da buraya uğrayacaktı. Gelmişken ona da veririm."
Telaşla konuştum.
"Ne zaman gelecek?"
"Bir iki saate gelir."
Yengem sevinçle konuştu.
"Harika! Kız kıza takılırız. Eskiden olduğu gibi güzel bir vakit geçiririz."
Onlar kadar mutlu olamadım. Çünkü Efsun'un en son görmek istediği insanlardan biriydim. Burada olduğumdan haberi olsa asla gelmezdi. Şimdi gelse bile aramızdaki gerilim hissedilir. Annemin dikkatini çekerdi. Ne annemi ne de onu üzmek istiyordum. Bir huzursuzluk oluşturmak istemiyordum. Bu yüzden, bir şey uydurup hemen buradan kalkmalıydım. Aklıma hiçbir şey gelmeden ayağa kalktım. Tüm bakışlar üzerime kitlenirken bir şey uydurmaya çalıştım. Ben bir şey bulana kadar zil çaldı. Annem hevesle ayağa kalktı. Kapıyı açtı. Kaçacak yer bulamadım. Sesleri pür dikkat dinledim.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş bulduk teyze."
"Misafirlerin mi var?"
"Misafir değil. Görünce çok sevineceğin insanlar var."
Ne yapacağımı şaşırdım. Yengem, heyecanla annemin yanına giderken olduğum yerde kaldım. Efsun'un sesi gitgide yaklaştı. Artık kaçamayacağımı anladım. Dikkatle ona baktım. Birçok duyguyu yaşadım. Hüzün, acı ve özlem... Bir olup beni yıktı. Uzun uzun Efsun'a inceledim. Şu ana kadar gördüğüm en tatlı hamilelerden biriydi. O kadar güzel gözüküyordu ki... Duygulanmamak elde değildi.
"Bak Zenan da burada." diyen annem, koca bir mutluluk yaşarken Efsun ile göz göze geldik. Neşesi beni gördüğü an çekip gitti. Duraksayıp şaşkınca bana baktı. O yeşil gözler, şaşkınlık ve öfke gösterirken gülümsemeye çalıştım. Belki de en zor şeyi yaptım.
"Hoş geldin Efsun." dedim. Sanki her normalmiş gibi...O da en az benim kadar zoraki bir gülüş sergiledi.
"Hoş buldum."
Sırf annem bir şey anlamasın diye ortak bir oyuna giriştik. Sanki birbirimizi görmekten mutluymuşuz gibi davrandık. Mecburen sarıldık. Bir zamanlar sık sık yaptığımız şeyi zoraki yaptık. Fazla uzatmadan hemen geri çekildik. Annem hemen onu oturtup ördüklerini gösterdi. Efsun, bana bakmamaya özen göstererek bazen annemle bazen yengemle sohbet etti. Bir süre daha durup ayağa kalktı. Çok bile dayandı.
"Artık kalkayım."
"Daha yeni geldin kızım."
"Yapacak işlerim vardı teyze. Başka bir zaman gelir. Uzun uzun otururum."
"İyi madem öyle olsun bakalım."
İçimde delice bir istek belirdi. Efsun ile konuşmak istedim. En azından birkaç şey söylemek istedim. Sonuçta Mardin'e boşu boşuna dönmemiştim. Bana bir şans verilmişti. Bu şansı geri çeviremezdim. Sonsuza dek de kaçıp duramazdım. Hazır Efsun'u görmüşken fırsatını değerlendirmeliydim. Zor olsa da yapılması gerekeni yapmalıydım.
"Ben de artık eve gideyim." dediğimde hemen itiraz cümleleri geldi.
"Akşama giderdin kızım."
"Evet Zenan. Erkenden gidiyorsun."
"Biraz halsiz hissediyorum. Efsun ile beraber çıkayım. Eve gidip dinleneyim." dediğimde Efsun dik dik bana baktı. Bir şey demek istedi. Sonra vazgeçip derin bir iç çekti.
"O zaman vakit kaybetmeden çıkalım."
Annem memnuniyetsizce bize baktı.
"Bu hiç olmadı. Başka bir zaman uzun uzun kalın."
Yengem de onu aratmadı.
"Evet. Annem doğru söylüyor. Bir gün ayarlayalım. Güzelce vakit geçirelim." dediğinde sessizce onu onayladım. Boşu boşuna uğraşıyordu ama haberi yoktu. Olmayacak bir buluşma için çabalıyordu. Ne ben o buluşmaya gelirdim ne de Efsun gelirdi. Buna rağmen, ikimiz de karşı çıkmamıştık. Yalandan da olsa yengeme isteyeceği cevaplar vermiştik. Tek tek vedalaşıp dışarı çıkmıştık. Baş başa kalınca rolleri bir kenara bırakmıştık.
"Ne istiyorsun Zenan?"
"Son kez konuşmak istiyorum."
"Vaktim yok."
"Fazla tutmam."
Sinirle güldü.
"Bu saatten sonra ne konuşacağız ki? Ne gibi bir konumuz olabilir ki?"
"Son kez Efsun. Son kez! Söz veriyorum. Bir daha böyle bir şey olmayacak."
"Çok uzarsa çekip kalkarım."
"Tamam. Çok uzatmayacağım."
"En iyisini yaparsın."
"Buraya en yakın bir park var. Oraya gidelim mi?" diye sorduğumda cevap vermeden önden ilerledi. Sessizce onu takip ettim. Parkın önüne kadar geldik. Boş bir banka oturduk. Hemen konuşmaya giremedik. Sessizlik can sıkıcı bir hâl alırken oyun oynayan çocuklara baktım. Hüzünle gülümsedim.
"Bir zamanlar hayallerimiz vardı. Parka çocuklarımızı oynatmaya getirecektik."
"Artık böyle bir şeyin imkânı yok. Çünkü o hayallerden eser yok."
"Biliyorum."
Bana doğru döndü. Gözleri göbeğime kaydı.
"Söylenenler doğruymuş demek ki... İnanması zor ama gerçekmiş. Cihangir ile evlenmişsin. Hamile kalmışsın."
"Kızdın mı?"
Omuz silkip dudaklarını araladı.
"Hayır. Sadece şaşırdım. Cihangir ve sen, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdiniz. İlginç bir çift olmuşsunuz."
"Doğru! Bir zamanlar tıpkı senin gibi düşünüyordum. Ama hayat bana her an her şeyin olabileceğini gösterdi."
Zorlukla yutkundum. Düşündükçe geçmişin o acı dolu rüzgarına kapıldım. Konuşmak için çabaladım.
"Geçmişte çok büyük hatalar yaptım. Herkesin hayatını mahvettim."
"Daha yeni mi fark ediyorsun?" deyip laf çarptı. Buna rağmen konuşmak için çabaladım. Zorlukla dudaklarımı araladım.
"Gerçekten çok pişmanım Efsun. Yaptıklarımdan kendimden o kadar çok iğreniyorum ki... Vicdanımdaki azabı dindiremiyorum. Aklım hep geçmişte kalıyor. Geçmişi aşamadıkça önüme bakamıyorum."
Gözlerinin içine baktım. Öfkesine karşı çaba verdim.
"Değişmeye çalışıyorum Efsun. Eski hâlimden arınmaya çalışıyorum. Biliyorum olanları değiştiremem. Yaptığım kötülüğü aklayamam. Ama lütfen pişman olduğumu bil. O eski Zenan olmadığımı bil."
Sinirden gözleri doldu. Derin bir iç geçirdi.
"Ne istiyorsun Zenan? Bana nasıl değiştiğini mi kanıtlamak istiyorsun? Tekrar eskisi gibi mi olmak istiyorsun? Eğer böyle bir şey istiyorsun imkânsızı diliyorsun."
"Biliyorum Efsun. Asla bir daha yan yana gelemeyiz. Zaten en doğrusu da bu."
"Evet! Asla!"
"Benden nefret ediyorsun değil mi?"
"Ne istiyorsun? Sevgimle sarıp sarmalamamı mı?"
"Sadece bu kadar çok nefret etmemeni istiyorum. Biliyorum affetmezsin. Affet bile diyemem. Ama benden bu kadar çok nefret etme." derken tıpkı onun gibi gözlerim doldu. Ağlamamak için direndim. Gözlerimi kaçırdım. Efsun titreyen sesiyle cevap verdi.
"Önceden öyle çok nefret ediyordum ki... Düşmandan farksız görüyordum. Çünkü ancak bir düşman böyle bir şey yapabilir biliyordum .Benim gibi mahvol istiyordum. Çektiğim şeylerin aynısını yaşa istiyordum. Ama şimdi o nefretten eser yok. Sana karşı hiçbir duygum yok. Sanki bir yabancısın."
Gözyaşlarımı sildim. Beni bu hâlde görmesin istedim.
"Yani senden nefret etmiyorum Zenan. Affetme konusuna gelirsek şimdi değil. O kadar kolay değil. Belki zamanla yaş aldıkça düşüncelerim değişir. O da belli değil. Yaşanılanlar o kadar kötü ki... Dilerim böyle bir şey yaşamazsın. Düşün sana bile bunları diyebiliyorum."
Ayağa kalktı. Gitmek için hazırlandı. Telaşla ayağa kalktım. Yüzüne karşı acıyla konuştum.
"Anlamı olacak mı ? Bilmiyorum. Ama özür dilerim. İçin rahatlayacaksa diye söylüyorum. Ben acımı çekiyorum. Pişmanlığımı yaşıyorum. Her güne keşke diyerek uyanıyorum."
"Geçmişi değiştiremeyiz. Olanlar belli. Sonuç belli. Suçlusun. Ama sürekli geçmişi düşünürsen kafayı yersin. Normale dönemezsin. Bebeğin için önüne bakmalısın. Onun için gerçekten değişmelisin. Doğruyu yanlışı bilmeli ona da öğretmelisin. Teyzem için bebeğin için çaba vermelisin. Geleceğini ancak böyle düzeltebilirsin. Yani diyeceğim o ki artık düşünmen gereken şey geçmiş değil. Gelecek olsun. Ben öyle yapıyorum. Acılar yerine mutluluklara tutunuyorum. Sana da tavsiye ederim. Hayat böyle daha yaşanılabilir kılınıyor."
Gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Art arda yanağına süzüldü. Zorlukla konuştu.
"Birlikte bebeklerimizi büyütebilir. İyi bir dost olarak kalabilirdik. Ama kaderimizde böyle bir şeye yer yokmuş. Bu yüzden bir daha yan yana gelmeyelim. Böyle bir konuşmanın içine girmeyelim. Olan oldu. Biten bitti. Daha fazla acı çekmeyelim."
Gözyaşlarını silip gülümsemeye çalıştı.
"İyi bir anne ol. Daha fazla yanlış yapma. O bebeği de sakın üzme." deyip bana arkasını döndü. Birkaç adım ilerledi. Arkasından bağırdım.
"Çok iyi bir anne olacaksın Efsun. Tıpkı hayallerindeki gibi mutlu olacaksın."
Sözlerime karşı duraksadı. Hafifçe bana döndü. Hüzünlü bir bakış atıp tekrar önüne döndü. Hızlı adımlarla ilerledi. Gözden kaybolana kadar onu seyrettim. Arkasından halsizce fısıldadım.
"Bu seni son görüşümdü Efsun."
Bunu bilmek karman çorman bir duyguya sürükledi. Onunla konuştuğum için hem mutlu hem de hüzünlüydüm. Konuşmayı yaptığım için hiçbir pişmanlığım yoktu. Yapılması gerekeni yapmıştım. Son kez onunla yüzleşmiş. Duygularımı açmıştım. Bundan sonrası önüme bakmak olacaktı. Dediğinde haklıydı. Yoksa kafayı yiyecektim. Ellerimi göbeğime götürüp okşadım. Kendimden emin bir şekilde konuştum.
"İyi bir anne olacağım bebeğim. Söz veriyorum. Seni hiç üzmeyeceğim."
Banka oturup derin bir sessizliğe çekildim. Bir süre daha çocukları izledim. Vaktimi onlarla geçirdim. Hava kötü olunca gitmeye karar verdim. Ama eve dönmek istemedim. Cihangir'i görüp kafamı dağıtmak istedim. Yoğun olup olmadığını umursamadım. Ne olursa olsun, onu görmek istedim. Ona ancak taksiye binince haber verdim. Arkama yaslanıp etrafı seyrettim. Derin düşüncelerle yolculuğu bitirdim. Cihangir, beni kapıda karşıladı. Onu öyle karşımda görünce duygulandım. Yine ona sığınmak istedim. O kollar arasında huzuru tatmak istedim. Hızla ona doğru yaklaştım. Sıkıca sarıldım. Kokusunu içime çekip başımı omzuna yasladım. Sessizce güldüğünü duydum.
"Beni bu kadar çok mu özledin?"
Saçımı nazikçe okşadı.
"Biraz daha böyle kalsak." dedim. Sesini çıkarmadı. Beni rahatlatmak için elinden geleni yaptı. Kokusu bile huzuru tatmama yetti. Başımı kaldırıp ona baktım. Yüzümü okşayıp adımı fısıldadı.
"Zenan..."
Meraklı bakışları üzerimde gezindi. Tekrar konuştu.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır. Sadece sana sarılmak istedim."
Alnıma bir öpücük bıraktı. Gülümseyip elini uzattı. Elinden sıkıca tuttum. Zorlukla gülümsedim. İyi olduğumu gösterdim. El ele odasına doğru ilerledik. İçeri girmeden bana doğru döndü.
"Kahvaltı yaptın mı?" diye sordu.
"Evet. Anneme gidip orada yaptım."
"İyi yapmışsın. İçeride sana bir sürprizim var." deyip kapıyı açtı. Merakla etrafa baktım. Sürprizin ne olduğunu bulmaya çalıştım. Masanın üstündeki çilekli pastayı gördüm. Ona doğru yaklaştım. Cihangir de yanıma gelip konuştu.
"Bu aralar canın çok istiyordu."
İnce hareketi karşısında hayranlıkla ona baktım.
"Evet. Bu aralar en sevdiğim şey çilekli pasta."
"Ama baştan anlaşalım. Çok fazla yemek yok. Yalnızca bir tabak. Yoksa miden bulanıyor." dediğinde tebessüm edip başımı salladım. Yanağından öpüp dudaklarımı araladım.
"Teşekkür ederim. Çok güzel gözüküyor."
Pastadan bir dilim kesip tabağıma koydu. Yememi bekledi. Normalde olsa hemen yiyecekken canım hiç istemedi. Olaylardan dolayı iştahım kapandı. Bu da Cihangir'in dikkatini çekti. Bakışlarını üzerime dikti. Mecburen yemeye çalıştım. Zorla bir parça alıp ağzıma götürdüm. Yerken beğeni dolu sesler çıkardım. Oyunculukta zirveye çıktım.
"Harika. Sen niye yemiyorsun?"
"Çilekli pastayı sevmem."
"Ama çok güzel. Benim için biraz ye." deyip yanına oturdum. Pastamdan biraz alıp Cihangir'e yaklaştırdım.
"Aç ağzını."
"Sen ye. Sen yedikçe ben yemiş kadar oluyorum."
"Cihangir! Lütfen!"
Zorla ağzını açtırdım. Pastayı yedirdim. Tekrar yedirecekken engel oldu. Şüpheyle beni süzdü.
"İtiraf et. Pastayı sevmedin değil mi?"
"Hayır! Çok beğendim."
"O zaman niye bana yediriyorsun? Bu işte bir yanlışlık yok mu? Benim bildiğim Zenan pastayı güzelce yer. İkinci tabak için başımın etini yerdi. Bana zorla yedirmezdi."
Dikkati karşısında şaşırdım. Resmen ince ayrıntıları yakalamıştı.
"İyilik yapayım dedim. Anlamadın. Tüm mesele bu!" deyip konuyu kapatmaya çalıştım. Ama Cihangir detayları yakalamaya devam etti.
"Neyin var Zenan? Evde bıraktığım gibi değilsin. Durgunsun."
"Sana öyle gelmiş." deyip zorla pastadan yedim. Tekrar bir çatal daha alacakken beni durdurdu.
"Bunu kendine yapma Zenan. Biraz daha yersen kusacaksın. Resmen zorla yiyorsun."
Peçete alıp dudağımın kenarını sildi. Gözlerini gözlerime dikip konuştu.
"Şimdi bana ne olduysa anlatıyorsun."
"Ama kızarsın."
"Kızmam."
"Boş ver."
"Zenan!"
"Bak kızmaya başladın bile." dediğimde derin bir nefes aldı.
"Seni dinliyorum. Anlatmadan bırakmam biliyorsun."
"Ben bugün bir şey yaptım."
"Ne yaptın?"
Gözlerini kıstı. Kendi sorusuna kendi cevap verdi.
"Sorun annem mi? Kardeşim mi? Yine ne yaptılar? Söyle!"
Öfkesini onlara yöneltti. Daha fazla yanlış anlaşılma yaşansın istemedim. Hızla cevap verdim.
"Bugün Efsun ile konuştum."
Ses tonunu ayarlayamadı.
"Ne?"
"Niye?"
"Son kez konuşmak istedim. Son kez yüzleşelim istedim." dediğimde iyice sinirlendi.
"Kendini üzmek için yer mi arıyorsun? Hamilesin Zenan sen! Stresten üzüntüden uzak durmalısın. Ama sen nerede stres nerede üzüntü varsa oraya gidiyorsun."
"Anlamıyorsun Cihangir. Buna ihtiyacım vardı. Onunla son kez de olsa konuşmalıydım. İçimdekileri dökmeliydim. Pişmanlığımı bilmeliydi."
"Bu neyi değiştirirdi ki? Affedecek miydi seni?" deyip başını hızla iki yana salladı.
"Olsun. En azından artık benden nefret etmediğini öğrendim." deyip çaresizliğimi gösterdim. Suçlulukla yüzümü ellerimle kapattım. Öfkeli bakışlardan kaçındım. Cihangir önüme geçip ellerimi yüzümden çekti.
"Benden saklanma."
Ellerimden tutup göz teması kurmaya çalıştı.
"Sana kızıyorum. Çünkü zarar görmeni istemiyorum. Üzülmeni istemiyorum. Geçmişi kurcalamak iyi gelmeyecek biliyorum. Eğer geçmişte kalırsak zarar görürüz. Toparlanamayız. Olan bize olur. Bebeğimize olur. Bu yüzden toparlanmaktan başka çaremiz yok. Bırak geçmiş geçmişte kalsın. Biz önümüze bakalım. Geçmişi unutacak kadar güzel bir hayat yaşayalım."
Bu sözlere ne denirdi ki? Çok haklıydı. Üstüne hiçbir şey konamazdı. Cihangir bizim için çabalarken ben onu üzüyordum. Geçmişi açarak sıkıyordum.
"H-Haklısın. Çok haklısın Cihangir."
"Bana söz ver Zenan. Bir daha böyle bir şey yapmayacaksın. Kendini üzecek bir olaya girişmeyeceksin. Geçmişi kurcalamayacaksın. Önüne bakacaksın."
Gözleri ısrarla üzerimde gezindi. Bir cevap istedi.
"Söz veriyorum." dediğimde gülümsemeye çalıştı.
"Olması gereken bu."
Bu sırada Cihangir'in telefonu çaldı. Kısa cevaplarla kapattı.
"Anıl'ın yanına gitmem gerekiyor. Bir iş çıkmış. Hemen gidip geliyorum." deyip hızla odadan çıktı. Beni bir başıma bıraktı. Lavaboya girip aynadan kendime baktım. Halsiz hâlimden kurtulmak istedim. Kendime çeki düzen verdim. Gücümü toplamak için çaba verdim. Tekrar odaya döndüm. Cihangir uzun süre gelmedi. Telefonla vakit geçirdim. Sosyal medyada gezindim. Son durağım bebek sayfaları oldu. İlgiyle inceledim. Yeni bilgiler keşfettim. Bu durum, telefonum çalana kadar sürdü. Kim olduğunu merak ettim. Hızla açtım.
"Alo..."
Tanıdık ses heyecanlandırdı.
"Alo Zenan..."
"D-Demir..."
"Ta kendisi."
Heyecanla ayağa kalktım. Etrafa baktım. Temkinle cevap verdim.
"Ben de seni arayacaktım. Gönderdiğin güller ve o mesaj..."
Sözlerime güldü. Sesiyle sesimi bastırdı.
"İstesen bile arayamazdın. Cihangir seni aradığım her numarayı engelledi. Sana ulaşmamam için her şeyi yaptı."
"Ne? Ne zaman?"
"Ah Zenan! Hiçbir şeyden haberin yok. Cihangir görüşmemizi istemiyor. Bunun için elinden geleni yapıyor. Başından beri bunu yapıyor. Seni defalarca aradım. Ama karşıma hep Cihangir çıktı. Konuşmanın sonu hep laf dalaşıyla bitti. " dediğinde duyduklarıma inanamadım. Ne diyeceğimi bilemedim. Gülüp benim yerime konuştu.
"Biliyorum şaşkınsın. Ama olanlar bu. Yine de Cihangir'e bunu belli etme. Hiç bilmiyormuş gibi davran."
"Niye? Yaptığı şey çok saçma. Benden habersiz numaraları engelliyor. Kendince benim hakkımda karar veriyor. Tabii ki konuşacağım. Hesabını soracağım. Hem ona hem de sana...Sana o gülleri gönderip yanlış anlaşılmaya fırsat verdiğin için Cihangir'e de benden habersiz böyle bir şey yaptığı için hesabını soracağım."
"Zenan! Sakın bir şey söyleme. Ona bunu çaktıracak bir şeyler yapma. Çok önemli bir olay var. Seninle ne olursa olsun görüşmem gerekiyor. Ne zaman ? Bilmiyorum. Ama yüz yüze konuşmamız gerekiyor. Telefonda konuşulmayacak kadar önemli bir olaydan bahsediyorum. Cihangir'in bunu engellemesine izin veremem."
Odanın kapısı açıldı. Kalbimin atışı hızlandı. Cihangir adım adım bana yaklaşırken Demir konuşmaya devam etti.
"Cihangir bilmemeli. Sözüme güven. Bana güven. En kısa sürede yanına gelmeye çalışacağım. Gereken konuşmayı yapacağım. Bu konuşmaya kadar kimse bir şey bilmemeli. Sonrası umurumda bile değil. Gerekirse Cihangir'in karşısına geçer anlatırım. Önemli olan önce bizim konuşmamız."
İki arada bir derede kaldım. Araf'ta kalmak neymiş yaşadım. Ne yapacağımı sorguladım. Cihangir'e hesap mı soracaktım? Yoksa Demir'e güvenip bekleyecek miydim? Bir tarafta sevdiğim adam vardı. Bir tarafta önemli konu diye bağıran bir adam vardı. Gerçekten ne yapacaktım? Bu sorunun cevabı tam bir muammaydı.
-Bölüm Sonu-
Bölüm nasıldı? Düşüncelerinizi merak ediyorum. Bol bol yorum istiyorum.💜
Hikâye boyunca en sevdiğiniz karakter kim oldu? Bunu da öğrenmiş olayım :)
Bakalım gelecek bölümlerde neler olacak? Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla ve sevgiyle kalın. 😊💜