*****************
Hayatta bazı anlar vardır ya... Sana ters bir köşe yapar. Ummadığın anda bir sürpriz yapar. Şaşar kalırsın. Elin kolun bağlanır. Ne yapacağını şaşırırsın. Duyguların zirveye tırmanırken susar kalırsın. Büyülü bir ana kapılırsın. Gerçek mi? Gerçekten yaşandı mı? Bilemezsin. Ama delicesine gerçek olmasını istersin. Tüm kalbinle yaşansın istersin. İşte şimdi ben de böyle bir andaydım. Mantığımdan kopmuş bir vaziyette en yoğun duygulardaydım. Heyecan, neşe ve kuşku... Hepsini aynı anda yaşamaktaydım. İhtimaller diyarında oradan oraya savrulmaktaydım. Sanki Cihangir şiddetli bir rüzgâr, ben de ona kapılan yapraktım. Nereye varacağıma bilmeden onunla beraber savrulandım. Bu durum başka nasıl anlatılırdı ki? Duygularımı hangi kelime hangi büyülü sözcük açıklayabilirdi ki? Tek bildiğim şey büyülendiğimdi. Evet büyülenmiştim. Şimdi de bu büyülü anın en güzel karesindeydim. Onunla el ele göz gözeydim . O ela gözlerin esiriydim. Aramızdaki çekime karşı pes edendim. Ona kapılmak isteyendim. Yanlış mı? Doğru mu? Bilmek istemediğim yerdeydim. Ne olursa olsun, onunla olmak isteyendim.
"Zenan..."
Adım, ilk defa kulağıma bu kadar güzel geldi. Heyecanla yutkunup ona baktım. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan içimden konuştum.
Kimsin sen Cihangir? Bana hayal kurduran mı? Yoksa gerçeği fısıldayan mı? Kim sen? Neden her seferinde bana bunu yaşatıyorsun? Hem mutlu ediyorsun hem şüphe içinde bırakıyorsun. Hem güldürüyorsun hem hüzünlendiriyorsun. Beni dengesizleştiriyorsun. Ama bundan şikayetçi bile olamıyorum. Ne yapsam ne etsem yine sana kapılıyorum. Sanırım kaderime kapılıyorum.
Benim yapamadığımı yapıp konuştu.
"Sorumu duydun mu Zenan?"
Suskun kaldım. Emin olmak için bir kez daha konuşsun istedim. Bir kez daha o güzel soruyu duymak istedim. İç geçirip istediğimi yaptı.
"Benimle evlenir misin ? Bebeğimiz için bunu yapabilir misin?" dediğinde içimi kemiren şüpheden kurtuldum. Emin olmanın mutluluğuyla doldum. Sandım ki biraz da olsa rahatlarım. Ama umduğumu bulamadım. Baskıdan kurtulamadım. Kalbime öyle bir baskı uygulandı ki her an elimi oraya götüreceğimi sandım. Son anda kendimi tuttum. Cihangir ise ne kadar ciddi olduğunu bakışlarıyla ve tepkisiyle kanıtladı. Derin bir nefes alıp verip sakinleşmeye çalıştım. Sakinleşmek bir yana her şeyin dozunu arttırdım. Romantik bir akşam yemeğinde bu teklifi almışım gibi hissettim. Ne bir eksik ne bir fazla hissettim. Hormonların etkisiyle iyice dengesizleştim. Aynı anda hem gülmek hem de mutluluk gözyaşları dökmek istedim. Cihangir, sabırla tekrar seslendi.
"Zenan! Artık bir şey diyecek misin?"
Merak dolu bakışlar, benden bir cevap beklerken dünyanın en güzel sorundan kopmaya çalıştım. Abartıdan kaçmaya uğraştım. Hızla yüzümdeki tebessümden arındım. İçten içe kendime kızdım. Yaptığım şeye anlam veremedim. Gerçekten nasıl bu kadar aptal görünebilirdim? Nasıl dünden hevesli gibi görünebilirdim? Resmen her an boynuna atılacakmış gibi davranıyordum. Ama biz bir çift değildik. Bu evlilik teklifi de beklenilen bir şey değildi. Mecburiyetten doğan bir teklifti. Buna rağmen aptal gibi hevesliydim. Her an boynuna atılacak kadar mutluydum. Gözyaşı dökecek kadar dengesizdim. Yine de bunu ona sezdirecek kadar kendimden geçemezdim. Toparlanmaya mecburdum. Bunun heyecanıyla ne konuşacağımı bilmeden dudaklarımı araladım. Lafımı toparlamaya çalıştım.
"Ciddi ciddi evlenme teklifi mi ediyorsun?"
Gülümseyip derin bir iç geçirdi. Hızla başını olumlu anlamda salladı. Tereddüt bile etmedi. Cesaretini konuşturmaya devam etti.
"Daha kaç kez tekrarlamam gerekecek? Ben her şeyden vazgeçtim Zenan. Onun için ne gerekiyorsa yaparım. Yeter ki o güvende olsun. Yeter ki o mutlu olsun. Gerisi önemli değil. " dediğinde tekrar göz göze geldik. Ne kadar ciddi olduğuna ne kadar kararlı olduğuna bir kez daha şahit oldum. Zorlukla yutkundum. İster istemez, aklıma can sıkıcı konular geldi. Birkaç gün öncesine kadar Ebru ile nişanlıydı. Onunla gelecek kuracaktı. Şimdi olanlar ise o kadar garipti ki... Hayat başlı başına tahmin edilemeyecek cinstendi. Buna ben de dahildim. Bin bir duyguyla çevriliydim. Hepsi de birbirine zıttı. Hem mutlu olmak hem de hüzünlenmek ne kadar sağlıklıydı? Hem heyecanlanmak hem endişelenmek ne kadar doğruydu? Cevabını bilmek istemiyordum. Bilmek istediğim cevaplar Cihangir'deydi. Bu yüzden, yapmam gerekeni yaptım. Hızla dudaklarımı araladım.
"Gerçekten emin misin Cihangir? Bu karar, anlık verilmesi gereken bir karar değil. Sonuçta birkaç gün öncesine kadar hayatımız bambaşkaydı. Ebru ile evlilik yolundaydın." dediğimde sıkıntıyla iç geçirdi.
"Sen de bunu istemiyor muydun Zenan ? Daha geçen gün evlenelim demiyor muydun? Unuttun mu?"
Söyleyecek bir şey bulamadım. Benden kalan boşluğu da o doldurdu.
"Emin olmasaydım sana bunu asla sormazdım. Bu teklifi asla etmezdim. Beni az çok tanıyorsun. Ne kadar ciddi olabildiğimi de görebiliyorsun. Değil mi?"
Usulca başımı salladım. Görüyordum. Ama gelecek konusunda bir yerlerde tıkanıyordum. İster istemez, cevaplar almak istiyordum. İçim rahatlasın, geleceğe dair güvenle dolayım istiyordum.
"Mecburiyetten yapıyorsun. Eğer Ebru seni affetmiş olsaydı bu anlar yaşanmayacaktı. Belki de bambaşka şeyler yaşanacaktı." dediğimde yüzündeki damarların gerginleştiğini gördüm. Kaşlarını hafifçe çattı. Öfkeyle gözlerini kaçırdı. Bu öfke bana mı? Yoksa kendine mi? Cevap veremedim. Sessizce onu seyrettim. Çok bekletmeden konuşmaya başladı.
"Hamile olduğunu öğrendiğimden beri çok düşündüm. Bir çıkış yolu bulmak için çok çabaladım. Kimseyi daha fazla üzmeden bir şeyler yapmak istedim. Ama başaramadım. Her şey tersine gitti. Herkes acı çekti. Sonuç hep aynı yere çıktı. Ben ne anlatırsam anlatayım, onun gözünde suçlu olacaktım. Ki zaten suçluyum. Hiçbir açıklamam olayları hafifletmeyecekti. Yine üzülecekti. Yine kırılacaktı. Sonuç hep aynı olacaktı."
Kaçırdığı gözleri, tekrar beni buldu. Hiçbir şey söylemeden tepkimi inceledi. Gözleriyle detaylı bir keşfe çıktı. Ben de ona uyup sustum. O ne yapıyorsa aynısını yaptım. Ben de onu çözmeye çalıştım. Çatık kaşlarının ardından net bir cevap bulmaya çalıştım. Ama sert duvarı aşamadım. İstedim ki o da benim duvarımı aşamasın. Ne hissettiğimi anlamasın. Neyse ki bu durumu fazla sürdürmedi. Dikkatli bakışlara son verip sessizliği sona erdirdi.
"İnsanların kalbini çok kırdık Zenan. Bilerek ve bilmeyerek canlarını yaktık. Ama bunu masum bir bebeğe yapamayız. Onu üzemeyiz. Elimizde bir şans varken bunu kullanmalıyız. Ona güzel bir yuva hazırlamalıyız. Ne geçmişin etkisini yaşamalı ne de baskılara maruz kalmalı. Her bebek gibi mutlu bir yuvaya sahip olmalı. İhtiyacı olduğu zaman annesini de babasını da yanında bulmalı."
Sanki düşüncelerimi dıştan söyledi. Ne hissediyorsam ne düşünüyorsam bu konuşmanın içinde buldum. Cihangir de kendimi buldum. Yine onunla ortak bir noktada buluştum. O hep konuşun, ben de hep onu dinleyeyim istedim.
"Bizim günahımızın bedelini o ödememeli. Bizim yüzümden acı çekmemeli."
Sonuna kadar haklıydı. Zaten başından beri istediğim şey buydu. Bebeğimin mutlu olmasıydı. Bütün çabam da bunaydı. Kurulu bir düzeni olmasınaydı. O sormadan cevabı vermek istedim. Hızla konuştum.
"Ben artık sadece bebeğimi düşünmek istiyorum. Geçmişi değil geleceği düşünmek istiyorum. Gerçekten onun için bir şeyleri başarmak istiyorum. Ama nasıl yapılır? Bilemiyorum. Onu nasıl mutlu edebilirim? Ona nasıl güzel bir yuva verebilirim? Bilemiyorum."
"Bu işte ortağız Zenan. Düşe kalka öğreneceğiz. Gerekirse takılıp düşeceğiz. Hatalar yapıp öğreneceğiz. Ama ne olursa olsun, düştüğümüz yerden kalkıp onu mutlu etmeye devam edeceğiz."
"Gerçekten başarabilecek miyiz?"
"Başarmak zorundayız. Başka ihtimalimiz yok." dediğinde kendimi tutamadım. Ansızın içimdeki yükü dışarı bıraktım.
"Önümüzde çok engel var Cihangir. Başta ağabeyim var. Daha bu sabah..."
Yaptığım hatayı fark edip sustum. Devamını getiremedim. Bu konuyu konuşmanın ne kadar zor olduğunu gördüm. Pişmanca geri çekilmek istedim. Ama geride bıraktığım Cihangir'i unuttum. Öfkeyle sordu.
"Civan ne yaptı?"
"Söyle Zenan! Seni üzecek ne yaptı?"
Onun aksine sesimi alçalttım. Belki de bunu utandığımdan yaptım.
"Her şeye kendince bir çözüm buldu. Her şeyi kılıfını uydurmak istedi. Ama ona kızamıyorum. Bir yandan hak veriyorum. Bir yandan da böyle bir şey yaşadığım için üzülüyorum. Bir zamanlar, beni el üstünde tutarken nasıl değerden düştüğümü görüyorum. Nasıl değersizleştiğimi görüyorum. En acısı da bir daha onun gözünde bunu değiştiremeyeceğimi biliyorum."
Cihangir'in öfkesi eksilmedi. Merakıyla beraber yükseldi.
"Senden ne istedi? Söyle Zenan! Ne istedi?"
Gözlerimin içine uzun uzun baktı. O an garip bir şey oldu. Sanki beni çözdü. Başını iki yana salladı. Arka tarafa dönüp derin derin nefes aldı. Ama sakinleşmekte başarılı olamadı. Öfkeyle konuştu.
"Kahretsin!"
"Bu kadarını yapmaz sanmıştım. İnat için yapıyor sanmıştım."
Merakla önüne geçtim. Olanları anlamaya çalıştım.
"Beni evlendirmek istediğini biliyor muydun?"
"Bir şeyler söyledi. Ama amacının beni kışkırtmak olduğunu sandım. Böyle bir şey yapabileceğine inanmadım." dediğinde sinirden güldüm.
"Gayet ciddiydi. Her şeyi planlamıştı. Nikahtan tut düğüne kadar..."
Sözlerim, onu daha kötü bir duruma getirdi. Duygudan duyguya geçirdi.
"Seni tanımadığın biriyle evlendirerek ne planlıyor ki? Her şeyin düzeleceğini mi sanıyor?"
Omuz silkip derin bir iç geçirdim.
"Amacı beni kontrol altında tutmaktı. Kendince planı vardı. Annem babam üzülmeyecek. Bebek meselesi büyümeyecekti. Ben de hep gözünün önünde olacaktım. Ne yaparsam yapayım, nereye gidersem gideyim hep haberi olacaktı."
Duygularıma söz geçirmek mümkün olmadı. Hormonların baskısıyla dayanamadım. Gözlerim doldu.
"En acısı da haklı olduğu yerler var. Onu üzdüm. Onu utandırdım. En kötüsü herkesin yarası oldum. Mutsuzluğu oldum. Bu yüzden böyle bir yol buldu. Düzeltebileceğini düşündü. Düşüncelerinde haklıyken yaptığıyla yanlış oldu. Yine de ona kızamıyorum. Sadece acı hissediyorum. Kalbimin tam ortasında derin bir acı..."
Hissettiğim acı, yanağıma doğru yol izlerken elini yüzüme getirdi. Nazikçe gözyaşımı sildi. Merhametine sığınıp orada kalmak istedim. Acımı unuttursun istedim. Ama isteğim şey düşünmek kadar kolay olmadı. Karşısında hüzünle bakmaktan başka bir şey yapamadım. Usulca konuştu.
"Ağlama."
"Zenan! Lütfen!"
"İnan bana. Ben de ağlamak istemiyorum. Ama elimde değil. Kendimi durduramıyorum."
Eli yüzümde durmaya devam etti. Her damla da silme işlevini üstlendi. Hem duygusal boşluk hem de bu yakınlık fazla zorlayıcı oldu. Tehlikeye ve yanlışa itildim. Gözlerim, dudaklarına kayarken zor bir sınavdan geçtim. Onu öpmek istedim. Ya da o beni öpsün istedim. Bir şekilde bu dudaklar birleşsin istedim. İçimdeki ses, beni utandırmaya devam ederken mantığımı dinledim. Hızla geri çekildim. Ne doğru yerdeydik ne de doğru zamandaydık. Bunu aklıma kazıdım. Gözyaşlarımı silip gülümsemeye çalıştım. İyi olduğumu göstermeye uğraştım. İyi olma numarasına Cihangir'i inandıramadım. Gözlerini üzerimden ayırmadı.
"Civan..." deyip duraksadı. Kısa bir anlığına ara verdiği öfkesine geri döndü. Sözlerini sürdürdü.
"Ne olursa olsun, seni böyle cezalandıramaz Zenan. Üzerinde böyle baskı kuramaz. Bu olayı hiçbir şey hafifletemez."
"Biliyorum. Ama..."
Sesiyle beni bastırdı.
"Ama ne? Şüphe duyman bile yanlış. Hem ben bu olaya izin verir miydim sanıyorsun? Senin zoraki evliliğine de bebeğimin bir yabancının yanında büyümesine de izin vermezdim. Vermem de...Doğru olan başından belliydi. Sen de biliyorsun. Şimdi teklifimi kabul etmenin en doğru zamanı."
Beklentili bakışları beni konuşmaya itti. Ama konuşmaya başlamamla bitirmem bir oldu. Dışarıda ani bir gürültü koptu. Tüm dikkatim o yöne kaydı. Sanki bir şeyler yere düşüp kırıldı. Merakla kapıya yaklaştım. Çıkıp gideceğim vakit, geriye doğru çekildim. Cihangir'in engeline maruz kaldım. Güçlü kolları tarafından sarıldım.
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
Gücüne karşı koyamadım.
" Hayırdır Zenan?"
"Merak ettim. Neymiş bir bakayım. Sen yaralısın. Burada kal. Hemen gelirim." dediğimde sessizce söylenip gülümsediğini fark ettim.
"Bunu benim sana söylemem gerekmiyor mu? Hamile olan da sensin. Güvende durması gereken de sensin. Ben de dışarıya gidip bakması gerekenim. Unuttun mu?"
Beni arkada bırakıp önüme geçti. Bu sefer de ben onu durdurdum. Sıkıca kolundan tuttum.
"Zenan!"
"Birlikte gidelim."
"Olmaz!"
"Neden? Birlikten kuvvet doğmaz mı?"
"Çok inatçısın Zenan! Hem de çok!"
"Sanki sen değilsin. Bir kere de anlaşalım. Olmaz mı?"
Sonunda pes etti.
"Tamam ama yanımdan ayrılmıyorsun."
Baş onayı verip Cihangir'in yanında ilerledim. Koridora çıktığımızda elimden tuttu. Sanki korunmaya muhtaç küçük bir çocukmuşum gibi hissettirdi. Sesimi çıkarmadım. Onun yardımıyla merdivenlerden indim. Sesin geldiği yere kulak verip heyecanla dışarıyı gösterdim.
"Ses, bahçeden geliyor."
Cihangir, yarı yolda durup bana baktı. Parmağını dudağımın üzerine koyup fısıldadı.
"Sessiz ol."
Parmağını çektiği an tekrar konuştum. Tek fark fısıldamak oldu.
"Neden ki? Olsa olsa Demir'dir. Başka kim olacak?"
"Zenan!" deyip sus işareti yaptı.
"Tamam sustum. Ne dedim ki?" diye kendi kendime söylendim. Bahçeye çıktığımızda Cihangir beni arkasına aldı. Görüş alanımı kısıtladı. Uzun boyundan hiçbir şey göremedim. Sadece şarkı mırıldanan sesi duyabildim. Hemen ardından da Cihangir'in meraklı sesini duydum.
"Bu kim lan?"
Parmak uçlarıma basıp kim olduğunu görmeye çalıştım. Ama Cihangir'in boyu karşısında başarısız kaldım. Sinirle iç geçirdim.
"Annen baban seni neyle besledi? Bu boy nedir ya?" diye söylendim. Hafifçe onu ittirdim.
"Ben de göreyim. Belki sana cevap verebilirim."
Zar zor önüne geçip baktığı yere yöneldim. Karşımda Demir'in dedesini buldum. Masaya tabaklar koymuş. Bir şeyler hazırlıyordu. Tabakların kimi kırık kimi doluydu. Ama o bundan rahatsızlık bile duymuyordu. Eski şarkılarından birini mırıldanıyor. Dertli bir şekilde iç çekiyordu. Sanki kendine bir dert sofrası kuruyordu. Uyuması gereken saatte yapmaması gerekeni yapıyordu. Bu durum, başlı başına şüphe kokuyordu. Demir dahil kimsenin burada olmaması buna neden veriyordu.
"Bu adam kim Zenan? Pek normal olmadığı kesin!"
Cihangir'in sorusuyla dalgınlıktan uyandım.
"Demir'in dedesi. Ama şu an olmaması gereken yerde olmaması gereken vaziyette." deyip yaşlı adama yaklaştım. Beni fark edince duraksadı. Dikkatle gözlerimin içine baktı. Sanki kim olduğumu çözmeye çalıştı. Çok geçmeden ciddi halinden uzaklaştı. Gülümseyip dudaklarını araladı.
"Seni daha önceden görmüştüm. Demir'in yanındaydın."
Gözlerini kısıp sözlerine devam etti.
" Demir'in arkadaşı mısın?"
Gülümseyerek karşılık verdim.
"Evet. Arkadaşıyım. Siz de dedesi oluyorsunuz. Değil mi?" dediğimde başıyla onay verdi. Arka tarafa bakıp Cihangir'i gösterdi.
"O da mı öyle? Demir'in arkadaşı mı?"
Cihangir pek memnun olmadı. İğrenç bir şeymiş gibi yüzünü buruşturdu.
"Yok daha neler? Allah korusun."
Hemen araya girmeye çalıştım. Komik bir şey yaşanmış gibi güldüm. Deli gibi görünsem de bunu sürdürdüm.
"Şaka yapıyor. İkimiz de arkadaşıyız."
Cihangir işimi zorlaştırmaya devam etti.
"Ne arkadaşı? Daha neler! Yok..."
Lafını tamamlamasına izin vermedim. Kahkahamla onu bastırmaya çalıştım. Kısa bir anlığına duraksayıp Cihangir'in duyabileceği bir şekilde fısıldadım.
"Bana ayak uydur. Adam hasta. İlaçlarla ayakta duruyor. Normalde odasında olması gerekirken şimdi burada. Bir şeyler dönüyor. Ama ne olduğunu bilmiyorum."
Adamın olduğu yere bakıp dikkatini çekmemeye çalıştım. Tekrar fısıldadım.
"Demir gelene kadar onu güvende tutmalıyız."
"Bir bu eksikti! Her şey normalmiş gibi bakıcılık mı yapacağız?"
Söylemesine karşı gülümsedim.
"Hayat bu! Sürprizlerle dolu. Bir bakmışsın. Bu haldesin." deyip harekete geçmesini bekledim. Memnun olmayarak kabullendi. Gergin halinden arınıp zoraki gülümsedi. Yaşlı adama seslendi.
"Yardım etmemi ister misin ?"
"Yok. Ben hallederim. Siz geçin oturun. Soframa misafirim olun."
"Olmaz öyle şey! Buraya kadar gelmişim. Demir'in dedesini görmüşüm onu yorar mıyım?" deyip iyice yaşlı adama yaklaştı. Ben de hemen ardından ilerledim. Yerdeki cam parçaları dikkatimi çekerken adamın çıplak ayakla durduğunu fark ettim. Her an, kötü bir şey olacağı korkusuyla telaşlandım.
"Cihangir... Yere bak."
"Görüyorum. Bana bırak."
Rahat tavrı ilgimi çekti. Merakla ne yapacağını izledim. Cam kırıklarına basmamaya çalışarak onun yanına ulaştı. Omuzlarından tutup hemen arkadaki sandalyeye oturttu.
"Biraz yorulmuş gibisin. Bence ayağına gelen bu fırsatı itme. Masayı kurmak benden olsun. Sohbette senden olsun. Ne dersin?" dediğinde yaşlı adam gülümsedi.
"Böyle teklife hayır dersem pişman olurum."
"En doğru kararı verdin ihtiyar." deyip cam kırıklarını temizledi. Masada ve yerde bir tehlike bırakmadı. Hepsini çöpe atıp yerdeki çoraba uzandı. Önce çırptı sonra adama gösterdi.
"Çorabımızı da giyelim. Üşütmeyelim."
Adam zar zor eline aldı. Ama bir türlü giyemedi. Titreyen eli buna müsaade etmedi. İç geçirip pes etti. Ona yardım etmeyi düşünürken Cihangir benden önce davrandı. Gülümseyerek yaşlı adama baktı. Sanki ona güven vermek istercesine bunu yaptı.
"Hiç sorun değil. Ben giydiririm. Sen arkana yaslan." dedi. Yavaşça yere eğildi. Bir taraftan adamın çorabını giydirdi bir taraftan konuştu.
"Aklıma geçmiş geldi. Dedeme de böyle yardım ederdim. Ne zaman bir yardıma ihtiyacı olsa beni çağırırdı. Koşa koşa gider yardım ederdim. Kendimi çok büyük bir iş yapmış gibi mutlu hissederdim."
Gülüşü durgunlaştı. Yüzünde anlık bir hüzün oluştu.
"Sesi hâlâ kulaklarımda..."
"Ne güzel. Şanslı adammış."
"Sen de şanslı adamsın. Torunun hep yanında." dediğinde yaşlı adamda gözle görülebilir bir duygu değişimi yaşandı. Hüzün, o derin gözlerine yansıdı.
"Bir de bana sor. Yanımda ama aramızda hep yabancılar var. Ne zaman onu görmek istesem önüme çıkan engeller var. Hemşireler ve çalışanlar hep etrafımızdalar."
Sözleri ikimizi de şaşırttı. Cihangir ile göz göze geldik. Sanki aynı şeyleri hissettik. Ne yapılır? Nasıl mutlu olur? Bilemedim. Uzakta olmaktansa yanlarına geçtim. Karşısına oturup gözlerinin içine baktım. Yaşlı bir kalbin hüznüyle karşılaştım. Acısını da hüznünü de gidermek istedim.
"Demir sizi çok önemsiyor. Her şeyi sizin iyiliğiniz için yapıyor."
"Böyle iyilik mi olur kızım? Zorla güzellik mi olur? Ne ilaçları istiyorum ne de doktorları. Ben sadece torunlarımı istiyorum. Onlarla vakit geçirmek istiyorum."
Gözleri önce benim üzerimde sonra Cihangir'in üzerinde gezindi. Titrekçe nefes alıp verdi.
"Bir zamanlar çok mutluyduk. Torunlarım hep yanımdaydı. Bu ev hep onların gülüşüyle dolardı. Evin içi huzur kokardı. Ama şimdi her taraf karanlık. Her taraf basık."
Ne olduğunu neden böyle konuştuğunu anlayamadım. Aklıma Demir'in dedikleri geldi. Adamın aklı gidip geliyordu. Bilinçli değildi. Ama çok acı çekiyordu. Sanki içine içine ağlıyordu. Ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu. Tek yaptığım şey, çaresizce ona bakmak oluyordu.
"Ezra'yı tanır mıydın?" dediğinde başımı iki yana salladım. Ama isim tanıdık geldi. Bana önceden bu isimle seslendiği hatırladım. Telaşa büründüm. Yine kriz geçirmesinden korktum.
"O benim torunum. Çok güzel çok iyi bir kız. " deyip elime uzandı. Sıkıca tuttu.
"Ona söyle. Kırmızı arabaya binmesin. Evden dışarı çıkmasın. Beni beklesin."
"B-Ben..."
Konuşamadım. Telaşla Cihangir'e baktım. O da şaşkındı. Ama attığım bakışları görünce toparlandı.
"Demir'i arayalım. O da buraya gelsin. İster misin?" diyen Cihangir'i duymadı . Benden gözlerini ayırmadı. Elimi sıkmaya devam etti. Sesi yükseldikçe yükseldi.
"Lütfen o arabaya binmesin."
"Evinde dursun. Hiçbir yere gitmesin."
Elimin acısına dayanamadım. Acıyla inledim. Cihangir hem beni kurtarmaya çalıştı hem de konuşmaya çalıştı.
"Tamam. Ben derim. Hemen konuşurum."
"Torunun kırmızı arabaya binmez. Evinde durur."
"Torunum evinde duracak."
"Evet. Sen nasıl istiyorsan öyle olacak." deyip adamın dalgınlığından faydalandı. Elimi elinden kurtardı. Ayağa kalkıp korkuyla Cihangir'in arkasına saklandım. Adam yine o gördüğüm vaziyete büründü. O günü yaşar gibi oldum. Şiddetle bağırmaya devam etti.
"Ezra..."
"Ezra! Neredesin?"
Görüntü korkutucu bir hal aldı. Cihangir'e sığınıp fısıldadım.
"Cihangir korkuyorum. Ya kendine zarar verecek ya da bize bir zarar verecek."
Cihangir, bana doğru dönüp yüzümü avuçları arasına aldı.
"Korkma. Hiçbir şey olmayacak. Sen şimdi içeri gir. Ben hallederim."
Tepkisiz kaldığımı görünce bağırdı.
"Hadi Zenan!"
Bu sırada başka bir ses duyuldu. Merakla sesin geldiği yere döndüm. Demir'i dedesine doğru koşarken buldum.
"Dede!"
"Şükürler olsun. Buradasın." deyip sıkıca ona sarıldı. Onu sakinleştirmeye çalıştı. Sanki bir çocuğa davranırmış gibi davrandı.
"Buradayım dede. Yanındayım."
"Ezra? O nerede? O da gelecek mi?"
Endişeli tavrına rağmen gülümsemeye çalıştı.
"Gelecek. Gelmez olur mu?"
Yaşlı adam el çırpıp gülümsedi.
"Gelecek. Ezra gelecek."
"Evet dede. Ama öncesinde odaya çıkalım. Olur mu?" deyip eliyle arka tarafa işaret etti. İri yarı bir adam ve hemşire olarak tahmin ettiğim bir kadın geldi. İkisi de yaşlı adamın koluna girdi.
"Demir!"
"Bir şey yok dede. Onları Ezra yolladı. Sen onlarla yukarı çık. Ben de geliyorum." dediğinde tereddütle dediğini yaptı. İçeri girene kadar arada bir arkasına baktı. Gözden kaybolduğunda Demir de rolünü bir kenara bıraktı. Zoraki tebessümden arındı. Halsizce duraksadı. Onu böyle görünce üzüldüm. Acısını gördüm.
"Demir! İyi misin?" diye sordum. Sorumla beraber varlığımızı hatırladı. Hızla toparlanmaya çalıştı.
"Asıl siz iyi misiniz? Size bir şey yaptı mı? Yine saçmaladı mı?"
Üzmek istemedim. Başımı iki yana salladım.
"Kusura bakmayın. Olay kontrolümden çıktı. Odasına girdiğim an kafama bir şey geçirdi. Uyanır uyanmaz da buraya geldim. Bildiğin dedemin oyununa kurban gittim." deyip suçlandı.
"O kadar adam o kadar hemşire var. Nasıl buraya kadar gelebildi?"
"İlaçlarını almamış. Bir şekilde yanındakileri kandırmış. Ben de sen rahatsız olma diye adamları dış kapıya yollamıştım." dediğinde hemen yanımdan ses geldi. Şaşkınca Cihangir'e baktım.
"Dedenle dolu dolu bir gün geçirsen iyi olur. Beni ilgilendirmez. Ama dedenin temiz bir havaya ve seninle geçirilecek bir zamana ihtiyacı var. İstediği şey ilaçlar değil. Sensin."
Demir, sıkıntıyla baş onayı verdi.
"Eyvallah! Ama görünenle gerçek bir değil." deyip önümüze geçti.
"Sana odanı göstereyim Zenan. Geç oldu. Belki uyumak istersin."
"Teşekkür ederim." deyip yanına geçtim. Ama eş zamanlı olarak hafifçe yan tarafa doğru çekildim. Ne olduğunu anlamadan Cihangir tam ortamıza geçti. Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
"Cihangir!"
Pişkince cevap verdi.
"Ne oldu?"
Onaylamaz bir tavırla ona bakıp tekrar önüme döndüm. Hızla yürüdüm. Cihangir ile karşılıklı odalara denk düştük. Demir odayı gösterip kenara çekildi.
"Umarım rahat edersin."
"Tekrar teşekkür ederim."
"Bir şeye ihtiyacın olursa bana haber verirsin. Arayabilirsin." dediğinde Cihangir'in zoraki kahkahasını duydum. İnadına yaparcasına Demir'in sesini bastırdı.
"Sana gerek olacağını hiç sanmıyorum. Sana gelene kadar ben varım."
Demir, hızla Cihangir'e döndü. Onun gibi gülümsedi. Aralarındaki soğuk savaş, hız kesmeden devam etti.
"Ben bir misafirperverim Cihangir. Eğer ihtiyacın olursa sen de arayabilirsin. Hiç rahatsız olmam. Çekinme." dediğinde Cihangir ani bir öfkeye büründü. Kaşlarını çatıp bakışlarıyla dövdü.
"Ben mi seni arayacakmışım? Çok beklersin."
Demir, kahkaha atıp bana baktı. Usulca konuştu.
"Çekiniyor galiba. Ama sen çekinme." dediğinde Cihangir ona seslendi.
"Demir!"
"Bir şeye ihtiyacın mı oldu Cihangir?"
"Hiçbir şey olmadı. Sadece bir şeyi bil istedim. Senden hiç ama hiç hoşlanmıyorum."
"Hadi ya! Ben sana bayılıyordum. Sırf bunun için seni kurtarmadım mı?" dediğinde kendimi durduramadım. Kahkaha attım. Demir ile karşılıklı gülüşürken Cihangir oralı olmadı. İşleri ciddiye bindirdi.
"Borçlu kalmayı sevmem. Bir gün bu borç kapanacak. Merak etme."
"Bana bir borcun yok. Senin için bir şey yapmadım. Değer verdiğim insan üzülmesin diye yaptım." deyip bana baktı. Hedef oklarını bana çevirdi. Gülmeyi kesip duraksadım. Ne diyeceğimi şaşırdım. Bakışlarım Cihangir ve Demir arasında gidip geldi. Aralarındaki gerginliğin büyümesinden çekindim. Cihangir'in öfkesi ve Demir'in alaycı tavrı, korkumu büyüttü. Kötü bir şey yaşanmasın diye hızla ortaya atıldım. Yalandan esneyerek uykulu numarası yaptım.
"Benim çok uykum geldi. Epey de geç oldu."
Demir hemen toparlandı.
"Haklısın. Seni daha fazla tutmayayım. İyice dinlen."
"İyi geceler."
Cihangir'e dönüp eliyle telefon işareti yaptı.
"Beni istediğin zaman arayabilirsin. Ciddiyim."
"Lan oğlum. Manyak mısın? Git işine!"
Demir'in umurunda bile olmadı. Gülümseyerek devam etti.
"Yine kaçırılırsan falan haberim olsun. Malum seni kurtarmam, tek bir kişinin sözüne bakar." deyip bana son bir bakış attı. Resmen gider ayak zor durumda bıraktı. Bile bile bunu yaptı. Cihangir'i öfkelendirmek istedi. Ve istediğini aldı. Karşımda kuşkulu öfkeli bir adam bıraktı.
"Zenan..."
Bilerek uykulu numarasını sürdürdüm. Belki insafa gelir de konuya kapatır sandım.
"Efendim Cihangir?"
Adım adım bana doğru yaklaştı. En yakınıma gelip usulca konuştu.
"Sen benim için bu adama mı yalvardın?"
"Hayır. Öyle bir şey yapmadım."
"O zaman neden böyle diyor?"
"Sadece yardım istedim. O da kabul etti. Sağ olsun seni kurtardı."
"Onun yardımına ihtiyacım yoktu. Kendimce benim de bir planım vardı. Sonsuza kadar orada kalacak değildim." dediğinde kaşlarımı çatıp öfkesiyle yarıştım.
"Ama benim hemen seni görmeye ihtiyacım vardı. Aklımdaki korkunç senaryolardan kurtulmaya ihtiyacım vardı. Senin aksine Demir'in yardımına ihtiyacım vardı. Evet. Ondan yardım istedim. Bunu yaparken de pişmanlık duymadım. Çünkü ne olursa olsun oradan kurtul istedim. Sen de kurtul istedim."
Sustu. Dikkatle beni izledi. Bu da konuşmamın yolunu açtı.
"Biliyorum. Demir'den nefret ediyorsun. Ama sana yardım etti. Zor anımızda yanımızda oldu. O da bu durumda olsaydı sen de aynı şeyi yapardın. Haz etmediğin halde yardım ederdin. Bu yüzden lütfen tartışmayalım."
Kapıyı açıp içeri girdim. Cihangir olduğu yerde durmaya devam etti.
"Zenan..." diye seslendi. Bir şeyler söylemeye çalıştı. Ama dinlemedim. Odaya gireceğini anladığımda erken davrandım. "İyi geceler Cihangir." deyip kapıyı suratına kapattım. Geceyi de olayları da burada kapatmak istedim. Biraz rahat nefes alıp dinlenmek istedim. Cihangir kapıya vurup seslendi.
"Çok iyi kaçıyorsun Zenan! Tebrik ederim."
Sesimi duyurmak için bağırdım.
"Kaçmıyorum Cihangir . Farkındaysan saat çok geç oldu. Hamile bir kadın olarak dinlenmem lazım."
"Bahçeye çıkarken hiç hamileyim demiyordun. Tehlikeli bir durum var mı? Önemsemiyordun. Önden önden yürümeye çalışıyordun."
"Cihangir!"
"Tamam. İyi geceler. İyice dinlen." dediğinde gülümsedim. Hızla yatağa geçip uzandım. Bu gece, en güzel rüyayı görmek istedim. Bizi ve bebeğimizi görmek istedim. Bunun heyecanıyla gözlerimi kapattım. Sevgi dolu mutlu bir anı düşleyerek uykuya daldım.
*************
Sabahın erken saatlerinde belki de herkesten önce uyandım. Uyanır uyanmaz, ilk işim Cihangir'in kapısına bakmak oldu. Kapalı olduğunu görünce yanına gitmeye cesaret edemedim. Sabırsız bir çocuk gibi kapının etrafında gezinip durdum. Aklım fikrim, evlilik konuşmasıyla doldu. Bir an önce uyansın da bazı şeyler netlik kazansın istedim. Kulağımı kapıya dayayıp bir ses aradım. Ama hiçbir ses duyamadım. Kapının kulpuna uzanıp bekledim. İçeri girmek konusunda çekindim. Sonunda pes edip geri çekildim. Derin bir sessizliğin olduğu koridorda ilerledim. Biraz temiz hava biraz yürüyüş iyi gelir dedim. Dışarı çıkıp ne yöne gideceğimi bilmeden ilerledim. Bir yandan etrafı inceledim. Bir yandan düşünceler eşliğinde devam ettim. Evlilik.. Cihangir... Ağabeyim... Hepsi ayrı bir önem oluştururken derin bir iç geçirdim. Bu sırada bana seslenildiğini fark ettim.
"Zenan..."
İsmimi duymamla duraksadım. Arkamı dönüp sesin geldiği yere baktım. Bana yetişmeye çalışan Demir'i gördüm. Sabah sabah bu haline anlam veremedim. Sanki özenle hazırlanmış gibiydi. Son derece sportifti. Çabucak bana yetişti.
"Günaydın. Erkencisin."
"Sen de pek geç kalmış sayılmazsın." dediğimde gülümsedi.
"Aslında biraz geç kaldım. Normalde daha erken kalkar öyle koşardım."
"Vay be! Bunu her sabah yapıyor musun? Yorucu olmuyor mu?"
" Her sabah olmasa da sık sık yapmaya çalışıyorum. Çok iyi geliyor Tavsiye ederim."
"Malum koşmaktansa yürümek daha iyi olur." dediğimde anlayışla başını salladı.
"O zaman bu yürüyüşe ben de katılabilirim miyim?"
"Tabi ki.."
Onun yönlendirmesiyle ormanlık tarafa ilerledik. Sessizce yürüdük. Ara ara bana baktığını fark ettim. Bir kez daha bana bakınca göz göz geldik. Dayanamayıp durdum. Kollarımı birbirine kavuşturdum.
"Hayırdır Demir? Bir şey mi diyeceksin?"
"Bir değil. Birçok şey söylemek istiyorum." deyip ani bir ciddiyete büründü. Endişeyle beni süzdü.
"Kafamı karıştırıyorsun Zenan. Gerçekten seni anlamıyorum. Bir yardım et Demir. Cihangir'den kaçayım diyorsun. Bir de bakmışım onu kurtar diyorsun. Ondan gerçekten kurtulmak mı istiyorsun? Yoksa hep yanında mı kalsın istiyorsun? Onu seviyor musun? Yoksa nefret mi ediyorsun? Anlayamıyorum."
Hemen yakınlarda kalan ağaca yaklaşıp yere oturdum. Sırtımı ağaca verip boş tarafı gösterdim. Fazla bekletmeden yan tarafıma geçti. Meraklı gözlerle benden bir cevap bekledi. Hüzünle tebessüm edip konuştum.
"Deli gibi görünüyorum. Değil mi? Ne istediğini bilmeyen bir dengesiz gibi görünüyorum."
"Niyetim seni üzmek veya kırmak değil."
"Saçmalama Demir. Zaten düşündüklerinde haklısın. Bir deli gibi davranıyorum. Bir gün siyah dersem diğer gün beyaz diyorum. Dengesizliğin kitabını yazıyorum. Hepsini de orta yol bulmak için yapıyorum. Evet Cihangir'den kaçmak istedim. Sandım ki ben gidersem olaylar düzelir. Ama işler birbirine girdi. Tek artısı beni büyük bir hatadan korudu. Eğer kaçsaydım sonuçları daha beter olacaktı. Sağlıklı düşünememenin bedelini bebeğime ödetmiş olacaktım. Ve hayatımın sonuna kadar pişman olacaktım."
Gözlerini kaçırıp dalgınca karşı tarafa baktı. Sanki yanı başımda düşüncelere boğuldu. Sıkıntı ve gerginlik, yüzüne kuruldu. Her ne düşünüyorsa düşüncelerinden çekindim.
"Bundan sonra ne yapacaksın Zenan? Yani ne yapacaksınız?"
Soru net bir soruydu. Haklı olarak bir cevap istiyordu. Onu sürekli meşgul ediyor. Yardım istiyordum. O da her seferinde bana yardım ediyordu. En azından bir açıklamayı hak ediyordu. Zaten şu an dertleşmeye ve konuşmaya en çok ihtiyacım olduğu andı. Ama dertleşeceğim kişinin Demir olması ne kadar doğruydu ? Bilemiyordum. Sadece konuşmak istiyordum. İçimdeki yükü hafifletmek istiyordum.
"Bebek için ne gerekiyorsa yapacağız. Bu işte ortak olacağız." dediğimde hızla bana döndü. Merakı sesine yansıdı.
"Evlenecek misiniz?"
"Sanırım. Bilmiyorum."
Yüzündeki ifadeyi görünce diyeceğim şeyi unuttum. Öylece bakakaldım. Gözlerinde gördüğüm şeyin gerçek olmamasını diledim. Neydi bu? Acı mı? Hüzün mü? Neden? Bilmek istemedim. Susup geri çekildim. Bir süre böyle kaldık. Sessiz sakin bir vaziyette boşluğa baktık. Sanki sessizlik yemini ettik. Ara ara göz göze geldik. Ya ben kaçındım ya da o kaçtı. Düşüncelerle savaştık. Bu sessizlik dayanılmaz bir hal aldı. Dayanamayıp konuşmak istedim. Ama Demir benden önce davrandı. Sessizlik yeminini bozan kişi oldu.
"Umarım seni mutlu edebilir. Umarım her şey dilediğin gibi olabilir."
Tereddütle ona baktım.
"Umarım Demir. Her şey için teşekkür ederim."
Ortamı yumuşatmak için gülümsedim. Hüzünle karşılık verdi.
"Seni ilk gördüğümde ne düşünmüştüm? Bilmek ister misin?"
"Pek iyi bir şey çıkmayacağı belli. Ama yine de duymak isterim."
"Deli olduğunu düşünmüştüm. Ya da hap falan kullanıyorsun sanmıştım." dediğinde gülümsedim.
"Pek de yanılmamışsın. Bak! Zır delinin tekiyim."
"Değilsin. Zaten öyle olmadığını da anladım. Sen bambaşka bir mevzusun Zenan. Tanıdıkça derinleşen bir mevzusun."
Konu başka yerlere gitmesin diye hızla konuşmaya çalıştım.
"Sıra benim. Sen de düşüncelerimi öğrenmek ister misin? Ama iyi değil. Baştan söyleyeyim." dediğimde güldü. Baş onayı verip bekledi.
" Ben de senden nefret etmiştim. Çünkü senin yüzünden saçma sapan bir işe girmiştim, İnsanları dolandırmıştım. Bu da yetmiyormuş gibi ailemin içine girmiştin. O zamanlar o kadar gıcıktın ki..."
"Şimdi değil miyim?" dediğinde omuz silktim.
"Artık hiçbir şey bilmiyorum. Bir öyle davranıyorsun bir böyle davranıyorsun. Seni bir türlü çözemiyorum. Kötü bir adam mısın? Yoksa yardımıma koşan iyi bir insan mısın? Kimsin sen? İnan çözemiyorum."
Gülüşü genişledi. Ama içten olmadığını gösterdi. Bakışlarındaki o ifade hiç gitmedi.
"Hep böyle biri değildim. Yani sandığın gibi kötü biri değildim. Hayallerim vardı. Geleceğe yönelik umutlarım vardı. Güleceksin. Ama avukat olmayı çok isterdim. Herkesin aradığı bir numaralı avukat ben olayım isterdim. Doğruların adamı olmak isterdim."
Güldüm. Bir an onu avukat olarak düşündüm.
"Seni avukat olarak düşünmek çok garip. Hem komik hem de imkansız gibi geliyor. Bir insan doğru isterken nasıl yanlışa düşebilir? Avukat olmak isterken nasıl bu işe bulaşabilir?"
"Ben hiçbir zaman doğrunun içinde olamadım ki... Bir yanlışın içine doğdum. Yanlışın içinde büyüdüm. Ne doğruyu bulmama izin verdiler ne de doğruyu gösterdiler."
"Hiç çaba göstermedin mi? Bu yoldan kurtulmak istemedin mi?"
Cevap vermez, konuyu kapatır sandım. Ama beni şaşırttı. Konuşmayı sürdürdü.
"Bir gün, her şeyden vazgeçtim. Aileden, saygınlıktan ve paradan... Sadece kendim olmak istedim. Yeni bir sayfa açmak istedim. Ama buna bile izin vermediler. Her şeyi yerle bir ettiler."
Ayağa kalkıp arkasını döndü. Derin bir iç geçirdi. Merakın ve endişenin etkisini yaşadım. Hızla kalkıp ona yardımcı olmaya çalıştım.
"Demir..."
Omzuna dokundum.
"İyi misin?"
Usulca bana döndü. Koyu gözleri hüzünle doldu.
"Eğer bilseydim buna cesaret etmezdim. Hayalini bile kurmazdım."
"Ne oldu Demir? Ne yaptılar?"
Nefes alıp verişi sıklaştı. Nefes nefese kaldı. Gözlerindeki acı orada sabit kaldı. Zar zor dudaklarını araladı.
"Benden kardeşimi aldılar Zenan. O gün o lanet gün benden..."
Devamını getiremedi. Koskoca adam gözümün önünde bitti. Onu ilk defa böyle gördüm. Böylesine acılı böylesine bitik...Kolundan tuttum. Varlığımı hatırlatmak istedim. Böyle acı bir konuda ne yapılacağı konusunda çaresiz düştüm.
"Konuşmak zorunda değilsin Demir. İstemediğin hiçbir şey yapmak zorunda değilsin."
Başını iki yana salladı. Tekrar dudaklarını araladı.
"Benden kardeşimi aldılar. Benim aldığım arabayı ona mezar yaptılar."
Şaşkınlıkla ağzımı kapattım. Baştan aşağı titredim. Sanki buz kestim.
" Kıpkırmızı güzel bir araba... Yeni almıştım. En sevdiği renk olsun diye bizzat aramıştım. O gün de arkadaşlarıyla buluşacakmış. Evde sadece dedem varmış. Dedem onu kapıya kadar geçirmiş. Her şey onun gözü önünde yaşanmış. Arabaya bindiği an patlatmışlar."
Kızarmış gözleriyle baktı. Dayanamadım. Böyle ağır bir şeyi duymayı kaldıramadım. Gözyaşlarım Ezra için aktı. Geride bırakıp gittikleri için aktı. Sessizce ağladım. Bir genç kadının acısını kalbimde taşıdım.
"Dedem bu yüzden bu durumda. Her gün o günü yaşıyor. Her gün birilerine kırmızı arabaya binme diyor. Sana yaptığını başkalarına da yapıyor. Ben de kardeşim ve yeğenim için bu yoldan dönemiyorum."
"Çok üzgünüm Demir. Gerçekten çok üzgünüm."
Yaşadığı şey o kadar ağırdı ki... Düşündükçe boğazım düğümleniyor. Kalbim sıkışıyordu. Ben böyle hissediyorsam onun hislerini tahmin bile edemiyordum. Kalbini ferahlatacak bir şeyler söylemek istiyordum. Ama yapamıyordum. Hangi söz acısını hafifletirdi? Bilemiyordum.
"Biraz yürüyebilir miyiz? Hiçbir şey konuşmadan sadece yürüyelim." dediğinde sessizce baş onayı verdim. Derin bir sessizlikte yürümeye başladık. Ne o konuştu ne de ben konuştum. O nasıl iyi olacaksa öyle davrandım. Canını sıkacak bir şey yapmadım. Ara ara dönüp ona baktım. İyi olup olmadığını kontrol ettim. Her bakışın ardından hüzünle önüme döndüm. Kendimi onun yerine koydum. Acı bir kayıp, zorlu bir hayat ve sana muhtaç olan insanlar...Düştüğü durum buydu. İçten içe onu anlamaya çalıştım. Kendimce suçlandım. Onu umursamaz adamın teki sanırken altından bambaşka olaylar çıkmıştı. Gülen yüzünün ardına acılar sığdırmıştı. Ne yazık ki görünenle gerçek bir olmuyordu. Tıpkı Demir gibi... O da acısından böyle davranarak kaçıyordu. Ama şimdi en gerçek haliyle yanımda duruyordu. İnanmakta güçlük çekiyordum.
"Zenan..."
Durup gözlerimin içine baktı.
"Beni unutma. Olur mu? Arada bir ara. Sesini duyayım." dediğinde baş onayı verdim.
"Sen de ne zaman istersen beni arayabilirsin."
"Senden bir şey daha isteyebilir miyim?" dediğinde merakla devamını getirmesini bekledim.
" Sana sarılabilir miyim?"
Desteğe ihtiyacı vardı. Buna nasıl hayır diyebilirdim ki? Gülümsemeye çalıştım. Kabul ettim. Ona son bir kez sarıldım. Kollarıyla beni sardı. Sıkıca sarıldı. Bu sarılışı beklenmedik bir şekilde fazla yakın oldu.
Teşekkür ederim Zenan."
"Hep mutlu ol Demir. Deden için mutlu ol."
"Sen de bebeğin için mutlu ol. Sadece onu düşün. Çok iyi bir anne ol."
Vedalaşmaları sevmezdim. Oldum olası hep bu durumdan kaçmak isterdim. Kaçamazsam da ağlayanlara güler, dünyanın sonu değil derdim. Şimdi de dalga geçtiğim durumdaydım. Hormonların etkisi mi? Yoksa biraz önce duyduklarımın hüznü mü ? Anlayamadım. Ama her an ağlayacağımdan çekindim. Sanırım Demir'e alışmıştım. Nefret ettiğimi sanırken ona bağlanmıştım. Dengesizliğimi burada da göstermiştim. Çünkü düşüncelerim değişmişti. Kötü bir adam sanmıştım. Ama içindeki iyiliği görmüştüm. Düşmanım sanmıştım. Ama dostluğunu görmüştüm. Artık veda ettiğim kişi benim için iyi bir dosttu.
************************
Aynadaki yansımama bakıp şaşkınca kendimi inceledim. Hâlâ yaşananların şokundaydım. Gerçekliğinden şüphe duymaktaydım. Birkaç saat öncesinde hiçbir şey yokken şimdi farklı bir konumdaydım. Ya şimdi güzel bir başlangıç yapacaktım ya da hayatımın hatasını yapacaktım. Büyük bir dönüm noktası yaşayacaktım. Bunun gerçekliğiyle elimi hızla atan kalbime götürdüm. Derin bir nefes alıp verdim. Heyecanımı kontrol edemedim. Gülümsemeye çalıştım ama başaramadım. Olayın büyüklüğünü düşündükçe yoğun duygulara itildim. Hem mutluluğu hem de yalnızlığı hissettim. Bir yanım gülmek bir yanım ağlamak istedi. Zıt duygularla denge savaşı verdim. Kendi içimde çaba verdim. Son kez aynaya bakıp iç sesime kulak verdim.
Evleniyorsun Zenan. Bu bir rüya değil. Uyandığında bitecek bir şey değil. Bir imzayla her şey değişecek. Bütün düzenin bütün hayatın değişecek. Şimdi de verdiğin kararın arkasında durmak zorundasın. Sakin olmak zorundasın. Bir gelin gibi mutlu görünmek zorundasın.
Kapının açılmasıyla iç dünyamdan koptum. Hızla kendime çeki düzen verdim. Cihangir, bana doğru yaklaşıp tam karşımda durdu. Beni baştan aşağı süzdü. Son durağı gözlerim oldu. Dikkatle baktı.
"Hazır mısın? Her şey tamam mı?"
"Evet. Hazırım."
"Emin misin? Yaptığımız anlaşmaya uyabilecek misin?" dediğinde hızla başımı salladım. Tereddüt bile etmedim.
"Eminim Cihangir. Kararım kesin."
"Güzel! Çünkü geri dönülmeyecek bir yola giriyoruz." deyip kapıya döndü. Son anda gitmekten vazgeçip durdu. Göz ucuyla bana baktı.
"Elbiseden memnun musun? Her şey aceleye geldiğinden eksikler de oldu. Belki gelinlik giymek isterdin. Belki daha hareketli bir ortam isterdin. Ama malum sebep ortada."
Sözlerine gülümsedim.
"Her şey olması gerektiği gibi... Sade ve şık... Zaten düğünleri de sevmem. Gelinlik falan hiç gerek yok." dedim. Yalan söyledim. Koca bir yalan...Ortaya çıkmasın diye bakışlarından kaçtım. Neyse ki çalan telefon kurtarıcım oldu. Tüm dikkati ona kaydı. Sessizce bir iki kelime edip kapattı. Hemen ardından bana baktı.
"Civan geldi."
"Ne?"
Şaka yaptığını düşündüm. Şaşırmak ve gülmek arasında gidip geldim. Esprisi bile komik olmayan duruma zoraki gülümsedim.
"Şakası bile kötü."
Ciddiyetini bozmadı.
"Şaka yapmıyorum Zenan. Her an burada olabilir."
Sanki kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Olduğum yerde öylece kaldım. Gözlerimi irice açıp Cihangir'e baktım. Ciddiyetine inanmak istemedim. Duyduklarım yalan olsun istedim.
"Cihangir?"
"Ciddiyim."
"Buldu! Bizi buldu."
Odada telaşla tur attım.
"Kahretsin!"
"Bizi buldu. Kaçalım. Hemen kaçalım." deyip kapıya doğru gitmek istedim. Ama güçlü kollarıyla beni durdurdu.
"Hiçbir yere gitmiyoruz Zenan. Onu buraya ben çağırdım."
İstemsizce bağırdım.
"Ne? Nasıl? Nasıl böyle bir şeyi yapabilirsin Cihangir? Biz ondan kaçmıyor muyduk? Şimdi ona teslim mi oluyoruz?"
Kollarını ittirip öfkeyle ona baktım. Benim aksime sessizce konuştu.
"Sonsuza kadar ondan kaçamayız. Bu iş burada çözülecek. Hem seni görmüyor muyum sanıyorsun? Civan ismi geçtikçe üzülüyorsun. Onu kaybetmek istemiyorsun. Ben de benim yüzümden bir pişmanlık yaşa istemiyorum. Bir hata yap istemiyorum. Biz üzerimize düşeni yapalım. Gerisi ona kalsın."
"Ya tekrar aynı şey yaşanırsa ne olacak?"
"Yaşanmayacak. Her şeye hazırlıklıyım." dediğinde telefonu tekrar çaldı. Hiçbir şey demeden kapıyı açtı. Ağabeyimin geldiğini o an anladım. Kalbim korkuyla attı. Korkuyu da endişeyi de en derinden yaşadım. Bu yoğun savaşta bitip tükenmekten çekindim. Önce ayak sesleri duyuldu. Her adımı kulağımda yankılandı. Adım adım yaklaştı. Kapının önüne kadar gelip duraksadı. Bir daha görmem sandığım ağabeyime korkuyla baktım. Korku, telaş ve endişe birliğinde zor anlar yaşadım. Yüzünde ne öfkeye ne de kötü bir şeye rastladım. Uzun uzun bana baktı. Dayanamayıp birkaç adım yaklaştım. Yolun tam ortasında durdum. Daha fazla gidemedim. Ayaklarım gitmedi. Gücüm tükendi. Geri kalanını o devam ettirdi. Orta yolda buluştuk. Beni dikkatle süzdü. Usulca konuştu.
"Yazdığın notta ikinci şans istiyordun. Gerçekten bu mu şansın? Cihangir ile evlenmek mi?"
Onaylamayarak güldü.
"Gerçekten evlenecek misin Zenan?"
Cevap verecek gücü bulamadım. Karşısında donup kaldım.
"Evleneceksin ama bir gelinliğin bile yok. Kendi nikâhında değil de bir başkasının nikâhında gibisin. Gelinden başka her şeysin."
Zor olsa da konuşmaya çalıştım.
"Önemli değil. Önemli olan neden yaptığım."
Gözleri Cihangir ile benim aramda gidip geldi.
"Madem evlenecektiniz. Niye başından evlenmediniz? Niye her şeyi yokuşa sürüklediniz? Onca şeye değdi mi?"
"Geç kaldık. Yanlış yaptık. Şimdi de doğru olanı yapmaya çalışıyoruz. Pişman olmamak için uğraşıyoruz."
"Doğru olduğuna emin misin? Gerçekten bu adamla bir gelecek kurmak istediğine emin misin? Birkaç gün öncesine kadar bu adam nişanlıydı. Başka biriyle yuva kuracaktı. Ama şimdi olana bak. Bu bile insana şüphe ettirmez mi? Yarın bir gün ya beni de bırakır diye sorgulatmaz mı?" dediğinde Cihangir yanıma geldi. Elimi sıkıca tuttu. O an aklıma anlaşmamız geldi.
-Başarıya ulaşmak için oyna. Öyle bir oyna ki herkes gerçek sansın. Şüpheye yer kalmasın.-
Cihangir, önce bana baktı sonra ağabeyime döndü.
"Kararımız da ciddiyiz. Ciddi olmasak seni buraya çağırmazdık."
Ardından ben devam ettim.
"Bebeğimiz için en doğrusunu yapmak istiyoruz. Pişman değiliz. Olmayacağız da..."
Ağabeyim onaylamazcasına bizi süzdü.
"Size inanmıyorum. O yalanlarınızdan sonra hiçbir şeye inanmıyorum." deyip parmağıyla Cihangir'i gösterdi.
"Özellikle sana hiç inanmıyorum. Senin ipinle kuyuya inilmez. Sana güvenilmez."
"Ben kendimi biliyorum Civan. Senin düşüncelerin umurumda bile değil. Sen ne dersen de biz evleneceğiz."
"Madem bu kadar ciddiyiz diyorsunuz kanıtlayın." deyip sesini yükseltti.
"Nikâhtan sonra benimle beraber Mardin'e gelin. Ailelerinizle yüzleşin. Onların gönlünü alın. Orada gözümün önünde yaşayın. Ben de size inanayım. Yanıldığımı göreyim. Hata yapmışım diyeyim."
Şaşkınlıkla duraksadım. Ağabeyim kendinden emin bir şekilde devam etti.
"Ya benimle beraber Mardin'e dönersiniz. Orada beni haksız çıkarırsınız. Ya da benden uzak kalacağınızı düşünerek başka şehirde yaşarsınız. İkinci ihtimale giderseniz baştan kaybetmiş olursunuz. Çünkü bir şeyler karıştırdığınızı düşünürüm. Benden korkup kaçtığınızı düşünürüm. Bu evliliği yalan bilip işinizi bozmuş olurum. Ya da daha kolayı var. Hiç bu işlere girmezsiniz. Burada yolları ayırmış olursunuz. Cihangir farklı bir yola gider. Zenan farklı bir yola gider. Karar sizin." deyip gülümsedi. Bu gülüşten de bu konuşmadan da korktum. Ağabeyimin niyetini anladım. Başlı başına tuzaktı. Hangisini seçersen seç zarardaydın. Aklınca bizi oyuna getirmek istiyordu. Tek korkum Cihangir'in bu oyuna kapılmasıydı. Gaza gelip yanlış bir karar vermesiydi. Bunları düşünmeye kalmadan Cihangir konuştu.
"Senden korkum yok Civan. Ailemle yüzleşirim. Herkesle yüzleşirim. Sana da hataya düştüğünü gösteririm."
Hayretle Cihangir'e baktım. Çoktan ağabeyime karşı kaybetmiştik. Ağabeyimin oyununa kapılmış gaza gelmişti.
"Cihangir!" diye seslendim. Anında ağabeyimin dikkatini çektim.
"Ne o Zenan? Yoksa korkuyor musun?"
Cihangir, gözlerime bakıp anlamlı bir şekilde baktı. Gülümseyip başını salladı. Sonra da ağabeyime döndü.
"Hiçbir şeyden korkumuz yok Civan. Ne senden ne de başkalarından!"
"Ne yani? Mardin'e dönmeyi kabul ediyor musunuz?" diye sordu. Hayır demek isyan etmek istedim. Ama beceremedim. Savaşın ortasında kalmaktan çekindim.
"Sen söylediğin için değil. Zaten evim olduğu için dönüyorum."
Cihangir'in cevabıyla hepten bittim. Ciddi ciddi bittim.
"Sen de bir şey diyecek misin Zenan?" diyen ağabeyime baktım. Onu kuşkuya düşürmemek adına gülümsemeye çalıştım. İstemeye istemeye oyunumu iyi oynamaya çalıştım.
"Cihangir nereye ben oraya."
İçten içe kendime kızdım. Resmen kaçındığım yere dönecektim. Her şeyin başladığı yere bambaşka bir konumda dönecektim. Oraya dönmemle hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yer yerinden oynayacaktı. Ne ben Mardin'e hazır olacaktım ne de Mardin bana hazır olacaktı.
-Bölüm Sonu-
Herkese merhaba canlarım :) Uzun bir bölümle karşınızdayım.
Bölüm nasıldı?