İçeriğe geç

Night Tale

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Night Tale

Bölüm 1

1.

"May All the beautiful girls Çin'e

lf their favorite horny seas

And if there are thoss sailors

How mu heart fell into love

l'm not interested in money

Nobody can comfort me

Other than mu sailor"

Kablolu kulaklığım da yankılanan müzik sesine mırıldanarak eşlik ederken bir yandan da arkası kesilmeyen yağmur damlaları ile yürüyüş hızımı dahada hızlandırıyor dum.Dinlediğim şarkıyla uyumluydu aslında.

Dışarıdan gelen bir yabancı olarak bu şehire benim gözümde bakınca Hyril'in sokakları, şafak vaktine kadar yağan ve süren yağmurla farklı bir manzaraya dönüştü.

Az önce rastgele girdim sokaktaki evlerdeki şömineler parlarken akşam yemekleri servisi başladı şimdiden belki de veya insanlar şaraplarını yudumlayarak birbirleriyle sohbet ediyordu bazı sohbetler okadar hareketliydiki sanırım boş sokaklarda sesleri yankılanıyordu resmen.

Bunlarla birlikte bir yandanda ayın ışıkları caddeleri boylarken Hyril, gece için çok güzel bir yer olduğunu kanıtladı yağmurla birlikte tekrardan.

Ama bu eski zamanlara dizaynına ait sokakta bu

şehrin sırrını dıştan bakınca kimse bilmezdi.

Ben zaten bunun sınırını çözmek için gelmiştim buraya. Sizi kendime tanıtayım bendeniz gazeteci ruh hastası olarak bilinen Ayça.

Buraya bu olağan üstü şehre yıllar önce yaşanan ve tekrar gün yüzüne çıkan bir sırrı öğrenmek için geldim ama ilk önce kaldığım konağa ulaşmam gerekiyor bu yağmurdan.

Tekrar etrafa bakarken gözlere ve kulkalara çarpan bir diğer özelikse bu şehirin insanları kibarlık ile bilinmesiydi.

Benim gözlemimim ile ise birde o kadarda yalancı.

Peki şimdi ne oluyordu benim bu sırlarla dolu şehirde hava koşullarına uymayan giyim tarzımla yağmur birikintilerine basmamaya

çalışıyordum ama bu pek mümkün değildi eve çamura batmadan dönemeyecektim.

Resmen şu an yağan yağmur sebebiyle her yer bir gölete dönüşmüştü yirmi bir yıllık hayatımda bu kadar yağış görmedim.

Üstümde olan beyaz tişört ve gri eşofman ile birlikte hiçbir şeyden habersizce beyaz ayakkabılarında vardı tabi. Yağmurda beyaz ayakkabı mı giyinirdibe!

Güneşli sandığım günlerden bir gündü yine ama sonu akşam saatlerine doğru yağmur başlayarak bitmişti.

Neredeyse bir saattir kesilmeyen yağmurla eve gidişim daha da zorlaştırıyodu.

Sinirli bir şekilde yoluma devam ederken gözüme kestirdim küçük su birikintisi ile kendimi baştan aşağı süzüp.

"olan oldu zaten" diyip.

Ne kadar ıslak çoraplardan ve ayakkabıdan nekadar nefret etsem de o anki hep bu anı bekleyen küçük bir çocuk muşum gibi birikintinin içine atladım.

Hayır yağmuru seviyorum ama ıslanmayı değil aslında seviyorum onu da işte. Ama az önce herşeyi unutup bu yağmurda az da olsa kuru kalmayı başaran beyaz bez ayakkabılarımı keşke unutmasaydım.

Aslında bu benim için bir sorun değildi. Ne olduysa zaten birkaç saat önce olmuştu ben sadece daha da içimdeki çocukla abartmış oldum.

Girdim su birikintisi deki beyaz bez ayakkabılarıma gülerek bakıyordum.

Birkaç saniye sonra artık kafamı birikintinin içindeki ayakabılarımdan kaldırıp etrafıma bakmaya başladım atlayışımı bir gören varmı diye.

"Umarımki yoktur"diye kızaran yanaklarınımla kendimce söylemedim.

Etrafta bakınca sokakta kimseler yoktu herkes evlerindeydi ya da dedim gibi sohbetler başlamıştı sofralar kurulmuştu.

Hadi bunlar olmasa bile zaten ne olmasını bekliyordum ki Ayça bu saate,bu yağmurda kim dışarı iş için olsa bile çıkardı ki sen dışında.

Herşeyi geçtim çok acil bir iş olmasa da yağmurun dinmesini beklerdi insan sıcak evinde.

İstemsice kendimce tekrarladığım bu kelime ile içimde bir burukluk oluşmuştu. Saniyeler içinde bu konuyu saçma bulup boğazımı silkip yoluma devam etmeye başladım.

Hem birde bu şehrin insanları dışarı çıksa bile ya benim gibi yağmuru seven aklı kaçık ruh hastaları yada ciden başta dedim gibi bir iş yada her hangi bir şey için acelesi olan insanlardır başta dedim gibi.

Omuzlarımı silkip bu düşünceleri nereden kapıldım diye içimden geçirirken kendime kendime göz devirdim. Elbette bunu sadece ben yapmıyorum dur yada siz.

İlerledim yollarda Artık Islak çoraplarımın verdiği rahatsızlıklada yüzümü buluşturarak her adımımda daha ne kadar vıcık vıcık olabilecek diye düşünmeye başladım.

Eve hemen varmak için hızlı adımlarlarıma devem edeceken.

Bunu bozan sanki bok varda karşımda son süratle geçen arabanın sayesinde etraftaki nadir gözüken pis çamurlu suların üstüme sıçramasıyla içimden lanet küfürler sovurmaya başladım.

"şimdi tamamen artık sıçana dönmüştüm"diye hırladım sadece benim duyacağım şekilde kedi kendime.

Bir yandan da küfürler savunmaya başladım sanki arkasından at kovalıyormuş gibi son sürat giden o şahsiyete.

"Şurda iki dakika sesizlik içinde romantizmi yaşayamadım kendimle vala ya!"

Diye söylenerek tekrar tekrar sistem edip ayamı hızla kaldırıp su birikintisine vurdum ama bu seferki set bir vuruş olmuştu yine küçük bir çocuk gibi yaptım bu hareketle yüzüme çamurlu suyun gelmesine neden oldu ve yerdeki kayganlıkla yere yapışmama ve kızıl kıvırcık saçlarım çamur içine bürünmüştü.

~

Artık eve varmama çok az kalmıştı yol boyunca o arabayı sürene defalarca belalar okuyarak gelmiştim yüzümdeki çamurları silmeye çalışırken bir yandanda.

Herkesin aklındaki o soru bu manyak hala eve varamadı mı evet varamadım şirketin bana ayarladığı ev şehirden öyle bir uzaktaydı ki gel işte o kadar zordu.

İçimdeki sinirle kafamı kaldırıp etrafa bakarken burdan bile gözüken siyah paslı demir kapıyı net olmasa da göre biliyordum artık. İçimden bir sevinç Çığlık koptu sonunda lanet eve varmıştım.

Yine yola koyulmadan bir kaç saniye soluklanıp mutlulukla hızlı adımlarla bahçe kapısına doğru ilerlemeye başladım.

Saniyeler sonra artık tamamen varmıştım. Paslı bahçe kapısını zorlayarak iterek açılan kısımdan hızlıca bahçeye giriş yaptım.

Kapıyı tekrar arkamdan kapatmadan aynı hızla evin dış kapısına doğru ilerlemeye başladım.

Dış kapının yanına vardım da kombinimle uyumlu olan bir kaç saat öncesinden ıslak beyaz bez çantamdan içindeki yine şekilde ıslanmış eşyalar arasında evin anahtarını bulmaya çalışıyordum ki elime değen demir şeyle bulmuştum.

Heyecanla çantadan çıkardım anahtara baktım o da aynı hem bahçenin ve evin kapısı gibi paslıydı.

Bunu pek aldırış etmeden anahtarı kapı deline sokup sekiz kere kitledim kiliti döndürerek sağ tarafa sonuna kapıyı açmaya başlar mısın hızla beyaz bez ayakkabılarımı çıkartıp evin içine girmiştim.

Evin içine girdiğim gibi göze çarpan etraftaki tozlu farketmemek imkansızdı.

Yakın bir zamanda düzgün bir temizlik yapmalıyım bura için. İlk geldiğim günü pek dikkatli inceleyemedim ve temizleyen etmiştim ama şimdi düşünce mutfak, banyo, oturma odası... Nerdeyse hepsi tozdan görülmüyordu.

Görünüşe göre burada yaşayan son kişi çok uzun zaman önce burayı terk edip gitmişti yada uzun süre boyunca burada kimse gelmemişti benden önce.

Bunları düşünürken artık beni rahatsız eden kıyafetlerimden süzülerek yere damlayan damlayan su damlaları ile vakit kaybetmeden hızlıca banyoya doğru ilerlemeye başladım beyaz taş evin koridorları içinde.

🥀🥀🥀

Aradan bir yarım saat geçmişti artık banyoda kısa bir duş alıp üstündeki ıslak kıyafetlerden kurtulup direk üstümdeki bornozla oturma odasına giriş yapmıştım evde kimsenin olmadığını bildim rahatlıkla.zaten olamazdıda.

Salon ve banyo arasında küçük bir koridor vardı başta belirtin gibi. Banyodan çıktığım gibi ise karşıma merdivenlerin alt kısmı çıkıyordu merdivenlerin altındaki boşlukta eski yıllara ait birkaç fotoğrafı vardı çerçeve içinde.

Fotoğrafları göz ucuyla kısaca baktıktan sonra kıyafetlerin güzelliği benden beni almıştı bunları boş verip hızla koridordan salona giriş yaptım tekrar.

Salona girdiğim gibi gözüme kestirdim oturma odasının duvarına yaslanmış resmen tarihi eser sayılacak bir kanepeye doğru ilerledim.

Ben bu eve değecek insamıydım demek isterdim ama bu çevrede ev bulmak çok zordu gerçekten Hyril kasabası yabancılara kabullenmiyor pek çok kabulenmiyor ve anlayacanız boş ev bulmak imkansız.

Eğer bu ev olmasaydı büyük ihtimalle çadırda yaşardım. Şirketten bunu beklerim evet.

Kanepeyi biraz inceleyince kenarları soluk yeşil rengi kumaştan yapılmış,

üstünde bazı dalgalı şeritler vardı ve geri kalanı ise tamamen yeşildi.

Hızlı koltuğa kendimi atıp gözüme kestirdim eski ahşap yuvarlak masadan gıri kumandayı alıp önümdeki kare küçük kahverengi televizyonla bakıştım umarım hala çalışıyordur ümidi ile açma tuşuna bastım.

Televizyon açılmıştı ama tahmin ettiğim gibi siyah beyazdı. Kanallar ise karşıma çıkan kanal şey bir radyo kanalıydı ama sinyal çekmiyor yazıyordu.

Başka bir kanal için baş parmağım ilerleme tuşuna basıp dururken resmen sonda bir kanalda durmuştum.

Karşıma çıkan Yeşilçam filmini izlemeye başladım eski yayınlar başka bişi yoktu. En azından düzgün bir televizyon koyarlardı bu eve bee

Kiralarken kesin içine bile bakmamış lardır.

kumandayı tekrar ahşap masaya koyduktan sonra arkama yaslanıp daha yeni başlamış olan filmi izlemeye devam ettim. En azından Türk kanalı bulmuştum bu yabancı şehirde.

Aradan neredeyse bir saat geçmişti ve filmin sonuna gelmiştim saat şu on'a çeyrek vardı duvardaki asılı saatten gördüğüm kadarıyla.

Şimdiden hyril'e bir karanlık çökmüştü. Yağmur'un verdiği hızla rüzgarda şiddetlenmişti şuan sadece televizyondan çıkan reklamın sesi o bile nostaljikti ve aynı şekilde fırtınanın sesi vardı.

Bilmediğim bir dille konuşan reklamlardan sıkılıp kumandayı tekrar alıp kanallarda gezmeye başladım.

Bir anda gelen büyük bir kapı çarpma sesi ile elektriklerin gitmesi bir oldu.

"GERÇEKTEN Mİ!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.