İçeriğe geç

Nexus

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Nexus

Bölüm 2

BÖLÜM 2: Taşıyıcı

Kitap Arya’nın elinde öylece duruyordu. Siyah kapağı ışığı emiyor gibiydi, üstündeki NEXUS yazısı sanki basit bir baskı değil de metalin içine kazınmış bir mühür gibi duruyordu. Kırmızı zarfı parmaklarının arasında farkında olmadan sıkıyordu. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadı. Sadece baktı. Sonra bir adım geri attı. “Bu bir şaka olmalı,” dedi kendi kendine fısıldayarak. Oda sessizdi ama bu sessizlik rahatlatıcı değildi, aksine sanki bir şeyin nefesini tutup beklediği hissini veriyordu. Arya birkaç adım attı, masasına gitti, sandalyesini çekti, oturdu, sonra tekrar kalktı. “Tamam,” dedi bu kez daha net bir sesle, “birileri çok uğraşmış.” Kitabı eline alıp çevirerek baktı, altına, kenarına, kapağın içine. Hiçbir şey yoktu. Sadece o soğuk siyah yüzey ve NEXUS kelimesi. Zarfı açmadan önce bir süre odada dolaştı. “Üst sınıfların saçmalığı olabilir,” diye mırıldandı. “Yeni gelenleri korkutma şakası. Koral’da böyle şeyler yapılmaz mı sanki.” Ama cümleyi bitirirken bile içindeki huzursuzluk büyüyordu. Çünkü şaka olamayacak kadar planlı görünüyordu. Kapı açılmadan önce odada yoktu. Bundan emindi. Yatak düzeni, dolabın içi, hava bile farklıydı. Sanki biri burada durmuş ve özellikle bırakıp gitmişti. Sonunda dayanamadı, zarfı açtı. Mektubu okudukça yüzündeki ifade değişti. Önce alaycı bir gülümseme geldi. “Cidden mi?” dedi. “Taşıyıcı falan… film mi çekiyorsunuz?” Ama satırlar ilerledikçe gülümseme yavaş yavaş silindi. “Kitabı açarsan hayatın değişecek.” Bu cümlede durdu. Kağıdı hafifçe indirip boşluğa baktı. “Saçma,” dedi ama sesi artık daha düşük çıkıyordu. Sonra tekrar okumaya başladı. “Kütüphaneye bırak, kimse seni durdurmayacak…” Bu kısım daha da tuhaf gelmişti. Çünkü kampüsün kütüphanesini görmüştü ve gerçekten de büyük, karmaşık ama güvenli bir yerdi. Bir anlığına gerçekten gidip bırakmayı düşündü. Sadece merak etmediğini kendine kanıtlamak için. Ama sonra “Nexus hiçbir zaman yanlış kişiyi seçmez” cümlesi geldi. Arya mektubu masaya bıraktı, ayağa kalktı. “Bu tam bir saçmalık,” dedi yüksek sesle. Ama bu kez odada yalnız olduğunu hatırlayınca sesi biraz titredi. Tam o sırada kapı açıldı. Arya irkildi. İçeri giren kız ince yapılı, uzun saçlı, yüzü ifadesiz sayılabilecek kadar sakindi. Elinde bir bavul yoktu ama küçük bir çanta taşıyordu. Gözleri odayı hızlıca taradı, sonra Arya’ya döndü. “Sen Arya olmalısın,” dedi. Arya birkaç saniye cevap veremedi. “Evet… sen de?” “Başak,” dedi kız. Sanki bu ismi söylemek gereksiz bir formaliteymiş gibi. Odaya bir adım daha attı. Arya hemen toparlandı. “Şey… ben duştayken gelmiştin sanırım, öyle hatırlıyorum. Ama şimdi geldin yani, karşılaşamadık.” Başak kısa bir bakış attı. “Ben yeni geldim.” Arya kaşlarını hafifçe çattı. “Nasıl yani? Odanın dolu olduğunu söylediler. Eşyaların vardı zaten.” Başak omuz silkti. “Yanlış oda olabilir. İlk kez geliyorum zaten.” Ama sesi fazla rahattı, fazla ezberlenmiş gibiydi. Arya elindeki mektubu arkasına sakladı. “Tamam… ben de biraz önce yerleştim. O yüzden garip oldu.” Başak bavulunu yatağın yanına bıraktı, dolaba yöneldi. Arya onu izlerken bir an duraksadı. Bir şey yanlış gibiydi ama ne olduğunu çıkaramıyordu. “Bu arada,” dedi Arya dikkatlice, “kapının önünde kitap ve zarf vardı. Senin mi?” Başak dönmeden cevap verdi. “Hayır.” Bu kadar netti. Arya bir an sustu. “Tamam…” dedi. Sonra konuyu değiştirmeye çalıştı. “Ben duştaydım, geldiğinde görmedim. Sonra çıktım, bunlar buradaydı.” Başak dolabı açarken konuştu. “Belki temizlik görevlileri bırakmıştır.” Arya hafifçe güldü. “Kitap ve maske mi?” Başak omuz silkti. “Garip bir yurt.” Arya mektubu tekrar eline aldı ama artık açmaya cesaret edemiyordu. İçinde büyüyen şey sadece merak değildi, hafif bir huzursuzluktu. Sanki biri onu izliyordu ama bakışını hissetmiyordu. Bir süre sonra Başak yerleşti, Arya ise kitabı alıp dolabına koydu. “Sonra bakarım,” dedi kendi kendine. Ama ikisi de bunun bir yalan olduğunu biliyordu. O akşam birlikte dışarı çıktılar. Başak çok konuşmuyordu ama Arya’yı dinlemeyi seviyordu gibi bir hali vardı. Kampüs yolunda yürürken Başak bir şey söyledi. “Hukuk okuyorsun değil mi?” “Evet.” “Güzel. Ben edebiyat.” Arya gülümsedi. “O zaman ben seni savunurum, sen beni yazarak kurtarırsın.” Başak ilk kez hafifçe güldü. “Anlaştık.” Yurt kafesine gittiklerinde Kübra ve Mert’i gördüler. Kübra el salladı. “Arya! İlk gün kayboldun sandık.” Mert güldü. “Kampüs seni yutmadı demek.” Arya yanlarına oturdu. “Ben buradayım ya.” Sohbet ilerledi. Mert yazılım projelerinden bahsediyor, Kübra hocaların sertliğini anlatıyordu. Başak sessizdi ama arada bir not alır gibi etrafa bakıyordu. Arya bunu fark etti ama önemsemedi. Bir süre sonra Mert ayağa kalktı. “Bara gidelim mi? Kampüsün yanında yeni bir yer açılmış.” Kübra hemen atladı. “Ben varım.” Arya bir an tereddüt etti ama sonra “Tamam” dedi. Yürüyerek kampüsün dışına çıktılar. Bar, üniversitenin hemen yanında ama sanki kampüsle ayrı bir dünya gibiydi. Loş ışıklar, kalabalık müzik, genç öğrenciler… İçeri girdiklerinde hava değişti. Masaya oturduklarında Arya etrafı izliyordu. “Buraya çok gelir misiniz?” diye sordu. Mert “Sınavdan kaçmak için ideal,” dedi. Kübra “Ya da düşünmemek için,” diye ekledi. O sırada kapı açıldı. İçeri giren çocuk Arya’nın dikkatini çekti. Uzun boylu, kumral, yeşil gözlüydü. Üzerinde rahat ama pahalı duran bir tarz vardı. Masaya doğru yürürken çevresindeki insanlar otomatik olarak yol açıyordu. Kübra onu görünce gözlerini devirdi. “Akgün geldi.” Arya başını eğdi. “Kim?” Mert fısıldadı. “Okulun… şeyini tanınıyor.” Akgün yanlarından geçerken kısa bir bakış attı. Arya ile göz göze geldiler. Bir saniye bile sürmedi ama yeterliydi. Akgün durdu. “Yeni yüz,” dedi. Arya “Evet,” dedi. Akgün hafifçe gülümsedi. “Koral’a hoş geldin.” Sonra devam etti ama Arya’nın içinde garip bir şey kalmıştı. Ne tam ilgiydi ne de rahatsızlık. Sadece fark edilme hissi. Kübra hemen eğildi. “Ona dikkat et,” dedi. “Neden?” “Uzun hikaye.” Gece ilerledikçe herkes dağıldı. Arya yurda döndüğünde Başak çoktan yatmıştı. Odaya girince dolabına baktı. Kitap oradaydı. Bir süre ona baktı. Sonra yavaşça aldı. Yatağın kenarına oturdu. “Sadece bakacağım,” dedi kendi kendine. Parmakları kapağın üzerinde durdu. Kalbi hızlı atıyordu. Bir şey yanlış gibi hissediyordu. Ama aynı zamanda… sanki doğru olan da buydu. Derin bir nefes aldı. Ve kitabı açtı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.