İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 9 · 7 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 9

İhanetin Yüzü

Sabah ışığı, kapelin kırık vitraylarından içeri süzüldüğünde, gölgeler artık sadece gölgeydi — ne varlık, ne cemiyet, ne de Dorian'ın sözünde kalan o ürkütücü ağırlık. Geriye, sadece yere çökmüş bir adam, dağılmış bir kalabalık, ve birbirine yaslanmış iki kız kaldı.

Wednesday, Enid'in alnından saçlarını geriye itti — nazik, yavaş, sanki bu hareketi bir kereden fazla yapmak onu ürkütüyor gibi. "Nasılsın?"

"Başım ağrıyor. Ve bir şey... bir şey beni çekiyordu, içeri doğru. Sanki biri beni bir ipten aşağı sarkıtıyormuş gibi. Sonra birdenbire... kopuverdi." Enid'in sesi hâlâ titrek ama gözleri netti, Wednesday'in yüzüne kilitliydi. "Sen geldin. Yine."

"Her seferinde," dedi Wednesday, kısık sesle. "Bu, sanırım bir alışkanlığa dönüştü."

"İyi bir alışkanlık."

"Dikkatli ol, yoksa tüm Addams lanetini üzerime çekerim."

Dorian, birkaç metre ötede diz çökmüş hâlde, başını kaldırdı. Gözlerindeki soğuk hesaplama yok olmuştu — yerine boş, soluk bir ifade gelmişti, sanki bir kemikten iliği çekilmiş bir insan gibi. Dudakları kıpırdadı, ama ses çıkmadı. Sonunda, kısık bir fısıltıyla: "Anlaşma... nesiller boyu... hepsi boşa."

"Anlaşma," dedi Wednesday, ayağa kalkarak, sesi taş gibi, "insanları bir canavara satmak için uydurulmuş bir kelimeden ibaret. Ve bu gece, o kelime öldü."

Cemiyet üyeleri, yavaşça etraflarına bakıyorlardı — bazıları korkmuş, bazıları şaşkın, bazıları (az sayıda ama var) hâlâ öfkeli. Bir kadın — kapüşonunun altından uzun, gri saçları görünen, yüzünde katı bir ifadeyle — ayağa kalktı.

"Sen," dedi, Wednesday'e parmağını uzatarak, "bu okula ne yaptığını sanıyorsun? Nevermore, bu anlaşma olmadan ayakta kalamaz. On yıllardır ayakta kalmasının tek sebebi bu. Şimdi, sen hepsini bir gecede yok ettin."

"Bir gecede," dedi Wednesday, omuz silker gibi, "bir cemiyetin yok olması, on yıllar boyunca yok edilmiş hayatların yanında hafif bir bedel."

"Sen bilmiyorsun," dedi kadın, sesi titreyerek — öfkeyle mi, acıyla mı, ayırt etmek zordu. "Bu anlaşma, okulun kuruluşundan önce yapıldı. Joseph Crackstone'un torunları, bu vadideki ilk avları yapanlardı. Onlar, 'Gölge'yle pazarlık ettiler — güç karşılığında, her on yılda bir can. Bu, sadece bir ritüel değil, Wednesday Addams. Bu, bu okulun kanunu."

"O zaman," dedi Wednesday, kadının gözlerine bakarak, "kanun değişti."

Polis geldi — ya da daha doğrusu, Jericho'nun şerifi geldi, ve onunla birlikte birkaç yardımcı. Thornhill, onları kapelin önünde karşıladı, elinde dosyalarla, yüzünde yorgun ama kararlı bir ifadeyle.

"Bayan Thornhill," dedi şerif, şapkasını çıkararak. "Bu neyin nesi? Gece yarısı bir kapelden gelen çığlık sesleri üzerine geldik."

"Uzun bir hikaye, Galpin şerif. Ama kısaca: Bu okul, on yıllardır gizli bir cemiyetin elindeydi. Öğrenciler kayboluyordu, ve kimse sormuyordu. Bu gece, bir grup öğrenci, bu döngüyü kırdı."

Şerif, kapelin içine baktı, Dorian'ı ve diğer cemiyet üyelerini görünce kaşları çatıldı. "Bay Dorian... siz de mi? Yıllardır bu okula öğretmenlik yaptınız, ve ben... ben hiçbir şey bilmiyordum."

"Kimse bilmiyordu, şerif," dedi Thornhill. "Bu, cemiyetin en derin sırrıydı. Sadece üyeler biliyordu, ve onlar da... bazıları gönüllü, bazıları zorunlu, ama hepsi susmuştu."

"Bu adamları, bu kadınları götürmem lazım. Soruşturma açılacak. Nevermore, bir süre kapanmak zorunda kalabilir."

Wednesday, bu sözü duyunca öne çıktı. "Hayır," dedi, sesi kesin. "Okul kapanmamalı. Bu, cemiyetin kazandığı anlamına gelir. Okul, temizlenmeli, yeni bir yönetimle devam etmeli."

Şerif, ona baktı, şaşkınlıkla. "Sen bir öğrencisin, küçük kız. Bu karar bana değil, okul kuruluna ait."

"Biliyorum. Ama kurulun bir kısmı, şu an şekerlediği yerde, o cemiyetin üyeleri. Onları çıkarırsanız, geriye kalanlar, muhtemelen bu gerçeği öğrenince şok geçirirler. Ve o zaman, yeni bir yönetim, yeni bir anlaşma olmadan, gerçekten Nevermore'u yeniden inşa edebilir."

Şerif, bir süre sessiz kaldı, sonra başını salladı. "Bunu, kurul toplantısında tartışacağız. Ama senin de ifade vermen gerekecek, Wednesday. Sen ve arkadaşların."

"İfade vermeye hazırım," dedi Wednesday. "Ama önce, bir şartım var: Enid Sinclair'in, hastaneye götürülmesi. O, bu gece çok şey yaşadı, ve tıbbi muayeneden geçmeli."

Enid, bunu duyunca Wednesday'in koluna dokundu. "Gerek yok, ben iyiyim—"

"Doktor karar verir, sen değil," dedi Wednesday, sesi yumuşak ama kararlı. "Ve ben de seninle geleceğim."

"Sen de mi hastanede yatacaksın? Çünkü sen de biraz... solgun görünüyorsun, Wednesday."

"Addams'lar solgun doğar. Bu, doğal ten rengim."

Jericho'nun küçük hastanesinde, sabahın erken saatlerinde, doktor Enid'i muayene ederken Wednesday, bekleme odasında oturdu — ilk kez, bir hastane bekleme odasında, kendi isteğiyle. Bianca, yanına geldi, elinde iki bardak çayla (korkunç, hastane çayları, ama yine de sıcaktı).

"Xavier ve Ajax nerede?" diye sordu Wednesday, çayı almadan.

"Xavier, şerifle ifade veriyor. Ajax... Ajax biraz kötü. Kendini suçlu hissediyor, 'gönüllü hizmetkar' olduğu için. Coach R, ona ailesini tehdit etmiş. Şu an, psikologla konuşuyor."

"O, kurban," dedi Wednesday, sert olmayan ama yine de sert bir sesle. "Onu, suçlu gibi muamele etmemeli."

"Biliyorum. Ama Ajax... Ajax her zaman kendini suçlamaya meyilli biriydi. Bu, onu daha da zor yapacak."

Bir sessizlik oldu. Sonra Bianca, çayını yudumlarken, gözlerini Wednesday'e dikti. "Wednesday, bir şey sormam gerekiyor. Dorian, 'Gölge'nin seni seçtiğini söyledi. Tüm bu kayıpların, senin etrafında döndüğünü. Bu... doğru mu?"

Wednesday, bir an durdu, sonra yavaşça başını salladı. "Bilmiyorum. Belki. Addams ailesinin, gölgeyle olan bir bağlantısı olabilir, ama bu bağlantı benim hatam değil. Ve bu gece, o bağlantı kırıldı. Dorian öyle dedi, ama Dorian, 'Gölge'nin gitmesiyle, gücünü kaybetti. Şimdi, sadece yalanlarla ayakta duran bir adam."

"Peki ya... eğer 'Gölge' geri dönerse? Ya bağlantı yeniden kurulursa?"

Wednesday, çayına baktı, yüzünde bir gölge geçti. "O zaman, yine durdururum. Addams'lar, gölgeyle yüzyıllardır dans eder. Bu, aile mirasımızın bir parçası. Ama bu gece öğrendiğim bir şey var: bu dansı yalnız değil, bir orkestrayla yapabilirsin."

Bianca, gülümsedi — ilk kez, gerçek bir gülümseme, günlerdir ilk. "Sen, değişiyorsun, Wednesday Addams. Ve bu, korkutucu değil, ilginç."

"Korkutucu değil," dedi Wednesday, hafifçe. "Sadece... alışık olmadığım bir şey."

Enid, muayeneden çıktığında, yorgun ama rahatlamış görünüyordu. "Doktor, fiziksel olarak sağlamlığımı söyledi. Ama 'bazı psikolojik belirtiler olabilir, takip etmek lazım' dedi. Yani, birkaç hafta daha karabasanlar görebilirim, falan."

"Ben de sana eşlik ederim," dedi Wednesday, kalkıp ona yardım ederek. "Karabasanlarda, en azından."

"Wednesday Addams'ın karabasan eşliği. Bu, bir roman gibi duyuluyor."

"Kötü bir roman."

"Kötü de olsa, seninle."

Yürüyerek okula geri döndüler — hastaneden Nevermore'a, kasabanın içinden geçen o yokuş, sabah güneşinde, neredeyse normal bir yer gibi görünüyordu. Enid, Wednesday'in elini tuttu, açıkça, kimse saklamadan. Bazı kasabalılar onları gördü, kaşlarını çattı belki, ama Enid hiç oralı olmadı.

"Biliyor musun," dedi Enid, yürürken, "bu olaylar olmadan önce, ben... ben sadece rengarenk bir kızdım. Pembe saçlar, neşeli, herkesin arkadaşı. Şimdi ise... bilmiyorum, daha farklı hissediyorum. Daha... karanlık? Ama kötü bir karanlık değil. Sadece, daha derin."

"Karanlık, kötü olmak zorunda değil," dedi Wednesday. "Karanlık, sadece ışığın olmadığı yerdir. Ve bazen, o yerde, daha net görebilirsin."

"Bu, Wednesday Addams'tan duyduğum en felsefi cümle."

"Addams'lar da bazen felsefe yapar. Sadece, kimseye söyleme."

Okula vardıklarında, avluda bir kalabalık toplanmıştı — öğrenciler, sabah kahvaltısına giderken, kapelin çevresindeki polis bariyerlerini, şerifin arabalarını, ve birbirine fısıldayan öğretmenleri görmüştü. Söylentiler, hızla yayılıyordu: bir cemiyet, bir tören, kaybolan öğrenciler, bir Addams kızı ve bir kurt.

Yoko, Enid'i görünce koşarak geldi, sarıldı, uzun ve sıkıca. "Seni göremediğimden beri, öldüğünü düşündüm. Seni gerçekten öldüğünü düşündüm, Enid."

"Ölmedim," dedi Enid, gülümseyerek. "Sadece, bir kült tarafından kaçırılıp gölge canavarına kurban edilmek üzereydim, ama Wednesday beni kurtardı. Sıradan bir Salı."

"Salı değil," dedi bir ses arkalarından — Ajax, solgun, gözleri kırmızı, ama yürüyor. "Çarşamba. Bugün Çarşamba."

"Bu espriyi daha önce yaptın, Ajax," dedi Enid, hafifçe gülerek.

"Biliyorum. Sadece... bir şeyler söylemek istedim. Her şey normale dönmüş gibi, bir şeyler söylemek."

Bianca, ona yaklaştı, elini omzuna koydu. "Normal, bir süre uzak olabilir. Ama en azından, beraberiz."

Ajax, Bianca'ya baktı, gözlerinde minnetle. "Sen... beni kurtardın. Orada, sunağın yanında. 'Yalan' dediğinde, bir an için, her şey netleşti. Annamı tehdit ettiler, ama sen bana gerçeği gösterdin. Teşekkür ederim."

Bianca, hafifçe gülümsedi, gözleri biraz parlayarak. "Rica ederim, Ajax. Bu, en azından, doğru bir şeydi."

Xavier, son olarak geldi — şerifle ifade vermekten yorgun, elinde hâlâ biraz mürekkep izleri. Grup, birbirine baktı, beş öğrenci (ve omuzda bir el), bir gecede bir cemiyeti yıkmış, bir varlığı sürgün etmiş, ve birbirini biraz daha yakından tanımıştı.

"Pekâlâ," dedi Wednesday, gözlerini gruptan ayırmadan. "Bu, bitmedi. Dorian ve cemiyet üyeleri tutuklandı, ama okulun geleceği belirsiz. Kurul toplantısı yapılacak, ve bizim de ifade vermemiz gerekecek. Bu, kolay olmayacak."

"Biliyoruz," dedi Xavier. "Ama bu gece, kolay olmadı, ve başardık."

"Bu, bir geceydi. Bundan sonrası, daha uzun, daha karmaşık. Ama en azından, artık neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz."

Enid, Wednesday'in elini sıktı. "Ve bu sefer, yalnız değiliz."

Wednesday, ona baktı — o uzun, derin bakışlarından biri, ama bu sefer içinde korku değil, sadece sessiz bir kararlılık ve tanıdık bir sıcaklık vardı. "Hayır," dedi. "Yalnız değiliz."

Uzakta, Nevermore'un çan kulesi, sabah çanını çaldı — yedi kez, her zamanki gibi. Ama bu sabah, ses farklı tınıyordu: daha temiz, daha net, sanki gölgelerin ağırlığı kalkmış, çan gerçek sesini bulmuştu. Yeni bir gün başlıyordu, ve bu kez, gerçekten yeni.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.