İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 8 · 10 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 8

Kırık Ayna

Saat on sekizdi. Güneş, Nevermore'un batı kulesinin arkasına çökerek gökyüzünü yaralı bir portakal rengine boyadı. Wednesday Addams, üç dakikadır aynı noktada duruyordu — yurt odasının ortasında, Enid'in dağılmış yatağına bakarak, yüzünde ne korku ne de öfke vardı; sadece buz gibi, hesaplı bir boşluk.

Xavier, kapı eşiğinde bekliyordu, sesini çıkarmaya cesaret edemeden. Thing, Wednesday'in omzundaydı, parmakları bir ritim tutuyordu — sabırsızlık değil, endişe.

Sonra Wednesday, hareket etti. Hızlı, kararlı, amansız. Masanın üstündeki notu aldı — kan kırmızı mürekkepli, "Çok geç" yazan notu — ve cebine koydu. Daktilosunu kapatmadı, ışığını da söndürmedi. Enid sevdiği için ışığı açık bıraktı.

"Xavier," dedi, sesi ilk kez duyulduktan bu yana normal tonuna geri dönmüş gibi — ama tonun altında, bir çatlak vardı, ince, sadece dikkatli birinin fark edeceği. "Bianca ve Ajax nerede?"

"Bianca, Coach R'yi izlemeye gitti. Ajax... Ajax ortadan kayboldu. Sabahtan beri görmedim."

"Kayboldu mu?"

"Evet. Yatağına dokunulmamış, çantası yerinde, telefonu masada."

Wednesday, bir an durdu. Parmakları, cebindeki notu sıkıca kavradı. "Ya Ajax bir tuzaktır, ya da o da alındı. Her iki durumda da, bu gece, kapelde sadece cemiyet olmayacak. Bir öğrenci daha olabilir orada — gönüllü ya da değil."

"Ne yapacağız?"

"Plan yapıyoruz," dedi Wednesday, masanın üstüne Nevermore haritasını açarak. "Ama önce, Thornhill'i bulacağız. Eğer bize yardım ediyorsa, şu an o tek müttefikimiz."

Thornhill'i, botanik bahçesinin arka köşesinde buldular — gece çiçeklerinin arasında, bir kürekle toprağı kazıyordu, yüzünde kararlı ama hüzünlü bir ifade vardı. Wednesday'in ayak seslerini duyunca irkilmedi, sanki onu bekliyormuş gibi döndü.

"Enid'i aldılar," dedi Wednesday, doğrudan. "Vakit kaybedemeyiz."

Thornhill, küreği bıraktı, ellerini topraklı bir önlüğe sildi. "Biliyorum. Dorian sabah bana haber verdi, 'tören bu gece' dedi, sanki bir öğrenciyi kaçırması haftalık bir etkinlikmiş gibi. Seni uyarmaya çalıştım, Wednesday."

"Daha fazla uyarmaya çalışma," dedi Wednesday, sesi sert. "Bana ne bildiğini söyle. Tören nerede, nasıl durdurulur, ve Enid'in üzerindeki işareti nasıl kaldırırız."

Thornhill, etrafına baktı, sonra onları bahçenin daha derin bir köşesine çekti — orada, eski bir sera vardı, camları kırık, içi yıllardır kullanılmamış. Seranın içine girdiklerinde, Thornhill bir teneke kutu çıkardı, içinde birkaç küçük şişe, eski bir defter ve bir hançer vardı.

"Bu," dedi, hançeri Wednesday'e uzatarak, "kurucu ailelerin tören hançeri. Gümüş ve demir karışımı, 'Gölge'ye karşı tek etkili madde. Törende, bu hançer sunakta kullanılır — ama ters yönde. Eğer töreni bozmak istiyorsan, hançeri, sunağın merkezindeki sembole saplaman gerekiyor, tam dolunay en yüksek noktadayken. O zaman 'Gölge' bağlantıyı kaybeder, ve Enid serbest kalır."

"Kolay görünüyor," dedi Xavier, ama sesi kuşkulu.

"Kolay değil," dedi Thornhill. "Çünkü törene yaklaşmak için, cemiyetin gözünden kaçmanız gerekiyor. Ve bu gece, kapelde, en az yirmi kişi olacak — öğretmenler, mezunlar, kurucu ailelerin temsilcileri. Hepsi, 'Gölge'nin gücüne bağlı insanlar."

"Ve Dorian?" diye sordu Wednesday.

"Dorian, törenin baş rahibi. Onu durdurursan, tören yavaşlar — ama 'Gölge' bağımsız hareket edebilir. Hançeri sunağa saplaman şart, yoksa her şey boşa gider."

"Bir sorun daha var," dedi Xavier, defterini açarak. "Çizimlerimde, kapelin altında, bir yeraltı odası görüyorum. Tören orada yapılıyor olabilir. Ve o odaya giden tek giriş, kapelin arkasındaki gizli bir kapı."

"O zaman," dedi Wednesday, haritayı açarak, "iki takıma ayrılacağız. Bir takım, kapının önünde dikkat dağıtacak — cemiyeti oyalayacak. Diğer takım, gizli girişten girip sunağa ulaşacak."

"Kim oyalayacak?" diye sordu Xavier. "Bu neredeyse intihar gibi bir görev."

Wednesday, gülümsedi — soğuk, hesaplı, Addams ailesine özgü bir gülümseme. "Ben. Çünkü Dorian beni istiyor. Beni görürse, dikkati dağılacak, ve bu senin ve Bianca'nın içeri sızmanız için zaman kazandırır."

Xavier, ona baktı, tereddütle. "Wednesday, bu... seni öldürmek istiyor olabilirler. Addams kanı, 'değerli' dedi."

"Addams ailesi," dedi Wednesday, hançeri alıp cebine koyarak, "ölümle olan ilişkisiyle bilinir. Ben ölmeyeceğim bu gece. Ama onlara, neden bu aileye dokunmamaları gerektiğini hatırlatacağım."

Bianca'yı, Coach R'nin spor salonundaki ofisinde buldular — kız, saklanarak öğretmenin biriyle telefonda konuşmasını dinliyordu, yüzü öfke ve ihanetle kıpkırmızı.

"Coach R, Dorian'la konuşuyordu," dedi Bianca, telefonu cebine atarak. "Törenin saatını, kapı kodunu, hatta hangi öğrencileri 'izleyici' olarak getireceklerini bile söylüyordu. Bu bir açık davet, sanki bir futbol maçı."

"O zaman kapı kodunu biliyorsun," dedi Wednesday.

"Evet. 1853 — okulun kuruluş yılı."

"İyi. Bu, ilk engeli aşmamız sağlar."

"Ajax hakkında bir şey var mı?" diye sordu Xavier.

Bianca, bir an durdu, yüzü soluklaştı. "Coach R, Ajax'tan bahsetti. 'Gönüllü bir hizmetkar' dedi, 'kendisi sunağın yanında olacak' diye."

"Gönüllü mü?" diye sordu Enid'in adını duymamış gibi Wednesday, ama gözleri karardı.

"Belki gönüllü değildi," dedi Bianca. "Belki... ikna edildi. Ya da tehdit edildi. Ajax bir taş canavarı, onun zayıflığı, insanlara güvenmek. Birine 'aileni korumak için bunu yap' dersen, yapar."

Wednesday, bir an düşündü, sonra kararını verdi. "Bu, planı değiştiriyor. Ajax'a zarar veremem, ama onu da kurtarmamız gerekiyor. Bianca, sen ve Xavier gizli kapıdan girip sunağa ulaşacaksınız. Ben, ön kapıdan girip dikkat dağıtacağım. Thing, sen Bianca'yla gidiyorsun — kapı kilitlerini açmak için."

Thing, onaylar gibi parmaklarını oynattı.

"Ya ben?" dedi Bianca, kaşları çatılk. "Yani, ajax'ı da düşünmemiz gerekiyorsa, plana bir ek daha lazım."

"Sen, Ajax'a ulaş," dedi Wednesday. "Onu töreni durdurmaya ikna et. O, cemiyetin gözünde 'hizmetkar', yani sunağın yanında olacak — seni dinlerse, Dorian'a karşı bir baskı oluşturabiliriz."

"Ve Xavier?" diye sordu Bianca.

"Xavier, sunağa ulaşacak," dedi Wednesday. "Hançeri, ona vereceğim. Tören sırasında, dolunay en yüksek noktaya geldiğinde, hançeri sembole saplayacak."

Xavier, hançeri aldı, titreyen ellerle. "Ya vizyonum doğru çıkarsa? Ya Enid... kurtarılamazsa?"

"O zaman," dedi Wednesday, sesi sertleşerek, "ben de orada olmayacağım. Çünkü ben de orada öleceğim, onu kurtaramadan. Ama bu senaryo yok. Bu gece, herkes hayatta çıkacak."

Gece onda, dolunay ufukta belirdi — büyük, soluk, neredeyse ürkütücü derecede parlak. Kapel, Nevermore'un kuzey ucunda, yıllardır kullanılmamış eski bir binaydı, taş duvarları yosun tutmuş, vitray pencereleri kırıktı. Ama bu gece, içerideki mum ışıkları, camlardan dışarı süzülüyor, gölgeleri cadı kalabalığı gibi duvarlarda oynuyordu.

Wednesday, kapel önünde durdu, elinde hiçbir şey yoktu — sadece kendisi, ve babasından öğrendiği birkaç şey. Hançer, Xavier'deydi; Thing, Bianca'yla gizli kapıya gitmişti.

Kapı, 1853 koduyla açıldı. İçeri girdiğinde, sahnede karşısına çıkan manzara, onu bir anlığına bile hazırlıksız yakaladı: kapelin içi, mumlarla aydınlatılmış, ortasında büyük bir taş sunak, üzerinde Enid yatıyordu — gözleri kapalı, dudakları mırıldanıyor, sanki bir rüyada konuşuyormuş gibi. Etrafında, kapüşonlu figürler dizilmişti, sayıları en az yirmi, ve en önde, baş rahip cüppesi içinde, Bay Dorian duruyordu.

"Wednesday Addams," dedi Dorian, sesi yankılanarak, yüzünde o soğuk gülümsemeyle. "Bekliyordum. Lütfen, yaklaş, törene katıl."

"Akşamlarınız hayırlı olsun, Bay Dorian," dedi Wednesday, sesi taş gibi soğuk, adımları yavaş ama kararlı. "Ama töreninizi bozmaya geldim, katılmaya değil."

Cemiyet üyeleri, hafifçe mırıldandı, ama Dorian, elini kaldırarak onları susturdu. "Bozmak mı? Canım, tören çoktan başladı. Sevgili Enid'in, 'Gölge'yle bağlantısı saatler önce kuruldu. Şu an, onun zihni, yavaşça gölgelerin imparatorluğuna akıyor — geri dönüşü yok."

"Geri dönüşü her zaman vardır," dedi Wednesday, sunağa doğru yürüyerek. Bir kapüşonlu figür, önünü kesti, ama Wednesday, ona bakmadan, "Dokunma, yoksa ailenin lanetini kişisel olarak tanıştırırım," dedi, sesi o kadar soğuk ve emin ki, figür geri çekildi.

Dorian, güldü — gerçek, eğlenceli bir kahkaha. "Cesaretin, ailenin mirası. Anlıyorum. Ama bu gece, cesaret yetmez. 'Gölge' uyanmış, ve onun iştahı, senin küçük kurt arkadaşınla sınırlı değil. Bu gece, sunağın üzerinde iki can olacak — Enid Sinclair, ve Wednesday Addams."

"Sen, beni de mi seçtin?"

"Seni mi seçtim mi? Canım, seni ben seçmedim. 'Gölge' seni seçti. Addams kanı, nadir bulunan bir lezzet, görüyorsun, ve 'Gölge' on yıllardır seni bekliyordu. Rowan, Xavier, Enid — hepsi, sadece seni buraya getirmek için birer araçtı."

Bu, Wednesday'in planında hesaba katmadığı bir şeydi. Yüzü, bir anlığına, çatlak gösterdi — korku değil, ama gerçek bir şaşkınlık. "Yani... tüm bu kayıplar, tüm bu öğrenciler... benim için mi?"

"Senin için değil, canım. Senin aracılığınla. Addams ailesinin gölgeyle olan bağlantısı, çok eski, çok derin. Sen, son halkasın. Ve bu gece, o halka, 'Gölge'ye katılacak."

Wednesday, bir an durdu, zihni hızla çalışıyordu. Bu, tüm planı değiştiriyordu — ama aynı zamanda, yeni bir fırsat da sunuyordu. Eğer 'Gölge' onu istiyorsa, o zaman o, sunağa gidebilirdi, ve bu, Xavier'in hançeri saplaması için gereken zamanı kazandırırdı.

"Pekâlâ," dedi Wednesday, yavaşça sunağa doğru yürüyerek. "O zaman, beni al."

"Wednesday, hayır!" Enid'in sesi, sunaktan geldi — zayıf, boğuk, ama net. Gözleri açılmıştı, altın rengine çalan mavi gözleri, gözyaşlarıyla parlıyordu. "Lütfen... yapma..."

"Seni kurtarmaya geldim," dedi Wednesday, ona yaklaşıp elini tutarak. "Güven bana."

Dorian, bu sahneyi izliyordu, yüzünde tatmin olmuş bir ifade. "Dokunaklı. Ama töreni bozamazsın, küçük Addams. Dolunay, on dakika içinde en yüksek noktasına ulaşacak, ve o zaman, 'Gölge' ikinizi de alacak."

Tam o sırada, kapelin arka tarafından, bir kapı gıcırdayarak açıldı — Bianca ve Thing, gizli geçitten gelmişlerdi. Bianca, Ajax'ı gördü — sunağın yanında, cüppesiz ama gözleri boş, sanki hipnotize olmuş gibi duruyordu.

"Ajax!" diye bağırdı Bianca, ona doğru koşarak. "Ajax, beni duy!"

Ajax, döndü, yüzünde bir karışıklık — sanki bir rüyadan uyanıyormuş gibi. "Bianca? Ben... ben ne yap..."

"Beni dinle! Seni kullandılar. Aileni korumak için bunu yapmanı söylediler, değil mi? Ama bu bir yalan, Ajax. Aileni bu cemiyet tehdit ediyor, ben değil."

Ajax, bir an durdu, sonra yüzünde bir tanıma belirdi — yavaş, acılı, ama gerçek. "Annemi... annemi tehdit ettiler. 'Töreni bozarsan, o ölür' dediler."

"Yalan," dedi Bianca, sıkıca. "Şu an, annem güvende. Ben onu koruyabilirim. Ama sen, bu törene yardım edersen, asla kendini affedemezsin."

Dorian, öfkeyle döndü. "Kes şunu! Hizmetkar, onu sustur!"

Ama Ajax, bu sefer, harekete geçmedi — geri çekildi, ve Bianca'nın yanına geçti.

"İhanet," diye tısladı Dorian. "Hepiniz ihanet edeceksiniz, görüyorum."

Xavier, o anda, gölgelerden süzülerek sunağa yaklaştı — hançer elinde, gözleri dolunaya kilitlenmiş, kalbi göğsünde çılgınca atıyordu. Beş dakika. Beş dakikası vardı.

Dorian, onu gördü. "Dur!" diye bağırdı, elini kaldırarak, ve Xavier, aniden havada asılı kaldı — görünmez bir güç tarafından durdurulmuş gibi, nefesi kesilerek.

"Küçük ressam," dedi Dorian, ona doğru yürüyerek. "Senin vizyonların, cemiyetin bir armağanıydı. Onları geri alabilirim."

Wednesday, bu anı gördü — Xavier'in durdurulması, Dorian'ın dikkatinin dağılması. Bu, son şanstı. Eğer 'Gölge' onu istiyorsa, o zaman o, sunağın üzerine çıkabilirdi, ve bu, 'Gölge'nin dikkatini çekerdi — Xavier'i serbest bırakırken.

"Hey," dedi Wednesday, yüksek sesle, sunağın üzerine çıkarak. "Eğer beni o kadar çok istiyorsan, al beni. Ama önce, onları bırak."

Dorian, döndü, gözleri alevle dolu. "Cüretli... çok cüretli. Ama kabul ediyorum."

Xavier, aniden serbest bırakıldı, yere düştü, nefes nefese. Elindeki hançer hâlâ sıcaktı.

"Şimdi," dedi Wednesday, Dorian'a bakarak, "törenin başlasın."

Dorian, ellerini kaldırdı, cemiyet üyeleri de onu taklit etti, ve dolunay, tam tepe noktasına ulaştı — ışığı, vitray pencerelerden süzülerek sunağı aydınlattı. Wednesday, bu ışıkta, Enid'in yüzünü gördü — gözleri kapalı, dudakları mırıldanıyor, ama eli, hâlâ Wednesday'inkini sıkıca tutuyordu.

"Gölge," diye haykırdı Dorian, sesini yükselterek, "sana sunuyorum: Addams kanı, ve onunla birlikte, Sinclair'in ruhu! Gel, alın, ve bize gücünü ver!"

Oda, aniden soğudu — sadece fiziksel değil, derin bir soğuk, sanki varlığın kendisi, ışığı emiyormuş gibi. Gölgeler, duvarlardan ayrıldı, kümelenerek sunağa doğru yaklaştı, ve ortalarında, iki parlayan göz belirdi — aç, sabırsız, bekleyen.

Xavier, bu anı bekliyordu. Hançeri, sıkıca kavradı, ve sunağın merkezindeki sembole doğru, tüm gücüyle sapladı.

Bir çığlık — insan olmayan, varlığın kendisinden gelen bir çığlık — kapeli inletti. Gölgeler, dağılmaya başladı, parçalar hâlinde eriyerek. Dorian, geri çekildi, elleri kulaklarında, yüzünde saf bir dehşet.

"Hayır!" diye haykırdı. "Ne yaptın?!"

"Senin törenini," dedi Xavier, nefes nefese, hançeri sembole saplı tutarak, "bozdum."

Enid, gözlerini açtı — tamamen, net olarak, altın rengine çapan mavi gözleriWednesday'e kilitlendi. "Wednesday..."

Wednesday, onu kollarına aldı, sunaktan indirdi, gölgeler son parçalarıyla dağılırken, dolunay ışığı artık normal, sakin, sadece bir ay ışığı olarak süzülürken.

Dorian, dizlerinin üstüne çökmüştü, cemiyet üyeleri birer birer kapüşonlarını geriye atmaya, etraflarına bakmaya başlamıştı — bazıları şaşkın, bazıları korkmuş, bazıları (az ama var) öfkeli. Thornhill, kapının yanında belirdi, elinde bir telefonla — polis çağırmıştı, ya da en azından, Jericho'nun şerifini.

"Bu, bu okulun sonu," diye tısladı Dorian, yere bakarak. "Anlaşma bozuldu. 'Gölge' gitti, ama bir bedel ödenecek."

"Bedeli sen ödeyeceksin, Bay Dorian," dedi Wednesday, sesi buz gibi. "Ve cemiyetinin her üyesi. Bu gece, Nevermore'un gerçek tarihi yazılacak — gölgelerle değil, gerçeğinle."

Enid, hâlâ Wednesday'in kollarında, gözleri yaşla doluydu — ama bu sefer mutluluktan. "Bitti mi?" diye fısıldadı.

"Bildiğimiz hâliyle, evet," dedi Wednesday, onu sıkıca tutarak. "Ama seninle, yeni bir başlangıç olabilir."

"Biliyor musun," dedi Enid, gülümseyerek, gözleri yorgun ama ışıltılı, "bana ilk öpücüğü de, hayatımı kurtarmayı da aynı haftada verdin. Biraz dengesiz bir ilişki geliştiriyoruz."

"Addams ailesinde," dedi Wednesday, dudağının kenarında o nadir gülümsemeyle, "denge fazla değerli bir kavramdır."

Dışarıda, sabahın ilk ışıkları ufukta belirmeye başlamıştı — yeni bir gün, yeni bir başlangıç. Ve kapelin içinde, gölgeler son kez çözerken, bir zamanlar korku olan bir şey, artık sadece bir hatıraydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.