İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 3

Weems’in Sırrı

Ertesi gece, saat onbiri gösterdiğinde, Nevermore'un koridorları her zamankinden daha sessizdi — personel toplantısı yüzünden neredeyse tüm öğretmenler ana binanın konferans salonunda toplanmıştı. Enid, kapının aralığından içeri baktı, kalp atışları hem heyecandan hem korkudan hızlanmıştı.

"Herkes orada," diye fısıldadı, geri çekilirken. "Weems, Thornhill, Coach R, hatta Bay Dorian bile. Bu bize belki yirmi dakika kazandırır."

"On beş yeterli," dedi Wednesday, elinde her zamanki toka ve küçük bir el feneriyle. Thing, omzunda oturmuş, parmaklarını sabırsızca kıpırdatıyordu.

"Thing'i neden getirdin?"

"Kilit dinleyicisi olarak. Kulakları benden daha iyi, teknik olarak kulağı yok ama."

"Bu cümle hiç mantıklı değildi ama şu an tartışacak vaktim yok."

Weems'in ofisinin kapısına vardıklarında, Wednesday hemen işe koyuldu — tokayı kilide soktu, gözlerini kapadı, parmaklarıyla hassas bir şekilde oynattı. Enid, koridorun her iki ucunu da izliyordu, kulakları her sese odaklanmıştı.

"Acele et," diye fısıldadı, "Coach R'nin düdük sesi geliyor gibi hissediyorum, bu da toplantının bitmek üzere olduğu anlamına gelebilir."

"Düdük sesini nasıl 'hissedersin' ki?"

"Kurt sezgisi. Sorgulama."

Kilit tıkırdayarak açıldı. İçeri süzüldüler, kapıyı arkalarından kapattılar. Weems'in ofisi, her zamanki gibi düzenli ve resmiydi — büyük meşe masa, duvarlarda eski Nevermore mezuniyet fotoğrafları, ve köşede, kilitli bir dosya dolabı.

"Şuna bak," dedi Enid, duvardaki fotoğraflardan birine yaklaşarak. Elli yıl önceden kalma bir mezuniyet fotoğrafıydı — genç bir Weems, o zamanlar öğrenciyken, bir grup arkadaşıyla birlikte gülümsüyordu. Ama fotoğrafın kenarında, küçük, neredeyse görünmeyen bir sembol vardı: karga ve kırık ay.

"O zamandan beri," dedi Wednesday, fotoğrafa yaklaşarak, "belki de Weems'in kendisi de bu cemiyetin bir parçası."

"Bu da onu şüpheli listesine mi ekliyor?"

"Herkes şüpheli listesinde," dedi Wednesday, dosya dolabına yönelerek. "Sadece bazılarının daha fazla açıklaması gerekiyor."

Dolabın kilidi, ofis kapısınınkinden daha karmaşıktı, ama Wednesday'in sabrı sonsuzdu. Birkaç dakika sonra, kilit açıldı ve içeride onlarca dosya ortaya çıktı — her biri bir öğrencinin adıyla etiketlenmişti.

"Rowan Laslo," dedi Enid, dosyayı bulup çıkararak. İçini açtılar; standart okul kayıtları, notlar, disiplin raporları vardı, ama son sayfada, el yazısıyla yazılmış bir not dikkat çekti: "R.L. vizyonları doğrulandı. Cemiyet'e bildirildi. Törene hazır."

Enid'in eli titredi. "Tören mi? Bu ne demek, 'törene hazır'?"

Wednesday, notu dikkatle okudu, yüzü her zamankinden de sertleşti. "Bu, Rowan'ın kaybolmasının kaza olmadığını gösteriyor. Birileri onu... seçti. Ve Weems bunu biliyordu."

"Yani müdiremiz, öğrencilerin kaybolmasına göz mü yumuyor?" Enid'in sesi öfkeyle titriyordu, gözleri hafifçe altın rengine dönüşmeye başlamıştı — duygusal stres, kontrolünü zorluyordu.

"Sakin ol," dedi Wednesday, elini Enid'in omzuna koyarak — nadir bir dokunuş, ama şu an gerekliydi. "Dönüşürsen, tüm okulu uyandırırsın."

Enid, derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı, kendini toparlamaya çalıştı. "Özür dilerim. Sadece... bu çok fazla. Weems'e güveniyordum."

"Güven, lüks bir duygu," dedi Wednesday, ama sesi biraz yumuşamıştı. "Ama şimdi kanıt lazım, öfke değil."

Dosyaları incelemeye devam ettiler — her on yılda kaybolan öğrencinin dosyasında aynı not vardı, sadece isimler ve tarihler değişiyordu. Ve en son dosyanın altında, henüz boş bir klasör duruyordu, üzerinde sadece bir tarih yazılıydı: bu haftanın sonu.

"Bu hafta sonu," diye fısıldadı Enid. "Yani kim olursa olsun, bir sonraki 'seçilen' bu hafta sonuna kadar belirlenecek."

Tam o sırada, koridordan ayak sesleri duyuldu — hızlı, kararlı adımlar, doğrudan ofise doğru geliyorlardı.

"Toplantı bitti," diye fısıldadı Wednesday, dosyaları hızla yerine koyarak. "Saklanma vakti."

Enid, etrafına bakındı — saklanacak yer yoktu, oda küçüktü ve masa tam ortadaydı. "Nereye?"

Wednesday, tek çözümü gördü: büyük perdenin arkasına. İkisini de perdenin arkasına çekti, tam anahtar kilide girdiği sırada. Nefeslerini tuttular, birbirlerine o kadar yakın durdular ki Enid, Wednesday'in kalbinin — evet, kesinlikle bir kalbi vardı, ve şu an hızla çarpıyordu — atışlarını hissedebiliyordu.

Kapı açıldı. Weems'in sesi, telefonda konuşan biriyle geldi içeri.

"...anlıyorum, ama bu hafta sonu çok erken. Daha hazır değiliz." Bir sessizlik, karşı taraf konuşuyordu. "Hayır, öğrenciler arasında zaten şüpheler var. Addams kızı bir şeyler araştırıyor."

Enid'in gözleri irileşti, Wednesday'e baktı karanlıkta. Wednesday'in yüzünde hiçbir korku yoktu — sadece hesaplı bir dikkat.

"Onu izliyorum," diye devam etti Weems. "Eğer gerçeği öğrenirse... hayır, ona zarar vermeyeceğiz, o Addams ailesinden, sonuçları düşünün. Ama kontrol altında tutmalıyız."

Weems, masasına oturdu, bir çekmeceyi açtı, bir şeyler karıştırdı. Perdenin arkasında, Enid ve Wednesday nefes almamaya çalışıyorlardı — ki bu, Wednesday için oldukça kolaydı, ama Enid için gitgide zorlaşıyordu, kalbi göğsünde çılgınca çarparken.

"Tamam," dedi Weems sonunda, telefonu kapatarak. "Tören planlandığı gibi devam edecek. Kim seçilirse seçilsin."

Sandalyesinden kalktı, ofisin ışığını kapattı ve dışarı çıktı, kapıyı arkasından kilitledi.

Sessizlik birkaç saniye sürdü, sonra Enid nefesini bıraktı, neredeyse bir hıçkırık gibi. "Wednesday, o az önce az önce duyduğumuz şey gerçekten oldu mu? Weems, bir öğrencinin kaybolmasına izin verecek mi, sadece 'anlaşma' devam etsin diye?"

"Öyle görünüyor," dedi Wednesday, perdenin arkasından çıkarken, sesi buz gibi soğuktu, ama Enid gözlerindeki alevi görebiliyordu.

"Kilitli kaldık," dedi Enid, kapıya giderek, kolu çevirmeye çalışarak. "Harika. Sadece harika. Müdirenin ofisinde kilitli kaldık, tam da bir gizli cemiyetin bir öğrenciyi kurban etmeyi planladığını öğrendikten sonra. Bu gece giderek daha iyi hâle geliyor."

"Sakin ol," dedi Wednesday, pencereye yönelerek. İkinci kattaydılar ama pencerenin altında bir çıkıntı vardı. "Buradan çıkabiliriz."

"Elbette çıkabiliriz. Çünkü pencereden atlamak, günün en mantıklı fikri."

"Alternatifi var mı?"

Enid, bir an düşündü. "Hayır, yok. Tamam, gidelim."

Pencereyi açtılar, soğuk gece havası içeri doldu. Wednesday, ilk önce kendini dışarı attı, çıkıntıya sağlam bir şekilde indi. Enid, tereddütle takip etti, ama ayağı kayınca dengesini kaybetti.

"Wednesday!"

Wednesday, hızla döndü, Enid'in elini yakaladı, onu kendine doğru çekti — bu hareket onları beklenenden çok daha yakın getirdi, yüzleri neredeyse birbirine değecek kadar. Bir an, ikisi de hareketsiz kaldı, nefesleri buğulanarak soğuk havada karışıyordu, gözleri birbirine kilitlenmişti.

"Teşekkürler," diye fısıldadı Enid, sesi titrek — düşme korkusundan mı, yoksa Wednesday'in bu kadar yakınlığından mı, kendisi de emin değildi.

"Düşmene izin veremezdim," dedi Wednesday, sesi her zamankinden alçak. "Sen olmadan bu araştırmayı sürdüremem."

"Sadece araştırma yüzünden mi?"

Bir duraksama. Wednesday'in gözleri, Enid'in yüzünde gezindi — dudaklarında, gözlerinde, orada bir şey arıyormuş gibi. "Hayır," dedi sonunda, itiraf gibi bir alçaklıkla. "Sadece o yüzden değil."

Uzaktan, bir kapının açılma sesi duyuldu — biri geliyordu. An bozuldu, ikisi de hızla çıkıntıdan aşağı, zemine indiler, gölgelere karıştılar.

Yurtlarına koşarak döndüklerinde, ikisi de nefes nefeseydi, ama bu sefer sadece koşudan değil. Odalarına girdiklerinde, kapıyı kapattılar, sırtlarını kapıya yasladılar, bir süre sessizce birbirlerine baktılar.

"Bu hafta sonu," dedi Enid sonunda, sesi ciddileşerek, "birini kaybedeceğiz, değil mi? Eğer onları durduramazsak."

"Durduracağız," dedi Wednesday, kararlılıkla. "Ama önce kimin hedef olduğunu bulmalıyız."

Enid, yatağına doğru yürüdü, ama bir anda durdu, Wednesday'e döndü. "Az önce pencerede... demek istediğin şey neydi? 'Sadece o yüzden değil' derken?"

Wednesday, bir süre sessiz kaldı, masasına oturdu, daktilosuna baktı sanki cevabı orada arıyormuş gibi. "Şu an bunun zamanı değil, Enid. Bir öğrencinin hayatı tehlikede."

"Bu bir kaçış cevabı."

"Biliyorum," dedi Wednesday, sessizce. "Ama şu an elimden gelen tek dürüstlük bu."

Enid, bir süre ona baktı, sonra yumuşak bir şekilde gülümsedi — anlayışla, sabırla. "Tamam. Bekleyebilirim. Ama unutma, Wednesday Addams, bir gün bu konuşmayı bitireceğiz."

"Sabırsızlıkla bekliyorum," dedi Wednesday, ve bu sefer, gülümsemesi gerçekten görünürdü, kısa da olsa.

Pencerenin dışında, ay bulutların arkasına gizlenirken, ormanın derinliklerinde, bir grup gölgeli figür bir araya toplanmıştı — sessizce, törenlerini planlayarak, kimin "seçileceğine" karar vermek için.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Çok güzel bir yazım dilin var bitince bastırmanı öneririm ๑•͈ᴗ•͈๑