Pazartesi sabahı, Nevermore'un çan kulesi yedi kez çaldığında, ses bu sefer sadece temiz değil, neredeyse neşeliydi — sanki çan, kendi sesinden memnun, bir müzisyen gibi. Enid, bu düşünceyi Wednesday'e söylediğinde, kız sadece "Çanlar, neşe hissetmez," dedi, ama bir an ekledi: "Ama bu okulda, hiçbir şey imkânsız değil. Ve belki de çan, sonunda, huzur buldu."
Enid, yatağın kenarında oturuyordu — Wednesday hâlâ uyuyordu, ama bu sefer, alışılmışın dışında bir şekilde: yüzü, yastığa gömülü değil, Enid'e dönük, bir kolu Enid'in bacağının üstünde, hafifçe kıvrılmış. Enid, bu görüntüyü gördü, ve bir an, kıpırdamadan, sadece hissetti — Wednesday'in kolunun ağırlığını, nefesinin bacağına dokunuşunu, ve bu yeni, bu garip, bu güzel yakınlığı.
Dün gece, birlikte uyudular — ikinci kez. Ama bu sefer, bir fark vardı: Wednesday, uyurken, Enid'e sarılmıştı. Bilinçsizce, uykuda, vücudu Enid'i aramış, bulmuş, ve sarmış. Ve Enid, bu sabah, Wednesday'in kendine sarılmış halini gördü, ve içi, bir sıcaklıkla doldu — kelimelerin yetmediği, dokunuşun anlattığı bir sıcaklık.
"Wednesday," dedi Enid, hafifçe, ona dokunarak. "Günaydın."
Wednesday, gözlerini açtı — yavaş, bir an kararsız, ve sonra, Enid'i gördü, kolunun onun bacağında, ve bir an, dondu. Sonra, yavaşça, kolunu geri çekti — ama çok yavaş, sanki bırakmak istemiyormuş gibi.
"Günaydın," dedi Wednesday, sesi hâlâ uykulu, kalın. "Ben... sarılmışım."
"Evet. Ve bu, çok güzeldi."
"Addams'lar, sarılmaz."
"Sen, biraz önce, sarıldın. Uykuda, ama sarıldın."
"Uyku, bir istisna. Uykuda yapılan şeyler, sayılmaz."
" Wednesday, bu, bir kaçış."
"Biliyorum. Ama Addams'lar, kaçar."
"Kaçmaz. Sadece, alışmaya çalışır."
"Alışmak, uzun bir süreç."
"O zaman, sabırlıyım."
"Sabır, senin için kolay."
"Senin için de olacak. Ben, öğretirim."
"Sen, benim öğretmenim misin?"
"Hayır. Ben, senin... kalbim."
" Wednesday Addams, uykuda sarıldı, ve şimdi, kaçıyor."
"Kaçmıyorum. Stratejik geri çekilme."
İkisi güldü — kısa, yumuşak, sabahın ilk ışığında. Dışarıda, filiz, bir karışı aşmıştı — güneşi arıyor, doğru yukarı, her geçen gün biraz daha.
Kahvaltıda, yemekhane, haftalardır ilk kez, gerçekten neşeliydi. Öğrenciler, birbirine bakıyor, gülüyor, konuşuyor — korku yok, fısıltı yok, sadece hayat. Yoko, sahnede keman çalıyordu — bu sefer, neşeli bir vals, neredeyse bahar havasında. Lionel ve Ophelia, bir köşede, baş başa oturuyordu — Lionel, Ophelia'nın elini tutuyordu, ve arada bir, ikisi, birbirine gülümsüyordu, kelimesiz, sıcak.
Bianca ve Xavier, başka bir masada, kitap ve defterle çalışıyorlardı — ama bu sefer, gergin değil, sakin. Bianca, bir sembol soruyordu, Xavier çiziyordu, ve arada bir, ikisi, birbirine bakıp gülümsüyordu. Ve bir an, Bianca, Xavier'ın eline dokundu — masanın üstünde, açıkça, kimseden saklamadan, ve Xavier, ona baktı, bir an, ve ikisi de bir şey söylemedi, ama elleri bir arada, sıcak.
Ajax, Yoko'nun yanına geldi — kaskını takmamıştı, ilk kez, saçları açık, ve "Dans öğretmeni," dedi. "Bugün, final ders mi?"
Yoko, güneş gözlüğünün arkasından baktı. "Final ders. Ama bu sefer, ayak basarsan, kandan mahrum bırakırım."
"Bu, her seferinde aynı tehdit."
"Çünkü sen, her seferinde basıyorsun."
"Bu, bir istatistik."
"Hayır. Bu, bir kabulleniş."
İkisi, dans alanına çıktı — ve bu sefer, Ajax, basmadı. Yoko, şaşırdı, güneş gözlüğünün arkasından, "Ajax, bu, bir ilerleme," dedi.
"Taş canavarları, öğrenir. Sadece, yavaş."
"Yavaş, güzel."
"Bu, bir iltifat mı?"
"Hayır. Bir gözlem."
İkisi güldü — kısa, yumuşak, ve çevrelerindeki öğrenciler, onları izledi, gülümsedi. Ve bu an, Nevermore'un, bir korku okulundan, bir yaşam okuluna dönüşümünün küçük bir kanıtıydı.
Weems, öğleden önce, tüm okulu avluda topladı — son kez, ama bu sefer, yüzünde farklı bir ifade: yorgun, ama rahatlamış, bir zorluğun sonunda gelen bir hava, bir askerin eve dönüşü gibi.
"Öğrenciler," dedi, sesi taş duvarlarda yankılanarak, "son haftalar, zor oldu. Ama bugün, Nevermore, ayakta — her zamankinden daha güçlü. Cemiyet, yok edildi. Anlaşma, sevgiyle yenilendi. Ve bu okul, artık, bir cemiyetin değil, sizin."
Bir an durdu, derin bir nefes aldı. "Ve bir duyurum var: soruşturma tamamlandı. Bay Dorian, tutuklandı. Cemiyetin diğer üyeleri, yargılanacak. Vivienne Barclay, işbirliği yaptı, ve serbest bırakıldı. Thornhill, güvenli bir yerde, ve dönecek. Ve Nevermore, yeni bir yönetimle, gelecek yıl devam edecek."
Avluda bir uğultu koptu — alkışlar, sevinç, rahatlama. Marge, gözyaşlarını siliyordu. Harold, telefonuyla fotoğraf çekiyordu. Sylvia ve Eleanor, birbirine sarıldı.
Weems, son olarak, "Ve," dedi, "bir teşekkür. Bir grup öğrenci, bu okulu kurtardı. Onlara, minnettarız. Ve bu grup, isimlerini söylemeyeceğim — çünkü onlar, isimsiz kalmayı tercih ediyor. Ama onlar biliyorlar. Ve biz, biliyoruz."
Wednesday, bir köşede duruyordu, hiç tepki vermedi, ama gözlerinde, çok hafif, bir parıltı vardı. Enid, onun yanında, elini sıktı — gizlice, kimse görmesin diye, ama Weems gördü, ve hafifçe gülümsedi.
Öğleden sonra, okul, bir tuhaf sakinliğe bıraktı — dersler vardı, ama çoğu iptal edilmişti, öğretmenlerin yarısı soruşturmada olduğu için. Weems, tüm dersleri "kişisel çalışma" olarak ilan etmişti, ki bu Nevermore'da "kendi başına bir şeyler yap" anlamına geliyordu. Ve Nevermore öğrencileri için "bir şeyler yapmak" oldukça geniş bir kavramdı.
Wednesday ve Enid, kütüphaneye çekildiler — ama bu sefer araştırma için değil, sadece oturmak, nefes almak için. Köşedeki eski koltukta, yan yana, Enid başını Wednesday'in omzuna yaslamıştı.
"Wednesday?"
"Hm?"
"Bu, bitti. Gerçekten bitti. Ve ben, ne yapacağımı bilmiyorum."
"Ne demek?"
"Yani, son haftalarda, tek bir şey için yaşadık: cemiyeti durdurmak, aynaları açmak, varlığı bağlamak. Ve şimdi, hepsi bitti. Ve ben, ne yapacağım?"
"Yaşayacaksın."
"Yaşamak mı?"
"Evet. Sadece, yaşayacaksın. Derslere gideceksin, kahvaltı yapacaksın, benimle oturacaksın, yürüyeceksin, güleceksin, ağlayacaksın, dans edeceksin — bu, yaşamak. Ve bu, bazen, bir cemiyeti yıkmaktan daha zor."
" Wednesday, bu, çok felsefik."
"Addams'lar, felsefe yapar. Sadece, kimseye söyleme."
"Söylemeyeceğim."
"Ama sen, her şeye gülersin. Bu, bir risk."
" Wednesday, ben, gülmeyi severim. Ve sen, felsefe yapmayı. Birbirimizi dengelemek, bu değil mi?"
"Birbirimizi dengelemek. Evet. Bu, sevgi."
" Wednesday Addams, 'sevgi' kelimesini kullanıyor."
"Kullanıyorum. Ve bu, hâlâ tuhaf. Ama doğru."
Enid, ona baktı — uzun, sıcak, kalpten. "Wednesday, sen, bu haftalarda, çok değiştirdin."
"Değişmedim. Sadece, açıldım. Bir kapı, açıldı, ve sen, içeri girdin."
"Ve ben, içeri girdim."
"Evet. Ve ben, artık, seni dışarı atmak istemiyorum."
" Wednesday, bu, en romantik cümlen."
"Hayır. Bu, en dürüst cümlen."
"İkisi de aynı."
"Bazen."
Akşam, grup, son bir toplantı yaptı — bu sefer, kütüphanenin arka köşesinde, ama gergin değil, sakin. Bir veda, ama iyi bir veda.
"Pekâlâ," dedi Wednesday. "Bu, son toplantımız. Cemiyet, yok. Varlık, bağlı. Vivienne, geri döndü. Thornhill, güvenli. Ve Nevermore, yeni bir başlangıç yapıyor."
"Yani, dağılıyoruz mu?" diye sordu Ajax, kaskını çıkarak.
"Dağılmıyoruz. Sadece, artık, bir cemiyetle savaşmıyoruz. Sadece, yaşıyoruz."
"Yaşamak," dedi Yoko. "Bu, bir vampir için, çok uzun bir kelime."
"Ama sen, bir öğrencisin. Vampir, sonra."
" Wednesday Addams, bana 'önce öğrenci' diyor. Bu, bir iltifat."
"Hayır. Bu, bir gerçek."
İkisi güldü — kısa, yumuşak. Bianca, Xavier'ın elini tutuyordu, açıkça. Lionel, Ophelia'ya sarılmıştı. Ve herkes, birbirine baktı, ve bir an, hiçbir şey söylemedi, sadece, orada oldu.
"Teşekkürler," dedi Bianca, sonunda. "Hepinize. Bu, benim için... çok şey demek. Ve annem, şu an, güvende, çünkü siz, onu kurtardınız."
"Bir teşekkür gerekmez," dedi Wednesday.
"Biliyorum. Ama yine de, söylemeliyim."
"O zaman, söyle. Ama bir kez."
"Bir kez. Teşekkürler."
"Yeterli."
Gece, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. İkisi de bitkindi — ama iyi bir bitkinlik, bir yolculuğun sonunda gelen bir huzur. Wednesday, masasına oturdu, ama bu sefer, yazmadı. Daktilo, kapalı. Kalemler, çekmecede. Ve Wednesday, sadece, oturdu, düşündü.
Enid, yatağın kenarına oturdu, onu izledi. "Wednesday."
"Hm?"
"Bugün, 'birbirimizi dengelemek, sevgi' dedin."
"Evet."
"Ve ben, bunu, bir yere yazdım."
"Nereye?"
"Telefonuma. Ve silmeyeceksin, çünkü sen, daktilona yazacaksın."
"Belki."
" Wednesday, 'belki' artık 'evet' demek."
"Bazen."
"Her seferinde."
"Addams'lar, pes etmez."
"O zaman, yaz."
"Ne yazayım?"
"Bana, bir şey yaz. Bir cümle. Daktiloya. Şimdi."
Wednesday, bir an durdu — ensesi kızardı, ama kalktı, masasına gitti, daktiloyu açtı. Bir kağıt yerleştirdi, ve bir süre, oturdu, düşündü. Sonra, yavaşça, tuşlara bastı — bir cümle, kısa, ama o kadar çok şey anlatan:
"Sen, benim dengemsin."
Kağıdı çıkardı, Enid'e uzattı. Enid, okudu, ve gözleri doldu — ama ağlamadı, sadece gülümsedi, geniş, parlak, kalpten.
" Wednesday Addams, bana, daktiloda, bir cümle yazdı."
"Addams'lar, daktiloda yazar."
"Evet, ama bu sefer, bana yazdı."
"Bir istisna."
"İstisna, kuralı doğrular."
"Addams kuralı."
"Ve ben, bu kağıdı, sonsuza kadar saklayacağım."
"Sakla. Ama kimseye gösterme."
"Sadece, sana."
"Sadece, bana."
İkisi, bir an, birbirine baktı — uzun, sessiz, derin. Mum ışığında, yüzler yakın, nefesler karışıyor. Ve sonra, yavaşça, birlikte, yatağa gittiler — yorgun, bitkin, ama birlikte. Battaniyeyi üstlerine çektiler, birbirine yaslandılar, ve ilk kez, hiçbir şey olmadan, sadece, birbirinin varlığında, uyudular.
Dışarıda, gece, Nevermore'un üstüne çöktü — sakin, sessiz, yeni bir sembolle mühürlenmiş. Ve avluda, filiz, bir karışı aşmıştı — güneşi arıyor, doğru yukarı, her geçen gün biraz daha.