İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 28 · 8 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 28

Nevermore Yanıyor

Pazar sabahı, güneş Nevermore'un çan kulesine ilk ışıklarını değdirdiğinde, her şey normal görünüyordu — çan kulesi temiz çaldı, avludaki çatlak tamamen kapanmış, filiz bir karış boyuna ulaşmış, ve öğrenciler, haftalardır ilk kez, gerçekten neşeli bir kahvaltıya oturmuştu. Ama Enid, kurt içgüdüleriyle, bir şeyi daha fark etti: kuşlar. Avludaki kargalar, her zamanki dallarında değil, çan kulesinin tepesinde toplanmıştı — onlarca, belki yüzlerce, sessiz, hareketsiz, tek bir yöne bakarak: kuzeye, köprüye.

"Wednesday," dedi Enid, pencereye yaklaşarak. "Kargalar."

Wednesday, yanına geldi, baktı. Yüzü, bir an, karardı — sonra sakinleşti, ama gözlerinde bir parıltı kaldı, hesaplı.

"Kargalar, gölgenin habercileri değildir," dedi Wednesday. "Ama Nevermore'da, hiçbir şey tesadüf değildir. Ve bu kadar çok karga, tek bir noktaya bakarsa, bu, bir uyarıdır."

"Ne için?"

"Bilmiyorum. Ama dün gece, köprüde, ritüeli yaptık. Ve ritüel, varlığı bağladı — ama belki de, bağ, sadece köprüde değil, başka yerlerde de zayıfladı. Ve kargalar, bu zayıflığı görüyor."

" Wednesday, yani varlık, başka bir yerde mi uyanıyor?"

"Hayır. Ama bağ, bir zincir — bir halka kırılırsa, diğerleri de zayıflar. Dün gece, köprüde, bir halkayı onardık. Ama ya başka halkalar da varsa?"

O sırada, yer, bir an, titredi — kısa, hafif, ama belirgin. Ve çan kulesinden, bir karga sesi — tek, yüksek, neredeyse bir çığlık.

" Wednesday!" Enid, ona döndü. "Yer titredi!"

"Biliyorum." Wednesday, masasına gitti, hançeri aldı, çantasına koydu. "Bianca'yı ve diğerlerini bulmalıyız. Hemen."

Kahvaltıda, grup toplandı — ama bu sefer, herkes bir şey fark etmişti. Öğrenciler, kargaları görmüştü, yer titremesini hissetmişti, ve bir korku, yavaş ama net, yemekhaneye yayılıyordu. Weems, bir köşede, telefonla konuşuyordu, yüzü solgun.

"Weems, şerifle konuşuyor," dedi Bianca. "Ve yüzü... kötü."

"Kargalar, yer titremesi, Weems'in yüzü — üç işaret," dedi Wednesday. "Ve üç işaret, bir olay demektir."

"Ne olayı?" diye sordu Ajax, kaskını sıkıca giyerken.

"Bilmiyorum. Ama öğlene kadar, öğreneceğiz."

Weems, telefonu kapattı, gruba yaklaştı. Yüzünde, ilk kez, gerçek bir korku vardı — kontrol etmeye alıştığı bir ifadenin altından, saf bir endişe sızdı.

"Çocuklar," dedi, sesi alçak. "Şerif, bu sabah, Nevermore'un kuzey kanadında bir yangın çıktığını bildirdi. Ama sıradan bir yangın değil — taş, yanıyor. Taş duvarlar, kendiliğinden, alev alıyor. Ve yangın, kuzeye doğru, köprüye yayılıyor."

"Taş yanmaz," dedi Wednesday.

"Hayır. Ama bu taş, yanıyor. Mavi alevle, sıcak değil, ama ışık — parlak, altın, neredeyse güzel. Ve ateş, suyla sönmüyor."

"Bu, varlık," dedi Wednesday. "Bağ, zayıflıyor. Ve varlık, kendini dışarı atıyor — ama bu sefer, gölge değil, ateş olarak."

" Wednesday, ne yapacağız?"

"Köprü. Tekrar. Bu sefer, ritüeli tamamlamak için — dört kurucu, bir arada, ve bu sefer, kalıcı bir bağ."

"Ama dün gece yaptık!" dedi Bianca, sesi titreyerek.

"Dün gece, geçici bir bağ kurduk. Ama kitap, bir şey daha söylüyordu — 'kalıcı bağ, dört kurucunun, tek bir yerde, tek bir an'da, kanlarını birleştirmesiyle yapılır.' Dün gece, kanlarımızı suya damlattık. Ama su, akar — bağ, akıp gitti. Bu sefer, toprağa damlatacağız. Çünkü toprak, akmaz. Toprak, tutar."

" Wednesday, bu, çok riskli. Yangın, yayılıyor. Ve eğer köprüye gidersek—"

"O zaman, gideriz. Çünkü gitmezsek, yangın, Nevermore'a ulaşır. Ve Nevermore yanarsa, her şey — ritüel, anlaşma, sevgi — hepsi, küle döner."

Öğleden önce, grup, köprüye doğru yürüdü — ama bu sefer, yol farklıydı. Orman, sessizdi — hiçbir kuş, hiçbir böcek, hiçbir rüzgâr. Sadece, uzaktan, mavi bir ışık, ağaçların arasında, yanıp sönüyordu. Ve havada, bir koku — yanmış taş, ama aynı zamanda, tatlı, neredeyse parfüm gibi.

"Vivienne'in parfümü," dedi Enid, kurt duyularıyla. "Ama bu sefer, daha güçlü. Ve bir de, başka bir koku — kan."

"Kan mı?" diye sordu Bianca, yüzü solarak.

"Evet. Eski, kuru, ama belirgin. Sanki, bir yerde, bir şey, kanıyor."

Köprüye vardıklarında, manzara, dün gecekinden tamamen farklıydı — köprünün taş kemerleri, mavi alevle yanıyordu, ama ateş, sıcak değil, ışık. Su, koyu, neredeyse siyah, ve yüzeyinde, kabarcıklar, yükseliyordu, sanki su, kaynıyordu — ama soğuk.

" Wednesday," dedi Enid, geri çekilerek. "Bu, dün gecekinden çok daha güçlü."

"Biliyorum. Çünkü bağ, dün gece, kısmen kuruldu — ama tamamlanmadı. Ve varlık, bu eksikliği kullanıyor."

"O zaman, ritüeli tamamlamalıyız."

"Şimdi."

Dört kurucu — Wednesday, Bianca, Xavier, Lionel — köprünün altına indiler. Enid, ortada, Wednesday'in karşısında. Ajax, Yoko, ve Ophelia, köprünün üstünde, nöbet tutuyordu.

"Tamam," dedi Wednesday. "Bu sefer, kan, suya değil, toprağa. Suyun kenarında, toprağa damlatacağız. Ve ritüel, bu sefer, kalıcı."

Bianca, kitabı açtı, metni okumaya başladı — ama bu sefer, kelimeler, havada değil, toprakta yankılandı, sanki yer, kendisi dinliyormuş gibi. Wednesday, hançeri çıkardı, parmağını ısırdı, kanını toprağa damlattı. Bianca, Xavier, Lionel, aynı şekilde.

Dört damla kan, toprağa düştü — ve toprak, bir an, titredi. Mavi alev, köprünün taşlarında, bir an, parladı, ve sonra, sönmeye başladı — yavaş, ama net.

"Bağ," dedi Wednesday, Enid'e bakarak. "Ellerini, bana ver."

Enid, ellerini uzattı. Wednesday, tuttu — sıkıca, sıcak ve soğuk birleşti. Ve Wednesday, konuştu — bu sefer, kitaptan değil, kendinden:

"Ben, Wednesday Addams, bu anlaşmayı, kalbimle yapıyorum. Kalbim, Enid Sinclair'in. Ve bu bağ, sevgiyle, kalıcı olarak, kuruluyor."

Suyun yüzeyinde, bir ışık — altın, parlak, ama bu sefer, sıcak, neredeyse güneş gibi. Ve ışık, yukarı yükseldi, köprünün altını, çayı, ormanı aydınlattı. Mavi alev, son bir kez, çatırdadı — ve sonra, söndü. Tamamen.

Köprü, sessizleşti. Su, artık siyah değil, berrak — taşların arasından, balıklar, yüzlüyordu. Ve kuşlar — gerçek kuşlar, karga değil — geri döndü, orman, şarkı söylemeye başladı.

" Wednesday," dedi Enid, elleri hâlâ Wednesday'inkinde. "Mavi alev, söndü."

"Evet. Ve bu sefer, kalıcı."

"Emin misin?"

"Toprak, tutar. Kan, toprakta. Ve sevgi, kalıcı. Bu, en güçlü bağ."

Bianca, kitabı kapadı, yüzünde bir rahatlama — ama gözleri, hâlâ doluydu. Vivienne, yanına geldi, kızını tuttu, sessizce.

"Anne," dedi Bianca. "Bu, bitti mi?"

"Bence, evet," dedi Vivienne. "Ama ben, artık, emin olmak istiyorum. Ve bunun tek yolu, zaman."

"Zaman mı?"

"Evet. Zaman, her şeyi sınar. Ama bu sefer, sınava, hazırız."

Köprüden Nevermore'a dönerken, yol, farklıydı — orman, şarkı söylüyordu, güneş, ağaçların arasından süzülüyordu, ve havada, parfüm değil, çiçek kokusu. Enid, Wednesday'in elini tutuyordu — açıkça, kimseden saklamadan, ve Wednesday, geri çekmedi.

"Wednesday," dedi Enid, yürürlerken.

"Hm?"

"Köprüde, 'kalbim, Enid Sinclair'in' dedin. Bunu, herkes duydu."

"Evet."

"Ve sen, bunu, kitaptan değil, kendinden söyledin."

"Evet."

"Bu, bir ilerleme."

"Bu, bir itiraf."

" Wednesday Addams, herkesin önünde, kalbini bana verdi. Bunu, bir yere yazacağım."

"Yazma."

"Yazacağım. Ve bu sefer, sen de, daktiloya yazacaksın."

"Belki."

"Belki, evet."

"Belki."

İkisi güldü — kısa, yumuşak, ormanın şarkısına karışan bir kahkaha. Ve bu an, tüm yangınlara, tüm gölgelere, tüm tehlikelere rağmen, içeride, sıcak ve gerçek.

Nevermore'a vardıklarında, avluda bir kalabalık toplanmıştı — öğrenciler, öğretmenler, hatta Weems, hepsi, bir köşede, bina çıkıyordu. Kuzey kanadındaki yangın, sönmüştü — taş, kararmış ama sağlam, ve mavi alev, tamamen kaybolmuş. Ama taşın üstünde, yeni bir şey belirmişti: bir sembol, altın, kalıcı — karga ve tam ay, kırık değil.

"Bu sembol," dedi Bianca, yaklaşarak. "Kırık ay değil, tam ay. Bu, bağın tamamlandığını gösteriyor."

"Ve altın," dedi Wednesday. "Altın, kalıcı. Bu, bir işaret, bir mühür. Artık, kimse, bu bağayı kıramaz."

Weems, yanlarına geldi, yüzünde yorgun ama minnetli bir ifade. "Wednesday," dedi. "Ben... sana, ve arkadaşlarına, teşekkür borçluyum. Bu okul, senin sayende, ayakta."

"Teşekkür, gerekmez," dedi Wednesday. "Addams'lar, teşekkür sevmez."

"Biliyorum. Ama yine de, söylemeliyim."

"O zaman, söyle. Ama bir kez."

Weems, gülümsedi — ilk kez, gerçek bir gülümseme. "Bir kez. Teşekkürler, Wednesday."

"Yeterli."

Akşam, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. İkisi de bitkindi — ama iyi bir bitkinlik, bir savaşın sonunda gelen bir huzur. Wednesday, masaya oturdu, ama bu sefer, yazmadı. Daktilo, kapalı. Kalemler, çekmecede. Ve Wednesday, sadece, oturdu, düşündü.

Enid, yatağın kenarına oturdu, onu izledi. "Wednesday."

"Hm?"

"Bugün, köprüde, herkesin önünde, beni, 'kalbi' olarak adlandırdın."

"Evet."

"Ve bunu, hiç düşünmeden, hiç çekinmeden söyledin."

"Çünkü, düşünmeye gerek yok. Bu, bir gerçek. Ve gerçekler, düşünmeyi gerektirmez."

" Wednesday, bu, senin için ne kadar büyük bir adım, biliyorsun, değil mi?"

"Biliyorum. Addams'lar, kalplerini göstermez. Ama ben, senin için, bu kuralı, bir kez bile olsa, çiğnedim."

"Bir kez yeterli mi?"

"Hayır. Ama bir kez, bir başlangıç."

"O zaman, başlangıç."

"Bir başlangıç."

Enid, kalktı, Wednesday'in yanına geldi. Wednesday, ona baktı — uzun, sessiz, derin. Sonra, çok yavaşça, elini uzattı, Enid'in yanağına dokundu.

"Sen," dedi Wednesday, sesi alçak, neredeyse kırılgan, "beni, korkmaktan korkutmaz hale getirdin. Ve bu, benim için, en büyük hediye."

" Wednesday, bu, en güzel cümle."

"Hayır. Bu, en dürüst cümle."

"İkisi de aynı."

"Bazen."

Wednesday, yavaşça, eğildi, Enid'in alnına bir öpücük kondurdu — uzun, nazik, bir söz gibi. Sonra, alından, yanağa, yanağından şakağının yanına, çok hafif, çok yavaş, bir kelebeğin dokunuşu gibi. Enid, gözlerini kapadı, dudakları hafifçe aralandı, ve bir ses — "Ah" — çıktı, alçak, sıcak, neredeyse bir teslim.

" Wednesday," dedi Enid, fısıltıyla.

"Hm?"

"Ellerin, beni, çok şey hissettiriyor. Ama bir şey daha hissetmek istiyorum."

"Ne?"

"Senin, beni, enseden öpmeni."

Wednesday, bir an durdu — ensesi kızardı, ama gözleri, Enid'inkilere kilitlenmiş. "Neden enseden?"

"Çünkü enseden öpülmek, en savunmasız an. Ve ben, sana, savunmasız olmak istiyorum. Çünkü sana, güveniyorum."

Wednesday, bir an durdu, sonra yavaşça, Enid'in saçlarını geriye itti, ensesini ortaya çıkardı. Elini, Enid'in boynuna koydu — hafifçe, nazikçe — ve yavaşça, eğildi. Dudaklarını, Enid'in ensesine, omuzlarının hemen üstüne, dokundurdu — uzun, sıcak, bir nefes kadar. Ve bir süre, orada kaldı, dudakları tenin üzerinde, sakin.

Enid, nefesini tuttu, gözleri kapandı, ve bir ses — "Mmm" — çıktı, alçak, derin, neredeyse bir mırıltı. Eli, Wednesday'in saçlarına gitti, parmakları siyah saçların arasına karıştı, ve bir an, dünya, durdu.

" Wednesday," dedi Enid, sesi titrek.

"Hm?" Wednesday'in sesi, hâlâ Enid'in ensesinde, boğuk.

"Ben, seninle, bu anı, sonsuza kadar yaşatabilirim."

"Sonsuz, uzun bir kelime."

"Ama biz, uzun kelimeleri severiz."

"Addams'lar, uzun kelimelerden korkmaz."

"Kurtlar da."

"O zaman, mükemmel bir takımız."

"Yine, bu cümle."

"Çünkü her seferinde, daha doğru."

Wednesday, yavaşça, Enid'in ensesinden çekildi, ama alnını onun omzuna dayadı, nefesi yavaş, gözleri kapalı. "Bu, bitti," dedi, sonunda.

"Ne, öpüş mü?"

"Hayır. Savaş. Gizem. Tehlike. Bunlar, bitti. Ve şimdi, sadece, biz varız."

"Sadece biz."

"Sadece biz. Ve bu, korkutucu değil."

"Hayır. Bu, güzel."

"Çok güzel."

İkisi, bir süre, öylece oturdular — birbirine yaslanmış, nefesleri karışmış, ve dışarıda, Nevermore, sessiz, sakin, yeni bir sembolle mühürlenmiş. Ve avluda, filiz, bir karışı aşmıştı — güneşi arıyor, doğru yukarı, her geçen gün biraz daha.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.