Cumartesi sabahı, Enid uyandığında, Wednesday hâlâ uyuyordu — ama bu sefer, yüzünde bir ifade vardı ki Enid, ilk kez, gerçekten korktu. Wednesday'in dudakları kıpırdıyor, göz kapakları titriyordu, ve arada bir, bir ses çıkıyordu — alçak, boğuk, neredeyse bir fısıltı: "Gelme... gelme..."
"Wednesday," dedi Enid, ona dokunarak. "Wednesday, uyan."
Wednesday, gözlerini açtı — hızlı, bir sıçrayışla, nefesi kesik. Bir an, etrafa baktı, nerede olduğunu anlamaya çalışır gibi, ve sonra, Enid'i gördü, ve yüzü yumuşadı — ama yavaşça, çok yavaşça.
"Rüya," dedi Wednesday, sesi kaba. "Kötü bir rüya."
"Ne gördün?"
Wednesday, bir an durdu, ensesini ovuşturdu. "Köprü. Bir köprünün altında, su, karanlık. Ve birisi, bana sesleniyordu — 'gel, Addams, gel.' Ama ses, tanıdık değil. Ve ben, gitmek istemiyordum, ama bacaklarım, beni taşıyordu."
" Wednesday, bu, ritüelle ilgili olabilir mi?"
"Bilmiyorum. Ama hissettiğim şey, korku değildi. Bir... çağrı. Sanki birisi, bana ihtiyaç duyuyor, ve beni çekiyor."
"Vivienne mi?"
"Hayır. Vivienne'in sesi değil. Bu, daha derin, daha eski. Belki de varlığın kendisi — bağlı, ama hâlâ çağırıyor."
Enid, onu sıkıca tuttu — kollarıyla, bir sarılma değil, bir koruma. Wednesday, bir an kasıldı, sonra gevşedi, Enid'in boynuna yüzünü gömdü.
"Bir an," dedi Wednesday, sesi boğuk, "sadece bir an, burada kalalım."
"Ne kadar istersen."
"Biraz."
İkisi, bir süre, sessizce, birbirine yaslandı — Enid, Wednesday'i tutuyor, Wednesday, Enid'in boynuna yüzünü gömüyor, ve dışarıda, güneş, yavaşça, pencereden süzülüyor. Bu an, kısa ama derin, bir sığınak.
Kahvaltıda, Bianca, daha da solgun gelmişti — geceyi hiç uyumamış gibi, gözleri kırmızı, elleri titreyerek. Masaya oturduğunda, telefonunu bıraktı, ve yüzünde bir ifade vardı ki herkes durdu.
"Annemden haber var," dedi Bianca, sesi titrek. "Ama annemden değil. Bir mesaj, bu sabah, saat dörtte: 'Barclay kanı, bizim. Köprü, gece yarısı. Gel, ya da o gelir.'"
"Köprü mü?" dedi Wednesday, aniden. "Ben de rüyamda bir köprü gördüm. Köprünün altında, su, karanlık, ve bir ses, 'gel' diyordu."
" Wednesday, bu, bir çağrı. Varlık, seni çağırıyor. Ve annemi de, bir köprüye çağırıyor."
"Köprü, nerede?" diye sordu Enid.
Bianca, telefonunu çevirdi, bir harita açtı. "Jericho'nun kuzeyinde, eski bir taş köprü. 1800'lerden. Nevermore Çayı'nın üstünde. Kurucu aileler, bu köprüde, ilk anlaşmayı yapmışlardı — kitapta yazıyordu."
"Yani," dedi Wednesday, "köprü, anlaşmanın ilk yeri. Ve varlık, orada çağırıyor. Çünkü anlaşma, orada başladı, ve orada bitmeli."
" Wednesday," dedi Enid, sesi sertleşerek. "Bu, bir tuzak. Varlık, seni ve Bianca'yı, köprüye çekmek istiyor."
"Biliyorum. Ama eğer gitmezsek, o gelir — mesajda öyle yazıyor. Yani, varlık, bağlı ama yine de güçlü — ve bir şey yapabilir."
"Ne yapabilir?"
"Bilmiyorum. Ama Addams'lar, tehditleri ciddiye alır."
Öğleden sonra, grup, köprüye gitti — hazırlıklı, dikkatli, ama gitmek zorundaydı. Wednesday, hançeri çantasında; Enid, kurt duyularıyla tetikte; Bianca, kitapla; Xavier, defteri ve kömürü; Ajax, kaskıyla; Yoko, güneş gözlüğü ve şapkasıyla. Ve Lionel, kendi isteğiyle, "Ben, kurucu ailelerden biriyim, bu, benim de sorumluluğum," dedi.
Köprü, Jericho'nun kuzeyinde, eski bir taş köprüydü — 1800'lerden, yosun tutmuş, kemerli, altında Nevermore Çayı, koyu ve sakin. Ama bugün, su, normalden daha koyu, neredeyse siyah, ve havada, bir ağırlık vardı, hissedilir.
"Burası," dedi Wednesday, köprüye ayak basarken. "Burada, kurucu aileler, anlaşmayı yapmıştı. Ve burada, varlık, bizi çağırıyor."
" Wednesday," dedi Enid, kurt duyularıyla etrafı tarayarak. "Bir koku var. Mürekkep, mum, ve... parfüm. Vivienne'in parfümü."
"Vivienne, burada mı?"
"Belki. Ya da, en azından, burada oldu."
Köprünün altına indiler — çayı kenarından, köprünün kemerinin altına. Orada, taş duvarda, bir sembol kazınmıştı: karga, kırık ay, ama bu sefer, altında, bir de köprü. Ve sembolün altında, bir yazı: "Kan, söz, bağ. Gel, ya da o gelir."
" Wednesday," dedi Bianca, sesi titreyerek. "Bu, aynı mesaj. Ama burada kazınmış — kalıcı."
"O zaman, varlık, burada. Köprünün altında, çayın derinliğinde. Ve bizi çağırıyor."
Tam o sırada, suda bir hareket oldu — dalga değil, bir kabarıklık, bir şey, yukarı doğru. Ve sonra, suyun yüzeyinde, bir yüz belirdi — Vivienne.
"Anne!" diye bağırdı Bianca, suya doğru atılırken. Xavier, onu tuttu, geri çekti.
"Hayır, Bianca! Dokunma!"
Vivienne'in yüzü, suyun yüzeyinde, solgun, gözleri kapalı. Ama dudakları kıpırdadı, ve bir ses geldi — derinden, sudan, boğuk: "Bianca... kızım... yardım..."
"Anne!" Bianca, Xavier'ın kollarında, çırpınıyordu. " Wednesday, bir şey yap!"
Wednesday, hançeri çıkardı, suya yaklaştı. "Vivienne!" dedi, sesi kesin. "Beni duyuyor musun?"
Vivienne'in gözleri açıldı — ama gözleri, normal değil, altın renk, parlayan. Ve sesi, bu sefer, Vivienne'in değil, daha derin, daha eski: "Addams. Seni çağırdım. Geldin."
"Beni çağırdın. Ve geldim. Ama Vivienne'i bırak."
"Vivienne, benim. Kan, onun kanı, benim. Bağ, onun bağı, benim. Ve sen, Addams, sen de benimsin — kalbin, ritüelde, bana dokundu."
"Hayır. Kalbim, Enid'in. Ve sen, onu alamayacaksın."
Suyun yüzeyinde, bir dalga — ve Vivienne'in yüzü, suya geri daldı. Ama bir ses, kaldı: "Gece yarısı. Köprü. Dört kurucu. Ya da o gelir — ve bu sefer, herkesi alır."
Köprüden döndüklerinde, grup sessizdi — herkes, kendi korkusunu taşıyordu. Bianca, Xavier'ın elini sımsıkı tutuyordu, ama gözleri boştu. Lionel, Ophelia'ya sarılmıştı, sessizce. Ajax, kaskını hiç çıkarmamıştı.
" Wednesday," dedi Enid, yolda yürürlerken. "Bu sefer, ne yapacağız?"
"Gece yarısı, köprüye gideceğiz. Dört kurucu — ben, Bianca, Xavier, Lionel. Ve sen, benim yanımda."
" Wednesday, bu, çok tehlikeli. Varlık, seni istiyor, ve eğer seni alırsa—"
"Alamaz. Çünkü ben, Addams'ım. Ve Addams'lar, gölgelerle yüzyıllardır dans eder, ama kaybetmez."
"Ya kaybedersen?"
"O zaman, sen, beni bulursun. Her zaman olduğu gibi."
" Wednesday, bu, bir bahane değil. Bu, bir ölüm olabilir."
"Biliyorum. Ama gitmezsek, herkesi alır — mesajda öyle yazıyor. Ve ben, herkesi feda edemem. Hele seni, asla."
Enid, bir an durdu, sonra Wednesday'in elini tutu — sıkıca, sıcak. "O zaman, ben de geleceğim. Ve seni koruyacağım."
"Kurt içgüdüleri mi?"
"Hayır. Aşk."
"İkisi de aynı şey."
"Hayır. Ama ikisi de güzel."
Gece yarısı, köprü. Ay, tam dolunay — büyük, parlak, neredeyse gündüz gibi. Köprünün altında, su, siyah, hareketsiz. Ve dört kurucu aile temsilcisi, köprünün kemerinin altında, dizlerinin üstünde.
" Wednesday," dedi Bianca. "Ritüeli başlat."
Wednesday, kitabı açtı — Bianca'nın çevirdiği, son sayfalara. "Bağlama ritüeli, ikinci versiyon," dedi. "Bu sefer, kurban değil, sevgi. Ve dört kurucu, bir arada."
"Hazır mıyız?" diye sordu Xavier.
"Hazırız," dedi Lionel. "Bu okul, beni kurtardı. Ve ben, ona borcumu öderim."
Dört kurucu, ellerini birbirine verdiler — Wednesday, Bianca, Xavier, Lionel, bir daire. Ve Enid, dairenin ortasında, Wednesday'in karşısında.
"Enid," dedi Wednesday. "Ellerini, bana ver."
Enid, ellerini uzattı — Wednesday'inkini tuttu, sıkıca. Ve ritüel başladı.
Bianca, metni okudu — eski dilde, ama bu sefer, kelimeler, havada değil, suda yankılandı. Çay, bir an, titredi, ve suyun yüzeyinde, altın ışık belirdi.
"Kan," dedi Wednesday. Dört kurucu, parmaklarını ısırdılar, kanlarını, suya damlattılar. Su, bir an, altın rengine döndü — parlak, sıcak.
"Söz," dedi Bianca, okumaya devam ederek. "Anlaşma metni, yüksek sesle, suyun üstünde."
"Bağ," dedi Wednesday. Enid'e baktı — uzun, derin, savunmasız. "Enid Sinclair. Seni seviyorum. Ve bu, ritüel için değil — benim için."
"Ben de seni seviyorum. Benim için."
İkisi, ellerini kenetledi — sıkıca, sıcak ve soğuk birleşti. Ve su, bir an, parladı — altın ışık, suyun derinliğinden, yukarı yükseldi, köprünün altını aydınlattı.
Vivienne'in yüzü, suyun yüzeyinde, tekrar belirdi — ama bu sefer, gözleri altın değil, normal, ve dudakları, bir fısıltı: "Bianca... kızım..."
"Anne!" Bianca, suya uzandı, ama bu sefer, Vivienne'in eli, suyun yüzeyinden çıktı, Bianca'nın elini tuttu.
Wednesday, hançeri, suyun yüzeyine sapladı — sembolün üstüne. Su, bir an, çatırdadı, ve altın ışık, parladı, köprüyü, çayı, her şeyi aydınlattı.
Ve sonra, sessizlik.
Vivienne, sudan çıktı — yavaş, ıslak, ama diri. Bianca, onu tuttu, sarıldı, ve Vivienne, kızına sarıldı, uzun, bir itiraf gibi.
"Anne," dedi Bianca, ağlayarak. "Geri döndün."
"Geri döndüm," dedi Vivienne. "Çünkü sen, beni geri getirdin. Sen, ve aşkın."
Köprüden çıktıklarında, sabahın ilk ışıkları ufukta belirmişti. Vivienne, sararmış, ama diri, Bianca'ya yaslanıyordu. Lionel, Ophelia'ya koştu, ona sarıldı — "Geri döndüm, söz," dedi. Xavier, Bianca'nın yanında, sessiz, ama orada.
Wednesday ve Enid, köprünün üstünde durdular — ikisi de yorgun, bitkin, ama birlikte. Ay, batıyordu, ve güneş, doğuyordu.
" Wednesday," dedi Enid. "Bu, bitti mi? Gerçekten?"
Wednesday, bir an durdu, sakin, derin bir nefes aldı. "Evet," dedi. "Bu, bitti. Varlık, bağlandı — bu sefer, kalıcı. Vivienne, geri döndü. Ve anlaşma, sevgiyle, yenilendi."
"O zaman, artık güvenli miyiz?"
"Güvenli. Bu kelime, Addams'lar için yabancı. Ama evet, sanırım, güvenliyiz."
İkisi, bir an, güneşe baktılar — ufukta, turuncu ve altın, yeni bir gün. Ve Wednesday, yavaşça, Enid'in elini tuttu — açıkça, kimseden saklamadan, ilk kez, gün ışığında.
"Enid Sinclair," dedi Wednesday. "Sen, benim kalbimsin. Ve bu, artık, kimse için bir sır değil."
" Wednesday Addams, beni gün ışığında tutuyor. Bunu, bir yere yazacağım."
"Yazma."
"Yazacağım. Ve bu sefer, sen de, daktiloya yazacaksın."
"Belki."
"Belki, Addams'lar için evet."
"Bazen."
İkisi güldü — kısa, yumuşak, yeni bir günün ilk ışığında. Ve köprünün altında, su, artık siyah değil, altın — parlak, sıcak, ve bir köprünün altında, bir aşk, kalıcı olarak yazıldı.