Cuma sabahı, Enid saat altıda uyandı — yer titremiyordu, çan kulesi temiz çalıyordu, avludaki çatlak kapanmıştı. Her şey sakin görünüyordu, ama Enid'in kurt içgüdüleri, yine de bir şey sezgiliyordu — donuk bir hava, boğucu bir sessizlik, hiçbir şey olmamış gibi davranan bir okulun kokusu. Dün herkes rahatlamıştı, ama bugün, o rahatlama biraz fazla hızlı gelmiş gibi hissettiriyordu — sanki birisi, "her şey bitti" demek istiyormuş gibi, ama gerçekten bitmemişse?
Wednesday, hâlâ uyuyordu — gerçekten, derin, dört saat üst üste uyuyan bir Wednesday. Saçları yastığa dağılmış, bir kolu Enid'in belinin altında, diğer eli hâlâ onun saçlarında, parmakları hafifçe kıvrılmış. Enid, bu görüntüyü gördü, ve bir an, kıpırdamadan, sadece hissetti — Wednesday'in kolunun ağırlığını, parmaklarının saçlarındaki sıcaklığını, nefesinin boynuna dokunuşunu.
Bu, yeni bir şeydi. Dün gece, birlikte uyudular — ilk kez, gerçekten, birbirine yaslanmış, bir battaniyenin altında, nefesleri karışmış. Ve şimdi, sabah ışığında, Enid, Wednesday'in uyurken ne kadar... insani olduğunu gördü. Yüzündeki sertlik yok, maskesi düşmüş, sadece bir kız — on yedi yaşında, bir Addams, ama aynı zamanda, sadece bir kız.
Enid, kıpırdamak istemedi. Birkaç dakika daha, bu anı uzatmak istedi. Ama sonra, Wednesday mırıldandı, bir an, ve gözlerini açtı — yavaş, gerçekten uykudan, bir an nerede olduğunu bilemedi. Sonra, Enid'i gördü, yüzüne yakından, ve bir an, dondu.
"Sen," dedi Wednesday, sesi hâlâ uykulu, kalın. "Burada."
"Burada," dedi Enid, gülümsedi. "Birlikte uyuduk."
"Hatırlıyorum." Bir an durdu. "Ve ben, seni... kolumun altında uyuttum."
"Evet. Ve eli, hâlâ saçlarımda."
Wednesday, eline baktı — gerçekten de, parmakları hâlâ Enid'in saçlarının arasında, kıvrılmış, sabit. Hızla, ama çok da acele etmeden, geri çekti — ensesi kızardı, saçların altında.
"Bu," dedi Wednesday, sesini toparlamaya çalışarak, "ritüel hazırlığıydı. Alışma."
" Wednesday, ritüel bitti."
"O zaman, alışkanlık."
"Alışkanlık mı?"
"Evet. Addams'lar, alışkanlıklarını sürdürür."
"O zaman, bu, senin yeni alışkanlığın mı? Benim saçlarımda uyumak?"
Wednesday, bir an durdu, ensesi kızardı. "Bu, bir ifade biçimi."
" Wednesday Addams, 'ifade biçimi' diyor. Bunu, bir yere yazacağım."
"Yazma."
"Yazacağım. Ve silmeyeceksin, çünkü sen de yazarsın."
"Ben, daktiloya yazarım. Sen, kağıda."
"O zaman, ikimiz de yazıyoruz."
İkisi güldü — Wednesday kısa, öksürüğe yakın; Enid yumuşak, sabahın ilk ışığına yakışır. Dışarıda, filiz, biraz daha uzamıştı — güneşi arıyor, doğru yukarı.
Kahvaltıda, yemekhene neredeyse neşeliydi — öğrenciler konuşuyor, gülüyor, birbirine bakıyor, ilk kez haftalardır gerçek bir hayat yaşar gibi. Ama Bianca, masaya geldiğinde, yüzü solgundu — gözleri kırmızı, uykusuz değil, başka bir şey.
"Bianca?" dedi Enid. "İyi misin?"
"Annem," dedi Bianca, sesini alçaltarak. "Bu gece, bir mesaj attı. 'Geri geliyorum' yazdı. Ve sonra, bir ses mesajı — ama annemin sesi değil. Başka bir ses. Bir erkek, çok alçak, sadece bir kelime: 'yakında.'"
"Yakında mı?" Wednesday'in gözleri karardı. "Bu, ne demek?"
"Bilmiyorum. Ama annem, dün Kökler Odası'ndan ayrıldıktan sonra, oteline gitti — ve kayboldu. Telefona cevap vermiyor."
"Bianca, belki—"
"Hayır." Bianca'nın sesi sertleşti. "Ben, annemi tanırım. Ve o ses, onun sesi değildi. Bir şey oldu."
Wednesday, bir an düşündü — gözleri hesaplı, dudakları sıkı. "Ritüel, varlığı bağladı. Ama Vivienne, ritüel sırasında oradaydı — ve o, kurucu ailelerden biri. Belki de bağ, onu da etkiledi."
"Nasıl?"
"Vivienne, kanını verdi — kurucu ailelerin kanıyla ritüel yapıldı. Ve eğer bağ, onu da içeriyorsa, o, artık varlığın bir parçası. Ve varlık, bağlı ama... ya bir kısmı, hâlâ dışarıdaysa?"
" Wednesday, bu, çok ürkütücü bir teori."
"Addams teorileri, her zaman ürkütücü. Ama genelde doğru."
Öğleden sonra, grup, çan kulesinin altına indi — kapıyı kontrol etmek için. Kapı, hâlâ kapalıydı, çatlaklar kapanmış, taş sağlam. Ama kapının yüzeyinde, yeni bir şey belirmişti: bir sembol, altın, çok küçük — bir karga, ama kırık ay değil, tam bir ay.
"Tam ay," dedi Xavier, sembolü inceleyerek. "Kırık değil, tam. Bu, ne demek?"
"Bilmiyorum," dedi Wednesday. "Ama tam ay, dolunay demek. Ve dolunay, cemiyetin tören zamanı. Eğer bir şey, hâlâ planlanıyorsa, bu hafta sonu, dolunay."
" Wednesday, ritüel yaptık. Varlık bağlı."
"Evet. Ama Vivienne kayıp. Ve 'yakında' mesajı — bu, bir tehdit."
"Kimden?"
"Bilmiyorum. Ama Addams kuralı: herkes şüpheli, özellikle de gözden kaçanlar."
Ajax, bir köşede, kaskını sıkıca giymiş, taş duvarlara bakıyordu. "Ben, taşları dinliyorum. Ve taşlar... bir şey söylüyor."
"Ne?" dedi Wednesday.
"Bir ses. Çok derinden. Ama bu sefer, altın değil — karanlık. Sanki, varlığın bir kısmı, hâlâ aşağıda, ve yukarı çıkmaya çalışıyor."
"O zaman," dedi Wednesday, "ritüel, tam olarak işe yaramadı. Ya da, bir kısmı işe yaradı, bir kısmı yaramadı."
" Wednesday," dedi Enid, sesi titreyerek. "Bu, bitmedi mi?"
"Hayır. Görünüşe göre, bitmedi."
Akşam, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. İkisi de sessizdi — ritüelin işe yaramadığı düşüncesi, havada asılı. Wednesday, masasına oturdu, notlar aldı — kapı, sembol, Vivienne, ses mesajı, taşlardan gelen karanlık. Enid, yatağın kenarına oturdu, onu izledi.
"Wednesday."
"Hm?"
"Ben, yorgunum. Sadece, yorgunum. Ve korkmuyorum — ama bitkinim."
"Ben de."
"Bir şey yapabilir miyiz? Sadece, bu gece, birbirimize dokunarak, alışarak?"
"Ritüel bitti."
"Biliyorum. Ama alışkanlık, devam edebilir."
Wednesday, bir an durdu, masadan kalktı, yatağın kenarına oturdu. "Gel," dedi, kısaca.
Enid, yavaşça yanına geldi — yakına, dün geceki gibi, sırtı duvara, dizleri çekili. Wednesday, battaniyeyi ikisinin üstüne çekti, ve ikisi, bir an, sessizce oturdular.
"Wednesday?"
"Hm?"
"Dün gece, benim saçlarımda uyudun. Ve bu sabah, elin hâlâ saçlarımdaydı."
"Hatırlıyorum."
"Bu, senin için ne anlama geliyor?"
Wednesday, bir an durdu — uzun, düşünceli. Sonra, çok yavaşça, "Güven," dedi. "Ben, sana güveniyorum. Ve bu, Addams'lar için... çok nadir bir şey."
" Wednesday Addams, bana güven diyor."
"Sesli söyleme."
"Söylüyorum, çünkü ben de, sana güveniyorum. Ve bu, benim için de nadir — çünkü ben, insanlara güvenmekte her zaman zorlandım. Kurt içgüdüleri, insanlardan kaçmayı söyler. Ama sana, kaçmak değil, yaklaşmak istiyorum."
"Yaklaşmak mı?"
"Evet. Sana, yaklaşmak. Tenine, nefesine, kalbine."
Wednesday, bir an durdu — ensesi kızardı, ama geri çekilmedi. Yavaşça, elini Enid'in yanağına götürdü — açıkça, saklamadan, masanın altında değil. Parmakları, yanağında gezindi — yavaş, nazik, ve Enid, nefesini tuttu, gözleri kapandı.
"Wednesday," dedi Enid, sesi fısıltı. "Elin... soğuk. Ama beni sıcak hissettiriyor."
"Çünkü sen, beni sıcak hissettiriyorsun. Ve ben, sana, geri veriyorum."
"Bu, bir alışveriş mi?"
"Hayır. Bu, bir paylaşım. Addams'lar, paylaşmaz. Ama ben, seninle, paylaşmak istiyorum."
Enid, gülümsedi — geniş, parlak, kalpten. " Wednesday Addams, 'paylaşmak' diyor. Bunu, bir yere yazacağım."
"Yazma."
"Yazacağım. Ve bu sefer, sen de yazacaksın, daktiloya."
"Belki."
"Belki, Addams'lar için bir evet demek."
"Bazen."
Wednesday, elini Enid'in yanağında tuttu, parmakları yavaşça ensesine, saçların bittiği yere kaydı. Enid, gözlerini kapadı, dudakları hafifçe aralandı, ve bir ses çıktı — alçak, sıcak: "Mm."
"Enid."
"Hm?"
"Sen, benim... dünyamdaki tek sıcak şeysin. Ve ben, soğuk bir insanım — ama sen, beni, soğuktan korkmuyorsun."
"Çünkü senin soğukluğun, benim sıcaklığıma ihtiyaç duyuyor. Ve benim sıcaklığım, senin soğukluğuna."
"Bu, bir denge."
"Hayır. Bu, bir aşk."
Wednesday, bir an durdu, sonra yavaşça eğildi, Enid'in alnına bir öpücük kondurdu — uzun, nazik, bir söz gibi. Enid, "Ah," dedi — kısa, sıcak, ve eli Wednesday'in göğsüne, kalbinin üstüne gitti.
"Kalbin," dedi Enid, fısıltıyla. "Hızlı."
"Çünkü sen, buradasın."
"Ben, her zaman buradayım."
"O zaman, kalbim, her zaman hızlı atacak."
"Bu, yorucu olabilir."
"Addams'lar, yorgunluktan korkmaz."
İkisi güldü — kısa, yumuşak, birbirine yaslanmış. Ve bu an, dışarıdaki tüm gölgelere, tüm ses mesajlarına, tüm karanlık taşlara rağmen, içeride, sıcak ve gerçek.
Gece yarısına doğru, ikisi de uyumak için yattı — ama bu sefer, alışkanlık başlamıştı. Enid, Wednesday'in sol tarafına, başını omzuna yasladı, eli kalbinin üstünde. Wednesday, bir kolu Enid'in belinin altında, diğer eli saçlarında, parmakları yavaşça geziniyordu.
" Wednesday?"
"Hm?"
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Sor."
"Sen, beni... ne zaman sevmeye başladın?"
Wednesday, bir an durdu — uzun, düşünceli. Sonra, "Bilmiyorum," dedi. "Belki, ilk gün. Sen, odama girdin, pembe saçların, gülümsemen, ve ben, 'bu kız, çok gürültülü' dedim. Ama aynı zamanda, içimde, bir şey... kıpırdadı. Ve ben, o zaman, ne olduğunu bilmiyordum."
" Wednesday, bu, çok romantik."
"Hayır. Bu, bir itiraf."
"İtiraf, romantiktir."
"Addams'lar, romantik değildir."
"Baban, annene her gün şiir okur."
"Babam, bir istisna."
"Sen de olabilirsin."
"Belki. Seninle."
"Sadece benimle."
Wednesday, bir an durdu, sonra yavaşça, Enid'in saçlarının arasından geçen parmaklarını durdurdu — ve Enid, başını kaldırdı, ona baktı. Mum ışığında, yüzler çok yakın, nefesler karışıyor.
"Enid," dedi Wednesday, sesi alçak, neredeyse kırılgan.
"Evet?"
"Ben, seni seviyorum. Bunu, ritüelde söyledim. Ama ritüel bitti, ve ben, hâlâ söylüyorum. Çünkü bu, ritüel için değil — bu, benim için."
"Ben de, seni seviyorum. Ritüel için değil, benim için."
"O zaman, bu, kalıcı."
"Evet. Kalıcı."
Wednesday, yavaşça eğildi, Enid'in alnına bir öpücük kondurdu — ama bu sefer, alından yanağa, yanağından dudağın kenarına, çok hafif, çok yavaş, bir kelebeğin kanat çırpması gibi. Enid, nefesini tuttu, gözleri kapandı, ve bir ses — "Ah" — çıktı, alçak, sıcak, neredeyse bir teslim.
"Sinclair," dedi Wednesday, dudakları hâlâ çok yakın.
"Hm?"
"Bu, benim için... yeni. Ve korkutucu. Ama güzel. Sadece, güzel."
"Ben de."
"O zaman, birlikte, güzel."
"Birlikte."
Dışarıda, gece, Nevermore'un üstüne çöktü — ama bu gece, gölgeler hafifti, ve iki kızın arasında, bir dokunuş, bir nefes, ve bir söz — her şeyi anlatan, kelimelerin ötesinde. Ve avluda, filiz, biraz daha uzamıştı — güneşi arıyor, doğru yukarı, her geçen gün biraz daha.