Salı sabahı, Enid uyandığında, yer hafifçe titriyordu — çok az, neredeyse fark edilmez, ama kurt ayakları onu yakaladı. Yatak, bir an, titredi, ve sonra durdu. Wednesday hâlâ uyuyordu, ya da öyle görünüyordu — ama Enid, onun gözlerinin kapalı olduğundan emin değildi, çünkü Wednesday bazen uyuyormuş gibi yapıp dinlerdi.
"Wednesday," dedi Enid, fısıltıyla. "Yer titredi."
Wednesday, gözlerini açtı — hemen, tetikte, bir asker gibi. "Ne kadar süreyle?"
"Birkaç saniye. Ama belirgin."
Wednesday, kalktı, pencereye gitti. Avluya baktı — çatlak, dün gecekinden daha genişti, ve içeriden altın ışık, artık süzülmüyordu, parlıyordu. Ve çatlağın kenarında, toprak, hafifçe yükselmişti, sanki bir şey, yukarı itiyordu.
"Varlık, güçleniyor," dedi Wednesday. "Ve toprak, ona tepki veriyor. Bu, kötü bir işaret."
"Ne kadar vaktimiz var?"
"Bilmiyorum. Ama kitap, bir cevap olabilir. Bianca, bu sabah, çeviriye başlamalı."
Kahvaltıda, grup sessizdi — herkes, geceyi farklı şekilde geçirmişti. Bianca, gözlerinin altında koyu halkalar taşıyordu, kitabı kucağında, sayfaları karıştırarak. Xavier, yanında, defteri açık, sembolleri çizerek karşılaştırıyordu. İkisi, sabahın ilk ışığından beri çalışıyordu.
"Bir şey buldum," dedi Bianca, Wednesday masaya geldiğinde. "Kitap, iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, anlaşma metni — kurucu ailelerin, varlığı nasıl bağladıkları. İkinci bölüm, ise... bir ritüel. 'Bağlama Ritüeli' deniyor."
"Bağlama mı?" dedi Wednesday.
"Evet. Anlaşma, varlığı bağladı — ama bağ, zamanla zayıflar. Her on yılda bir, ritüel yapılır, bağ yenilenir. Ama ritüel, kurban gerektirir — bu yüzden, her on yılda bir öğrenci kaybolurdu."
"Yani, ritüel, anlaşmayla aynı şey değil."
"Hayır. Anlaşma, ilk bağ. Ritüel, bağın yenilenmesi. Ve anlaşmayı yok ettiğimizde, ilk bağ kalktı — ama ritüel, hâlâ yapılabilir. Eğer ritüeli yaparsak, varlığı yeniden bağlayabiliriz."
"Ama ritüel, kurban gerektirir."
"Evet."
Oda, bir an sessizleşti. Wednesday, Bianca'ya baktı, sonra Enid'e, sonra kitaba.
"Kurban," dedi Wednesday, yavaşça. "Bu, bir insan kurbanı mı?"
"Bilmiyorum. Metin, eski, sembolik. 'Kan, kalp, ve söz' diyor. Belki, sadece bir damla kan. Belki, daha fazlası."
" Wednesday," dedi Enid, sesi titreyerek. "Biz, insan kurbanı vermeyeceğiz."
"Tabii ki vermeyeceğiz. Ama ritüeli, kurban olmadan yapmanın bir yolu olmalı. Kitapta, başka bir yol var mı?"
Bianca, sayfaları çevirdi, inceledi. "Bir not var — el yazısı, daha yeni. 'Eğer bağ, sevgiyle yapılırsa, kurban gerekmez. Çünkü sevgi, en güçlü bağdır.' Bu notu, kim yazmış?"
"Belki, kurucu ailelerden biri," dedi Wednesday. "Ya da, bir muhalif. Thornhill, belki."
"Ya da," dedi Xavier, defterinden bir sayfa göstererek, "benim çizimlerimde, bu notu yazan biri var. Bir kadın, yaşlı, elinde bir kalem. Ve yüzü... tanıdık. Ama tam çıkaramıyorum."
"Thornhill," dedi Wednesday. "Kesinlikle. O, yıllardır, bu kitabı okuyor, notlar alıyor. Ve bu not, ritüelin, kurban olmadan yapılabileceğini gösteriyor."
"Ama 'sevgiyle yapılırsa' ne demek?" diye sordu Enid. "Ritüel, nasıl 'sevgiyle' yapılır?"
"Bilmiyorum," dedi Wednesday. "Ama belki, cevap, kitabın更深 yerlerinde. Çevirmeye devam etmeliyiz."
Öğleden önce, grup ikiye bölündü — Bianca ve Xavier, kitabı çevirmeye devam etti; Wednesday, Enid, Ajax ve Yoko, çan kulesinin altındaki kapıyı incelemeye gitti.
Kapı, hâlâ kapalıydı, ama bu sefer, kapının yüzeyinde, çatlaklar belirmişti — ince, altın ışık süzüyor, ve kapı, hafifçe titreşiyordu, bir kalp gibi atarak.
"Kalp atışı," dedi Enid, eli kapıya yaklaştığında. " Wednesday, kapı, bir kalp gibi atıyor."
"Bu, varlığın kalbi. Ve o, her geçen dakika, güçleniyor."
"Ne kadar süreyle tutar?"
"Günler. Belki bir hafta. Ama uzun değil."
"O zaman, ritüeli bulmalıyız. Hemen."
"Ajax," dedi Wednesday, ona dönerken. "Sen, taş canavarısın. Kapının taşını incele — çatlaklar, hangi yönde büyüyor? Bu, kapının neresinin en zayıf olduğunu gösterir."
Ajax, kaskını düzeltti, kapıya yaklaştı, ellerini taşa koydu. Bir süre, sessizce, taşın yüzeyini okudu — taş canavarları, taşı okuyabilir, hissedebilir, sanki taş, bir dil konuşurmuş gibi.
"Çatlaklar, yukarı doğru büyüyor," dedi Ajax. "Ve kapının en zayıf yeri, üst kısım — orada, taş, neredeyse toz olmuş. Birkaç gün içinde, çatlak, kapıyı yarıp geçer."
"O zaman," dedi Wednesday, "birkaç günümüz var. Ritüeli, o zamana kadar bulmalıyız."
Akşam, grup tekrar toplandı — bu sefer, kütüphanede, kitap ve defterlerle çevrelenmiş. Bianca, kitabın ikinci bölümünü çevirmişti, ve ritüelin detayları ortaya çıkmaya başlamıştı.
"Ritüel, üç şey gerektirir," dedi Bianca, notları okuyarak. "Birincisi, kurucu ailelerin kanı — Barclay, Addams, Thorpe, ve diğerleri. İkincisi, söz — yani, anlaşma metninin, yüksek sesle okunması. Üçüncüsü..."
"Üçüncüsü ne?" diye sordu Wednesday.
"Bağ. Ve bağ, 'iki kalbin birleşmesi' olarak yazılmış. Bu, 'sevgi' notuyla uyuşuyor — eğer iki kişi, birbirini seven, ritüelde birleşirse, kurban gerekmez."
Oda, bir an sessizleşti. Wednesday ve Enid, birbirine baktı — kısa, ama yoğun bir bakış.
"İki kalp," dedi Wednesday, düşünceli. "Yani, ritüel, iki kişinin, birbirini seven, birleşmesiyle yapılabilir."
"Evet. Ama bu kişiler, kurucu ailelerden olmalı mı? Bilmiyorum. Metin, net değil."
"Ben, bir Addams'ım," dedi Wednesday. "Ve Bianca, bir Barclay. Eğer ritüel, kurucu ailelerin kanını gerektiriyorsa, biz ikimiz, bir araya gelerek, ritüeli yapabiliriz."
"Ama Wednesday," dedi Enid, "bağ, 'iki kalbin birleşmesi' demek — bu, sadece kan değil, duygu demek. Yani, ritüeli yapan iki kişi, birbirini sevmeli."
Wednesday, bir an durdu, Enid'e baktı. "O zaman," dedi, sesi alçak, "sen ve ben."
"Ben ve sen mi?"
"Evet. Ben, bir Addams'ım — kurucu ailelerden biri. Ve sen... sen, bir kurtsun. Kurtlar, kurucu ailelerden değil, ama sen, Nevermore'un bir parçasısın. Ve ben, seni..."
Wednesday, bir an durdu, ensesini ovuşturdu. Sözcük, dudaklarının ucundaydı, ama çıkamıyordu.
"Sen, beni?" dedi Enid, sesi yumuşak.
"Seni seviyorum," dedi Wednesday, hızlı, neredeyse bir nefes gibi. "Ve eğer ritüel, sevgi gerektiriyorsa, ben, seninle, ritüeli yapabilirim. Çünkü sen, benim... kalbimsin."
Oda, bir an, dondu. Herkes, Wednesday'e baktı — Bianca, Xavier, Ajax, Yoko. Hiçbiri, Wednesday Addams'ın "seni seviyorum" ve "kalbimsin" dediğini duymamıştı, ve bu, bir şok etkisi yarattı.
Enid, gözleri doluyor,Wednesday'in elini tuttu. "Ben de seni seviyorum," dedi, sesi titrek. "Ve eğer ritüel, iki kalbin birleşmesini gerektiriyorsa, biz, mükemmel bir çiftiz."
" Wednesday," dedi Bianca, nazikçe, "bu, ritüeli yapabileceğimiz anlamına gelir. Sen ve Enid. Kurucu ailelerden biri — Addams — ve bir kurt, ama Nevermore'un parçası. Eğer sevgi, en güçlü bağ ise, ikiniz, ritüeli yapabilirsiniz."
"Ama," dedi Xavier, "ritüelin nasıl yapılacağını, tam olarak bilmiyoruz. Metin, sembolik — 'kan, söz, bağ' diyor, ama pratik adımlar net değil."
"O zaman," dedi Wednesday, "kitabı okumaya devam etmeliyiz. Ve ritüeli, tam olarak anlamalıyız. Çünkü yanlış yaparsak, varlık serbest kalır — ve bu sefer, hiçbir şey onu durduramaz."
Gece, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. İkisi de sessizdi — Wednesday'in itirafı, hâlâ havada asılı, bir yıldız gibi parlıyordu. Enid, yatağın kenarına oturdu, Wednesday ise masasında, kitabı açtı, ama okumuyordu — sadece, sayfaları çeviriyordu, düşünerek.
"Wednesday," dedi Enid, sessizce.
"Hm?"
"Sen, 'kalbimsin' dedin."
"Evet."
"Bunu, hiç kimseye söylememiştin, değil mi?"
"Hayır. Hiç kimseye."
"Ve ben, ilk kişiyim."
"Evet."
Enid, gülümsedi — geniş, parlak, kalpten. " Wednesday Addams, beni 'kalbi' olarak adlandırdı. Bunu, bir yere yazacağım."
"Yazarsan—"
"Yakarsın, biliyorum. Ama yine de yazacağım. Çünkü bu, hayatımın en güzel cümlesi."
Wednesday, bir an durdu, sonra, çok hafifçe, gülümsedi — o nadir, kısa, ama gerçek gülümseme. "Enid."
"Hm?"
"Gel."
Enid, kalktı, Wednesday'in yanına gitti. Wednesday, masadan kalktı, Enid'in önünde durdu — yakın, çok yakın. Elini, Enid'in yanağına götürdü, hafifçe dokundu.
"Sen," dedi Wednesday, sesi fısıltı kadar alçak, "benim için, sadece 'önemli' değilsin. Sen, benim için, her şeysin. Ve bunu söylemek, beni korkutuyor — çünkü kaybetmekten korktuğum tek şey, sensin."
"Beni kaybetmeyeceksin."
"Buna garanti veremem."
"Hayır. Ama ben, burada kalacağım. Ve sen de, burada kalacaksın. Birlikte."
"Birlikte."
Wednesday, yavaşça eğildi, Enid'in alnına bir öpücük kondurdu — nazik, uzun, bir söz gibi. Enid, gözlerini kapadı, nefesi yavaşladı, ve bir ses çıktı — alçak, kısa, sıcak: "Ah."
"Sen de," dedi Wednesday, dudakları hâlâ Enid'in alnında. "Sen de inliyorsun."
"Çünkü sen, beni... parçalara ayırıyorsun. Ve ben, bunu seviyorum."
"Ben de."
Dışarıda, gece, Nevermore'un üstüne çöktü — ama bu gece, gölgeler hafifti, çatlak sakin (en azından, şimdilik), ve iki kızın arasında, bir itiraf, bir dokunuş, ve bir söz — her şeyi anlatan, kelimelerin ötesinde. Ritüel, yaklaşık. Varlık, güçleniyor. Ama aşk, her şeyden güçlü.