İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 22 · 11 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 22

Kurucu Ailelerin Laneti

Pazartesi sabahı, Nevermore'un çan kulesi yedi kez çaldığında, ses bu sefer tuhaf bir boğukluk taşıyordu — sanki çan, kendi ağırlığı altında eziliyormuş, ya da sanki hava, sesi taşımak istemiyormuş gibi. Enid, bunu ilk fark eden oldu, kurt kulakları her seste bir titreşim yakalıyordu, ama bu sefer, titreşim farklıydı — derin, aşağıdan, taş zeminden geliyormuş gibi.

Wednesday, ranzasında oturuyordu, gözleri açık ama dalgın — bir gece önce Kökler Odası'nda olanları zihninde yeniden yaşıyordu. Hançer, taş tablete saplanmış, ışık süzülmüş, ve Vivienne'nin son sözleri havada asılı kalmıştı: "başka bir şey uyandı."

"Wednesday," dedi Enid, kalkıp pencereye yaklaşırken. "Çanın sesini duydun mu?"

"Duydum. Boğuk."

"Ben de öyle düşünüyorum. Ve avluda, bir şey... toprak, hafifçe ısınıyor. Kurt ayaklarım hissediyor."

"Toprak mı ısınıyor?"

"Evet. Az ama belirgin. Yer altında, bir enerji var — dün gece, tablet kırıldığında, bir şey serbest kaldı. Ve bu şey, yukarı, doğru yukarı çıkmaya çalışıyor."

Wednesday, bir an durdu, masasından Thornhill'in defterini aldı. Sayfaları çevirdi, bir not buldu — eski, kömürle yazılmış: "Anlaşma, bir kapıdır. Kapanırsa, kapının arkasındaki şey, başka bir kapı bulur."

"Başka bir kapı," dedi Wednesday, defteri Enid'e göstererek. "Anlaşma yok edildi, ama anlaşmanın kapatığı şey, hâlâ orada. Ve şimdi, serbest."

"Yani, 'Gölge' değil, ama başka bir şey."

"'Gölge', bir konuktu. Anlaşma, onu davet eden kapıydı. Şimdi kapı kapandı, ama ev hâlâ duruyor — ve evin altında, başka bir şey yaşıyor."

"Bu, çok ürkütücü bir metafor."

"Addams'lar, ürkütücü metaforlarla yaşar."

Kahvaltıda, yemekhane sessizdi — öğrenciler, son günlerin yorgunluğunu taşıyordu, ve balo sonrası bir hafiflik vardı, ama Kökler Odası'nın haberi henüz yayılmamıştı. Sadece grup biliyordu — ve Vivienne Barclay, sabah erken, Bianca'ya bir mesaj atmıştı: "Görüşmemiz lazım. Öğleden sonra, bahçede."

Bianca, telefonu masaya bırakırken, yüzü solgundu. "Annem, beni görmek istiyor. Yüzleşme mi, yoksa..."

"Henüz bilemeyiz," dedi Wednesday. "Ama git. Dinle. Ve gözlemle."

" Wednesday, ben annemle yüzleşmekten yoruldum."

"Biliyorum. Ama bazen, yorgunluğun arkasında, bir çözüm gelir."

Bianca, bir an baktı, sonra başını salladı. Xavier, yanına geldi, sessizce, elini omzuna koydu — kısa, ama belirgin. Bianca, ona baktı, bir an, ve gülümsedi — yorgun, ama gerçek.

"Xavier," dedi Bianca, alçak sesle. "Sen, benimle gelir misin? Annemle görüşmeye?"

"Evet," dedi Xavier, hiç duraksamadan.

"Teşekkürler."

"Bir teşekkür gerekmez."

Bianca, ona baktı — uzun, sessiz, ve bir an, ikisi arasında, kelimelerin ötesinde bir an oldu. Sonra, ikisi de ayrıldı, kahvaltıya döndü, ama aralarındaki yakınlık, artık herkes için görünürdü — sadece Wednesday ve Enid gibi değil, ama kendi tonlarında, kendi sıcaklıklarında.

Yoko, bir köşede, Lionel'e fısıldadı: "Onlar da mı?"

"Sanırım."

"Bu okulda, herkes birbiriyle mi?"

"Belki. Belki de, Nevermore, sadece bir aşk okulu."

"Bu, bir korku filmi olacak bir konu."

"Hayır. Bu, bir komedi."

İkisi güldü — kısa, yumuşak, ve bu an, haftaların ağırlığını hafifleten küçük bir nefes gibi.

Öğleden sonra, Bianca ve Xavier, bahçede Vivienne'i buldular — kadın, bir bankta oturuyordu, yüzünde yorgun ama sakin bir ifade. Yanında, bir sepet, içinde birkaç sandviç ve bir termo çay.

"Oturun," dedi Vivienne, sesi yumuşak. "Konuşmamız lazım."

Bianca, oturdu — karşıya, annesine. Xavier, biraz uzakta, ama orada, sessiz bir destek gibi.

"Bianca," dedi Vivienne, "dün gece, sana gerçeği söylemedim. Tüm gerçeği. Şimdi, söyleyeceğim."

"Dinliyorum."

"Anlaşma, sadece 'Gölge'yle değildi. Anlaşma, kurucu ailelerle, ve kurucu ailelerin atalarıyla, ve onların atalarıyla — bir zincir, nesiller boyu. Ve bu zincir, sadece 'Gölge'yi değil, başka bir şeyi de bağladı."

"Başka bir şey mi?"

Vivienne, derin bir nefes aldı. "Nevermore'un altında, bir şey yaşıyor. 'Gölge' değildi, 'Gölge'nin atasıydı — daha eski, daha derin, daha güçlü. Kurucu aileler, bu varlığı, anlaşma sayesinde kontrol altında tutuyordu. Anlaşma, bir zincirdi — hem 'Gölge'yi, hem de bu varlığı, bağlı tutuyordu."

"Yani," dedi Bianca, sesi titreyerek, "anlaşmayı yok ettiğimizde, sadece 'Gölge' değil, bu varlık da serbest kaldı."

"Evet. Ve bu varlık, 'Gölge'den farklı. 'Gölge', alırdı, kurban isterdi. Bu varlık ise, sadece... uyanır. Ve uyandığında, toprak, hava, su — hepsi, onunla değişir."

" Wednesday," dedi Bianca, fısıltıyla. "O, bunu biliyor muydu?"

"Hayır," dedi Vivienne. "Wednesday, anlaşmayı yok etti, çünkü doğru olduğuna inanıyordu. Ve doğruydu — ama yarım doğru. 'Gölge' gitti, ama yerine, daha büyük bir şey geldi."

Xavier, bir köşede, defterini çıkardı, çizmeye başladı — trans değil, sadece, elleri bir şey çizmek istiyordu. Birkaç saniye içinde, bir sahne belirdi: Nevermore'un altında, büyük, karanlık bir şekil, uyanıyor, ve üstüne, toprak çatlıyordu.

"Bu," dedi Xavier, çizimi göstererek. "Dün gece gördüğüm vizyon. Kökler Odası'nda, tablet kırıldığında, bu şekil, harekete geçti."

Vivienne, çizime baktı, yüzünde bir tanıma. "Evet. Bu, o. Kurucu ailelerin laneti — biz, onu, anlaşma ile bağladık, nesiller boyu. Şimdi, bağ kalktı."

"O zaman," dedi Bianca, "onu durdurmak için, ne yapacağız?"

Vivienne, bir an durdu, derin bir nefes aldı. "Bilmiyorum. Ama bir şey var — anlaşma, sadece bir tablette değildi. Tablet, bir anahtardı, ama kilit, başka bir yerde. Ve kilit, hâlâ orada."

"Nerede?" diye sordu Xavier.

"Nevermore'un kalbinde. Çan kulesinin altında, en derin yer, okulun kuruluş noktası. Orada, bir kapı var — ve kapı, hâlâ kapalı. Ama o varlık, kapıyı açmaya çalışıyor."

" Wednesday'in bunu bilmesi lazım," dedi Bianca, kalkarak. "Hemen."

Wednesday, o sırada, müzik odasında oturuyordu — Enid'le birlikte, ama konuşmuyorlardı. Wednesday, Thornhill'in defterini okuyordu, sayfaları çeviriyor, ve Enid, pencereden dışarı, avluya bakıyordu. Avluda, çatlak, dün gecekinden daha genişti — bir karış kadar, ve içeriden, hafif bir ışık süzülüyordu, ama mavi değil, bu sefer altın rengi.

"Wednesday," dedi Enid, pencereden. "Çatlak, değişti. Işık, altın rengi."

Wednesday, kalktı, pencereye geldi. İkisi birden, çatlağa baktı — altın ışık, yumuşak ama belirgin, ve içeriden, bir ses gelmiyordu artık, sadece bir titreşim, sıcak, neredeyse davetkâr.

"Bu, 'Gölge' değil," dedi Wednesday. "'Gölge' maviydi, soğuk. Bu, sıcak, altın. Başka bir şey."

"Vivienne'nin uyarısı."

"Evet. Ve bu şey, çatlaktan çıkmaya çalışıyor."

O sırada, Bianca ve Xavier, müzik odasına girdiler — Bianca, nefes nefese, Xavier arkasında.

"Wednesday," dedi Bianca. "Annem, her şeyi anlattı. Anlaşma, sadece 'Gölge'yi değil, başka bir varlığı da bağlıyordu. Şimdi, o varlık, serbest. Ve Nevermore'un altında, bir kapı var — çan kulesinin altında, en derin yer. Kapı, hâlâ kapalı, ama varlık, onu açmaya çalışıyor."

Wednesday, bir an durdu, düşündü. Sonra, "Bir kapı," dedi. "Ve kapı, kilitli. Yani, kilit, hâlâ tutuyor. Ama ne kadar süreyle?"

"Bilmiyorum," dedi Bianca. "Ama annem, kilit hakkında bir şey daha söyledi — kilit, kurucu ailelerin kanıyla yapıldı. Yani, sadece kurucu ailelerin üyeleri, kilidi açabilir ya da kapatabilir."

"Yani, sen, bir Barclay olarak..."

"Ben, kilidi kontrol edebilirim. Ama nasıl, bilmiyorum."

"O zaman," dedi Wednesday, "önce, o kapıyı bulmalıyız. Sonra, nasıl kilitlendiğini öğrenmeliyiz. Ve sonra, sen, Bianca, kilidi kullanacaksın."

" Wednesday, ben bunu bilmiyorum. Annem bana hiçbir şey öğretmedi."

"O zaman, öğreniriz. Birlikte."

"Ama zamanımız var mı?"

"Bilmiyorum. Ama denemeliyiz."

Akşam, grup, çan kulesine gitti — bu sefer, kuleye çıkmak için değil, aşağı inmek için. Kulenin tabanında, bir kapak vardı — taş, ağır, üzerinde karga ve kırık ay sembolü, ama altında, bir de başka sembol: bir ağaç, kökleri aşağı, dalları yukarı, ve gövdesinde, bir kapı.

"Ağaç," dedi Xavier, sembolü inceleyerek. "Bu, Nevermore'un kuruluş sembolü — 'ağaç, kökleri derin, dalları yüksekte.' Kurucu aileler, bu sembolü kullanırdı."

"Ve kapı," dedi Wednesday, ağacın gövdesindeki kapıyı işaret ederek. "Bu, Vivienne'nin bahsettiği kapı. Aşağı, en derine, okulun kuruluş noktasına açılıyor."

Wednesday, hançeri çıkardı, kapının kilidine yaklaştı. Ama bu sefer, kilit farklıydı — mekanik değil, organik, sanki taş, canlıymış gibi. Hançer, kilide dokunduğunda, bir titreşim geldi — sıcak, altın, ve kapı, hafifçe titredi.

"Kilit, hâlâ tutuyor," dedi Wednesday. "Ama zayıflıyor. Varlık, içeriden, kapıyı itiyor."

"Ne kadar süreyle tutar?" diye sordu Enid.

"Günler? Haftalar? Bilmiyorum. Ama uzun değil."

"O zaman, bir plan yapmalıyız."

"Bir plan, evet. Ama önce, kapıyı görmeliyiz — içeriden, ne olduğunu anlamalıyız."

"İçeri mi gireceğiz?" diye sordu Ajax, kaskını sıkıca giyerken. " Wednesday, her seferinde, 'içeri gireceğiz' diyorsun, ve her seferinde, bir şey kötü gidiyor."

"Bu, bir istatistiksel gözlem."

"Hayır. Bu, bir felaket öngörüsü."

"Ajax," dedi Wednesday, ona dönerken. "Sen, bir taş canavarısın. Taş, dayanıklıdır. Bu, senin avantajın."

"Avantaj mı? Ben, sadece bir kask takıyorum."

"Ve bu kask, seni koruyacak."

"Bir kask, bir altın rengi varlığa karşı mı?"

"Bilmiyoruz. Ama denemek, denememekten iyidir."

Ajax, bir an durdu, sonra başını salladı. "Tamam. Ama bu sefer, önden ben gitmiyorum."

"Ben gidiyorum," dedi Wednesday. "Her zamanki gibi."

" Wednesday," dedi Enid, elini koluna koyarak. "Bu sefer, dikkatli olalım. Lütfen."

"Addams'lar, dikkatli olur."

"Hayır. Addams'lar, cesur olur. Dikkatli, başka bir kelime."

"O zaman, sen benim dikkatsizliğimi dengeleyeceksin."

"Her zaman."

Kapı, yavaşça açıldı — Wednesday, hançeri elinde, önden girdi. Enid, hemen arkasında, kurt duyularıyla tetikte. Bianca, Xavier, Ajax, ve Yoko, onları takip etti.

İçerisi, bir merdivendi — ama bu sefer, aşağı değil, yukarı. Yanlış mı okudular? Hayır — merdiven, aşağı iniyordu, ama bir noktada, dönüyordu, ve yukarı çıkmaya başlıyordu. Mekân, fizik kurallarına uymuyordu.

"Bu, imkânsız," dedi Yoko, gece görüşüyle etrafı tarayarak.

"Bu, Nevermore," dedi Wednesday. "İmkânsız, burada bir başlangıçtır."

Merdiven, sonunda, büyük bir odaya açıldı — ama bu oda, diğerlerinden farklıydı. Duvarları, köklerden yapılmıştı — gerçek kökler, devasa, yukarıdan aşağı, bir ağacın içine oyulmuş gibi. Ve ortada, bir kapı vardı — büyük, taş, üzerinde altın bir sembol: bir kalp, ve kalbin içinde, bir anahtar.

"İşte kilit," dedi Bianca, yaklaşarak. "Ve bu sembol — bir kalp, bir anahtar. Bu, Barclay ailesinin arması."

"O zaman," dedi Wednesday, "sen, bir Barclay olarak, bu kilidi açabilirsin."

"Ama nasıl?"

"Bilmiyorum. Ama kapı, sana bir şey söyleyecektir. Dokun."

Bianca, ellerini kapıya uzattı — titreyerek, tereddütle. Parmakları, taşa dokunduğunda, bir ışık belirdi — altın, sıcak, ve kapı, bir an, titreşti. Sonra, bir ses geldi — derinden, aşağıdan, neredeyse bir fısıltı: "Barclay... Barclay... kan, kan..."

"Kan mı?" dedi Bianca, geri çekilerek. " Wednesday, kan istiyor mu?"

"Kilit, kurucu ailelerin kanıyla yapıldı, demişti Vivienne. Yani, kan, kilidin anahtarı. Sen, bir Barclay'sin — kanın, kilidi açabilir."

" Wednesday, ben kanımı vermeyeceğim."

"Bilmiyorum. Ama belki, sadece bir damla. Bir damla, bir kapıyı açabilir."

Bianca, bir an durdu, sonra Xavier'a baktı. Xavier, ona bir şey söylemedi — sadece, orada durdu, sessiz, destekleyici. Bianca, derin bir nefes aldı, parmağını ısırdı — kan çıktı, kırmızı, sıcak. Parmağını, kapıya, kalbin ortasındaki anahtarın üstüne dokundurdu.

Kapı, bir an, sessizleşti. Sonra, altın ışık, parladı — parlak, sıcak, ve kapı, yavaşça, açıldı.

İçeride, bir oda daha vardı — küçük, köklerden oluşmuş, ortasında bir taş, ve taşın üstünde, bir kitap. Kitap, eski, deri kaplı, üzerinde altın harfler: "Nevermore'un Kuruluş Anlaşması."

"Ancak," dedi Wednesday, "bu sefer, gerçek anlaşma. Kökler Odası'ndaki tablet, sadece bir kopyaydı. Bu, orijinal."

" Wednesday," dedi Enid, kitaba yaklaşıp okumaya çalışarak. "Bu, sadece bir anlaşma metni değil. Bu, bir... kılavuz. Kurucu aileler, bu kitapta, varlığı nasıl bağladıklarını, nasıl kontrol ettiklerini yazmışlar."

"Yani," dedi Bianca, "bu kitap, hem kilit, hem anahtar."

"Evet. Ve bu kitap, senin ailenin. Barclay'ler, bu kitabı yazmış. Yani, sen, bu kitabı okuyabilir, anlayabilir, ve varlığı, yeniden bağlayabilirsin."

" Wednesday, ben, bu kitabı okuyamam. Eski dil, semboller..."

"O zaman, birlikte okuruz. Çeviririz. Öğreniriz."

"Ne kadar sürer?"

"Bilmiyorum. Ama başlamalıyız."

Odadan çıktıklarında, gece yarısını çoktan geçmişti. Grup, yorgun, ama bir keşiften zengin, odalarına dağıldı. Bianca, kitabı kucağında, sessizce yürüdü — Xavier, yanında, omuzları neredeyse değecek kadar.

"Xavier," dedi Bianca, alçak sesle.

"Hm?"

"Bu kitap... ben, okuyamam. Ama sen, çizimlerinle, sembolleri çevirebilirsin. Senin vizyonların, eski dili görüyor."

"Belki. Deneyebiliriz."

"Birlikte mi?"

"Birlikte."

Bianca, bir an durdu, sonra, çok hafifçe, Xavier'ın elini tuttu — kısa, hafif, ama gerçek. Xavier, geri çekilmedi, sadece sıkılaştırdı. Ve ikisi, bir süre, sessizce, el ele, yürüdüler.

Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. İkisi de bitkindi, ama uyku, ikisinin de aklında yoktu. Wednesday, masasına oturdu, notlar aldı — kapı, kilit, kitap, Barclay kanı, varlık. Enid, yatağın kenarına oturdu, onu izledi.

"Wednesday."

"Hm?"

"Bu sefer, gerçekten büyük bir şey. 'Gölge'den büyük. Anlaşmadan büyük. Bu, okulun kendisi, temelden sarsılıyor."

"Biliyorum."

"Ve Bianca, bu kitabı okumak zorunda. Tek başına."

"Tek başına değil. Xavier'la. Ve biz, yanındayız."

" Wednesday, ya başaramazsak? Ya varlık, kapıyı açarsa?"

Wednesday, kalemini bıraktı, Enid'e döndü. "O zaman," dedi, sesi alçak, "yüzleşiriz. Her zaman olduğu gibi. Ama bu sefer, bir fark var."

"Ne?"

"Bu sefer, sadece bir cemiyetle değil, bir varlıkla yüzleşeceğiz. Ve bir varlığı, sadece güçle değil, bilgiyle yenebiliriz. Kitap, bilgi. Bianca, kan. Xavier, vizyon. Sen, kurt duyuları. Ben... Addams inadı."

"Addams inadı mı?"

"Evet. Addams'lar, inatçıdır. Pes etmez. Ve bu, bazen, en güçlü silahtır."

Enid, gülümsedi — yorgun, ama sıcak. " Wednesday, sen, her şeyi Addams ailesine bağlıyorsun."

"Çünkü her şey, Addams ailesine bağlı. En azından, benim dünyamda."

"Benim dünyamda da. Çünkü sen, bir Addams'sın. Ve ben, seninleyim."

Wednesday, bir an durdu, ensesi kızardı. "Enid."

"Hm?"

"Gel."

Enid, kalktı, Wednesday'in yanına gitti. Wednesday, onu dizlerinin üstüne çekti — yavaş, nazik, tereddütle. Enid, ona yaklaştı, başını omzuna yasladı, ve bir süre, sessizce, birbirine yaslandılar.

"Wednesday," diye fısıldadı Enid, kulağının hemen yanına. "Bu, sadece bir dokunuş. Sadece, senin orada olduğunu hissetmek."

"Biliyorum."

"Ve ben, senin orada olduğunu, her zaman hissetmek istiyorum."

"Ben de."

Enid, Wednesday'in boynuna, ensesinin hemen altına, çok hafif dokundu — dudakları tenin üzerinde, sıcak bir nefes. Wednesday, nefesini tuttu, gözlerini kapadı, ve bir ses çıktı — alçak, kısa, neredeyse bir "ah" ama daha derin.

"Sinclair," dedi Wednesday, sesi titrek. "Bu..."

"Şşş. Sadece bir an."

"Ben... sen, beni..."

"Biliyorum. Ve ben de, seni."

Bir sessizlik — sıcak, dolu, dışarıdaki tüm varlıklara, tüm kapılara, tüm lanetlere rağmen. İki kızın arasında, bir dokunuş, bir nefes, ve bir söz — her şeyi anlatan, kelimelerin ötesinde.

Dışarıda, Nevermore'un altında, derinde, bir şey kıpırdadı — altın ışık, biraz daha parlak, biraz daha sıcak. Kapı, hâlâ kapalıydı. Ama ne kadar süreyle, kimse bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.