Pazar sabahı, Enid saat dörtte uyandı — gökyüzü hâlâ koyu, ama ufukta ilk bir ışık izi, sabahın ilk habercisi gibi. Wednesday, yanında uyuyordu — bu sefer gerçekten, derin, rahat. Enid, onu izledi bir süre, sonra kalktı, sessizce giyindi, ve koridora süzüldü.
Amacı yoktu aslında — sadece, yürümek istemişti, biraz hava almak, kafasını toplamak. Ama avluya çıktığında, biri vardı: Bianca, meşe ağacının altında, dizlerinin üstünde, elleriyle yüzünü kapatmıştı.
"Bianca?" dedi Enid, yaklaşarak.
Bianca, başını kaldırdı, gözleri kırmızı, yüzü şişmiş. "Enid. Ben... sadece..."
"Bir şey mi oldu?"
Bianca, bir an durdu, sonra, "Annem, bu sabah, erken bir mesaj attı. 'Bu akşam, her şey değişecek. Güven bana.' Yazmış. Ve ben, ona güvenmek istiyorum, ama... Wednesday'in dedikleri doğru geliyor. Ya annem, gerçekten..."
"Bianca." Enid, yanına oturdu, elini omzuna koydu. "Bu akşam, biz, Kökler Odası'na gireceğiz. Ve annen, orada olabilir. Ama sen, ona yüzleşmek zorunda değilsin — biz, senin yanındayız."
"Ya annem, gerçekten kötü biri ise? Ya cemiyetin başıysa? Ben, ona sarıldım, dün baloda. Ona 'anne' dedim. Ve o, belki de tüm bu zaman, beni kullanıyordu."
"Bianca, annen seni kullanıyor olabilir. Ama bu, senin zayıf olduğun anlamına gelmez. Sen, kendi kararlarını veren birisin. Lionel'i buldun, ritüeli okudun, bize yardım ettin. Bunların hepsi, senin gücün."
"Ya tüm bu gücü, annem verdiyse? Ya bilgi, annemin kontrolü altındaysa?"
"O zaman, şimdi bunu biliyorsun. Ve bilgi, artık senin. Bu, bir güçtür."
Bianca, bir an durdu, Enid'e baktı — uzun, düşünceli. Sonra, çok hafifçe, gülümsedi. "Sen, Wednesday gibi konuşuyorsun."
"Bu, bir hakaret mi?"
"Hayır. Bir iltifat."
İkisi de güldü — kısa, yorgun, ama gerçek. Avluda, sabahın ilk ışıkları, taşları gümüşle kaplarken, iki kız, birbirine yaslandı, ve bir süre, sessizce oturdular.
Öğleden önce, grup son bir toplantı yaptı — bu sefer, müzik odasında, kapalı kapılar arkasında. Wednesday, haritayı açtı, Kökler Odası'nın yerini işaretledi.
"Kökler Odası, aynaların altında, en eski aynanın arkasında," dedi Wednesday. "En eski ayna, 1853'ten kalma — Nevermore'un kuruluş yılı. Ama bu ayna, sadece yarım ayda görünür. Bugün, yarım ay."
"Ve yarım ay, bu gece," dedi Xavier.
"Evet. Bu gece, o ayna görünecek, ve arkasındaki geçit, açılacak. Vivienne Barclay de orada olacak — dün, baloda, 'pazar, kökler, hazır' dedi."
"Plan ne?" diye sordu Ajax, kaskını sıkıca giyerken.
"İki grup. Bir grup, aynalar odasından girer — ben, Enid, Xavier, ve Bianca. Bianca, çünkü annesi orada olabilir, ve bu, onun yüzleşmesi gereken bir şey. Diğer grup, çan kulesinden girer — Ajax, Yoko, ve Lionel. Çan kulesi, cemiyetin kaçış yolu — eğer Vivienne kaçmaya çalışırsa, bu gruptan geçer."
"Ve hançer?" diye sordu Enid.
"Ben tutuyorum. Anlaşmanın metnini yok etmek için, hançer, metne saplanmalı — sembolün tam üstüne, tıpkı aynaları açarken yaptığımız gibi."
"Thornhill'in defterinde, başka bir şey var mı?" diye sordu Bianca.
"Bir şey var. Anlaşma metni, sadece bir kağıt değil — bir taş tablet. Kökler Odası'nda, bir sunakta, kazınmış. Ve bu tablet, yok edilebilir — ama sadece hançerle, ve sadece dolunay ya da yarım ayda. Bugün, yarım ay."
" Wednesday, bu çok riskli," dedi Bianca, sesi titreyerek. "Annem orada olacak. Ve eğer o, gerçekten baş rahipse..."
"O zaman, sen, ona gerçeği söyleyeceksin. Ve gerçeği söylemek, bazen en güçlü silahtır."
Akşam, saat dokuzda, yarım ay ufukta belirdi — tam yarım, ne dolu ne boş, denge halinde. Nevermore'un avlusunda, çatlak, sessizdi — içeriden ışık süzülmüyordu, ama bir enerji vardı, hissedilir, ağır.
Grup, iki yerde toplandı — Wednesday, Enid, Xavier, ve Bianca, aynalar odasının girişinde; Ajax, Yoko, ve Lionel, çan kulesinin merdivenlerinde.
"Hazır mıyız?" diye sordu Enid, fısıltıyla.
"Hazırız," dedi Wednesday. "Thing, sen de."
Thing, Wednesday'in omzunda, parmaklarını sıkılaştırdı — onay, kararlılık.
Aynalar odasına girdiler — bu sefer, oda farklıydı. Aynalar, sanki bir emir almış gibi, kenara çekilmişti, ortada geniş bir boşluk. Ve boşluğun sonunda, duvarda, bir ayna belirdi — diğerlerinden daha büyük, daha eski, çerçevesi taş, üzerinde kazınmış semboller. 1853.
"İşte o," dedi Wednesday, yaklaşarak. "En eski ayna. Ve arkasında..."
Wednesday, elini aynanın kenarına uzattı, hafifçe itti — ayna, bir kapı gibi, yavaşça açıldı. Arkasında, taş bir merdiven, aşağı, daha derine iniyordu.
"Kökler Odası," dedi Wednesday. "İniyoruz."
Merdiven, dar ve nemliydi — her adımda, taşların üstünde hafif bir buhar yükseliyordu, sıcak bir yer altı kaynağından. İnerken, duvarlarda semboller belirdi — karga, kırık ay, ve başka işaretler, daha eski, daha bilinmez.
Enid, kurt duyularıyla etrafı taradı. "Bir koku var. Mürekkep, mum, ve... parfüm. Kadın parfümü."
"Vivienne," dedi Bianca, sesi titreyerek.
"Evet. O, burada."
Merdivenin sonunda, büyük bir odaya açıldı — tavanı yüksek, duvarları taş, ortasında bir sunak, ve sunağın üzerinde, bir taş tablet. Tablet, eski, üzeri yazılarla dolu — bir anlaşma metni, yüzlerce yıllık. Ve sunağın önünde, sırtı dönük, bir kadın duruyordu — uzun, lacivert elbise, toplu saçlar.
"Bir Barclay," dedi Wednesday, odaya girerken, "bir baloda gülümser, ama bir kökler odasında, gerçek yüzünü gösterir."
Vivienne, döndü. Yüzünde, balodaki gülümseme yoktu — yerine, soğuk, hesaplı bir ifade. Ama gözleri, Bianca'yı görünce, bir an yumuşadı — kısa, neredeyse gerçek.
"Bianca," dedi Vivienne, sesi alçak. "Sen... neden buradasın?"
"Anne," dedi Bianca, sesi titreyerek. "Sen, gerçekten... mı?"
"Bianca, git. Bu, senin için değil."
"Hayır. Bu, benim için. Çünkü sen, benim annemsin. Ve ben, gerçeği bilmek istiyorum."
Vivienne, bir an durdu, gözleri doldu — ama ağlamadı. Sadece, derin bir nefes aldı, ve konuştu.
"Tamam. O zaman, dinle."
Vivienne, anlattı — yavaş, ağır, yılların yükünü taşıyan bir sesle.
"Ben, Barclay ailesinin kızıyım. On sekiz yaşında, cemiyete alındım — annem öyle istedi, annesinin annesi de öyle istedi. 'Gelenek' dediler. 'Onur' dediler. Ve ben, inandım. Çünkü gençtim, ve genç insanlar, inanmak ister."
"Sonra, Dorian geldi. Onu ben yetiştirdim — bir araç, evet, ama aynı zamanda bir insan. Ona, ritüelleri öğrettim, ama aynı zamanda, ona okumayı, yazmayı, düşünmeyi de öğrettim. Çünkü ben, bir anne gibi, ona bakıyordum."
"Ama sonra, Ophelia. 1975. Ben, onu sunağa götürdüm. Ve orada, bıraktım. Sonra, bir şey oldu — tören iptal edildi, bir kesinti — ve Ophelia, orada kaldı. Unutuldu. Ve ben, ona su bıraktım, gizlice, haftada bir, yıllarca."
" Wednesday," dedi Enid, fısıltıyla. "Thornhill'in mektubunda, su bırakan kadın Thornhill demişti."
"Ama," dedi Vivienne, duymuş gibi, "Thornhill, benim asistanımdı. O da su bıraktı, benim için. İkimiz, birlikte, Ophelia'ya baktık. Ama Thornhill, sonunda, cesaret etti — bana karşı gelmek istedi, cemiyeti açığa çıkarmak istedi. Ve ben, onu durdurdum. Şimdi, o, güvende, ama uzakta."
"Onu nereye gönderdin?" diye sordu Wednesday, sesi sertleşerek.
"Güvenli bir yere. Sana söylersem, ona zarar verirler. Ama o, yaşıyor. Söz veriyorum."
"Vivienne," dedi Wednesday, hançeri çıkararak. "Bu anlaşma metnini, yok edeceğim. 'Gölge'yi kalıcı olarak sürgün etmek için."
Vivienne, bir an durdu, yüzünde bir karışıklık — korku mu, rahatlama mı, ayırt etmek zordu. Sonra, çok yavaşça, "Bilmiyorum," dedi. "Anlaşma yok edilirse, 'Gölge' sürgün edilir, evet. Ama aynı zamanda, Nevermore'un koruması da kalkar. Bu okul, anlaşma sayesinde ayakta. Anlaşma yok olursa, okul da..."
"Okul, bir anlaşmayla değil, insanlarla ayakta kalır," dedi Wednesday. "Ve ben, bugün, bu anlaşmayı yok edeceğim."
Vivienne, bir an baktı — Wednesday'e, sonra hançere, sonra Bianca'ya. Sonra, çok yavaşça, geri çekildi. "Tamam," dedi. "Yap. Ama bil ki, bunun bedeli olacak."
"Bedeli ne?"
"Bilmiyorum. Ama anlaşmalar, yok edildiğinde, bir şey serbest kalır. Ve bu şey, 'Gölge' değil — başka bir şey."
Wednesday, bir an durdu, düşündü. Ama sonra, kararını verdi — Addams'lar, karar verdikten sonra, geri dönmezler. Hançeri kaldırdı, sunağa yaklaştı, ve taş tabletin üzerindeki sembolün tam üstüne, tüm gücüyle sapladı.
Bir çığlık — bu sefer, insan değil, taş değil, daha derin, daha eski — odayı inletti. Tablet, çatladı, parçalara ayrıldı. Ve parçaların arasından, bir ışık süzüldü — parlak, sıcak, ama aynı zamanda, ürkütücü.
"Işık," dedi Enid, geri çekilerek.
"Hayır," dedi Vivienne, sesi titreyerek. "Bu, ışık değil. Bu, bir uyanış."
Oda, bir an, sessizleşti. Işık, süzülmeye devam etti, ama yavaşça, azaldı, ve sonunda, söndü. Kökler Odası, karanlığa gömüldü.
" Wednesday," dedi Enid, sesi titreyerek. "Ne oldu?"
"Anlaşma, yok edildi," dedi Wednesday, hançeri geri çekerek. "'Gölge', sürgün edildi. Ama Vivienne, 'başka bir şey' dedi. Ve ben, bunu ne olduğunu henüz bilmiyorum."
Vivienne, bir köşeye çekilmişti, dizlerinin üstünde, elleriyle yüzünü kapatmıştı. Bianca, ona yaklaştı, yavaşça, dizlerinin üstüne çöktü.
"Anne," dedi Bianca. "Bitti. Anlaşma bitti."
Vivienne, başını kaldırdı, gözleri doluydu. "Bianca, ben... ben sana yalan söyledim. Sana, bilgi verdim, ama hepsi, seni kontrol etmek içindi. Ve ben, bunun için..."
"Anne. Şimdi, gerçeği söyle. Bundan sonra, gerçeği söyle. Bu, yeterli."
Vivienne, bir an durdu, sonra, kızına sarıldı — sıkıca, uzun, bir itiraf gibi. Bianca, onu tuttu, gözleri kapalı, ve bu an, bir ihanetin ve bir affın arasında, bir anne ve bir kızın yeniden buluşmasıydı.
Kökler Odası'ndan çıktıklarında, sabahın ilk ışıkları, merdivenin ağzında bekliyordu. Ajax, Yoko, ve Lionel, çan kulesinde beklemişlerdi — hiçbir şey olmamıştı, Vivienne kaçmaya çalışmamıştı.
"Bitiyor mu?" diye sordu Ajax, kaskını sıkıca tutarak.
"Anlaşma bitti," dedi Wednesday. "Ama Vivienne, 'başka bir şey' uyandı dedi. Henüz bilmiyoruz ne."
"O zaman," dedi Yoko, güneş gözlüğünü düzelterek, "bu, bir son değil."
"Hayır. Ama bir başlangıç."
Enid, Wednesday'in yanına geldi, elini tuttu. " Wednesday, bu sefer, ne olabilir?"
"Bilmiyorum. Ama bu sefer, ne olursa olsun, birlikte yüzleşeceğiz."
"Birlikte," dedi Enid.
"Birlikte," dedi Wednesday.
Dışarıda, sabah, Nevermore'un üstüne çöktü — yeni bir gün, yeni bir bilinmez. Anlaşma yok edildi, 'Gölge' sürgün edildi, ama Vivienne'nin uyarısı, havada asılı kaldı: "başka bir şey uyandı."
Ve bu "başka bir şey", ne olduğunu, henüz kimse bilmiyordu.