Pazartesi sabahı, Enid saat altıda uyanmıştı — bu, onun için bir rekor sayılırdı, çünkü Enid sabahları genelde "yedi buçukta ölüyorum, sekizde diriliyorum" derdi. Ama bugün, gözlerini açar açmaz, aklında tek bir şey vardı: dans.
Wednesday hâlâ uyuyordu — nadir bir olay, son haftalarda ilk kez gerçekten derin uyumuştu. Enid, onu izledi bir süre, uykudaki Wednesday'i — yüzündeki sertlik yok, yerine yumuşak bir ifade, dudakları hafifçe aralık, nefesi düzenli. Saçları yastığa dağılmış, siyah yığınlar halinde, ve örümcek kolye — gece takmayı unutmuştu — boynunda, göğsünün üzerinde, gümüş ışıkta parlıyordu.
Enid, bu görüntüyü hafızasına kazımak istedi. Çünkü Wednesday Addams uyurken, dünyanın en savunmasız, en insani halindeydi — ve bunu görmek, bir ayrıcalıktı.
Kalktı, sessizce giyindi, ve koridora süzüldü — amacı, dans provası için bir müzik bulmaktı. Yoko, müzik komitesindeydi, ve Yoko'nun müzik zevki, "karanlık ama dans edilebilir"di — yani, wals olabilir, ya da something slower.
Yoko'yu, müzik odasında (Nevermore'un eski piyanosunun bulunduğu küçük bir oda) buldu — kız, bir kemanı akort ediyordu, gözleri kapalı, dudakları mırıldanarak.
"Yoko," dedi Enid, kapıdan. "Bir şey sorabilir miyim?"
Yoko, gözlerini açmadan, "Dans müziği mi?" dedi.
"Nasıl bildin?"
"Çünkü sen, Wednesday'i baloda dans etmeye ikna etmeye çalışıyorsun, ve bu, bir mucizeye yakın bir olay. Mucizeler, müzik ister."
"Bu, çok felsefik bir cümle sabahın altısı için."
"Vampirler, gece yaşar. Benim için sabahın altısı, akşamın altısı gibi."
Yoko, kemanı bıraktı, bir rafın üstünden bir CD çıkardı — eski, tozlu, üzerinde "Nevermore Klasikleri, 1953" yazıyordu. "Bu, okulun eski dans müziği koleksiyonu. İçinde walsler, foxtrotlar, ve birkaç tane de... garip olanlar var. Nevermore tarzı."
"Garip olanlar?"
"Bir tanesi, 'Ölülerin Valsi' denilen bir parça. 1800'lerden. Çok yavaş, çok karanlık, ama güzel."
"Bu, Wednesday için mükemmel."
"Biliyorum. Onun için seçtim."
Enid, CD'yi aldı, gülümsedi. "Teşekkürler, Yoko."
"Bir şartım var."
"Ne?"
" Wednesday dans ederken, ben de izlemek istiyorum. Bu, bir vampir için, bir kan kadar değerli bir an."
"Bu, biraz ürkütücü."
"Ben bir vampirim. Ürkütücü, iş tanımı."
Çarşamba öğleden sonra, Enid, Wednesday'i müzik odasına çekmeyi başardı — "Sadece bir dakika," dedi, "sadece bir şey dinle." Wednesday, itiraz etti, ama Enid'in yüzündeki ifadeye hayır diyemedi — yine.
Müzik odasında, CD çalar (eski, tozlu, ama çalışıyordu) hazırdı. Enid, "Ölülerin Valsi"ni koydu — yavaş, karanlık, ama güzel bir melodi, keman ve piyano, 1800'lerin ağırlığını taşıyan bir ton.
" Wednesday," dedi Enid, elini uzatarak. "Bir dans. Sadece bir tane. Provadan sayılır."
"Addams'lar dans etmez."
"Baban, annenle her yıl baloda dans eder."
"Babam, bir istisna."
"Sen de olabilirsin."
Wednesday, Enid'in eline baktı — açık, bekleyen, sabırlı. Sonra, çok yavaşça, elini uzattı, Enid'inkini tuttu. Soğuk parmaklar, sıcak parmaklarla buluştu.
"Bir dans," dedi Wednesday. "Ve sonra, bir daha konuşmayacağız bu konuda."
"Kabul."
Enid, Wednesday'in elini tuttu, diğer elini onun beline koydu — yavaş, nazik, izin ister gibi. Wednesday, bir an kasıldı, sonra gevşedi, elini Enid'in omzuna koydu. Ve dans başladı.
Yavaş, çok yavaş — müzik gibi, adımlar da yavaştı. Enid önde, Wednesday geriye, bir adım, bir adım, bir dönüş. Wednesday, başlangıçta sertti, mekanik, adımları hesaplı. Ama birkaç saniye sonra, müzik onu yakaladı — melankolik, karanlık, ama güzel — ve Wednesday Addams, müziğe teslim oldu.
Dönüşte, Enid onu yakına çekti — çok yakın, göğüs göğse, yüzler birbirine değecek kadar. Wednesday, nefesini tuttu, ama geri çekilmedi.
" Wednesday," diye fısıldadı Enid, müzik hâlâ çalarken. "Bak bana."
Wednesday, gözlerini kaldırdı, Enid'e baktı — karanlık, derin, ama yumuşak. Ve bu an, müziğin yavaşlığında, iki kızın arasında, bir kelimesiz itiraf vardı.
"Enid," dedi Wednesday, sesi alçak.
"Hm?"
"Bu... fena değil."
"Fena değil mi? Wednesday Addams'tan 'fena değil', bir iltifat sayılır."
"O zaman, bir iltifat."
"Bunu da bir yere yazacağım."
"Yazma."
"Yazacağım."
Müzik bittiğinde, ikisi de bir an daha öylece durdu — birbirine yaslanmış, nefesleri karışmış. Sonra, Wednesday, yavaşça geri çekildi, ensesi kızardı.
"Bu, provaydı," dedi Wednesday. "Balo için."
"Evet. Balo için."
İkisi de bunun bir bahaneyi olduğunu biliyordu. Ama kimse söylemedi. Çünkü bazen, bahaneler, en dürüst itiraflardır.
Perşembe, kıyafet krizleri başladı. Enid, elbisesini giydi — pembe, mavi, neşeli — ve aynanın önünde döndü. Wednesday, köşede oturuyordu, kendi siyah ceketini ve örümcek kolyesini hazırlıyordu, ama gözleri Enid'e kayıyordu — fark etmemeye çalışarak, ama başaramadan.
"Nasıl görünüyorum?" diye sordu Enid.
Wednesday, bir an durdu, ensesini ovuşturdu. "İyi."
"Sadece 'iyi' mi?"
"İyi, bir kelimedir. Anlamı var."
" Wednesday, daha fazla bir şey söyleyebilir misin?"
Wednesday, bir an baktı, sonra, "Güzel," dedi, kısaca, ve hemen ceketini düğmeye başladı — ensesi kızarmıştı, elleri biraz titriyordu.
Enid, gülümsedi — geniş, parlak, kalpten. "Wednesday Addams, bana 'güzel' dedi. Bunu kesinlikle bir yere yazacağım."
"Daha önce de söylemiştim."
"Ama her seferinde, daha güzel."
"Bu, bir paradox."
"Hayır. Bu, bir aşk."
Wednesday, cevap vermedi, ama dudağının kenarında, o küçük, nadir gülümseme belirdi — ve Enid, onu gördü, ve içi ısındı.
Bir köşede, Thing, parmaklarını tempo tutuyordu — sabırsız, sanki "hadi, baloya gidelim" der gibi. Wednesday, ona baktı, "Sabır, Thing. Sabır."
Thing, işaret parmağını kaldırdı, bir daire çizdi — "ne zaman?" demek gibi.
"Cumartesi," dedi Wednesday. "Ama önce, hazırlık."
"Hazırlık mı?" dedi Enid. "Daha ne hazırlığı var?"
"Kökler Odası. Pazar gecesi. Vivienne Barclay. Bunların hepsi, hazırlık ister."
" Wednesday, balodan bir gün sonra, Kökler Odası'na mı gireceğiz?"
"Evet. Çünkü balo, bize bir fırsat veriyor — Vivienne'i gözlemleme fırsatı. Ve Pazar, harekete geçme günü."
"Yani, baloda dans edip, ertesi gece bir cemiyetle yüzleşeceğiz."
"Bu, Nevermore'da bir hafta sonu."
"Bu, çok yoğun bir hafta sonu."
"Addams'lar, yoğun hafta sonları sever."
"Ben bir kurdum. Ben de severim."
"O zaman, mükemmel bir takımız."
" Wednesday, bu cümleyi çok tekrarlıyoruz."
"Çünkü her seferinde, daha doğru geliyor."
Cuma akşamı, grup son bir toplantı yaptı — kütüphanenin arka köşesinde, seslerini alçaltarak. Bianca, bu sefer Xavier'ın yanında oturuyordu — yakın, ama çok yakın değil. Ama ikisinin arasında, bir hafta önce olmayan bir yakınlık vardı — omuzları neredeyse değecek, ve Bianca, bir ara, Xavier'ın defterinin kenarına dokundu, çok kısa, sanki bir onay, bir "buradayım" gibi.
"Tamam," dedi Wednesday, haritayı açarak. "Yarın, balo. Pazar, Kökler Odası. Plan şu: baloda, Vivienne Barclay'i izleyeceğiz — nereye gider, kimle konuşur, ne zaman ayrılır. Eğer balodan erken ayrılırsa, bu, Pazar için bir şey hazırladığını gösterir. Eğer sonuna kadar kalırsa, bu, gözlendiğini düşünmediği anlamına gelir — yani, kendini güvende hissediyor."
"Ya ben?" dedi Bianca, sesi titreyerek. "Annemle... yüzleşmek zorunda mıyım?"
"Hayır. Henüz değil. Baloda, ona normal davran. Ona, hiçbir şey bilmiyormuşsun gibi davran. Bu, en güçlü silahın."
" Wednesday, bu çok zor. Anneme yalan söylemek."
"Yalan değil. Sadece, sessizlik. Ve sessizlik, bazen yalandan daha etkilidir."
Bianca, bir an durdu, sonra başını salladı. Xavier, omzuna dokundu — hafifçe, sadece orada olduğunu gösterir gibi. Bianca, ona baktı, kısa bir an, ve bir teşekkür gibi gülümsedi.
"Xavier ve ben," dedi Bianca, "baloda birlikte olacağız. Bu, bana bir gözlem fırsatı verir — annemi uzaktan izleyebilirim."
"İyi," dedi Wednesday. "Ajax, sen de baloda ol. Taş canavarı gözlerin, detayları yakalar — Vivienne'in kimle konuştuğunu, ne zaman ayrıldığını not et."
"Ama ben dans etmeyi bilmiyorum," dedi Ajax, kaskını sıkıca tutarak.
"O zaman, duvar kenarında dur. Duvar kenarı, gözlem için ideal."
" Wednesday, ben duvar kenarında durmak istemiyorum."
"O zaman, dans öğren."
"Bu, bir günde mümkün değil."
"O zaman, Yoko'ya sor. O, bir günde bir şeyler öğretebilir."
Yoko, bir köşede, güneş gözlüğü ve şapkasıyla, "Ben dans öğretebilirim," dedi. "Ama stilim, 'vampir walsi' denilen bir tür. Yani, biraz karanlık, biraz kanlı."
"Kanlı mı?" diye sordu Ajax, kaskını biraz daha sıkıca tutarak.
"Metaforik. Sakin ol."
Cuma gecesi, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. Enid, balo elbisesini bir kez daha çıkardı, son bir kontrol yaptı — pembe ve mavi kumaş, yumuşak, hafif. Wednesday, siyah ceketini astı, örümcek kolyesini yastığın yanına koydu.
" Wednesday," dedi Enid, yatağın kenarına oturarak. "Yarın, balo. Ve sen, benimle dans edeceksin."
"Bir dans. Söz verdim."
"Bir dans yeterli."
"İyi."
Bir sessizlik oldu — dışarıda rüzgâr, içeride mum ışığı titrek. Enid, Wednesday'in yanına geldi, omzuna yaslandı.
" Wednesday?"
"Hm?"
"Yarın baloda, eğer her şey... normale dönerse, eğer bir an, sadece bir an, gizem yokmuş, cemiyet yokmuş, gölgeler yokmuş gibi, sadece biz olsak... o an, ne yapardın?"
Wednesday, bir an durdu, düşündü. Sonra, çok yavaşça, "Seni dansa kaldırırdım," dedi. "Ve sadece, dans ederdik. Başka hiçbir şey yok. Sadece müzik, ve sen."
" Wednesday Addams, bu, şu ana kadar duyduğum en güzel cümle."
"Felsefeydi."
"Hayır. Bu sefer, felsefe değil. Bu, bir itiraf."
"O zaman, bir itiraf."
"İtirafını kabul ediyorum."
İkisi de güldü — Wednesday'in gülüşü kısa, yumuşak; Enid'inki uzun, rahat. Ve bu an, balo öncesi son gece, iki kızın arasında, bir sessizlik ve bir söz — her şeyi anlatan, kelimelerin ötesinde.
Dışarıda, ay, yarım — tam dolunay değil, yarım. Ve bu, Pazar gecesi, Kökler Odası için ideal zaman demekti. Ama önce, balo vardı — dans, müzik, ışıklar, ve Vivienne Barclay'in gölgesi.