İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 17 · 6 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 17

Yer Altı Geçitleri

Cuma sabahı, çan kulesi yedi kez çaldığında Wednesday, kulenin merdivenlerinde duruyordu — dün gece keşfettikleri gizli geçidin ağzında, taş duvara yaslanmış, avluyu tarıyordu. Figür kaybolmuştu, gölgeler erimişti, ama havada kalıcı bir ağırlık kalmıştı.

Thing omzundaydı, parmaklarıyla ritim tutuyordu — sayıyormuş gibi, dikkatli.

"Dün gece o figür bize baktı," dedi Wednesday, kendi kendine. "Ama kaçmadı, çekildi. Bu, korku değil, bir mesaj. 'Sizi izliyorum, acelem yok' diyor."

Thing işaret parmağını kaldırdı.

"Hayır, korkmuyorum," dedi Wednesday. "Ama sabırlı bir düşman, aceleci olandan her zaman daha tehlikelidir."

Kahvaltıda yemekhane haftalardır ilk kez neredeyse kalabalıktı. Kurtarılan öğrenciler masalara dağılmıştı — Marge (1953), Harold (1973), Sylvia (1993), Lionel ve Eleanor, hepsi farklı köşelere oturmuştu. Sylvia, Ophelia'nın yanında çay içiyordu; ikisi nadiren konuşuyor ama sıkıca yan yana oturuyordu — yalnızlığın yarattığı bir yakınlık, kelimesiz.

Yoko, Lionel'e telefon gösteriyordu. "Bak, bu bir kedi. İnternette binlercesi var."

"Neden?" diye sordu Lionel, gerçekten merakla.

"Bilmiyorum. İnsanlar seviyor."

"Ben de sevebilirim."

"Sonra gösteririm."

Enid, Wednesday'le masaya oturduğunda Bianca ve Xavier'ı fark etti — aynı masada, ama biraz uzakta. Bianca, Xavier'ın defterini inceliyordu, sayfaları çeviriyor, ara sıra bir şey soruyordu. Xavier kısaca cevap veriyor, eliyle işaret ediyordu. Ve ikisi arasında, bir an, kısa bir bakışma oldu — Bianca bir şey söyledi, Xavier gözlerini kaldırdı, ona baktı, ikisi de sustu. Kısa, ama belirgin.

Enid, Wednesday'e döndü, kaşlarını kaldırdı. "Onlar..."

"Sonra," dedi Wednesday.

"Tamam."

Weems, yemekhanenin köşesinden geçiyordu, elinde bir dosya, yüzünde yorgun ama kararlı bir ifadeyle. Yanında, Weems'in her zamanki asistanı — kısa boylu, gözlüklü, adı henüz hiçbirimizin öğrenmediği bir kadın — yürüyordu, fısıltıyla bir şeyler anlatıyordu. Weems, başını salladı, kadına döndü, "Sorumuşturma öğretmenleri toplantısı, üçte. Tüm bölüm başları katılmak zorunda. Thornhill yok, ama onun yerine kimse yok — birinin onun derslerini üstlenmesi lazım," dedi.

Wednesday, bu konuşmayı duydu, kaşlarını çattı. "Thornhill hâlâ yok."

"Kim?" diye sordu Enid.

"Thornhill. Dün sabah kayboldu, 'işim çıktı' notu bıraktı. Hâlâ dönmedi. Ve Weems, onun yerine birini arıyor — bu, Thornhill'in kendi isteğiyle ayrılmadığını gösteriyor."

"Wednesday, herkesi şüpheli görme."

"Herkes şüpheli. Ama bazıları, daha şüpheli."

Öğleden önce, grup yer altına indi — üç ayna daha açmak için, ve 1853 aynasını aramak için. Pazar gecesi, yarım ay, Kökler Odası'na ulaşma vakti yaklaşıyordu.

Aynalar odasına vardıklarında, demir kapı açık bırakılmıştı — sanki biri "gelin" der gibi.

"Davet mi, tuzak mı?" diye sordu Enid.

"Her ikisi. Çünkü bu, Nevermore."

Üç aynayı açtılar — 1963'ten bir oğlan, 1983'ten bir kız, 2003'ten bir oğlan. Hepsi çıktı, solgun, diri, ilk sözleri "ışık." Toplam kurtarılan: on kişi.

Ama üçüncü aynadan sonra, Xavier trans hâline girdi — eli kömürle duvara çizdi, bir yüz belirdi. Bu sefer, yüz daha netti: bir kadın, orta yaşlı, zarif, gözlerinde soğuk bir hesap. Ve yanında, bir isim yazılıydı — Thornhill'in mektubunda geçen "gerçek baş rahip" imaına uygun bir yüz, ama tanıdık bir yüz.

Bianca, çizime baktı, yüzü bembeyaz oldu. "Bu... bu benim annem."

Oda dondu. Herkes, Bianca'ya baktı.

"Annen mi?" dedi Xavier, şaşkınlıkla.

"Vivienne Barclay. Bu yüz... bu onun yüzü. Genç, ama o. Kesinlikle o." Bianca'nın sesi titriyordu, elleri yumruk olmuştu. "Ama bu... bu mümkün değil. Annem bana bilgi veriyordu. Bana yardımcı oluyordu."

"Bir muhalif gibi mi?" dedi Wednesday, düşünceli.

"Evet! Bana cemiyet hakkında şeyler söylüyordu, kulüp toplantısını haber veriyordu, annemin annesi Marsh soyadından geliyordu, Lionel'le akraba olduğumuzu söyledi..."

"Ama ya," dedi Wednesday, yavaşça, "annen, sana sadece bilmek istediğin kadarını söylediyse? Ya bilgilerin hepsi, seni yönlendirmek için özenle seçildiyse?"

Bianca, geri çekildi, yüzünde bir karışıklık — öfke, korku, ve ihanetin soğuk dokunuşu. "Hayır. Hayır, bu... bu olamaz. Annem bana yalan söyleyemez."

"Herkes yalan söyleyebilir," dedi Wednesday, sesi yumuşak ama kesin. "Özellikle, seven insanlar. Çünkü seven insanlar, korumak için yalan söyler — ya da kontrol etmek için."

Bianca, bir an durdu, sonra hızla aynalar odasından çıktı, koşarak, kimseye bakmadan. Xavier, bir adım attı, sonra durdu — takip etmeli mi, bırakmalı mı, karar veremedi. Enid, ona baktı, "Git," dedi. "Şimdi, ona ihtiyacı olan sensin."

Xavier, başını salladı, koştu — Bianca'nın arkasından, gölgelerin içine.

Akşam, grup dağıldı. Kurtarılan öğrencileri yerleştirdiler, kendileri de odalarına çekildiler. Enid, yatağın kenarına oturdu, yorgun ama iyi bir yorgunlukla. Wednesday, masasına oturmadı — bunun yerine Enid'in yanına, yatağın kenarına oturdu, sırtını duvara dayadı.

"Bugün uzun bir gündü," dedi Enid.

"Evet."

"Bianca... onun için endişeleniyorum. Annesinin gerçek yüzü, bu kadar büyük bir şey."

"Evet. Ama Bianca güçlü biridir. Ve Xavier, onun yanında."

"Sen de benim yanımdaydın."

"Her zaman."

Bir sessizlik oldu. Dışarıda rüzgâr, Nevermore'un pencerelerine dokunuyordu, hafif, neredeyse bir fısıltı. Enid, Wednesday'in yanına iyice sokuldu, omuzları birbirine değecek kadar.

"Wednesday?"

"Hm?"

"Bir şey yapabilir miyim?"

Enid, bir an durdu, sonra yavaşça Wednesday'in saçlarını omzundan geriye itti, ensesini ortaya çıkardı. Wednesday bir an kasıldı, ama geri çekilmedi — sadece nefesini tuttu, bekledi.

Enid, yavaşça eğildi, Wednesday'in ensesine, omuzlarının hemen üstüne, çok hafif dokundu — dudakları tenin üzerinde, sıcak bir nefes kadar. Wednesday, gözlerini kapadı, ensesi kızardı, saçların altında.

"Enid..."

"Şşş. Sadece bir an."

Enid, dudaklarını Wednesday'in ensesinde biraz daha tuttu — nazik, sakin, sıcak. Wednesday'in eli, yavaşça Enid'in dizine gitti, sıkıca tuttu — bir tutamak, bir bağ. Ve bir ses çıktı Wednesday'den — alçak, kısa, neredeyse bir "ah" ama daha derin, daha saklı.

"Sinclair," dedi Wednesday, sesi titrek.

"Hm?"

"Sen... bunu yaparken, ben... içimde bir şey oluyor. Bir sıcaklık, ama soğuk değil. Tersine. Bu, beni..."

"Korkutuyor mu?"

"Hayır. Sadece tanıdık değil. Ve tanıdık olmayan bir şey, beni her zaman tedirgin eder."

"O zaman, alışmana izin ver."

Enid, dudaklarını Wednesday'in ensesinden yavaşça çekmedi — ensesinin yan kıvrımına, boynunun yanına doğru kaydırdı, çok hafif, neredeyse bir nefes kadar. Wednesday, gözlerini sıkıca kapadı, eli Enid'in dizini sıkılaştırdı.

"Ah," dedi Wednesday — alçak, neredeyse fısıltı, neredeyse bir inleme, ama çok hafif, çok kısa. Enid, bunu duydu, kalbi göğsünde sıkıştı.

"Wednesday," dedi Enid, dudakları hâlâ tenin üzerinde. "Bir şey hissediyor musun?"

"Evet. Ama kelime bulamıyorum."

"Bazen kelime gerekmez."

Enid, sonunda yavaşça geri çekildi — ama eli Wednesday'in ensesinde kaldı, parmakları hâlâ tenin üzerinde. Wednesday, gözlerini açtı, Enid'e baktı — uzun, derin, savunmasız. Wednesday Addams'ın nadir anlarından biri: duvarların indiği, maskenin düştüğü, sadece Wednesday'in kaldığı.

"Sen," dedi Wednesday, sesi alçak, "beni parçalara ayırıyorsun. Ve ben, buna izin veriyorum. Bu, korkutucu."

"Korkutucu değil."

"Yeni. Ve yeni, her zaman tedirgin eder."

"Yeni, iyi olabilir."

"Olabilir."

Wednesday, yavaşça elini Enid'in yanağına götürdü — hafifçe, tereddütle. Enid, bu dokunuşta nefesini tuttu, gözleri kapandı, dudakları neredeyse fark edilmeden "Ah," dedi — hafif, kısa, sıcak.

"Sen de inliyorsun," dedi Wednesday, fısıltıyla.

"Çünkü senin dokunuşun, beni... kurt içgüdüleri, hassastır."

"İnsan dokunuşu da."

"Sen, insan mısın?"

"Bazen."

İkisi de güldü — Wednesday'in gülüşü kısa, öksürüğe yakın; Enid'inki yumuşak, rahat. Ve bu an, bir dokunuş, bir nefes, ve iki kişinin birbirine "buradayım" demesi — kelimelerden daha fazla.

Gece yarısına doğru, hâlâ uyanıktı. Wednesday, sonunda masaya döndü — ama bu sefer Thornhill'in mektubunu değil, yeni bir not aldı. Çantasından bir kalem çıkardı, boş bir kağıda bir şeyler yazmaya başladı. Enid, uzaktan izledi, sormadı — bazen Wednesday'in yazması, konuşmasından daha kolay.

Bir süre sonra Wednesday, kağıdı katladı, cebine koydu. Enid sormadı. Çünkü bazen, bazı şeyler, paylaşılmadan önce olgunlaşmalıydı.

"Pazar gecesi," dedi Wednesday, sonunda. "Kökler Odası. Vivienne Barclay'la yüzleşme. Bu, son adım olabilir — ya da başlangıç."

"Bianca... ona ne söyleyeceğiz?"

"Gerçeği. Ve gerçeği söylemek, her zaman acıdır. Ama Bianca, gerçeği hak ediyor."

"Ya Vivienne Barclay güçlüyse? Ya da onu durduramazsak?"

"O zaman, yeniden deneriz. Addams'lar, pes etmez."

"Kurtlar da."

"O zaman, mükemmel bir takımız."

Dışarıda, gece Nevermore'un üstüne çöktü — ama bu gece gölgeler hafifti, aynalar sakin, ve iki kızın arasındaki sessizlik, her şeyi anlatıyordu. Pazar gecesi, yarım ay, Kökler Odası'na yaklaşırken, son yüzleşme de yaklaşmıştı. Ama şu an, sadece bu an vardı — bir dokunuş, bir nefes, ve iki kişinin birbirine "ben buradayım, sen de oradasın" demesi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.