İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 16 · 13 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 16

Gölge Cemiyeti

Perşembe sabahı, Nevermore'un çan kulesi yedi kez çaldığında, ses bu sefer farklı tınıyordu — sanki çanın kendisi bile, son günlerin ağırlığını hissetmiş, sesini bir ton kalınlaştırmıştı. Enid, bu düşünceyi Wednesday'e söylediğinde, kız sadece "Çanlar hissetmez," dedi, ama bir an ekledi: "Ama bu okulda, hiçbir şey imkânsız değil."

Enid, yatağın kenarında oturuyordu, ayaklarını sarkıtarak. Dün gece, ilk aynayı açmanın heyecanı ve yorgunluğu hâlâ üzerindeydi — Lionel Marsh'un aynadan çıkışını, titreyen bacaklarını, Ajax'ın onu kaskıyla tutuşunu, Ophelia'nın ona yaklaşmasını hatırlıyordu. Ve şimdi, sabah ışığında, yeni bir gün, yeni bir ayna, yeni bir karar bekliyordu.

"Bugün, ikinci aynayı açıyoruz," dedi Enid, sessizce. "Hangisi?"

Wednesday, masasında oturuyordu, Thornhill'in defteri açık önünde, oranları yeniden hesaplayarak. "E.W., 1925. Eleanor Whitlock. Aynı yıl, Lionel'le birlikte kaybolmuş. Dışarıda yüz yıl, içeride on yıl — kurtarılabilir."

"Aynı yıl, iki kayıp. Belki de aynı törenin iki kurbanı."

"Ya da," dedi Wednesday, deftere bir not alarak, "bir tören, ama iki farklı 'hazırlık' odası. Lionel aynaya konuldu, Eleanor da başka bir aynaya. Bu, cemiyetin 'yedek' kurban tuttuğu anlamına gelebilir — eğer birincil kurban töreni bozulursa, yedek hazır."

"Bu, çok soğuk bir plan."

"Cemiyetler, soğuk planlar yapar. Bu, onların doğası."

Enid, bir an durdu, sonra: "Wednesday, dün gece, Lionel aynadan çıktığında, içeride on yıl geçmişti. Ama yüzünde, çok daha fazla yorgunluk vardı — sanki on yıl, ona daha ağır gelmişti. Bu, normal mi?"

"Thornhill'in defterine göre, içerideki zaman, sadece fiziksel yaşlanmayı etkilemiyor. Ruhsal yorgunluk da birikir — ve bu, dışarıdaki zamana göre çok daha hızlı. Yani, on yıl içeride, dışarıdaki on yıldan daha ağır hissedilebilir."

"Bu, üzücü."

"Bu, gerçek. Ve bu yüzden, aynaları ne kadar çabuk açarsak, o kadar iyi."

Kahvaltıda, yemekhane neredeyse normaldi — öğrenciler, Lionel ve Ophelia'nın varlığına yavaşça alışıyordu. Lionel, bir köşede oturmuş, modern kahveyi (Ophelia'nın ısrarıyla) ilk kez deniyordu, yüzünde karışık bir ifade.

"Bu... sıcak, acı, ama güzel," dedi Lionel, fincanı ellerinde tutarak. "Bizim zamanımızda, kahve çok farklıydı — daha koyu, daha katı, neredeyse çamur gibi."

"Modern kahve, bir sanattır," dedi Yoko, yanına oturarak. "Ama hastane kahvesi hariç. O, bir savaş suçudur."

"Bunu, bir vampir söyleyince, daha da inandırıcı geliyor," dedi Lionel, hafifçe gülümseyerek.

Ophelia, Lionel'in yanına geldi, elinde bir fincan çayla (kahve onun için hâlâ fazla güçlüydü). Oturdu, sessizce, ve bir ara, Lionel'in eline dokundu — çok kısa, çok hafif, ama ikisi de fark etti. Lionel, ona baktı, gözlerinde tanıdık bir sıcaklık, ve Ophelia, hafifçe kızararak gözlerini kaçırdı.

Enid, bu sahneyi uzaktan izledi, Wednesday'in yanında. "Onlar da mı?" diye fısıldadı.

"Görünüşe göre," dedi Wednesday, kuru bir sesle. "Bu, bir salgın gibi yayılıyor."

"Romantizm mi?"

"Hayır. Duygusal bağlar. Bu, daha tehlikeli."

"Bu, romantic bir cümle mi?"

"Hayır. Epidemiyolojik bir gözlem."

"Yine de, romantiğe kaçtı."

Wednesday, cevap vermedi, ama dudağının kenarında o küçük, nadir gülümseme belirdi — çok kısa, çok hafif, ama gerçek. Enid, onu gördü ve içi ısındı, her zamanki gibi.

Thing, masanın üstünde belirdi, parmaklarını tempo tutarak — bir uyarı, bir haber. Wednesday, onu izledi, kaşlarını çattı.

"Thing ne diyor?" diye sordu Enid.

"Thornhill, bugün okulda değil. Sabah erken ayrılmış, kimseye söylemeden. Ve ofisinde, masasında, bir not var — 'İşim çıktı, geri döneceğim.' Ama bu, Thornhill'e benzemiyor."

"Belki de sadece bir işi vardır."

"Thornhill, hiçbir zaman 'işim çıktı' demez. O, her zaman detaylı bir açıklama bırakır — 'botanik kongresi', 'aile ziyareti', 'stok kontrolü'. Bu not, çok kısa, çok belirsiz. Bu, bir kaçış notu."

Öğleden önce, grup, ikinci aynayı açmak için yer altına indi — bu sefer, daha hazırlıklı, daha organize. Lionel, kendi isteğiyle onlara katıldı — "Ben, içerideyken, diğerlerini gördüm. Aynaların arasında, bazen, sesler geçiyordu. Belki size yardımı dokunur," dedi, ve Wednesday, bir an düşündükten sonra, kabul etti.

Aynalar odasına vardıklarında, oda, dünden farklıydı — bazı aynalar, daha parlaktı, içerideki figürler daha net; bazıları ise, daha karanlık, neredeyse silik. Ve bir köşede, yeni bir ayna belirmişti — dün orada olmayan, duvarda, sanki taştan büyümüş gibi.

"Bu ayna, yeni," dedi Xavier, yaklaşarak. "Dün yoktu."

"Ya da, dün göremedik," dedi Wednesday. "Bazı aynalar, sadece belirli zamanlarda görünür olabilir. Thornhill'in defterinde, 'Aynalar, dolunay ve yarım ay dönemlerinde, sayıları değişir' yazıyor. Bu, bir ayna, bir kapı gibi — açılıp kapanıyor."

"Yani, her gelişimizde, farklı aynalar görebiliriz," dedi Enid.

"Evet. Ve bu, planımızı zorlaştırır. Çünkü bir aynayı bugün görür, yarın geri gelirsek, kaybolmuş olabilir."

"O zaman, acele etmemiz lazım."

"Acele, ama dikkatli. Çünkü bazı aynalar, riskli."

Wednesday, Eleanor Whitlock'un aynasını buldu — L.M.'nin yanında, benzer bir kazıntıyla: "E.W., 1925." Aynanın içinde, genç bir kız, Nevermore üniforması, saçleri açık sarı, yüzünde kırılgan bir ifadeyle dışarı bakıyordu.

Bianca, defteri açtı, ritüeli okumaya hazırlandı. Ama bu sefer, Lionel öne çıktı.

"Ben çağırayım," dedi. "Eleanor'u tanıyordum — aynı yıl kaybolmuştuk. Belki de, benim sesim, ona ulaşır."

Wednesday, bir an durdu, sonra başını salladı. "Tamam. Çağır."

Lionel, aynanın önüne geçti, derin bir nefes aldı. "Eleanor Whitlock!" Ses, aynanın içine doğru yankılandı, içerideki figür titredi. "Eleanor Whitlock!" İkinci çağrı, daha güçlü. Figür, başını kaldırdı, gözleri büyüdü, dudakları kıpırdadı. "Eleanor Whitlock!!"

Üçüncü çağrıda, Wednesday, hançeri aynanın merkezine sapladı — sembolün tam üstüne. Ayna, çatladı, çatlak genişledi, ve içeriden ışık süzüldü. Eleanor, ellerini çatlağın kenarlarına tutundu, yavaşça, zorlukla, ama kararlılıkla dışarı çıktı.

Dışarı çıktığında, yere düştü — Lionel onu tuttu, kollarıyla sardı. "Ben Lionel," dedi, sesi titreyerek. "Hatırlıyor musun?"

Eleanor, ona baktı, gözleri doluyor. "Lionel... sen... sen de içerideydin?"

"Evet. Ama şimdi dışarıdayız. İkimiz de."

Eleanor, ona sarıldı, sessizce ağladı. Lionel, onu tuttu, sımsıkı, ve bir an, ikisi de, on yıllık yalnızlığın ağırlığını birbirine bıraktı.

Enid, bu sahneyi izlerken, gözleri doldu. Wednesday, ona baktı, elini koluna koydu.

"İyi misin?" diye sordu Wednesday.

"Evet. Sadece... bu, çok duygu yüklü."

"Addams'lar, duyguları fazla göstermez. Ama ben, anlıyorum."

"Bazen, Wednesday Addams'ın 'anlıyorum' demesi, bir öpücükten daha fazla."

"Bu, çıtanın düşüklüğüyle ilgili, benimle değil."

İkinci aynayı açtıktan sonra, grup yer altından çıktı — ama bu sefer, bir şey fark ettiler: koridorda, ayak izleri vardı. Taze, ıslak, çamurdan — ve hiçbiri onlarınkilere uymuyordu.

"Birisi buradaydı," dedi Yoko, gece görüşüyle izleri inceleyerek. "Ve çok yakın zamanda. Belki de, aynayı açtığımız sırada."

"Aynaları izliyorlar," dedi Wednesday, sesi soğuyarak. "Cemiyetin geri kalanı, bizim ne yaptığımızı biliyor."

"O zaman, dikkatli olmamız lazım," dedi Bianca. "Belki de, bir dahaki gelişimizde, bizi bekliyor olabilirler."

"Ya da," dedi Ajax, kaskını sıkıca giyerken, "belki de aynaları kendileri açmaya çalışıyorlar. Ve bu, daha kötü — çünkü eğer yanlış açarlarsa, içeridekileri öldürebilirler."

"Haklısın," dedi Wednesday. "O zaman, planımızı hızlandırmamız lazım. Ama aynı zamanda, cemiyetin geri kalanını da bulmamız gerekiyor. Thornhill, cemiyetin alt kademesinden bahsetmişti — ve Thornhill bu sabah kayboldu. Bu, bir tesadüf değil."

Öğleden sonra, Wednesday ve Enid, Thornhill'in ofisine gittiler — kapı kilitliydi, ama Wednesday'in toka kilidi açma becerisi, her işe yarıyordu. İçeri girdiklerinde, oda, her zamanki gibi düzenli görünüyordu — kitaplar raflarda, bitkiler sulanmış, masa temiz. Ama Wednesday, bir şey fark etti: masanın çekmecesi, tamamen kilitliydi, ve kilidin üzerinde, taze bir çizik vardı — sanki biri, kısa süre önce, kilidi zorlamış ama başaramamış.

"Biri, Thornhill'in çekmecesini açmaya çalışmış," dedi Wednesday, kilidi inceleyerek. "Ve başaramamış. Bu, içeride önemli bir şey olduğunu gösteriyor."

"Ya da Thornhill, kilidi son değiştirmiş," dedi Enid.

"Hayır. Çizik taze — son 24 saatte. Thornhill, dün ofisteydi, bugün kayboldu. Birisi, bu arada, çekmceyi açmaya çalıştı."

Wednesday, tokayı kilide soktu, dikkatle oynattı — bu sefer, daha uzun sürdü, kilit karmaşıktı. Ama sonunda, tıkırdayarak açıldı. İçeride, bir zarf vardı — kapalı, mühürlü, üzerine "W.A." yazılmış. Wednesday Addams.

"Bu, bana," dedi Wednesday, zarfı alarak.

İçeride, bir mektup vardı — Thornhill'in el yazısıyla, uzun, detaylı:

"Wednesday,

Eğer bunu okuyorsan, ben gitmişimdir. Cemiyetin alt kademesi, bana ulaştı — 'ihanet' suçlamasıyla, beni 'sorguya' çekmek istiyorlar. Bu, cemiyetin bir geleneği: muhalif üyeler, 'sorgulanır', ve çoğu zaman, geri dönmezler.

Bu yüzden, kaçtım. Ama sana, son bir bilgi bırakıyorum: Aynaların altında, başka bir oda var. 'Kökler Odası' deniyor — cemiyetin, 'Gölge'yle ilk anlaşmayı yaptığı yer. Orada, anlaşmanın metni var, ve eğer o metni yok edersen, 'Gölge'yi kalıcı olarak sürgün edebilirsin. Ama dikkatli ol — Kökler Odası'nın girişi, aynaların arasında, en eski aynanın arkasında. Ve en eski ayna, 1853'ten kalma — Nevermore'un kuruluş yılı.

Ayrıca, bir şey daha: cemiyetin baş rahibi, Dorian değil. Dorian, sadece bir 'araç'tı — gerçek baş rahip, hâlâ dışarıda, ve kim olduğunu bilmiyorum. Ama biliyorum ki, o, okulun içinde, bir öğretmen ya da yönetici olarak gizleniyor. Dikkatli ol.

Son olarak, sana bir itirafım var: Ben, Ophelia'ya su bırakan kadındım. Elli yıl. Ve ben, her gece, onu kurtaramadığım için utandım. Şimdi, sen onu kurtardın, ve ben, sana minnettarım. Bu minnet, bir ömür boyu.

Evelyn Thornhill"

Wednesday, mektubu bitirdiğinde, eli titriyordu — çok hafif, çok kısa, ama Enid fark etti.

"Wednesday? Ne yazıyor?"

Wednesday, mektubu uzattı. Enid okudu, gözleri büyüdü. "Kökler Odası... 1853'ten kalma bir ayna... ve gerçek baş rahip hâlâ dışarıda."

"Evet. Ve Thornhill kayboldu. Bu, iki şey demek: birincisi, cemiyet hâlâ aktif ve tehlikeli. İkincisi, bizim daha hızlı hareket etmemiz lazım."

"Thornhill... o, iyi olacak mı?"

"Bilmiyorum. Ama eğer cemiyet onu yakaladıysa, zamanımız kısıtlı."

Enid, bir an durdu, sonra Wednesday'in elini tuttu. "Onu da kurtaracağız. Lionel ve Eleanor gibi, Ophelia gibi."

"Kurtaracağız," dedi Wednesday, kararlılıkla. "Ama önce, Kökler Odası'nı bulmalıyız."

Akşam, grup toplandı — bu sefer, tüm üyeler: Wednesday, Enid, Bianca, Xavier, Ajax, Yoko, ve yeni katılanlar: Lionel ve Eleanor. Ophelia da, misafir odasından çıktı, oturdu, dinledi.

"Kökler Odası," dedi Wednesday, haritayı açarak. "Thornhill'in mektubuna göre, aynaların altında, en eski aynanın arkasında. En eski ayna, 1853'ten kalma — Nevermore'un kuruluş yılı. Bu aynayı bulmalıyız."

"Ama aynalar, her gelişimizde değişiyor," dedi Xavier. "1853 aynası, belki sadece belirli bir zamanda görünür."

"O zaman, yarım ay dönemini beklememiz lazım," dedi Bianca. "Thornhill'in defterine göre, aynalar yarım ayda en zayıf, ve bu, en eski aynanın da görünür olma ihtimali en yüksek zaman."

"Yarım ay, ne zaman?" diye sordu Enid.

Yoko, telefonunu kontrol etti. "Üç gün sonra. Pazar gecesi."

"O zaman, üç günümüz var," dedi Wednesday. "Bu sürede, iki şey yapacağız: birincisi, mümkün olduğunca ayna açacağız — içerideki öğrencileri kurtaracağız. İkincisi, cemiyetin geri kalanını izleyeceğiz — gerçek baş rahibi bulmaya çalışacağız."

"Gerçek baş rahip," dedi Lionel, düşünceli. "Dorian, bir araçtı demiştin. Ama bir araç, kimin için çalışır?"

"Bir baş rahip için," dedi Wednesday. "Ve bu baş rahip, okulun içinde gizleniyor. Öğretmenler, yöneticiler, hatta belki bir öğrenci. Herkes şüpheli."

"Herkes mi?" diye sordu Eleanor, sesi titreyerek.

"Herkes. Addams kuralı: güven, ama doğrula."

Bu söz, odada bir huzursuzluk yarattı — herkes, birbirine baktı, ve bir an, kim kimden şüpheleniyor, belli değildi. Ama sonra, Enid, Wednesday'in elini sıktı, ve Wednesday, ona baktı — ve bu bakış, "ben sana güveniyorum" demekti, açıkça, kelimesiz.

Cuma sabahı, grup, üç ayna daha açmaya karar verdi — hepsi, elli yıldan yeni, kurtarılabilir oranlarda. Bu, üç kişi daha demekti, ve eğer başarılı olurlarsa, toplam altı kişi kurtarılmış olacaktı.

Ama yer altına indiklerinde, bir sürpriz bekliyordu onları: aynalar odasının girişinde, bir kapı belirmişti — demir, ağır, üzerinde karga ve kırık ay sembolü. Ve kapının önünde, bir not asılıydı: "Bu kapıdan geçen, geri dönemez."

"Bir uyarı," dedi Bianca.

"Ya da bir tehdit," dedi Wednesday.

"Ya da bir tuzak," dedi Ajax, kaskını sıkıca giyerken.

"Bir uyarı, bir tehdit, ve bir tuzak — üçü birden," dedi Wednesday. "Ama yine de, geçeceğiz. Çünkü içeride, insanlar var."

Demir kapıyı ittiler — ağır, gıcırdayarak açıldı. İçeride, aynalar odası, her zamankinden farklıydı: aynalar, daha düzenli dizilmişti, sanki biri, onları bilerek yerleştirmişti. Ve aynaların arasında, ortada, bir masa vardı — üzerinde, açık bir defter, ve defterin yanında, bir kupa, içinde kuru bir sıvı izi — kan, belki, ya da şarap, ya da başka bir şey.

"Birisi, burada bir ritüel yapmış," dedi Wednesday, masaya yaklaşılarak. Defteri inceledi — el yazısı, tanıdık değildi. Ama sayfalarda, isimler vardı: aynaların içindeki öğrencilerin isimleri, ve her birinin yanında, bir tarih ve bir oran.

"Bu, cemiyetin kayıtları," dedi Enid, omzundan bakarak. "Kim, ne zaman, hangi aynaya konulmuş."

"Ve burada," dedi Wednesday, bir sayfayı çevirerek, "son sayfa. Tarih: bu hafta. İsim: boş. Ama yanında, bir not: 'Yedek kurban, hazır.' Bu, cemiyet, yeni bir tören planlıyor."

"Yedek kurban mı?" Enid'in sesi titredi. "Kim?"

"Bilmiyorum. Ama 'hazır' yazıyor — yani, birisi, zaten seçilmiş, ve bir yerde, bekliyor."

"Ya da bir aynada," dedi Lionel, sesi alçak. "Ben, içerideyken, başka bir ses duydum — benim yılımın dışında, daha yeni bir ses. Belki de, son ayna, en yeni kayıp, ve o, hâlâ içeride."

"Rowan Laslo," dedi Wednesday, aniden. "Rowan, geçen yıl kayboldu. Eğer aynaya konulduysa, içeride, sadece birkaç ay geçmiş olabilir — kurtarılabilir."

"O zaman, Rowan'ı da bulmalıyız," dedi Enid.

"Rowan'ı da. Ve diğerlerini. Ama önce, bu üç aynayı açalım — plana sadık kalalım."

Üç aynayı açtılar — birer birer, dikkatle, ritüeli tekrarlayarak. Her birinde, bir öğrenci çıktı: 1953'ten kalma bir kız, 1973'ten bir oğlan, ve 1993'ten bir kız. Hepsi, solgun, yorgun, ama diri — ve hepsi, dışarı çıktıklarında, ilk sözleri "ışık" oldu, çünkü içeride, ışık yoktu, sadece karanlık ve ayna.

Toplam kurtarılan: altı kişi (Lionel, Eleanor, ve bu üçü). Plus Ophelia (oda). Yedi kişi.

Ama bu sefer, yer altından çıkmaya çalıştıklarında, demir kapı, kapalıydı — açılmıyordu, ne kadar ittilerse.

"Kapandı," dedi Ajax, omzuyla vurarak. "Bu, bir tuzaktı."

"Evet," dedi Wednesday, sakin bir sesle. "Ama bir tuzak, bir çıkış da ima eder. Bu kapı, nasıl kapandıysa, nasıl açılacağını da bilir."

"Bir mekanizma," dedi Yoko, duvarları inceleyerek. "Burada, bir yerde, bir anahtar olmalı."

Xavier, trans hâline girmeye başladı — gözleri daldı, eli, kömürle (her zaman yanında taşırdı) duvara çizmeye başladı. Birkaç saniye içinde, duvarda bir sembol belirdi: karga, kırık ay, ve altında, bir ok — aşağı, zemine doğru.

"Zeminde," dedi Xavier, gözlerini açarak. "Bir şey, zeminde."

Wednesday, eğildi, taş zemini inceledi. Ve gerçekten, bir taş, diğerlerinden farklıydı — hafifçe kalkık, sanki altında bir boşluk vardı. Hançeriyle, taşın kenarını kaldırdı — altında, küçük bir metal halka, ve halkaya bağlı bir ip.

"Bir mekanizma," dedi Wednesday. "Çekelim."

Ajax ve Lionel, ipi birlikte çektiler — taş zemin, bir kapak gibi açıldı, altında bir merdiven, yukarı, doğru yukarı, aynalar odasının tavanına doğru.

"Bu, yukarı çıkıyor," dedi Enid. "Nevermore'un üstüne, belki avluya."

"Ya da daha yukarı," dedi Wednesday. "Bir kuleye, bir çatıya. Bu, cemiyetin kaçış yolu olabilir."

Merdivenden çıktılar — dar, dik, taş. Ve sonunda, bir kapıya ulaştılar — ahşap, eski, ama açık. İtişlerdi, ve kapı, Nevermore'un çan kulesinin içine açıldı.

"Çan kulesi," dedi Bianca, etrafa bakarak. "Bu, cemiyetin gizli geçidi, çan kulesinden geçiyordu."

"Ve çan kulesi, okulun en yüksek noktası," dedi Wednesday. "Buradan, tüm okulu görebilirsiniz. Cemiyet, buradan, her şeyi izliyordu."

Kulenin penceresinden, aşağıya, Nevermore'un avlusuna baktılar — ay ışığı, taşları gümüşle kaplıyordu, ve gölgeler, her zamanki gibi, köşelerde bekliyordu. Ama bu gece, bir şey farklıydı: avlunun ortasında, meşe ağacının altında, bir figür duruyordu — kapüşonlu, yüzü görünmeyen, ama elleri görünüyordu: uzun, ince, neredeyse iskelet gibi eller.

"O," dedi Xavier, sesi titreyerek. "Çizdiğim figür. O, burada."

Figür, başını kaldırdı, çan kulesine baktı — sanki onları görebiliyormuş gibi. Ve sonra, yavaşça, gölgelerde eridi, kayboldu.

"Bir mesaj," dedi Wednesday. "Bize, 'ben buradayım' diyor. Ve 'sizi izliyorum'."

"O zaman, gerçek baş rahip mi o?" diye sordu Enid.

"Bilmiyorum. Ama biliyorum ki, o, cemiyetin bir parçası, ve bizi izliyor."

Kuleden indiklerinde, gece yarısını çoktan geçmişti. Grup, yorgun, kurtarılan altı kişiyi (Lionel ve Eleanor dahil) misafir odalarına yerleştirdi, ve kendileri de dağıldı.

Enid ve Wednesday, odalarına döndüler — ama bu sefer, ikisi de uyumak istemiyordu. Wednesday, masasına oturdu, Thornhill'in mektubunu tekrar okudu, ve düşünceli bir sessizliğe daldı.

Enid, yanına geldi, masanın kenarına oturdu. "Wednesday, ne düşünüyorsun?"

"Thornhill. O, bize yardım etti, ama şimdi, cemiyet onu yakaladıysa... bu, benim hatam. Onu, bu işe dahil ettim."

"Wednesday, Thornhill, kendi seçimiyle yardım etti. Sen, onu zorlamadın."

"Ama ben, ondan bilgi aldım. Ve bu bilgi, onu tehlikeye attı."

"O zaman, onu da kurtaracağız. Diğerleri gibi."

Wednesday, bir an durdu, sonra Enid'e baktı. "Sen, her zaman, 'kurtaracağız' diyorsun. Bu, bir alışkanlık mı?"

"Umulmak, bir alışkanlıktır. Ve ben, umut etmeyi seçiyorum."

"Bu, bir Addams için yabancı bir kavram."

"Sen de bir Addams'sın, ama yine de, umut ediyorsun. Bazen."

"Bazen."

Bir sessizlik oldu. Sonra Enid, çok yavaşça, Wednesday'in omzuna doğru eğildi, ve kulağının hemen altındaki noktaya, boynunun üst kıvrımına, çok hafif bir öpücük kondurdu — nazik, kısa, kurtların birbirlerini işaretlemesine benzer bir hareket.

Wednesday, nefesini tuttu, gözlerini kapadı. "Enid..."

"Kurtlar, önemli kişilerini işaretler," dedi Enid, fısıltıyla. "Bu, sahiplenme değil. Bu, 'ben buradayım, sen benimsin, ben de seninim' demek."

"Bunu, daha önce söylemiştin."

"Biliyorum. Ama bazen, tekrar etmek lazım."

Wednesday, bir an durdu, ensesi kızardı, ama geri çekilmedi. Sadece, çok yavaşça, elini Enid'in saçlarının arasından geçirdi, hafifçe, ve bir süre öylece oturdular.

"Sinclair," dedi Wednesday, sonunda, sesi alçak.

"Hm?"

"Sen, benim... 'önemli'imsin. Bunu söyledim. Ama belki de, kelime yetersiz. Belki de, 'hayatımın bir parçası' demek daha doğru."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.