İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 15 · 9 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 15

Xavier’ın Resimleri

Çarşamba sabahı, Xavier Thorpe, resim atölyesinin zemnine serilmiş halıdaki kömür tozlarını temizlemeye çalışıyordu — ama bu, başarısız bir çaba idi, çünkü kömür, halıya işlemiş, halıyı bir sanat eserine dönüştürmüştü, ama hiç kimse bu eseri satın almak istemeyecekti. Son gecelerde trans hâlinde çizdiği resimler, hem tuvallerde hem de yerlerde, duvarlarda, hatta bir keresinde bir pencerede (Ophelia'nın odasının penceresi, buğulu camda, parmak izleri gibi kömür çizgileriyle) belirmişti.

Elleri titriyordu — her zamankinden daha fazla. Defterini karıştırdı, son çizimleri inceledi: aynalar, figürler, semboller. Ama bu sabah, yeni bir şey vardı, bir çizim ki onu ilk gördüğünde kalbi göğsünde bir an durmuştu.

Çizimde, Xavier'in kendisi vardı — atölyede, tuvalinin başında, ama yüzü dönük değil, arkası dönüktü. Ve arkasında, gölgede, bir figür duruyordu — kapüşonlu, yüzü görünmeyen, ama elleri görünüyordu: uzun, ince, neredeyse iskelet gibi eller. Eller, Xavier'in omzuna uzanıyordu, parmakları açık, sanki yakalamaya hazırlanıyormuş gibi.

"Birisi bana yaklaşıyor," dedi Xavier, kendi kendine, çizime bakarak. "Ya da bir şey."

Wednesday ve Enid, kahvaltıdan sonra atölyeye geldiklerinde, Xavier'in halıdaki kömürle boğuştuğunu gördüler. Wednesday, bir an durdu, etrafı inceledi — duvarlardaki çizgiler, yerdeki izler, ve Xavier'in yüzündeki solgunluk.

"Ne zaman başladı bu?" diye sordu Wednesday, doğrudan.

"İki gece önce. Aynaları bulduğumuzdan beri. Trans hâlinde çiziyorum, ama uyandığımda, çizdiklerim... daha fazla. Sanki biri, benim elimi kullanıyor."

"Ya da," dedi Enid, nazikçe, "vizyonların güçleniyor. Aynalar, belki de senin vizyonlarını besliyor — ya da tetikliyor."

Xavier, ona baktı, gözlerinde minnetle. "Bu, daha korkutucu değil. Daha az korkutucu."

Wednesday, çizimi inceledi — kapüşonlu figürün ellerini, omza uzanışını, ve figürün arkasındaki gölgeyi. "Bu figür, Dorian değil. Dorian tutuklu, ve onun eli bu kadar ince değildi. Bu, başka biri — ya da başka bir şey."

"'Gölge' mi?" diye sordu Enid.

"Hayır. 'Gölge' sürgün edildi. Ama Thornhill dedi ki, aynalar, 'Gölge'nin 'ikincil' deposu. Belki de aynalar, 'Gölge'yle bağlantılı başka bir varlığı barındırıyor — ve bu varlık, şimdi, aynaları bulduğumuz için, uyanıyor."

Xavier, titreyerek defterini kapattı. "O zaman, aynaları açmak, belki de tehlikeli olabilir. Eğer içeride sadece öğrenciler değilse, ama bir varlık da varsa..."

"Bu riski almalıyız," dedi Wednesday. "Çünkü içerideki öğrenciler, gerçek insanlar. Ve onları bırakıp gidemeyiz."

"Ama eğer aynaları açtığımızda, o varlık da çıkarsa?"

"O zaman, onunla da yüzleşiriz. Addams'lar, varlıklarla yüzyıllardır dans eder."

"Dans etmek, bir şeydir," dedi Xavier. "Ama bu dans, birilerini öldürebilir."

Wednesday, ona baktı — uzun, sabırlı, değerlendirici bir bakış. "Xavier, sen, bu cemiyetin bir parçası olmadan önce de vizyonlar görüyordun. Bu vizyonlar, hem bir lanet hem bir hediye. Ama şu an, bu vizyonlar bize bir uyarı veriyor: birisi sana yaklaşıyor. Bu bilgi, güçlendirir. Çünkü artık, ne zaman, nerede, ve nasıl yaklaştığını biliyorsun."

Xavier, bir an durdu, sonra başını salladı. "Haklısın. Ama yine de, korkuyorum."

"Korku, gerekli bir duygudur," dedi Wednesday. "Ama korkunun seni durdurmasına izin verirsen, o zaman gerçekten kaybedersin."

Enid, Wednesday'e baktı, hafifçe gülümseyerek. Wednesday'in sözleri, soğuk ama doğru, onu her zaman şaşırtırdı — bu karanlık, hesaplı kız, nasıl bu kadar net konuşabiliyordu?

Öğleden sonra, grup, ilk aynayı açmaya hazırlanıyordu. Thornhill'in defterini incelemişlerdi, oranları hesaplamışlardı: L.M., 1925. Dışarıda yüz yıl, içeride on yıl. Bu, kurtarılabilir bir orandı — içerideki kişi, dışarı çıktığında on yıl yaşlanacaktı, ama bu, ölümcül değildi.

"Ama bir sorun var," dedi Bianca, defteri karıştırarak. "Ritüel, sadece hançer ve aynayı kırmayı değil, aynı zamanda bir 'kırıcı' gerektiriyor. Birinin, aynanın önünde durması ve içerideki kişiyi çağırması lazım — sesle, isimle."

"İçerideki kişinin adını bilmiyoruz," dedi Enid. "Sadece baş harflerini."

"O zaman," dedi Wednesday, "önce adını bulmamız gerekiyor. Liste — kütüphanedeki kayıp öğrenciler listesi — L.M., 1925'i içeriyor olmalı."

Ajax, bir köşede oturuyordu, kaskını kuşmuş, ama elleri titriyordu. "Ben... ben yardım edebilirim, sanırım. Taş canavarları, isimleri kazıtta edebiliriz, eğer eski kayıtlarda bir iz varsa. Bir keresinde, amcam, bir taş tabletin üstünde, eski bir aile ağacını kazımıştı, sadece gözlerini açarak. Belki ben de, okulun arşivindeki taş tabletlere bakabilirim — orada, kurucu ailelerin öğrenci kayıtları kazınmış olabilir."

Wednesday, ona baktı, hafifçe şaşkın. "Ajax, bu, çok yararlı bir bilgi."

"Teşekkürler. Genelde, sadece 'taş canavarı içgüdüleri'yle dalga geçilir, ama bazen işe yarıyor."

"İşe yarıyor," dedi Wednesday, ve bu, Ajax'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluşturdu.

Kütüphaneye gittiler — bu sefer, arşiv bölümüne değil, ana salona, raflarda duran eski yıl defterlerine. Nevermore, 1800'lerden beri her yıl bir yıl defteri yayınlıyordu, ve bu defterler, mezun öğrencilerin ve kayıp öğrencilerin isimlerini içeriyordu.

Yoko, rafları taradı, vampir hızıyla. "1925... 1925... işte. Nevermore Yıllığı, 1925."

Defteri açtılar, sayfaları çevirdiler — siyah beyaz fotoğraflar, eski el yazıları, ve sonunda, "Kayıp Öğrenciler" bölümüne ulaştılar. Orada, üç isim vardı: "Eleanor Whitlock, 1925. Lionel Marsh, 1925. Margaret Thornwood, 1925."

"L.M.," dedi Enid. "Lionel Marsh."

Wednesday, isme baktı, gözleri karardı. "Marsh. Bu isim... Bianca, annen Marsh ailesinden bahsetti mi?"

Bianca, düşündü, kaşlarını çattı. "Hayır. Ama... annemin annesi, yani büyükannem, Marsh soyadını taşıyordu. Evlilikten önce."

"Yani, Lionel Marsh, senin akraban olabilir," dedi Wednesday.

Bianca'nın yüzü soldu. "Bu... bu mümkün mü? Yani, büyükannem, hiçbir zaman ailesinden bahsetmedi. Babamın tarafını biliyorum, ama annemin tarafı... hep gizemli kaldı."

"Belki de bu yüzden," dedi Wednesday. "Ailesinde, kaybolan biri vardı, ve bu, bir utanç, ya da bir korku kaynağıydı. Ama şu an, bu bilgi bize yardım edebilir — çünkü Lionel Marsh, aynanın içinde, ve onu kurtarmak için, ismini bilmemiz lazım. Şimdi biliyoruz."

Akşam, yer altına indiler — bu sefer, hazırlıklı, planlı. Wednesday, hançeri çantasında; Enid, tam dönüşüme hazır; Bianca, defterle (ritüeli okuyacak); Xavier, kömürüyle (bir şey çizmesi gerekirse); Ajax, kaskıyla (her zamanki gibi); ve Yoko, gece görüşüyle.

Aynalar odasına vardıklarında, oda, son gelişlerinden bu yana değişmişti — bazı aynalar, daha parlaktı, içerideki figürler daha net görünüyordu. Ve bazı aynalar, daha karanlıktı, içerideki figürler silik, neredeyse görünmez.

"L.M.'nin aynası," dedi Wednesday, en yakın aynaya yönelerek. "Lionel Marsh."

Aynanın alt kenarındaki kazıntı: "L.M., 1925."

Bianca, aynaya yaklaştı, içeri baktı — içeride, genç bir oğlan, Nevermore üniforması giyiyor, saçları koyu, yüzünde kırılgan bir ifadeyle. Bianca'nın kalbi sıkıştı — bu yüz, tanıdık bir şey taşıyordu, sanki büyükannesinin gençlik fotoğraflarında gördüğü bir çizgi, bu çocuğun yüzünde de vardı.

"O, benim... benim akrabam olabilir," dedi Bianca, sesi titreyerek. "Onu kurtaracağız, değil mi?"

"Kurtaracağız," dedi Wednesday. "Bianca, ritüeli oku. Hançeri ben tutacağım."

Bianca, defteri açtı, ritüeli okumaya başladı: "Aynayı açmak için, kırıcı, aynanın önünde durur, içerideki kişinin adını üç kez seslenir. Ardından, hançer, aynanın merkezine, sembolün tam üstüne saplanır. Ayna, çatlar — ama kırılmaz. Çatlak, içerideki kişiye bir geçit açar."

"Lionel Marsh," dedi Bianca, sesini yükselterek. Aynanın içi, titredi. "Lionel Marsh!" Ses, daha güçlü. Aynanın içindeki figür, başını kaldırdı, gözleri büyüdü. "Lionel Marsh!!"

Üçüncü çağrıda, Wednesday, hançeri aynanın merkezine sapladı — karga ve kırık ay sembolünün tam üstüne. Ayna, bir çığlık gibi çatırdadı, ama kırılmadı — çatladı, ince bir yarık, ortadan, yukarıdan aşağıya. Ve çatlağın içinden, bir ışık süzüldü, parlak, sıcak, ve içerideki figür, çatlağa doğru yaklaştı.

Eller, çatlağın kenarlarına tutundu, ve yavaşça, Lionel Marsh, aynadan çıktı — genç, solgun, gözlerinde on yıllık bir yorgunluk, ama diri. Bacakları titredi, yere düştü, ama Ajax onu tuttu, kaskıyla birlikte.

"Ben... ben neredeyim?" dedi Lionel, sesi kısılmış.

"Güvendesin," dedi Enid, yanına çökerek. "Nevermore'da. Yüz yıl geçti, ama sen, sadece on yıl yaşadın. Şimdi, bizimlesin."

Lionel, ona baktı, gözleri ışıkla doldu. "Sen... sen bir kutsun."

"Bunu çok duyuyorum son zamanlarda," dedi Enid, hafifçe gülümseyerek.

Lionel, yer altından çıkarıldığında, sabahın ilk ışıkları avluya süzülüyordu. Ophelia, onu karşıladı — iki kayıp, iki kurtarılmış, iki farklı on yılın yükünü taşıyan.

"Ben, Ophelia," dedi, elini uzatarak. "1975'ten beri içerideydim."

Lionel, elini tuttu, sıktı. "Ben, Lionel. 1925'ten beri."

"Birbirimizi anlamıyoruz, ama yine de, anlıyoruz," dedi Ophelia. "Çünkü içeride olan, sadece içeride olanı anlar."

Wednesday, biraz uzakta duruyordu, bu sahneyi izliyordu — iki kurtarılmış insan, birbirine sarılıyor, ve etraflarında, beş öğrenci (ve bir el), bir şeyi başarmıştı. Ama Wednesday'in yüzünde, zafer değil, hesaplama vardı.

"Bir ayna açıldı," dedi, Enid'e, alçak sesle. "Ama daha çok var. Ve her biri, riskli. Lionel, on yıl içerideydi — kurtarılabilirdi. Ama ya diğerleri? Ya bazıları, elli yıl, yetmiş yıl içerideyse? Onları kurtarmak, onları öldürebilir."

"O zaman," dedi Enid, "her birini, ayrı hesaplayacağız. Acele etmeden, dikkatle. Bir insanı kurtarırken, bir başka insanı öldürmeyelim."

"Bu, sabır gerektiriyor."

"Sen, sabırsız biri değilsin, Wednesday Addams."

"Hayır. Ama bazen, aceleci olabilirim."

"O zaman, ben seni yavaşlatırım."

"Bu, artık bir alışkanlık mı oldu?"

"Umarım."

Wednesday, bir an durdu, ensesi hafifçe kızardı, sonra: "Enid."

"Hm?"

"Bu gece, iyi iş çıkardın. Kurt içgüdülerin, Lionel'i sakinleştirdi — onu kurtarmamıza yardım etti. Sen, sadece bir kurt değilsin. Sen, bir koruyucusun."

Enid, ona baktı, gözleri parlıyordu. "Bu, Wednesday Addams'tan duyduğum en tatlı şey."

"Tatlı değil. Gözlem."

"İkisi de güzel."

Wednesday, bir an durdu, sonra yavaşça, çok yavaşça, elini Enid'in yanağına götürdü, hafifçe dokundu. "Sen, benim için... önemli bir varsın. Bunu, daha önce söylemiştim, ama tekrar söylemek lazım."

"Önemli mi?"

"Evet."

Enid, Wednesday'in elini yanağında tuttu, gözlerini kapadı. "Sen de, benim için öylesin."

"Addams'lar, 'önemli' kelimesini hafife alır."

"Ama sen, hafife almıyorsun."

"Hayır. Senin konusunda, asla."

Bu, Wednesday Addams'ın verebileceği en büyük itiraftı — ve Enid, bunu biliyordu, kalbinde taşıyordu. Bir öpücük yoktu bu sefer, sadece bir dokunuş, bir bakış, ve iki kişinin birbirine "sen varsın" demesi. Bazen, bu, bir öpücükleten daha fazlaydı.

Gün ilerlerken, Lionel, geçici bir misafir odasına yerleştirildi — Ophelia'nın yanındaki odaya, ki bu, kasıtlı bir düzenleme mi yoksa tesadüf mü, kimse sormadı. Lionel, modern dünyayı keşfetmeye başladı — elektrik, su muslukları, telefonlar — ve her yeni şey, onu hem şaşırttı hem korkuttu.

"Bu küçük kutu, konuşuyor," dedi Lionel, Yoko'nun telefonunu göstererek.

"Telefon," dedi Yoko. "İnsanlar, birbirleriyle uzaktan konuşuyor."

"Bu... bu sihir mi?"

"Hayır. Teknoloji. Ama bazen, sihirle karıştırılır."

Ophelia, Lionel'e yaklaştı, elini omzuna koydu. "Ben de, ilk çıktığımda, her şey çok yabancıydı. Ama alışırsın. Yavaş, ama alışırsın."

"Sen, beni anlıyorsun," dedi Lionel, ona bakarak. "Çünkü sen de içerideydin."

"Evet. Ve dışarıda, biri bana su bıraktı, gizlice. Bu, umuttu. Sen de, umut bulacaksın."

Lionel, bir an durdu, sonra: "Sen, benim umudum olabilir misin?"

Ophelia, kızardı — on yılların yer altında geçmesine rağmen, hâlâ kızarabiliyordu. "Belki," dedi, sesi fısıltı.

Enid, bu sahneyi uzaktan izliyordu, Wednesday'in yanında. "Onlar da mı?" diye fısıldadı.

"Görünüşe göre," dedi Wednesday, kuru bir sesle. "Bu, bir salgın gibi yayılıyor."

"Romantizm mi?"

"Hayır. Duygusal bağlar. Bu, daha tehlikeli."

"Bu, romantik bir cümle mi?"

"Hayır. Epidemiyolojik bir gözlem."

"Yine de, romantiğe kaçtı."

Wednesday, cevap vermedi, ama dudağının kenarında, o küçük, nadir gülümseme belirdi — çok kısa, çok hafif, ama gerçek.

Akşam, Enid ve Wednesday, odalarına döndüler. Enid, yatağın kenarına oturdu, Wednesday ise masasına — ama bu sefer, daktiloya değil, Thornhill'in defterine. Sayfaları çevirdi, oranları inceledi, ve bir liste yaptı: her ayna, her isim, her oran.

"Toplam, on iki ayna," dedi Wednesday. "İçerisinde on iki kişi. Bazıları kurtarılabilir — Lionel gibi. Ama bazıları, çok uzun süre içeride, ve onları kurtarmak, ölümcül olabilir. Üç ayna, yüz elli yıldan eski — bu, içeride on beş yıl demek. İki ayna, yüz yıldan eski — on yıl. Bir ayna, yetmiş beş yıldan eski — yedi yıl. Geri kalan altısı, elli yıldan yeni — beş yıl veya az."

"Yani, altı kişi, kolayca kurtarılabilir," dedi Enid.

"Ve altı kişi, riskli. Ama yine de, denemeliyiz — çünkü içeride bir insan var, ve onu bırakıp gidemeyiz."

"Bu, zaman alacak."

"Zaman, bazen tek lüksümüz."

Enid, ona baktı, kalbinde sıcaklık. "Wednesday, sen... iyi bir insansın."

"Addams'lar, insan değildir."

"O zaman, iyi bir Addams'sın."

"Bu, daha kabul edilebilir."

Dışarıda, gece, Nevermore'un üstüne çöktü — ama bu gece, gölgeler hafifti, aynalar sakin, ve bir ayna daha açılmıştı, bir insan daha kurtarılmıştı. Ve içeride, Wednesday Addams'ın elinde bir defter, kalbinde bir kurt, ve zihninde bir plan vardı — on iki ayna, on iki kişi, ve her biri için, bir umut.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.