Salı sabahı, Enid aynanın karşısına geçtiğinde, aynanın çatladığını fark etti — ince bir yarık, tam ortadan, yukarıdan aşağıya, sanki biri görünmeyen bir çekiçle tek bir darbe indirmiş gibi. Enid, bir an ona baktı, sonra Wednesday'e döndü.
"Ayna çatlamış."
"Gördüm."
"Superstition'a göre, çatlayan ayna yedi yıl uğursuzluk demek."
"Bu, Addams'lar için bir iltifat."
"Yani çatlak aynayı aynada bırakacağız?"
"Hayır. Aynanın camını çıkarıp çerçevesini duvarda bırakacağız. Bu, daha estetik."
"Wednesday, bu sadece ürkütücü bir boş çerçeve demek."
"Tam olarak öyle."
Enid, bir an ona baktı, sonra ikisi de aynı anda güldü — Wednesday'in gülüşü kısa ve öksürüğe yakın, ama gerçek; Enid'inki uzun ve rahat. Bu anlar, son günlerin ağırlığını hafifleten küçük şeylerdi, ve ikisi de biliyordu, bu küçük şeylerin öneminin büyük olduğunu.
Aynayı söküp çerçevesini duvarda bıraktılar. Boş bir çerçeve, sanki içeride bir şey vardı ama artık yoktu — Nevermore'un tüm metaforu, tek bir nesnede toplanmış gibi.
Kahvaltıda, Ophelia, ilk kez kendi kendine yemekhaneye indi — yavaş, titreyen adımlarla, ama kimseye yaslanmadan. Öğrenciler, ona bakıyor, fısıldıyor, ama kimse yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Sonra, küçük bir kız — birinci sınıftan, kedigözü olan, saçları turuncu — yanına geldi, elinde bir fincan süt.
"Bende süt var," dedi kız, sesi cılız ama cesur. "Kutlar mıydınız?"
Ophelia, bir an şaşkın, sonra gülümsedi — yumuşak, kırılgan, ama gerçek. "Evet. Çok isterim."
Kız, sütü uzattı, sonra koşarak gitti — utangaçlıktan, ya da kedigözü içgüdülerinden. Ophelia, fincanı tuttu, sütü yudumlarken gözleri doldu, ama yine ağlamadı. Sadece, fısıltıyla, "Küçük şeyler," dedi. "Elli yıl, küçük şeyleri özledim en çok."
Enid, uzaktan izliyordu, kalbi sıkışmıştı. Wednesday, yanına geldi, elini omzuna koydu.
"O, iyi olacak," dedi Wednesday. "Zaman alacak, ama iyi olacak."
"Ve biz? Biz iyi olacak mıyız?"
"Bilmiyorum. Ama şu an, buradayız. Bu, yeterli olabilir."
Öğleden sonra, Xavier, atölyeden çıktı — yüzü solgun, elleri titreyerek. Yeni bir çizim daha vardı, ama bu sefer, çizim tuvalde değil, bir ayna üzerindeydi — Xavier, sabah, bir aynanın önünde trans hâline girmiş, ve aynanın buğusunda, parmağıyla bir sahne çizmiş. Aynanın buğusu dağıldığında, çizim kayboldu, ama Xavier hatırlıyordu, ve hemen tuvale aktardı.
Çizimde, Nevermore'un yer altı geçitlerinden biri vardı — duvarlarında aynalar. Onlarca ayna, her boyutta, her şekilde, ve her aynanın içinde, farklı bir figür: bazıları yaşlı, bazıları genç, bazıları çocuk. Hepsi, aynaların içinden dışarı bakıyordu, yüzlerinde bir tür çaresizlik ifadesiyle.
"Aynalar," dedi Wednesday, çizimi inceleyerek. "Yer altında aynalar. Bu, yeni bir şey."
"Belki de eski," dedi Xavier. "Belki de cemiyet, aynaları bir tür 'kapı' olarak kullanıyordu. 'Gölge'yi çağırmak için, ya da kayıp öğrencileri saklamak için."
"Ophelia, bir odada sıkışmıştı. Ama ya diğerleri? Ya bazıları, aynaların içinde?"
Enid'in midesi bulandı. "Yani... bazı kayıp öğrenciler, aynaların içinde hâlâ yaşıyor olabilir mi?"
"Ya da," dedi Wednesday, "aynalar, bir tür zaman cebi. Ophelia, bir odada, ama zaman farklı akıyordu. Aynalar, belki de aynı şeyi yapıyor — içerideki zaman, dışarıdakinden farklı."
"Bu çok bilimkurgu," dedi Bianca, kaşları çatık.
"Bu, Nevermore," dedi Wednesday. "Bilimkurgu, burada günlük haberdir."
Ajax, çizime baktı, yüzü soluk. "Yani, o aynaların birinden... birini kurtarmamız mı gerekecek?"
"Belki birden fazla," dedi Wednesday. "Ama önce, bu aynaların nerede olduğunu bulmamız lazım. Xavier, çiziminde bir yer işareti var mı?"
Xavier, çizimi inceledi, bir köşeyi işaret etti — orada, küçük, neredeyse görünmez bir sembol: karga ve kırık ay, ama bu sefer, aynanın içinde, kırık ay tam değil, yarım.
"Yarım ay," dedi Wednesday. "Bu, dolunay töreninden farklı bir şey olabilir. Yarım ay, bir ara dönem — belki de cemiyetin 'ikinci' töreni, ya da 'hazırlık' töreni."
"Yani, her on yılda bir dolunay töreni var, ama belki de ara dönemlerde, yarım ay törenleri de oluyor?" diye sordu Enid.
"Ya da," dedi Bianca, "yarım ay, 'Gölge'nin zayıf olduğu dönem — ve bu, aynalara ulaşmak için en iyi zaman."
Akşam, grup hazırlık yaptı — bu sefer, yer altına inmeye, aynaları bulmaya. Wednesday, hançeri çantasına koydu; Enid, tam dönüşüm pratik yaptı; Bianca, babasından kalma bir fener buldu (Nevermore öğrencilerinin bazı aileleri, garip eşyalar miras alırdı); Xavier, defterini ve kömürünü; Ajax, bir kaska (taş canavarı, kafa koruması olmadan yer altına inmek istemiyordu); ve Yoko, güneş gözlüğü ve şapkasıyla.
"Bu sefer, tüm grup gidiyor," dedi Wednesday. "Çünkü aynalar, birden fazla olabilir, ve her birinin içinde birileri olabilir. Tek başına hareket etmek, çok riskli."
"Her zaman riskli," dedi Enid. "Ama en azından, birlikte riskli."
"Bu, bir iltifat mı yoksa bir şikayet mi?"
"Her ikisi de."
Çatlaktan değil, Nevermore'un eski yer altı geçitlerinden girdiler — kütüphanenin arşiv bölümünün ardındaki gizli kapıdan, haftalar önce Wednesday'in açtığı yoldan. Geçit, dar ve nemli, duvarlarında eski meşale yuvaları, bazıları hâlâ kurumuş kül izleri taşıyordu.
Yoko, gece görüşüyle önde gidiyordu. "Buradan sağa, sonra sol. Xavier'ın çizimindeki sembol, duvarda görünür olmalı."
Xavier, çizimini inceledi, yönü gösterdi. Birkaç dönemeçten sonra, geniş bir odaya açıldı geçit — ve oda, Xavier'ın çizdiği gibiydi: duvarlarında aynalar. Onlarca ayna, her boyutta, her şekilde. Bazıları oval, bazıları kare, bazıları kırık, bazıları sağlam. Ve hepsinin içinde, bir figür vardı.
Enid, kalbi göğsünde, en yakın aynaya yaklaştı — içeride, genç bir kız, Nevermore üniforması giyiyor, saçları örgülü, yüzünde korku ve umut karışık bir ifadeyle, dışarı bakıyordu. Dudakları kıpırdadı, ama ses çıkmadı — ses, aynanın ötesine geçemiyordu.
"Kim bu?" diye fısıldadı Enid.
Wednesday, yaklaştı, aynanın alt kenarındaki küçük kazıntıyı okudu: "L.M., 1925."
"L.M.," dedi Wednesday. "Listede, 1925'te kaybolan öğrenci... adını hatırlamıyorum, ama baş harfler L.M."
"O, içeride mi?" Enid'in sesi titrek. "Elli yıldan fazla — yüz yıldan fazla — içeride mi?"
"Bilmiyorum," dedi Wednesday. "Ama bir şey deneyelim."
Elini aynaya uzattı — aynanın yüzeyine dokundu, ama cam soğuktu, sertti, normal bir ayna gibi. İçerideki figür, Wednesday'in elini gördü, ve gözleri büyüdü, dudakları daha hızlı kıpırdadı.
"Konuşamıyor," dedi Wednesday. "Ama görüyor. Demek ki, içeride bir varlık var, izole edilmiş, ama ölü değil."
"Bir kapı olmalı," dedi Xavier. "Aynanın içine giren bir kapı, ya da dışarı çıkaran bir kapı."
"Ya da bir anahtar," dedi Bianca. "Thornhill'in dosyasında, 'Gölge Bağlantısı: Kesme Ritüeli' yazıyordu. Ama belki de bir 'Açma Ritüeli' de var — aynaları açan bir ritüel."
"Thornhill," dedi Wednesday. "Onunla konuşmamız gerekiyor. Bu sefer, tüm sorularımızla."
Yer altından çıktıklarında, sabahın ilk ışıkları ufukta belirmeye başlamıştı. Grup, yorgun, ama bir keşifle zengin, odalarına dağıldı. Wednesday ve Enid, son olarak, Thornhill'in ofisine gittiler — kadın, her zamanki gibi bitki bakımıyla ilgili raflarda kitap yerleştiriyordu.
"Bayan Thornhill," dedi Wednesday, odaya girerek. "Aynaları gördük."
Thornhill, irkilmedi, sadece yavaşça döndü. Yüzünde, ilk kez, gerçek bir yorgunluk vardı — yılların biriktirdiği, gizlenemeyen bir yorgunluk.
"O zaman," dedi, sesi alçak, "her şeyi bilmek istediğinizi tahmin ediyorum."
"Evet."
Thornhill, kitabı bıraktı, masasına oturdu, onlara da oturmalarını işaret etti. Bir çekmece açtı, içinden eski, sararmış bir defter çıkardı — defterin kapağında, el yazısıyla: "Aynalar: Açılış ve Kapanış Ritüelleri."
"Bu defter," dedi Thornhill, "cemiyetin bana emanet ettiği bir şeydi. Ben, cemiyetin alt kademesinden bir üyeydim — onlar beni genç bir asistanken aldılar, botanik bilimimi kullanmak için. Bazı bitkiler, ritüeller için gerekliydi, ve ben, bu bitkileri yetiştirmekle görevlendirildim. Ama zamanla, cemiyetin gerçek yüzünü gördüm. Ve sessizce, onlara karşı çalışmaya başladım."
"Ophelia'ya su bırakan sen miydin?" diye sordu Enid.
Thornhill, bir an durdu, gözleri doldu. "Evet. Onu kurtaramadım, çünkü kapının anahtarı bende değildi, ama... su bırakabildim. Elli yıl boyunca, gizlice, her hafta. Bu, yeterli değildi, biliyorum. Ama elimden gelen tek şeydi."
"Ve aynalar?" diye sordu Wednesday.
"Aynalar, cemiyetin 'ikincil' deposu. 'Gölge' töreni, dolunayda yapılır — ama dolunay töreni gerçekleşmezse, cemiyet, seçilen öğrenciyi aynaya kilitler. Aynanın içinde, zaman farklı akar — dışarıda on yıl, içeride bir gün gibi. Bu, 'bekleme odası' — 'Gölge' hazır olduğunda, aynadan çıkarılıp törene gönderilir."
"Yani, aynaların içindeki figürler, gerçekten kayıp öğrenciler," dedi Enid, sesi boğuk. "Ve hâlâ yaşıyorlar."
"Evet. Ama içeride, zaman yavaş aktığı için, onlar için çok az zaman geçti. Bazıları, sadece birkaç gün, haftalar, birkaç ay belki. Dışarıda on yıllar geçse bile."
"Bir çıkış ritüeli var mı?" diye sordu Wednesday.
"Var," dedi Thornhill, defteri açarak. "Ama riskli. Aynayı açmak için, hem cemiyetin hançeri, hem de bir 'kırma' eylemi gerekiyor — aynanın camını, hançerle kırmak. Ama aynayı kırdığınızda, içerideki zaman, dışarıya akıyor — ve bu, içerideki kişinin, birikmiş zamanın etkisini yaşaması anlamına gelir. Eğer içeride yirmi yıl geçmişse, dışarı çıktığında yirmi yıl yaşlanır."
"Ophelia, elli yıl içerideydi, ama yaşlanmamış gibi görünüyordu," dedi Enid.
"Çünkü Ophelia, bir aynada değil, bir odadaydı. Oda, zamanı donduruyordu. Aynalar ise, zamanı yavaşlatıyor — dondurmuyor. Farklı mekanizmalar."
"Yani, aynaları kırdığımızda, içeridekiler yaşlanabilir," dedi Wednesday. "Bu, bir kurtarma değil, bir ölüm olabilir."
"Evet. Bu yüzden, aynaları açmak için, içerideki zamanın ne kadar geçtiğini bilmemiz lazım. Ve bunu, aynanın alt kenarındaki tarihten hesaplayabiliriz — dışarıdaki yıl, içerideki yıla bölü, ve oran, içerideki zamanı verir."
"Bu, bir matematik problemi," dedi Enid.
"Her şey, bir matematik problemidir," dedi Wednesday. "Sadece çoğu zaman, sayıları göremiyoruz."
Thornhill, defteri Wednesday'e uzattı. "Bu, tüm ritüelleri, tüm oranları, tüm kuralları içeriyor. Ama dikkatli olun — bu defter, cemiyetin de aradığı bir şey. Eğer onlar ele geçirse, aynaları kendi amaçları için kullanabilirler."
Wednesday, defteri aldı, çantasına koydu. "Teşekkür ederim, Bayan Thornhill. Bu sefer, gerçekten."
Thornhill, gülümsedi — yorgun, ama gerçek. "Ben, yıllardır, bu ana bekliyordum. Birinin, bu defteri alıp, doğru şeyi yapmasını. Ve sen, Wednesday Addams, doğru kişisin."
"Neden ben?"
"Çünkü sen, hem Addams'sın, hem de bir Addams'tan farklısın. Bu nadir bir kombinasyon."
Odalarına döndüklerinde, Enid, yatağın kenarına oturdu, Wednesday ise masaya — defteri açtı, oranları incelemeye başladı. Bir süre sessizce çalıştı, sonra:
"L.M., 1925. Eğer oran doğruysa, içeride on yıl geçmiş olabilir — dışarıda yüz yıl, içeride on yıl. Bu, kurtarılabilir. Ama bazıları, daha uzun süre içeride olabilir, ve onlar için... riskli."
Enid, ona yaklaştı, omzunun üzerinden deftere baktı. "Yani, bir kurtarma planı yapabiliriz, ama her ayna için ayrı hesaplamak gerekiyor."
"Evet. Ve bu, zaman alacak. Ama en azından, artık bir plan var."
"Wednesday?"
"Hm?"
"Bugün, kurulda, 'Addams ailesi' dediğinde, ben... gurur duydum. Seninle gurur duydum. Ve şimdi, bu defterle, aynaları açmaya çalışmanı görürken, yine gurur duyuyorum."
"Bu, fazla duygusal bir gün içi."
"Biliyorum. Ama yine de, söylüyorum."
"O zaman... ben de. Söylüyorum: seninle gurur duyuyorum. Dün gece, çatlakta, beni durdurdun — 'söz verdin, yalnız gitmeyeceksin' dedin. Ve haklıydın. Bazen, ben kendimi bile durduramıyorum, ama sen, beni durdurabiliyorsun."
Enid, Wednesday'in yanağına dokundu, hafifçe. "Sen, benim durma mekanizamsın."
"Bu, romantik bir cümle değil."
"Biliyorum. Ama doğru."
Wednesday, bir an durdu, elini Enid'in eline koydu, yanağından tuttu. Birbirine baktılar — uzun, sessiz, derin. Sonra, Wednesday yavaşça eğildi, Enid'in alnına bir öpücük kondurdu — kısa, nazik, bir söz gibi.
"Yarın," dedi Wednesday, çekilirken, "ilk aynayı açacağız. L.M., 1925. On yıl içeride, kurtarılabilir. Ve eğer başarılı olursak, diğerlerini de kurtarabiliriz."
"Ve eğer başarısız olursak?"
"O zaman, yeniden deneriz. Addams'lar, pes etmez."
"Kurtlar da."
"O zaman, mükemmel bir takımız."
Dışarıda, ay yarım — tam dolunay değil, yarım. Ve bu, Thornhill'in sözlerine göre, aynaların en zayıf olduğu, ama cemiyetin de en aktif olduğu dönem. Yarın, ilk ayna açılacak — ya kurtuluş, ya kayıp. Ama en azından, artık bir plan vardı, ve planın arkasında, bir Addams ve bir kurt vardı.