İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 13

Geleneklerin Sonu

Pazartesi sabahı, Nevermore'un çan kulesi yedi kez çaldığında, Enid ilk kez haftalardır rahat uyumuştu — Wednesday yanında, omzu hâlâ Enid'in başının altında, ama bu sefer ikisi de uyumuştu, gerçekten, derin ve sessiz. Wednesday'in daktilosu soğuktu, masasındaki mum sönmüştü, ve oda, ilk kez, bir sığınak gibi hissettiriyordu.

Enid, gözlerini açtığında, Wednesday'in hâlâ uyuduğunu gördü — yüzünde, uykuda bile, o her zamanki sert ifade yoktu; yerine, neredeyse çocuk gibi bir yumuşama vardı, dudakları hafçe aralık, nefesi düzenli. Enid, ona baktı, bir süre, sadece baktı — kalbi göğsünde tuhaf bir sıcaklıkla atıyordu, ve bu sıcaklık, hem tanıdık hem de hâlâ yeniydi.

Kalkmamaya karar verdi. Birkaç dakika daha, bu anı uzatmak istedi. Ama sonra, kapı vuruldu — üç kez, hızlı, panikli.

Wednesday, anında uyandı — gözlerini açar açmaz tetikte, eli otomatik olarak yastığın altındaki (eve sakladığı) hançere uzandı. Enid, onu durdurdu, elini tuttu.

"Sakin. Bu, sadece bir kapı vuruşu."

"Hiçbir kapı vuruşu 'sadece' değildir."

Kapı açıldı — Bianca, yüzü solgun, elinde bir kâğıt. "Bugün, öğleden sonra, kurul toplantısı. Weems haber verdi. Ama sorun şu: kurulun gündeminde, 'anlaşmayı yenilemek' seçeneği var, ve... annem diyor ki, oylar çok yakın. Birkaç kurucu aile, töreni geri getirmek istiyor."

"Biz de orada olacağız," dedi Wednesday, kalkıp, ceketini omzuna atarak. "İfade vermemiz istendi, değil mi? O zaman, ifade vereceğiz — ama sadece sorulan sorulara değil, sorulmayan sorulara da."

"Wednesday, kurul toplantılarında öğrencilerin konuşmasına izin verilmez," dedi Bianca.

"O zaman, izin alana kadar konuşacağız."

Kahvaltıda, Ophelia, ilk kez yemekhaneye indi — Weems eşliğinde, kadın biraz yavaş yürüyor, ama adımları kararlıydı. Öğrenciler, ona baktılar — bazıları şaşkın, bazıları meraklı, bazıları korkmuş. Elli yıl önce kaybolan bir kadın, birdenbire ortaya çıkmıştı, ve bu, hiçbir söylentinin hazırlayamayacağı bir olaydı.

Ophelia, yemekhanenin ortasında durdu, etrafa baktı, ve bir an, gözleri doldu — ama ağlamadı. Sadece, fısıltıyla, "Çok... çok şey değişmiş," dedi.

Enid, yanına geldi, elini omzuna koydu. "Ama bazı şeyler değişmedi. Hâlâ Nevermore. Hâlâ garip. Hâlâ... eve benziyor."

Ophelia, ona baktı, hafifçe gülümsedi. "Sen, gerçekten bir kutsun. Sözün doğru çıkıyor."

Yoko, masadan seslendi, kahve fincanını sallayarak. "Ophelia, ben Yoko. Vampirim. 1975'te vampirler hakkında ne biliniyordu?"

Ophelia, bir an şaşkın, sonra güldü — ilk gülüşü, on yıllardır. "Vampirler... evet, hatırlıyorum. Birkaç tane vardı, ama hep gölgelerde dururlardı. Şimdi, kahve içiyorlar, anlaşılan."

"Kahve, vampirlerin ikinci kanıdır," dedi Yoko, ciddi bir sesle.

"Bu, çok düşündürücü bir bilgi," dedi Wednesday, masaya oturarak.

Öğleden sonra, kurul toplantısı — Nevermore'un büyük konferans salonunda, uzun bir masa, etrafında kurucu ailelerin temsilcileri, okul yönetimi, ve bir köşede, öğrenciler için ayrılmış küçük bir bölüm. Wednesday, Enid, Bianca, Xavier ve Ajax, o bölümde oturdular — Ophelia da, Weems'in özel izniyle, onlarla birlikteydi.

Kurul başkanı, yaşlı bir adam — uzun beyaz saçları, keskin gözleri, ve bir Addams'tan bile daha soğuk bir ifadeyle — ayağa kalktı. "Bugünkü gündemimiz, Nevermore Akademisi'nin geleceği. Üç seçenek önümüzde: okulu kapatmak, yeni bir yönetime devretmek, ya da... geleneği yenilemek."

"Gelenek," diye tekrarladı Wednesday, sesini yükseltmeden, ama herkesin duyacağı kadar net. "Bu kelime, insanları bir canavara satmak için kullanılan nazik bir addır."

Kurul başkanı, ona baktı, kaşları çatıldı. "Öğrenciler konuşmaz."

"O zaman, bir öğrenci olarak değil, bir Addams olarak konuşuyorum. Addams ailesi, bu okulun kurucularından biridir. Ve ailemin temsilcisi olarak, 'geleneği yenilemek' seçeneğine karşıyım."

Salonda bir uğultu koptu — bazı aileler onaylar gibi başını salladı, bazıları öfkeyle mırıldandı. Kurul başkanı, elini kaldırarak sessizlik istedi.

"Addams ailesi, bu toplantıda temsil ediliyor mu?"

"Evet," dedi Wednesday. "Ben."

"Bir öğrenci, ailesini temsil edemez."

"Babamı aramak ister misiniz?" dedi Wednesday, sesi taş gibi. "Ona, okulunuzun geleneklerinin ne olduğunu anlatmamı ister misiniz? Çünkü eminim, Gomez Addams, 'gelenek' kelimesinin, çocukları bir gölge canavarına satmak anlamına geldiğini öğrendiğinde, çok... ilgilenecektir."

Salon, sessizleşti. Kurul başkanı, bir an durdu, sonra: "İfade vermenize izin verilecek. Ama kısa olsun."

Wednesday, ayağa kalktı — yavaş, sakin, ama herkesin gözü ondaydı. Enid, onu izliyordu, kalbi göğsünde, gururla ve korkuyla karışık.

"Bu okul, on yıllardır bir cemiyetin elindeydi. Bu cemiyet, her on yılda bir öğrenciyi, 'Gölge' adında bir varlığa kurban etti. Bazıları, törenden önce kaçırılıp yer altında unutuldu — Ophelia Crisp'in gibi. Bazıları, törende 'Gölge'ye devredildi, ve bir daha görülmedi. Tüm bunlar, 'gelenek' adı altında, 'okulun ayakta kalması' gerekçesiyle yapıldı. Ama bu okul, bir cemiyetin kanunu üzerine değil, öğrencilerin güvenliği üzerine kurulmuş olmalıydı. Ve eğer bu kurul, 'geleneği yenilemek' seçeneğini oylarsa, bu kurul, bir cinayete ortak olur."

"Bunlar ciddi suçlamamalar," dedi kurucu ailelerden biri — gri saçlı kadın, geçen bölümden tanıdık. "Bu okul, anlaşma olmadan ayakta kalamaz."

"Ayakta kalamaz mı, ya da ayakta kalmak zorunda değil mi?" Wednesday, kadına döndü. "Eğer bu okul, çocukları feda ederek ayakta kalıyorsa, belki de ayakta kalmamalı."

"Biz kurucu aileler—"

"Siz kurucu aileler, bu okulu kurduğunuzda, bir anlaşma yaptınız. Ama bu anlaşma, sizden değil, çocuklarınızdan alıyordu. Ve şimdi, siz, aynı anlaşmayı yenilemek istiyorsunuz — yine çocuklarınızdan almak için. Bu, bir gelenek değil, bir lanet."

Salon, bir an sessizleşti. Sonra, Ophelia, ayağa kalktı — yavaş, titreyerek, ama kararlı. "Ben, bu geleneğin kurbanıyım. 1975'ten beri, yer altında, bir odada, unutulmuş olarak yaşadım. Elli yıl. Bana 'seçildin' dediler, 'onur' dediler. Ama orada, karanlıkta, tek bir onur yoktu. Sadece su — bir kadının, merhametinden, gizlice bıraktığı su. Bu okul, eğer 'geleneği yenilemek' seçerse, beni, ve benim gibileri, tekrar unutmuş olur."

Salon, sessizleşti — bu sefer, gerçek bir sessizlik, oylamadan önce gelen türden. Kurul başkanı, bir an durdu, sonra: "Oylama, bir saat sonra yapılacak. Üyeler, kararlarını verecek."

Oylama saati yaklaşırken, Enid ve Wednesday, koridorda yürüdüler — Enid, gergindi, elleri titriyordu, ve Wednesday, bunu fark etti, elini tuttu.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu Wednesday.

"Eğer 'yenilemek' oylamadan geçerse... bu, her şey boşa gider. Töreni bozduk, Ophelia'yı kurtardık, ama bir oylama, bir kağıt parçası, tüm bunları geri alabilir."

"Bir kağıt parçası, bir töreni geri getiremez. 'Gölge' sürgün edildi, ve onu geri çağırmak, sadece bir oylamayla olmaz. Yeni bir tören, yeni bir rahip, yeni bir kurban gerekir. Ve bunların hepsini engelleyebiliriz."

"Nasıl?"

"Ophelia. Eğer kurul, onun hikayesini duyarsa, gerçek hikayesini — 'onur' değil, 'unutulmuşluk' — o zaman, 'geleneği yenilemek' isteyenler, çoğunluğu kaybedebilir."

"Ya kaybetmezlerse?"

Wednesday, bir an durdu, ensesini ovuşturdu. "O zaman, plan B'ye geçeriz."

"Plan B ne?"

"Henüz bilmiyorum. Ama bir Addams, planı olmadan savaşa girmez."

"Bu, beni hiç rahatlatmadı."

"Rahatlatmak, benim uzmanlık alanım değil."

Enid, gülümsedi, Wednesday'in koluna sokuldu. "Biliyorum. Ama yine de, senin yanında, daha az korkuyorum."

"Bu, ya bir iltifat ya bir hakaret."

"İkisi de, belki."

Oylama, saat üçte başladı. Kurul üyeleri, birer birer, kararlarını verdiler — "kapatmak" iki oy, "devretmek" dört oy, "yenilemek" beş oy. Sekiz üye kaldı, ve "yenilemek" önde. Enid, kalbi göğsünde, Wednesday'in elini sıktı.

Ama sonra, bir üye — yaşlı bir adam, yüzünde tanıdık bir ifadeyle — ayağa kalktı. "Bu oylamadan önce, bir şey söylemek istiyorum. Ben, 1975'te, bu kurulun bir üyesiydim. Ve ben, Ophelia Crisp'in'in kayboluşuna şahit oldum. O zaman, 'seçildi' dedik, 'onur' dedik, ve susduk. Ama bu kadın, karşımda durduğunda, ben... elli yıllık bir utanca boyun eğiyorum. Bu geleneği yenilemek, benim için artık mümkün değil."

Oylamaya katılmadı — çekimser kaldı. Ve bu, diğer üyeleri de etkiledi. Birer birer, birkaç üye daha, "yenilemek" yerine "devretmek" oyu verdiler. Sonuç: "devretmek" sekiz oy, "yenilemek" beş oy, "kapatmak" üç oy. İki üye çekimser.

"Geleneğin yenilenmesi reddedildi," dedi kur başkan, sesi ağır. "Nevermore Akademisi, yeni bir yönetime devredilecek, ve soruşturma devam edecek."

Salon, bir an sessizleşti, sonra bir uğultu koptu — bazıları rahatlamış, bazıları öfkeli, bazıları şaşkın. Wednesday, hiçbir tepki vermedi, sadece oturuyordu, yüzünde o soğuk, hesaplı ifade. Enid, ona baktı, ve gördü — Wednesday'in gözlerinde, çok hafif, çok kısa bir parıltı. Zafer değil, ama bir rahatlama. Ve bu, Wednesday Addams için, neredeyse bir zaferdi.

"Bu, bir adımdı," dedi Wednesday, kalkarken. "Ama sadece bir adım. Yeni yönetim, ne olacak, kim olacak, ve 'Gölge'yi geri çağırmak isteyenler hâlâ dışarıda. Bu, bitmedi."

"Biliyorum," dedi Enid. "Ama bugün, bir şey değişti. Bu okul, artık bir cemiyetin değil."

"Bir cemiyetin değil. Ama belki de, başka bir şeyin. Xavier'ın çizdiği çatlak, Ophelia'nın hikayesi, kurucu ailelerin laneti — bunların hepsi, birbirine bağlı, ve biz, henüz tam resmi görmüyoruz."

"O zaman, yarın devam ederiz."

"Yarın devam ederiz. Ama önce, bu akşam—"

"Bu akşam?"

Wednesday, bir an durdu, ensesi hafifçe kızardı. "Bu akşam, sadece... oturacağız. Sen ve ben. Ve konuşmayacağız. Sadece, orada olacağız."

"Bu, bir Addams'tan romantik bir davet mi?"

"Hayır. Bu, ihtiyaç."

"İkisi de güzel."

Akşam, odalarına döndüklerinde, ikisi de sessizdi — yorgun, ama iyi bir yorgunluk. Wednesday, masasına oturmadı, daktiloya dokunmadı. Bunun yerine, yatağın kenarına oturdu, sırtını duvara dayadı, ve Enid'e bakarak, "Gel," dedi.

Enid, yanına geldi, oturdu, başını Wednesday'in omzuna yasladı. Hiçbiri konuşmadı. Dışarıda, rüzgâr esiyordu, çan kulesi sessizdi, ve ay, bulutların arkasından süzülerek, odanın içine soluk bir ışık saçıyordu.

Bir süre sonra, Enid, Wednesday'in elini tuttu, parmaklarını kenetledi. Wednesday, geri çekilmedi, sadece sıkıca tuttu.

"Wednesday?"

"Hm?"

"Bugün, kurulda, 'Addams ailesi' dediğinde, yüzün değişti. Bir an, sadece bir an, sen... Gomez Addams'a benzedin."

"Bu, bir hakaret mi?"

"Hayır. Bir gözlem. Baban, senin gibi soğuk değil, ama senin gibi kararlı. Ve senin gibi, insanlarını korumak için, gerekirse dünyayla kavga eder."

"Babam, bir cadıya aşık oldu. Ben, bir kurda aşık oldum. Aile geleneği, farklı türden insanlara aşık olmak."

"Bu, şu ana kadar duyduğum en güzel Addams geleneği."

Wednesday, bir an sessiz kaldı, sonra alnını Enid'in saçlarına dayadı, nefesi yavaş, gözleri kapandı. "Bugün, seni koruyamayabilirdim. Eğer kurul 'yenilemek'i seçseydi—"

"Seçmedi."

"Seçmedi. Ama seçebilirdi. Ve bu, beni korkutuyor."

"Wednesday Addams korkuyor mu?"

"Sadece bir şeyden. Her zamanki gibi."

Enid, onu sıkıca tuttu, başını Wednesday'in göğsüne yasladı, kalbinin atışını duydu — düzenli, sakin, ama derinlerde bir titreme, sadece Enid'in kurt kulaklarının fark edebileceği bir titreme. "Ben buradayım. Ve burada kalacağım."

"Biliyorum."

"Bir daha kaçılmayacağım."

"Bir daha kaçılmayacaksın."

Dışarıda, gece, Nevermore'un üstüne çöktü — ama bu gece, gölgeler hafifti, çatlak sakin, ve iki kızın arasındaki sessizlik, kelimesiz bir söz gibi, her şeyi anlatıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.