İçeriğe geç

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Nevermore’un Gölgeleri

Bölüm 12

Söz ve Sessizlik

Pazar sabahı, Ophelia'nın geçici olarak misafir odalarından birine yerleştirilmesinden sonra, Nevermore'un avlusunda tuhaf bir sessizlik vardı — polisler gitmiş, öğrenciler odalarına çekilmiş, ve gölgelerden yeni çıkmış bir kadın, ilk kez on yıllar sonra gerçek bir yatakta uyuyordu.

Enid, sabah kahvaltısından dönerken, ayak parmaklarını yere bastırarak yürüdü — dikkatsizlikten değil, kasıttan, çünkü dün gece merdivenleri tırmanırken ayağının altındaki bir taş kenarı ayak bileğini sıyırmıştı. Küçük bir sıyrık, kanı silinmiş ama acısı kalmıştı, ve kurt iyileşmesi henüz tam çalışmıyordu — duygusal stres, dönüşüm kontrolünü bozuyordu, ve bu da iyileşmeyi yavaşlatıyordu.

Wednesday, onu odanın kapısında bekliyordu — fark etmişti. Her şeyi fark ederdi Enid'de, en küçük şeye bile.

"Bileğin," dedi Wednesday, gözlerini Enid'in ayağına indirerek. "Ne oldu?"

"Hiç, sadece bir sıyrık. Merdivende—"

"Otur."

"Wednesday—"

"Otur, dedim."

Enid, yatağın kenarına oturdu, biraz şaşkın, biraz da gülümseyerek. Wednesday, dizlerinin üstüne çöktü — öyle bir çöküş ki, bu hareket ondan beklenmeyen bir yakınlık taşıyordu. Elini Enid'in ayak bileğine uzattı, dikkatle, sıyrığın kenarından, parmaklarıyla hafifçe dokunarak.

Enid, nefesini tuttu. Wednesday'in parmakları soğuktu — her zamanki gibi — ama dokunuşu nazikti, inceler gibi, keşfeder gibi.

"Bu, temizlenmeli," dedi Wednesday. "Enfeksiyon riski var."

"Kurtlar enfeksiyona dayanıklı—"

"Dayanıklı değil, dirençli. Farklı şeyler."

Enid, gülümsemesini bastıramadı. "Beni mi tedavi ediyorsun?"

"Seni inceliyorum. Addams'lar, hastaları tedavi etmez, araştırır."

"Peki araştırman sonucu ne dedi?"

Wednesday, bir an durdu, parmakları hâlâ Enid'in bileğinde. Sonra, çok yavaşça — öyle yavaş ki Enid, ilk saniyede ne olduğunu anlamadı — eğildi, ve sıyrığın hemen yanındaki deriye, bileğin iç kıvrımına, çok hafif bir öpücük kondurdu. Sessiz, kısa, neredeyse bir nefes kadar.

Enid'in kalbi göğsünde bir atış kaçırdı. "Wednesday..."

"Addams'lar, bir keresinde, yaraların öpüldüğünde daha hızlı iyileştiğine inanırmış," dedi Wednesday, gözlerini Enid'inkilerden kaçırmadan, sesi alçak. "Bu bilimsel değil. Ama ben... denemek istedim."

"Bilimsel olmayan bir şeyi denemek? Wednesday Addams için bu neredeyse bir devrim."

"Söyleme."

Enid, onu izledi, kalbi hâlâ hızlı, yüzü hafifçe kızarmıştı. Wednesday, hâlâ dizlerinin üstündeydi, bir an daha öyle kaldı, sonra yavaşça ayağa kalktı.

"Daha iyi misin?" diye sordu, sesini normale döndürmeye çalışarak.

"Çok daha iyi," dedi Enid, ve sesi titrek çıkıyordu. "Ayrıca... hafif."

"Hafif mi?"

"Seni ilk kez bu kadar... yakın gördüm. Bu, hafif bir his veriyor."

Wednesday, bir an durdu, ensesi yine hafifçe kızardı — saçların altında, omuzlarının hemen üstünde. "Bu, alışkanlık olacak sanırım."

"Umarım öyle."

Öğleden sonra, grup Ophelia'nın odasında toplandı — kadın, bir günün ardından bile hâlâ solgun ve hâlâ şaşkın görünüyordu, ama gözlerinde bir canlılık vardı, kaybolmamış bir insanın gözleri.

"1975," dedi Wednesday, oturarak. "Sen kaybolduğunda, cemiyetin baş rahibi kimdi?"

Ophelia, düşündü, kaşlarını çattı. "Bir kadın... ama adını hiç bilmedim. Sadece 'Rahibe' derdik. Gençti, ama gözleri yaşlı. Bana, 'sen seçildin' dedi, törenden bir hafta önce. Sonra, bir gece, beni yer altına indirdi, bir odaya kapattı, ve 'tören yaklaştığında seni alacağız' dedi. Ama hiç gelmedi. Bir şey oldu, bir kesinti, ve beni orada unuttu."

"1975'te bir kesinti mi?" Wednesday, gözlerini kıstı. "Bu, listede bir boşluk olabilir. Her on yılda bir kurban, ama 1975'te tören gerçekleşmemiş. Demek ki, 'Gölge' o on yılda aç kaldı, ve bu, bir sonraki on yılda iki kurban gerektirebilir."

"Ya da," dedi Bianca, "1975'teki kesinti, cemiyetin bölünmesine neden oldu. Bir kısım, töreni sürdürmek istedi, bir kısım ise durdurmak. Ve bu bölünme, bugüne kadar geldi."

Ophelia, başını salladı. "Bir kadın, beni kilitledikten sonra, birkaç gün sonra geri geldi, kapının dışından seslendi: 'Seni çıkaramam, ama sana su bırakıyorum.' Ve su bıraktı, birkaç gün arayla, yıllarca. O kadın, beni kurtarmak istiyordu ama cemiyetten korkuyordu."

"O kadın kim olabilir?" diye sordu Enid.

"Bilmiyorum. Sesini tanıdım, ama adını hiç öğrenmedim. Genç bir öğretmen, sanırım — ya da asistan. Asla yüzünü görmedim."

Wednesday, bir an düşündü, sonra: "Thornhill. Evelyn Thornhill. O zaman genç bir asistan olabilirdi."

"Thornhill mi?" Bianca kaşlarını çattı. "Ama o da cemiyetin bir parçasıydı, değil mi?"

"Belki bir parçasıydı, ama aynı zamanda muhalefet de olabilir," dedi Wednesday. "Bize yardım etti, hançeri verdi, dosyalarını açtı. Belki de yıllardır, cemiyetin içinde, ama cemiyete karşı — bir çift ajan."

Ophelia, bu ismi duyunca, bir an durdu. "Thornhill... evet, bu isim bir yerde duyulmuştu. Rahibe, ona 'Thornhill' derdi, çok sık. Sanki bir alt görevli, ya da bir haberci."

"O zaman, Thornhill, cemiyetin alt kademesinden, ama muhalif bir üye," dedi Wednesday. "Ve belki de, hâlâ bize yardım edebilir, eğer dürüstçe konuşursak."

Akşam, grup dağıldı, Enid ve Wednesday odalarına döndüler — bu sefer, gerçek odalarına dönmüşlerdi, polis incelemesi bitmişti, ve her şey (en azından fiziksel olarak) eski haline dönmüştü.

Enid, yatağına oturdu, bacaklarını uzattı, ayakkabılarını çıkardı. Ayak bileği hâlâ hafif ağrıyordu, ama sıyrık kapanmaya başlamıştı — kurt iyileşmesi sonunda çalışmaya başlamıştı, yavaş da olsa.

Wednesday, masasında oturuyordu, ama yazmıyordu — sadece Enid'i izliyordu, dikkatle, sessizce. Enid, bunu hissetti, başını kaldırdı, gözlerini kıstı.

"Bakmayı bırakıp gelip oturabilirsin."

"Düşünüyordum."

"Ne düşünüyordun?"

"Ophelia'nın hikayesini. 1975'ten beri yer altında bir kadın. Elli yıl. Ve kimse onu aramadı. Ailesi... ailesi ne düşündü acaba?"

"Belki de onlar da cemiyetin parçasıydı," dedi Enid, sesi yumuşak. "Ve belki de, kendi çocuklarının kaybolmasını kabullenmişlerdi. Bu, düşündüğünden daha kötü bir şey."

"Kabullenmek," dedi Wednesday, kalkıp yatağın kenarına oturarak. "Bu kelime, kabullenmek, en tehlikeli şey. Çünkü kabullenmek, umudun ölmesi demek. Ve umut öldüğünde, geride sadece boşluk kalır."

"Sen hiç umut ettin mi, Wednesday? Gerçekten?"

"Bir kez. Yakın zamanda."

"Ne zaman?"

Wednesday, bir an durdu, sonra elini Enid'in bileğine uzattı — sıyrığın olduğu yere, hafifçe dokundu. "Dün gece, seni sunaktan indirdiğimde. Ve bu sabah, uyandığımda, senin hâlâ yanında olduğunu gördüğümde."

Enid, ona baktı, gözleri doluyor. "Wednesday, bu—"

"Bitirmedi, çünkü bitmesi gerekmiyor. Sadece, bilmelisin."

Enid, Wednesday'in elini tuttu, sıkıca, ve yavaşça, onu bileğinden dizine doğru çekti — bir dokunuş, bir davet, bir izin. Wednesday, bir an duraksadı, sonra yavaşça eğildi, ve Enid'in diz kapağının hemen üstündeki deriye, çok hafif bir öpücük kondurdu — sıyrığın bir uzantısı gibi, bir iyileşmenin devamı gibi.

Enid, nefesini tuttu, gözlerini kapadı. Wednesday'in dudakları, dizinin üstündeki deride bir an daha kaldı, sonra yavaşça çekildi.

"Bu," dedi Wednesday, sesi alçak, "Addams ailesinin bir geleneği. Bir yarayı öpmek, onu kutsamak anlamına gelir. Çok eski, çok saçma, ama ben... tekrar denemek istedim."

"Saçma değil," dedi Enid, gözleri hâlâ kapalı. "Ve tekrar yapabilirsin."

Wednesday, bir an durdu, ensesi kızardı, ama geri çekilmedi. Yavaşça, yine eğildi, bu sefer Enid'in baldırının alt kısmına, dizin hemen üstüne, başka bir öpücük — biraz daha uzun, biraz daha cesur, ama hâlâ nazik, hâlâ sakin.

Enid, parmaklarıyla Wednesday'in saçlarına dokundu, hafifçe, sadece orada olduğunu hissetmek için. Wednesday, bu dokunuşta irkilemedi, geri çekilmedi; sadece bir an durdu, alnını Enid'in dizine dayadı, nefes alıp verdi.

"Bu kadarı yeter," diye fısıldadı Wednesday, sonunda, ama sesi yumuşaktı, sert değil. "Daha fazlası, şu an için fazla."

"Biliyorum," dedi Enid. "Ve bu kadarı, benim için yeter."

"Aşırıya kaçmadığım için teşekkür mü edeceksin?"

"Hayır. Sadece, burada olduğun için, böyle olduğun için."

Wednesday, başını kaldırdı, Enid'e baktı — uzun, sessiz, derin bir bakış. Sonra, yavaşça ayağa kalktı, masasına döndü, ve yazmaya başladı — ama bu sefer, kalemi elinde titremiyordu.

Gece yarısına doğru, Enid hâlâ uyanıktı, Wednesday'in daktilo sesini dinliyordu. Bir ara, ses durdu, ve Wednesday, sandalyesinde döndü.

"Enid."

"Hm?"

"Ophelia'nın hikayesinde bir şey var. Bana su bırakan kadın — Thornhill olabilir, ama ya değilse? Ya da Thornhillse, ama bize her şeyi söylemediyse? Birinin, elli yıl boyunca birini yer altında bırakması, ama su bırakması... bu, hem merhamet hem ihanet. Bu ikisini bir arada taşımak zor."

"Belki de her şeyi söylemedi, çünkü kendisi de korkuyordu," dedi Enid. "Eğer cemiyetin içindeyse, ama muhalifse, sessiz kalmak zorunda. Konuşursa, kendisi de hedef olur."

"O zaman, onunla konuşmamız gerekiyor. Ama dikkatli. Çünkü eğer Thornhill, hem bize yardım edip hem de bir şeyler saklıyorsa, bu, onun kendi planı olabilir — ve biz, o planın bir parçası olabiliriz, farkında olmadan."

"Yani, ona güvenmeyelim mi?"

"Güven, ama doğrula. Addams kuralı: güven, ama kontrol et."

"Bu senin ailenin kuralı mı, yoksa senin kuralın?"

"Farkı kalmadı."

Enid, gülümsedi, battaniyenin altında rahatça yerini değiştirdi. "Wednesday?"

"Hm?"

"Yarın, Ophelia'nın bıraktığı defteri okuyacağız, değil mi? O defterde, elli yıllık bir hikaye var. Belki de cemiyetin gerçek tarihi orada."

"Evet. Ama önce, uyumamız lazım. İkimizin de."

"Sen uyuyacak mısın?"

"Bir deneme yapacağım."

"İyi. Çünkü dün gece nöbet tuttun, ve beni izledin, ve bu, bir gün daha devam ederse, seni bir doktora götürmem gerekecek."

"Beni doktora götürmek, beni bir yere götürmekten daha zordur."

"Deneyelim."

Wednesday, bir an durdu, sonra kalktı, Enid'in yatağının kenarına oturdu — ama bu sefer, sırtını duvara dayayıp battaniyeyi üstüne çekti. Enid, ona baktı, şaşkın.

"Bu ne?"

"Uyku denemesi. Yanında."

"Yanında mı?"

"Yanında. Çünkü dün gece, sen yanımdayken, birkaç saat uyuyabildim. Bu, bir korelasyon. Ve korelasyon, nedensellik değil, ama denemeye değer."

"Wednesday Addams, istatistiksel terimler kullanarak bana yatağında uyuyacağını söylüyor. Bu, bir hayal gibi."

"Bir hayal değil. Bir deneme."

"İkisi de güzel."

Enid, gülümsedi, Wednesday'in omzuna başını yasladı. Wednesday, bir an kasıldı, sonra gevşedi, ve ikisi de sessizce, nefesleri yavaşlayarak, geceye bıraktılar kendini.

Dışarıda, ay bulutların ardına gizlenirken, Nevermore'un avlusundaki çatlak, hafifçe genişledi — içeriden mavi ışık süzülüyordu, ve bir ses, çok alçak, çok derin, ilk kez Ophelia'nın değil, başka birinin adını fısıldıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.