Sabah o iğrenç alarmın sesiyle kalkmıştım. İçerden annemlerin sesi geliyordu. Söve söve yataktan kalktım. Sabahın sekizinde okul mu olurdu kardeşim. Hızlıca elimi yüzümü yıkadım ve üstümü giyindim. Geç kalktığım için kahvaltı bile etmeden annemleri babamları öpüp çıktım. Otobüsteydim benimkiler yine zırt pırt mesaj atıyordu.
Civciv:
Bugün parti olacakmış duydunuz mu?
Deniz:
Sanada günaydın Gökçe:)Evet bu arada duydum şu makyaj bozuntusu bir kız vardı. Kimdi o zengindi böyle. O düzenleyecekmiş.Evinde.
Civciv:
Adı Ecemdi. Hiç sevmiyorum o kızı o düzenleyecekmiş. Sınıf grubuna yazmış. Gidelim mi? Lütfen hayır demeyin. İlk defa bir ruhu fakir olarak zengin partisine gideceğim daha doğrusu gideceğiz. Lütfeeen.
Zeyno:
Ay hayır be. Kızım sabah yemeği fazla mı yedin sen!? O kız bize yalandan itiraf attığı için grupça disiplinlik olduk. Bide partisine mi gideceğiz.
Bende duramayıp olaya dahil oldum.
Ben:
Yani Zeyno haklı.
Otobüs durmuştu. Okula varmıştım.Dedin bir nefes alarak okula ardından sınıfa girdim. Bizim tayfa yine Gökçe’nin sırasına çerçevelenmişti. Çantamı kendi sırama bırakıp hemen onların yanına gittim. Gökçe hala partiye gidelim diye zorluyordu. Ateş tepki vermiyor. Deniz ve Zeynep ise gelmeyeceğiz, diye diretiyorlardı. Benim gören Gökçe:
-Bakın Elif’te geldi. Elif ne olur gidelim 1-2 saat durur çıkarız ya.
Koca gözlerini büyütmüştü. Ela gözleriyle çok tatlı duruyordu. Derin bir nefes verdim.
-Yani bence gidelim. En fazla ne olabilir ki he.
Konuya ateş dahil oldu.
-Yani gidelim ya bir şey olmaz.
Hepimiz şok içinde ona baktık. O böyle şeyleri sevmezdi. Özellikle ortam kalabalıksa. Tam ağzımı bir şey söyleyecekken vazgeçtim. Sorgulamamak en iyisiydi bence. Deniz ile Zeynep biraz sessiz kaldılar. Sonra ikna olmuş bir halde bizi onayladılar.
Ders bitmişti. Parti bu akşamdı. Üstüme sade yeşil bir takım giyinmiştim. Saçımı at kuyruğu yapmıştım. Perçemlerimi ise önden bırakmıştım. Sade bir makyaj vardı yüzümde. Bizi Deniz almaya gelecekti. Annemler evde değildi. Onlar teyzemlere akşam yemeğine gitmişti. Kız kardeşim Leyla’da arkadaşlarında kalacaktı. Aşağı indim. Ekip tamdı. Hepsi her zamanki gibi mükemmel olmuştu.
Yol boyunca öylesine konuştuk. Zaten çok uzak değildi. 10 dakika falandı. Zeynep biraz huysuzdu ama olsun.
Partiye gelmiştik. Zaten parti başlamıştı. Gökçe hemen kızların yanına gitmişti. Deniz kız kesmeye gitmişti. Ateş içecek alıp bir erkekle sohbet ediyorlardı. Ben ile Zeynep ise içecek alıp bir köşeye geçmiştik.
-Bu partiye neden geldik ki. Bu kızı hiç sevmiyorum dedi Zeynep.
Bir şey demedim sadece yüzüne baktım. Kıvırcık saçlarını açık bırakmıştı. Genellikle böyle partilerde çillerini kapatırdı fakat bugün çillerini kapatmamıştı. Yeşil gözleriyle bana bakıyordu. Galiba cevap bekliyordu.
-Boşver ya,dedim. Gökçe bizim için her şeyi yapıyor. Bir kerede biz onun için bir şey yapalım. Hem baksana , gözlerimle onun olduğu tarafı işaret ettim. Çok mutlu değil mi? dedim.
-Galiba haklısın,o bizim için her şeyi yapıyor. Bugünde biz onun için bir şeyler yapalım. Dedi. Hem belli etmiyorum ama yarın onun doğum günü 10 Ocak yarın dedi. Yarın ona bir doğum günü hazırlayalım. dedi
O an düşündüm. Evet , onun yarın doğum günüydü. Tebessüm ettim.
-Evet , yarın doğum günü kimsenin işi yoksa her zaman ki gibi çatıda kutlayalım,dedim.
Geri kalan bir saatte kendi aramızda konuştuk. Sohbetimize Ateşte katılmıştı
-Neyse ben bir lavaboya gideyim, diyip yanımızdan ayrıldı
Çığlık sesleri duydum bir anda Koşa koşa gittik kalabalığın ortasına o sırada yerde kanlar içinde yatan Gökçe , onu kucağına almış Deniz ise şok içinde elindeki beden bakıyordu. Bir saniye bakıştım. Sonra bir an bağırmaya başladım. Ambulansı çağırın, diyordum fakat kimse ne dediğimi anlamıyordu, anlaşılmıyordu. Ateş ambulansı aramış. Bir köşeye çökmüş. Ağlıyordu. Zeynep bir yana Gökçe’nin yanına çökmüştü. Beyaz elbisesi kan içindeydi. Ağlıyordum.Ağlıyorduk hem de hıçkıa hıçkıra. Sonra her şey karanlığa gömüldü.
3 gün sonra…
Sabah zar zor gözlerimi açmıştım. Odamdan çıkmıyordum. Kimseyle konuşmuyordum. Bizim çocuklar aynı şekilde çökmüş, annemin dediğine göre onlarda aynıydı. Zordu. 4 yıllık arkadaşım gitmişti. Lise birden lise sona kadar Gökçe benimle olmuştu. Yemek yememiştim.
3 gün önce…
Gözlerimi açtım. Hastane odasındaydım. Yavaş yavaş aklıma geliyordu olanlar. İçeriye bir an doktorlar girdi. Annemler girdi arkadan. Doktorlar şoktan bayıldığımı falan söylüyorlardı. Anneme zorlukla söyledim.
-“Anne…Gökçe nerede? Nefes almakta zorlanıyordum.
Annem gözleri dolmuştu. Cevap vermedi. Annem severdi Gökçe’yi. Bizim grubu çok seviyordu o. Gözünden bir damla yaş düştü. Gözlerim dolmuştu. Bulanık gözlerle babama baktım. Babam benle göz teması kurmuyordu. Başını yere eğmişti. O an babam ağlamazdı. Ama ağlamamıza dayanamazdı. Çıktı odadan. Annem durmuştu o da ağlıyordu. Ben ise olayın şokundan çıkmış olanların farkına varmış ağlıyordum hıçkıra hıçkıra…
Ondan sonrasını çok hatırladığım söylenemez.Galiba bir saat sonra ya da daha fazla annem cenazenin olacağını söyledi. Kötü durumdaydım. Annem gitmemem gerektiğini söyledi ama ben onu dinlemedim. Annem üzerime gitmemeyi tercih etmişti.
Cenazede toprak üstüne atılırken Gökçe’nin annesi yerde feryat ediyordu. Gözüm benim ekibi aradı. Hepsi farklı yerlerde durmuşlardı. Ateş çaresizce bir noktaya odaklanmıştı. Deniz ise gözleri dolu doluydu. Zeynep ise Denize yaşlanmış ağlıyordu. Ben Ateş’in yanına gittim. Hiç sesim çıkmadı. Banka gitti bende yanına gittim. Sanki ağlamak için uygun bir alan arayıyordu. Bana baktı. Gözü dolmuştu benimde ağlamaya başladı. O ağlayınca tutamadım kendimi. Sonra Deniz ve Zeynep geldi konuşmadık. Hiç birimiz sadece ağladık…
Şimdiki zaman
Şu en çok üç kişinin tesellisine ihtiyacım vardı. Zeynep, Ateş, Deniz ama onları bilirim ben. Onlarda şu an benim gibilerdi.
Annem odama girdi. Yine klasik konuşmasını konuşmaya başladı. Ama duymuyordum. Duymak istemiyordum. Bi an telefonuma bildirim geldi. Bakmadım. Annem önüme eğilip telefonu aldı. Derin bir nefes verdi. Telefonu yüzüme tuttu. Baktım, yüzümde minik bir tebessüm oluştu. Deniz çatıya gelin, demişti. Herkes görüldü atmıştı. Zorlukla ayağa kalktım. Saçım yağlanmıştı. Üstüm çığrından çıkmıştı. Yüzüm kıpkırmızı idi. Odamdan bahsetmek bile istemiyorum.
Size çatıdan bahsetmem gerekirse aslında bir artı bir bir evdi. Rutubet iğrenç bir şeydi. Sahibi o zamanın parasıyla aşırı ucuza satıyordu. Biraz biriktirdiğimiz paraları biriktirip annelerimizin kullanmadığı eşyaları alıp küçük evi tasarlamıştık. Açıkçası çatıya gitmek istemiyordum. Çünkü orası Gökçe ile olan anılarımız vardı.
Annemin zoruyla duşa girdim. Hemen çıktım. Hiç oyalanmak istemiyordum. Üstene eşofman ve tişört giydim. Saçımı bağladım. Ve çıktım. Hızlı hızlı ilerledim çok uzak değildi zaten. Hemen çatıya çıktım anahtar bende vardı zaten. Girdiğimde zaten hepsi gelmişti.
Hiç konuşmuyorlardı. Onları gördüğüm an gözlerim doldu. —Yapma Elif,Ağlama şu an yapma. dedi Deniz. Ona baktım böyle bir dağ gibi bir çocuk nasıl yıkılmıştı. O an tuttum kendimi. Bir tane koltuğa bıraktım kendimi.
-Gökçe’nin katili kim bilinmiyor, nasıl bir iş yapılmışsa iz dahi bulamamışlar şaka gibi dedi , Ateş
-Bakın, siz beni tanırsınız ama ben kardeşim dediğim kızın kanını yerde bırakmam dört gün oldu ve hiç kimse bir şey bulamadı. Kafayı yiyeceğim burada. Belki kararıma saygı duymazsınız ama ben bu işi araştıracağım. O kızın katilini bulacağım. Sadece tek bir sorum var, var mısınız yok musunuz? dedi Deniz tek seferde.
O sırada Zeynepin sesi geldi kulağıma
-Hiç ısrar etmiyeceğim ben varım. Etraftaki insanlar binadan atıldığını söylüyor beyin kanaması geçirmiş. dedi
Ateş ise tek kelime etmeden ben varım demişti.
O sırada tüm gözler bana dönmüştü. Kardeşim dediğim kızın kanını yerde mi bırakacaktım? Ama polisler hala araştırıyordu. Ama hala bir sonuç yoktu. O an sadece aklımdan tek bir kelime geçti. “Evet” derin bir nefes aldım
-Evet Gökçe’nin kanını yerde bırakmayacağım. dedim
-Bu kadar çabuk kabul edeceğiniz düşünmemiştim. Son kez söylüyorum ,emin misiniz?
Hepimiz onaylayan mırıltılan çıkardık. Artık bu dört genç için yeni bir macera başlıyordu.