Sosyal medyada benim yerim
Çok büyük sayılacak bir yaşta değildim ama Z kuşağındaki birçok kişi gibi ben de sosyal medyayla oldukça erken tanıştım. Oradaki fenomenlere hayranlık duyuyor, bir gün onlar gibi olmayı hayal ediyordum. Kendi çabalarımla yavaş yavaş içerik üretmeye başladım. Ancak bunu çoğunlukla gördüğüm taktikleri uygulayarak yapıyordum. Yaşımın küçük olması ve sosyal medya konusundaki tecrübesizliğim nedeniyle videolarım genellikle 500 izlenmeyi bile geçmiyordu. Buna rağmen içerik üretmekten keyif alıyordum. Ailem de bu durumdan memnundu; hem ben eğleniyordum hem de onlar benim oyalanıp mutlu olmamı görmekten mutluluk duyuyordu. Bu yüzden daha genç yaşlardan itibaren sosyal medyada yaşanan pek çok olaya hâkimdim.
Birçok fenomeni tanıyor, gündemdeki tartışmaları ve kavgaları yakından takip ediyordum. Zamanla bu kaosların büyük bir kısmının tamamen kurgu ya da etkileşim amacıyla oluşturulduğunu da fark etmiştim. Açıkçası bir gün kendimi böyle bir kaosun içinde bulacağımı hiç düşünmezdim. Koskoca sosyal medya fenomeni neden beni hedef alsın ki? Ben kimdim? Sıradan bir sosyal medya kullanıcısından fazlası değildim. Toplasan 500-600 takipçim vardı; onlar için bu sayı hiçbir şeydi. Çünkü onlar belki bir saatte, hatta bazen dakikalar içinde bu kadar takipçi kazanıp kaybediyorlardı.
Neyse... Günler ayları, aylar da yılları kovaladı ve ben de büyüdüm. Bir gün ilk kez Interesting'e içerik yüklemeye başladım. Açıkçası, ilk kullandığım sosyal medya uygulamasındaki başarısızlığım sanki burada da peşimi bırakmıyordu. Bir ay boyunca uğraşmama rağmen zar zor 200 takipçiye ulaşabilmiştim. Ama umurumda değildi; ben gerçekten keyif alıyordum. O platform benim için sadece bir uygulama değil, kendimi ifade edebildiğim bir yerdi.Sonra bir videom viral oldu. O anın mutluluğunu hâlâ unutamıyorum. Bir yandan eski hesabımı kullanıyor, bir yandan da Interesting'te içerik üretmeye devam ediyordum. Gerçekten güzel günlerdi. Eğleniyor, yeni şeyler öğreniyor ve içerik üretmekten büyük zevk alıyordum.Elbette zaman zaman akran zorbalığına da maruz kalıyordum. Ama üç beş kendini bilmezin söyledikleri beni yolumdan çeviremezdi. Peki ya işin içine bir içerik üreticisi girerse? Ya suç işlenen bir grubun içerisinde olursam? İşte o zaman her şey değişmeye başladı.Beni gerçekten yıldıran onlar mıydı? Neden hesabımı bırakmak zorunda hissettim? Neden uygulamayı tamamen sildim? Oysa videolarım izleniyordu, beni destekleyen insanlar vardı. Pes etmek için hiçbir sebebim yok gibiydi.Peki ben neden Interesting'i sildim?İşte bu sorunun cevabı, hayatımın en beklemediğim dönemlerinden birinde saklıydı.
Interesting'de güzel arkadaşlıklar da edinmiştim. Kimisi hâlâ sosyal medyada içerik üretmeye devam ediyor, kimisi ise kendi hayatına yöneldi. Ama o dönemde onlarla konuşmak beni gerçekten mutlu ediyordu. Hepsini seviyordum ve hiçbirinden bir zarar görmemiştim.Bir yandan Interesting'i kullanırken diğer yandan ilk başladığım sosyal medya uygulamasında da aktiftim. Orada daha çok canlı yayınlara katılıyor, bazen trol yapıyor bazen de hararetli tartışmaların içinde buluyordum kendimi. Madem trol dedim, o zaman unutamadığım bir anımdan da bahsedeyim.
Pandemi dönemi gelip geçmişti. O zamanlar TikTok'ta Ajdariye'nin yayınlarını büyük bir keyifle izliyordum. İçimden hep, "Keşke ben de onun yayınına çıkabilsem, keşke benimle de konuşsa." diyordum. Hatta onu kandırıp trol ekibine katılmanın hayalini bile kuruyordum.Kendime bir karakter oluşturmuştum. Büliye Ertoy'un çocuğu olduğunu iddia eden, ince bir kız sesiyle konuşan komik bir karakter... Gerçekten de o dönemin trol çevresinde ismim duyulmaya başlamıştı. Çok eğleniyordum. Sonunda Ajdariye'nin yayınına çıkmayı da başarmıştım. Ama beni pek sevmezdi. Sürekli sesimle dalga geçerdi. Aslında haksız da sayılmazdı; ne kadar uğraşsam da o sesi tam olarak çıkaramıyordum. Yine de benim için unutulmaz ve eğlenceli bir dönemdi.Derken bir gün, yayınlarda tanıştığım bir amcayla yakın arkadaş olduk. İlk başlarda abi-kardeş gibiydik. Fakat beni kız sandığı için bana farklı gözle baktığını sonradan fark ettim. Ardından birilerinin dolduruşuna gelmesiyle aramız bozuldu. Tartıştık, yollarımız ayrıldı ve bana dava açacağını söyledi.
Galiba hayatımda ilk kez o zaman birinden "Seni dava edeceğim." sözünü duymuştum. O gün bunun sadece öfkeyle söylenmiş bir söz olduğunu düşünmüştüm.Ama nereden bilebilirdim ki, yıllar sonra çok daha büyük bir sosyal medya fenomeni de bana aynı cümleyi kuracaktı. Peki gerçekten dava açıldı mı? Ve biz nasıl bu noktaya geldik?
Trol işini bırakmamın en büyük sebeplerinden biri, bu dünyanın tamamen geceye ait olmasıydı. Trol ekibi genellikle geceleri ortaya çıkardı. Eğer o saatlerde yapacak başka bir şeyiniz yoksa, ister istemez kendinizi o yayınların içinde buluyordunuz. Sabahlara kadar uyanık kalıp gündüz uyumak ise insanın psikolojisini zamanla yıpratıyor. Ben de bunun etkilerini fazlasıyla hissetmeye başlamıştım. En ufak şeylere alınır, basit sebepler yüzünden ağlardım. Gerçekten mental olarak tükenmiştim.
Aslında bu ortamı üç dört kez bırakıp tekrar dönmüştüm. Ama son kez ayrıldığımda bu kez kimseye haber bile vermedim. Çünkü geri dönecek gücü kendimde bulamıyordum. Hatta bugün bile aynı hissediyorum. O eski trol ekibinden neredeyse kimse kalmadı, bende de oraya geri dönecek ne istek var ne de psikolojik güç.Beni içerik üretmeye yönelten sebeplerden biri de buydu. Çünkü zamanla o ortamın değiştiğini görmeye başlamıştım. Küfürün sıradanlaşması, taciz ve tecavüz gibi ağır konuların şaka malzemesi hâline getirilmesi, hatta küçücük çocukların bu olayların içine çekilmesi benim asla kabul edebileceğim şeyler değildi. Bunlar benim değerlerime tamamen ters düşüyordu. Bu yüzden daha fazla devam etmek istemedim.
Kendi hesabımı açtım. Kendimi paylaşmaya, kendimi ifade etmeye başladım. İnsanların kendi ürettiğim içerikleri izlemesi bana çok daha doğru geliyordu.Yine de canlı yayın izlemeyi seviyordum. İnsanların kendilerini komik durumlara düşürdüğü, eğlenceli anların yaşandığı yayınlar bana keyif veriyordu. İşte o meşhur gün de yine yayınlar arasında dolaşıyordum. Eğleniyor, karşıma çıkan yayınlara göz atıyordum. Derken onun canlı yayınına denk geldim. İnsanları yayına alıyor, her zamanki gibi yine bir şeyler yapıyordu.O an, hayatımın yönünü değiştirecek olayların başlayacağını ise henüz bilmiyordum. Ve evet... O yayına katıldım.
Peki yaptığım doğru muydu?
Bu soruyu bugün bile kendime zaman zaman soruyorum. Bazen geriye dönüp boşa harcadığımı düşündüğüm saatlere, günlere hatta aylara bakıyorum ve "Keşke hiç girmeseydim." diyorum. Ama sonra o süreçte tanıdığım insanları, edindiğim dostlukları, yaşadığım deneyimleri ve bana kattığı tecrübeleri hatırlıyorum. İşte o zaman fikrim değişiyor. Belki her şey mükemmel değildi. Belki çok hata yaptım, çok kırıldım ve çok şey öğrendim. Ama bugün olduğum kişiyi oluşturan şeylerin bir kısmı da o yaşadıklarımdı. Bu yüzden kesin bir cevap veremiyorum. Peki siz olsaydınız ne düşünürdünüz? Bütün bu hikâyeyi okuduktan sonra sizce buna değer miydi? Bunca yaşananın sonunda elde edilen dostluklar, tecrübeler ve dersler, kaybedilen zamana değer miydi?
Belki bu sorunun tek bir doğru cevabı yoktur.
Kararı size bırakıyorum.
İkinci bölüm 22 temmuz çarşamba
