Nejda artık şehrin en büyük malikânelerinden birinde hizmetçi olarak çalışıyordu. Henüz 18 yaşındaydı ve ailesine destek olmak için bu işi yapıyordu. Malikânenin sahibi olan Arif Bey ise genç, başarılı ve herkes tarafından saygı duyulan bir iş insanıydı.
Nejda her sabah erkenden kalkıp evin işlerini yaparken Arif'ı uzaktan görürdü. Arif her zaman nazik davranır, çalışanlarına kötü davranmazdı. Bu yüzden nejda'nın ona karşı içinde farklı duygular oluşmaya başlamıştı. Fakat bu duygularını kimseye söyleyemiyordu. Sonuçta o sadece bir hizmetçiydi.
Bir gün nejda bahçede çalışırken ayağı kaydı ve düşecekken Arif onu tuttu.
"İyi misin?" diye sordu endişeyle.
Nejda'nın kalbi hızla atıyordu.
"Evet, teşekkür ederim," diyebildi utangaç bir şekilde.
O günden sonra Arif sık sık onunla konuşmaya başladı. Nejda'in ne kadar çalışkan, zeki ve iyi kalpli biri olduğunu fark etti. Zaman geçtikçe Arif da nejda'in yanında kendini mutlu hissetmeye başladı.
Bir akşam malikânenin bahçesinde yıldızları izlerken Arif ona dönüp gülümsedi.
"Nejda, sen bu eve geldiğinden beri hayatım değişti."
Nejda şaşkınlıkla ona baktı.
"Ben de sizi çok seviyorum," dedi istemeden ağzından kaçırarak.
Arif hafifçe güldü.
"Ne güzel... Çünkü ben de seni seviyorum."
O gece ikisi de kalplerindeki sırrı paylaşmıştı. Aralarındaki farklılıklar ne olursa olsun, gerçek sevginin bunlardan daha güçlü olduğunu anlamışlardı.