"Canavarlarla savaşan kişi, kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir. Ve bir uçuruma uzun süre bakarsanız, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar."
-Friedrich Wilhelm Nietzsche
Bölüm Şarkısı: Duman - Halimiz Duman
******
HAZİRAN 2022
Canım kanıyordu.
Üstüme gelen duvarların ortasında sıkışmış, yaşı 20 ama ruhu hala 16 yaşında bir kız çocuğuydum sanki. Koyu kahverengi saçlarımda daha 19 yaşında beyaz saç telleri vardı fakat ben hala yeniden hayat enerjisine sahip 16 yaşındaki o kız olmak istiyordum. Gözlerimin elası intikam siyahına dönüşmüştü ama ben gözleri güneşe bakınca yeşile dönen kıza yeniden dönüşmek istiyordum. Hayata sıkı sıkıya tutunan o genç kıza ihtiyacım vardı. O kızı yeniden bulabilmek içinse ödenmesi gereken bedelleri ödetip ruhumu ve bedenimi özgür bıraktırmalıydım.
Yattığım rahatsız yatakta doğrulup demir parmaklıklarla örtülü pencereme başımı çevirdim. Işığın içeri geçebileceği çok bir alan olmasa da Ay ışığı bu gece çok belirgindi, odada kocaman bir parlaklık oluşturuyordu. Fakat gecenin karanlığında parlayıp odayı ışığıyla dolduran Ay, kalbimdeki karanlığı aydınlatmaya yetmiyordu.
Canım kanıyordu, canım yanıyordu hatta yere düşen kan damlaları beni boğazlıyordu evet ama umudum o Ay'ın saklı kısmında hala duruyordu. Bugün yıllardır bir hazine gibi sakladığım umudumu kullanacaktım.
Bugün bana hayatım yeniden bahşedilecekti. Kartları en baştan dürecektim, bana kalbimdeki nefretin tohumlarını eken adamı ebedi karanlığa gömecektim, Kenan Aysar'ı.
Bana unuttuğum umudumu hatırlatan, kaybettiğim gülüşümü nadiren de olsa ortaya çıkartan biri vardı. İsimsiz birisiydi. Ona "İsimsiz" diyerek hitap ediyordum. Sesini duymadığım, yüzünü bile görmediğim bu kişi, bana yardım eli uzatmıştı. Yalnızca yolladığı birkaç not vardı fakat yaşama tutunacak hiçbir şeyi kalmamış birisi için "birkaç not" hayatını değiştirecek kadar değerli olabilirdi.
Ve işte bugün, İsimsiz'in yardımları ile buradan kurtulacaktım. Bu akıl hastanesinden kurtulacaktım.
Odama vuran ay ışığına dalıp giden gözlerimi yerde duran saate çevirdim. Odadaki tek aksesuar bu saatti, saatin bulunma sebebi ise aksesuar olması değildi. Saat buradaydı çünkü bizim delirmemizi istiyorlardı. Saat buradaydı, çünkü o hiç susmayan tik tak sesinin ruhumuzu kemirerek kalan iki gram bilincimizi yok etmesini istiyorlardı.
Burası bir akıl hastanesi görünümündeydi ama asıl amacı kimsesizleri ve nispeten delileri buraya deli damgası vurup tıkamak ve üzerimizde yeni oluşturdukları uyuşturucuların etkilerini gözlemlemekti. Öldürülüp kadavra görüntüsü ile içine uyuşturucuların yerleştirildiği insanlar da vardı, benim gibi Kenan Aysar'ın tecavüze kadar giden hareketlerine maruz kalanlar da. Ama aklını hala oynatmamış olan tek kişi bendim.
Yapacağım her şeyi aklımı oynatmamak ve bu işte parmağı olanlardan intikamımı almak için yapacaktım. Olur da başaramazsam, kendimi bile öldüremezdim anca delirebilirdim. Burada kendi isteğimle kendimi bile öldüremezdim. Çünkü güvenlik(!) üst düzeydi.
Bu güvenliğin açığını bulan tek kişi İsimsiz'di. İsimsiz dün bana kayıt cihazı yollamıştı. Yerdeki saati elime aldım ve yavaşça içine sakladığım kayıt cihazını çıkardım. İsimsiz'in riskli yollarla bana ulaştırdığı bu cihaz ile; bu akıl hastanesi görünümlü cehennemdeki, bu Türkiye'deki uyuşturucu ticaretinin merkezî paravanını, bu masum insanların katledildiği kabus dolu yeri yerle bir edecektim.
İlaç saatim geldiğinde önce hapların görüntüsünü kaydedecektim, sonra gelirse Kenan Aysar'ın bana yapacaklarını kaydedecektim. Kenan bana her yaklaştığında güçlü durmaya çalışsam da korkuyordum. Ama bu sefer korkmayacak, onun nasıl tacizci bir manyak olduğunu herkese gösterecektim.
Odalardaki saatler de dahil her şey iki günde bir kontrol edildiği için bugünden sonra kayıt cihazını saklayabilme ihtimalim yoktu. Kaydedebildiğim kadar görüntüyü kaydedip İsimsiz'in ajanı ile görüntüleri kendisine ulaştırmam gerekiyordu.
İçinde bulunduğum durum bir Rus ruletiydi ama silah hep benim elimdeydi. Başına silahı dayayan, ölümden dönen hep bendim. Fakat artık İsimsiz sayesinde ve ruhumda bulduğum güç sayesinde elimdeki silahı karşımdaki canavara çevirecektim. Silah ya patlayacaktı, ya da patlayacaktı. Artık özgürlüğüm için başka çarem yoktu.
Birden kapıma yaklaşan adım seslerini duydum. Bu ayak sesi Kenan'a aitti, ilaç saatinden önce gelmesi garipti. Hemen ayağa kalkıp serçe parmağım boyutunda olan kayıt cihazını tuvalet kapısının deliğine koydum. Oradan bulunduğumuz yer net şekilde gözükürdü.
Kapı sert şekilde açıldığında, yatağa oturmuştum ve ona doğru bakmıyordum. Kenan Aysar bana doğru adım atmaya başladı. Attığı her adım ruhumu boğazlayan pençelerdi sanki, her adımında bastığı zemin çöksün ve yok olsun istiyordum.
Adım sesleri durduğunda karşımda olduğunu anlamıştım ama yüzüne bakmadım, ışığın yansıttığı cüsseli gövdesini görüyordum yalnızca. Ona bakmayışıma daha fazla katlanamadı ve elini sertçe çeneme koydu, yüzümü kendisine çevirdi.
Yeşil gözleri, grileşmiş gür saçlarıyla bu adam dışarıdan karizmatik bir orta yaşlı zannedilebilirdi fakat gözlerinin yeşilliğini saran dikenli sarmaşıkları, saçlarının dibindeki uzun tırnaklı hayaletleri bir tek ben görüyordum. Kokusu burnuma geldiğinde burnumu büktüm, yine her zamanki parfümünü sıkmıştı. Parfümleri güzel kokan birisiydi ama zaten önemli olan parfümün değil kalbinin kokusuydu. Kenan Aysar'ın kalbi küf kokuyordu.
"Neden yüzüme bakmıyorsun güzel kızım?" Sesinde yapmacık bir tonlama vardı. "Yoksa yüzüme bakamayacağın günahlar mı işledin?"
Elini çenemden uzaklaştırmak için hamle yaptım fakat beni boğazımdan tutarak ayağa kaldırdı. Kenan yaklaşık 50 yaşlarındaydı, bu göz altlarından da rahatça anlaşılıyordu. Yüzüne net şekilde baktım, bana bakarken dudağında iğrenç bir tebessüm vardı fakat ters orantılı şekilde gözlerinden nefret akıyordu. Ama ondan korkmuyordum.
"Ne istiyorsun yine benden? Sen pişkince benim suratıma bakabilecek kadar yüzsüzsün evet ama ben senden yüzüne bakamayacak kadar iğreniyorum." Derin bir nefes alıp gözlerimi kısarak Kenan Aysar'a bakmaya devam ettim.
O ise güldü. "Gerçekten haberim olmayacağını mı sandın?" dedi. "Benim hiç kızım olmamıştı ve seni kızım yerine koymuştum, sense bana ihanet ettin."
Kurduğu cümlenin sahteliği komiğime gitmişti ama odak noktam son kelimeleri olmuştu, görünen o ki planımı anlamıştı. "Hastasın sen." dedim nefretle fısıldayarak. "Burada yatması gereken sensin, belki şimdi yakaladın beni ama bir dahakine böyle bir fırsatın olmayacak. Er ya da geç bu iğrenç hastanenin arka planını herkes öğrenecek!" dedim bağırarak.
Üzerime doğru bir adım attı. İki saniye etrafa baktıktan sonra eliyle tuvalet kapısının deliğini gösterdi, kayıt cihazını fark etmişti. "İkinci bir şansın olmayacak çünkü öleceksin. Ama merak etme, aklınca delil göstereceğin video silinmeyecek." dedi. "Ve senin cesedin bilmediğin bir ülkede uyuşturucu hizmeti verirken ben kaydımızı doya doya izleyeceğim." Sesli şekilde güldü. "Ben ve hastanem seni unutmayacak, evimin kasasında hep duracak yüzün. Eskileri her yad etmek istediğimde açıp güzel görüntülerimizi izleyeceğim güzel kızım."
Ben öldükten sonra bile hala onun evinde, kasasında hapis olacağım düşüncesi vücudumu ürpertti.
"O zaman kameraya el salla." dedim ve yüzüne tüm gücümle yumruk attım. Afallayıp yatağa düştüğünde üzerine atladım ve yeniden yumruk geçirdim. Yakalanmanın üzerimde yarattığı öfke ile Kenan'ın canını yakmak istiyordum. Yakalanmıştım, ölecektim evet ama en azından kayıt cihazında müstehcen görüntülerim olmadan kendimi öldürtmeliydim.
Kenan beni önce kendine çekip öptü, kaçmak istesem de başaramadım. Dudakları dudağımdayken bir hamleyle üzerimdeki tişörtü çekerek vücudum ortaya çıkacak kadar yırttı. İğrençti, her zamanki gibi mide bulandırıcıydı. Ben çığlık atmaya fırsat bulamadan o altımdan beni fırlatarak kalktı ve cebinden çıkardığı tabancayı başıma bastırarak beni yatağa iyice bastırdı. Tabancanın vücuduma değmesi ile ürperdim. Silahlardan çok korkuyordum. Ve korktuğum bu silah bugün celladım olacaktı.
"Annen ve babandan önce asıl seni öldürtmeliymişim, gerektiğinden fazla yaşadın Süveyda."
Duyduğum bu cümle tüm vücuduma toplu iğneler saplamıştı. Tüm vücudum ürperirken gözlerimin dolduğunu hissettim, boğazımda çığlıklar atarak bağırsam da geçmeyecek bir yumru yerini aldı.
Ruhumun yıllardır aradığı gerçek, meğerse 4 yıldır karşımdaydı. Meğer ailemin ölümünün yakıcı gizeminin arkasındaki kişi, hayatımın kabus dolu yıllarını geçirdiğim bu hastanenin sahibi Kenan Aysar'dı.
Annem ve babamın ölümü bu karanlık hayata düşmemin miladıyken, bu iki ölümün sebebi olan kişinin son 4 yılımın azraili olan kişinin olması ruhumu öfkeyle kasıp kavurdu. Bu bilginin benimle mezara gidecek olması düşüncesi canımı yaktı. Bugüne kadar ailemin öldürüldüğünü anlatışıma İsimsiz hariç kimse inanmamıştı, kanıtsızlığın getirdi kabulleniş ile sessizliğe gömülmek zorunda kalmıştım.
Yüzüne nefretle baktım. "Ölmekten korkum yok, senin de öldüğün günü iple çekeceğim çünkü cehennemde boğazına yapışabilmek için kendimi hak etmediğim alevlerin ortasına atacak kadar nefret ediyorum senden." Kenan bir cevap vermeyince daha da hırslandım. "Annemin o patlamada kopan her bir parçası için daha fazla yakacağım canını, uzuvlarını birer birer ateşe vereceğim!"
Alayla güldü ve yine cevap vermedi, tabancayı bacaklarımdan yukarıya sürterek yırtılan tişörtümün içine soktu ve karnımın üzerine dayadı.
Öfke ve huzur arasında ölümümü bekliyordum. Ben geliyorum anne, sana yapılanları ödetemediğim için özür dilerim. Ve özür dilerim İsimsiz, seni yüzünü bile göremeden terk ettiğim için.
Gözlerim kapalıydı, yüzümde soğuk bir gülümseme vardı. Fakat beklenmedik bir şey oldu. Yangın alarmı çalışmaya başladı.
*
Bir yıl önce hastanede çıkan bu yangın, benim çıkaracağım yangının ilk kıvılcımıydı. Beni esaretten kurtaran bu yangın, alevlerini göz bebeklerime yerleştirmişti ve ben; bana, aileme yapılanları ödetmeden ölmeyecektim.
Kenan'ın o gece öleceğimin rahatlığıyla söylediği tüm itiraflarını, mıh gibi kazıdım aklıma. Ölmemiştim, ama o bunu her şeyi ortaya dökeceğim güne kadar bilmeyecekti. O güne kadar hep bir adım ensesinde olacaktım, ama o bunu bilmeyecekti.
Kenan Aysar'ı, tüm vücudumu saran o sonsuz nefret ile yavaş yavaş yakacaktım.
Gerekirse ben de yanacaktım. Ama intikam hırsıyla yanan ruhum, bana yakışların da en hakikatlisini yaşatacaktı.
Ben; eski kimliğiyle Süveyda Safir, yeni kimliğiyle Süveyda Arslan.
Yakmaya geliyorum.
*****
Size biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Psikoloji bölümü öğrencisiyim, yazmayı çok seviyorum. Burada da bunun için varım.
Uzun bir yazı yazmak istemiyorum, bilmenizi isterim ki bu hikaye benim senelerdir zihnimde ve artık yazıya dökmem gerektiğini fark ettim. Nefret Tohumları'na inancım çok büyük, Süveyda'ya ve hikayesine bağlanacağınıza eminim.
Umarım beğenirsiniz, bölümü oylamayı unutmayın. ♡
Ek olarak şunu da söyleyeyim, bu bölüm Süveyda'nın geçmişinden bir kesit. Yani 1. Bölümden itibaren bu sahneden yaklaşık bir yıl sonrasına devam edeceğiz. Sizi seviyorum...