"Tamam diyorum ya anne sıkıntı yok." diye bıkkınca nefes verdim. Annem alayla kaşlarını kaldırdı ve "Sen varsan sıkıntı her zaman var kızım." imayla söylediği şeye göz devirdim.
"Ya valla atacağım kendimi şimdi anne." diye isyan ettim. Annem üzerimi son kez süzdü ve "Tamam tamam git artık." dedi memnuniyetle. Derin bir 'oh' çektim ve annemin yanağından makas alıp kendimi hemen bahçenin merdivenine attım.
Merdivenlerin baş tarafından çantamı hafif bir şekilde fırlattım ve merdiven tırabzanlarının üzerine oturdum. Kendimi hafifçe öne doğru ittiğimde kendimi düşmekten son anda kurtarmıştım. Annemin arkamdan bağırmasına karşın ona el salladım ve okul forması olan siyah şort eteğimi silkeledim. Çantamı yerden alıp doğruldum.
Babamın garajdan araba kornasına basmasıyla hemen kapıya koştum ve arka bahçeye doğru fırladım. Babam arabayla garaj kapısının önünde beni bekliyordu. Hemen ön koltuğa binip güzelce yayıldım.
"Naber yakışıklı?" dedim babama ithafen. Babam arabayı çalıştırdı ve park yerinde çıktık. "İyidir bebeğim." diye cevap verdi aynı zamanda Polo yaka tişörtünün yakasını düzeltirken.
Arabanın tablet ekranından telefonuma bağlandım ve şarkı açtım. Daha sonra arabanın aynasından uzun, saçlarımla aynı renk olan tırnaklarımla şarap kızılı saçlarımı düzelttim.
Çantamın ön kısmında olan fermuarlı bölmeye telefonumu koydum ve çantayı arkaya attım. Babama döndüm ve "Baba benim saçlarıma ve tırnağıma karışmazlar değil mi?" diye 99. kez aynı soruyu sordum. Babam bana kısa bir bakış attı ve önüne dönüp "Karışmazlar çünkü bazı öğrencilerde böyle. Sen yinede sıkıntı olursa ara beni." diye uyardı. Babama başımı salladım.
Çok kısa bir sürede okulun önüne gelmiştik. Bugün okulun 2. Döneminin, 2. Haftasıydı. Ben kaydımı Ankara'dan buraya aniden aldırmak zorunda kalmıştım. Annemler aslında uzun zamandır burada oturuyorlardı ama ben hiç gelmemiştim. Liseyi ailemden ayrı okuyordum ancak olan olay üzerine buraya gelmiştim.
Babam benim başımdan öperken ben onun yanaklarını sıkıca öpüp sıkmıştım. Çantamı arka koltuktan alıp arabadan çıktım. Bahçe kapısından içeriye girdim. Bahçe boştu, büyük ihtimalle ben 5-10 dk geç kalmıştım.
Hava bugün diğer günlere göre daha soğuktu. Bu yüzden batmanlı sweatshirtimin fermuarını çektim ve bahçeden kapıya doğru yürüdüm. Kapıdan öğrenci kimliğimi göstererek içeriye girdim ve panoda asılı duran kağıttan sınıfımın yerine göz attım.
Harika. 4 katlı okulda sınıfım 4. katta olduğu için büyük ihtimalle kantine falan inip kendimi yorma zahmetine girmeyecektim. Merdivenlere yöneldiğimde okulun dekorasyonunu inceliyordum aynı zamanda. Genellikle beyaz ve siyah ağırlıklı bir dekorasyonu vardı.
Son basamağıda çıkınca nefesimi düzenlemeye çalıştım. Olduğum kata baktığımda 5 sınıf vardı. Koridorun en sonundaki sınıfın kapısının önüne gelince durdum.
Hayır, sıkıntı yok. Sadece içeri gireceğim ve herhangi bir sıraya oturacağım. Birde okulun bad boyunun yanına oturursam ne gülerim ama.
Kapıyı tıklarıp içeriye girdim ve sınıfın içerisinde sadece 4-5 kişi görmemle kaşlarım havalandı. Kapıyı açmamla beraber zaten gözleri bana dönmüştü o yüzden bundan yararlanarak "12-B burası değil mi?" diye sordum.
İçlerinden sarışın, yeşil gözlü bir kız kaşlarını çatarak "Burası ama şuan spor salonu dalar." diye cevap verdi anlamazcasına. Hemen teşekkür edip kapıyı kapattım.
Benim aptal kafam. Ders programını hazırlamadan gelirsem tabi böyle olması kaçınılmaz olurdu. Yanımda yedek kıyafetimin de olmamasının şanssızlığıyla panodan spor salonunun yerine baktım. Herkesin derste olmasının verdiği rahatlıkla zıplaya zıplaya merdivenleri iniyordum.
Gözlerim basamakta olduğu ve zıplayarak indiğim için önümden gelen bedeni görememiştim. Kafam karşındaki şahısın omzuna gelince hemen ellerimle tırabzana tutundum. Karşımdaki de ellerini havaya kaldırınca gözlerim yüzüne tırmandı.
Beyaz teni ve simsiyah saçları alnına dağılmıştı. Gözlerim yeşil harelerinde gezindi. O da aynı şekilde beni inceliyordu ve hareleri saçlarımda duraksadı.
Bu durumun sebepsizce uzadığını ikimizde aynı anda fark etmişçesine gözlerimiz ayrıldı. Özür mahiyetinde kafamı hafifçe salladım ve merdivenlerden aynı şekilde ama daha dikkatli bir biçimde inmeye başladım.
Yeşil hareleri hala üzerimde olduğunu hissediyordum ama arkamı asla dönmeden ilerlemeye devam ettim. Zemin kata gelince gözlerim spor salonu yazısını aradı ve aradığımı bulunca gelen rahatlamayla oraya ilerledim. Geniş bir kapısı vardı ve kapısında turnuva günleri, kurallar vb. şeyler yazıyordu.
Kapıyı hafifçe ittirip içeriye adımımı attım. İçerisi futbol, basketbol ve voleybol sahalarının ayrı ayrı olacakları kadar genişti ve herkes bunlarla uğraşıyordu. Tribünlerde oturan birkaç kişi vardı ve onlarda beraber sohbet ediyorlardı. Tribünlere ilerleyip çantamı koltuklardan birine bıraktım ve kendimde yan koltuğa geçtim. Öğretmen burada yok gibiydi ve beni fark eden yoktu.
Sahanın kenarlarındaki tribünlere doğru ilerledim ve çantamı koltuğa bıraktım. Tam kendim de koltuğa oturacakken arkamdan gelen kahkaha sesleriyle oraya doğru usulca döndüm. Ne beklediğimi bilmiyordum ama kesinlikle az önce çarpıştığım çocuğu ve sınıfta olan kişileri görmeyi beklemiyordum.
Onlarda beni görmeyi beklemiyor gibilerdi ki onlarında kaşları çatılmıştı. Daha fazla onlara bakmayı kesip koltuğa oturdum ve telefonumu açtım. Gözlerini üzerimde hissetsemde onlara bakmamak için büyük bir savaş veriyordum kendimle.
Onlarda bu tarafa ilerlediler ve bir üst tribüne geçtiler. Telefonumdan anneme mesaj attım ve internette dolaşmaya başladım. Arkamda hissettiğim el ile yerimden tabiri caizse resmen sıçradım. Arkamdaki kişi elini hemen geri çekmişti.
"Özür dilerim gerçekten, korkutmak istememiştim seni, kusura bakma." dedi mahçup bir şekilde, sınıfta gördüğüm sarışın kız. Kafamı sorun yok dercesine sallayıp "Sıkıntı yok." dedim kısaca. Kız parmaklarıyla oynuyordu aynı zamanda. Sanki birşey söylemek istiyor ama çekiniyor gibiydi.
"Şey, sanırım yeni geldin. Eğer yanında yedek kıyafetin yoksa sana verebilirim." diye kelimleri hızlıca söyledi. Kızı incelediğimde benden kısa gözüküyordu. Bunu anlamış gibi güldü ve "Benimkiler olmazsa Sare'nin kıyafetlerinden veririm merak etme. Çünkü boyum senden hayli kısa kalıyor." dedi tatlı tatlı.
Onu bu samimiliğine anlam veremesemde gülümsedim ve "Gerçekten verirsen çok iyi olur." dedim bende aynı şekilde. Bunu dememle gülümsedi ve ileriyi gösterdi. Gösterdiği tarafa yöneldim, benim ilerlememle beraber o da arkamdan geldi ve ani bir tavırla koluma girdi. Bu hareketiyle hemen ona dönsem de o gülümsemeye devam ederek ilerliyordu.
Koridordan sola döndüğümüzde parmağıyla ileriyi gösterdi ve "Bak orası bizim giyinme odamız. Kıyafetler orada." demesiyle beraber biz zaten kapının önüne gelmiştik. Kapının kulpunu aşağıya indirdi ve kapıyı itekledi.
İçerisi geniş, çok dolaplı, kabinli,ferah bir odaydı. "Bu arada tanışmadık ama ben Güneş.Memnun oldum tanıştığımıza " dedi dolabına ilerlerken.
Ben"Nil bende. Memnun oldum." diye karşılık verdim. Güneş bu sırada dolabından tayt ve siyah bir tişört çıkarmıştı. Bana doğru ilerledi ve elindekileri bana uzattı. "Bak bu kabinlerde değiştirebilirsin." demesiyle elindekileri aldım. İlk baştaki kabine girdim.
Formalarımı çıkartıp üzerimi giyindim. Kabinden çıktığımda Güneş aynanın karşısında rimel sürüyordu. Beni görünce 'ister misin?' dercesine elindekini işaret edince kafamı hayır anlamında salladım.
heloooooosss
nabersiniz arkdaslarr
💗💕🇹🇷🐺
