"Alevlerin yuttuğu binada kayboldular; biri küle döndü sandı, diğeri son nefesini verdiğine yemin etti. Ne yangın ayırabildi onları, ne bıçak yarası unutturabildi. Zaman geçti, ama ölümden daha ağır bir şeydi yaşarken yoksun kalmak. Aynı acının iki yankısı, geç kalmış bir sessizlikte birbirlerinin yokluğuna dokundu Ve hayat, ikisini en çok kayboldukları yerde buluşturdu."
Son cümlemle bilgisayarımın kapağını kapatarak derin bir nefes aldım. Yazmak beni rahatlatıyordu. Hikayeler yaratmak da öyle. Seviyordum.
Yerimden kalkıp belimi çıtlatırken aşağıdan anneannemin sesini duydum. "Lavinya, şu tabağı karşı evdeki komşumuza götürüver kızım, taşınma telaşından birşey yememişlerdir belki."
Merdivenlerden inip anneannemin elinden mis gibi kokan yemeği aldım. Terliklerimi giyerken "Ne ara taşındılar, hiç haberim olmadı." diye söyleniyordum.
Evden çıkıp yolun karşısına geçerek iki katlı evin kapısını çaldım. İlk birkaç dakika kimse açmamıştı Daha sonra açılan kapının ardındaki karşılaştığım görüntüyle elimdeki tabak yere düşüp kırılırken çıkardığı sesler kulağımda yankılandı.