İçeriğe geç

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 1

1. Bölüm

Küçük odada camın önüne yerleştirilmiş sedirde oturup dışarıyı izliyorum. Hoş hiçbir şey görünmüyor ya neyse. Dışarıda çok rüzgar var, elektrik tellerini koparmış olsa gerek köyün içinde tek bir ışık zerresi yok. Sobayı da tutuşturmadım. Kucağımdaki battaniye ısınmaktan çok düşüncelerimin içinde boğulmamak için tutunduğum son dalım. Anamın yatmış olmasına şükrediyorum. Kafam öyle dolu ki yeniden beni evlendirme baskısını hiç çekemeyeceğim.

Gecenin karanlığında düşünmemem gerekirken aklım yine ona kayıyor. Kınalı parmaklarını düşünüyorum önce, sonra yazmasının yanlarından çıkan simsiyah saçlarını... Dahasından da çok korkuyorum. Ne kokusunu ne de pamuk tenini hayal edebiliyorum. Düşüncelerimin başka yönlere gittiğini hisseder hissetmez silkinip ayağa kalktım. Ceplerimi yoklayıp bulduğum sigarayı tutuşturdum hemen. Tek elimle yüzümü sıvazladım. Biraz fazla uzamış sakallarımda oyalandım. Acaba küçük elleri sakallarımda gezinse ne hissederdim? Bunu hiçbir zaman bilemeyecek olmak yüreğime ağır geldi.

Önceleri kendime çok kızdım. Biraz zorlasaydım onunla akran ya da iki üç yaş küçük çocuğum olurdu. Arkadaşımın bacısına nasıl baktım bilmiyorum. Gözüm bir kere gözüne değdiğinden beri ben bende değilim. Hepi topu üç cümlem vardı o da boğazıma dizildi sanki.

Ben ki Hamza Dağlı, hayatımın her anını hesapladım, kurguladım. Adımlarımı bile saydım. Bu yaşıma kadar evlenmem dedim, evimi ocağımı kimseye açmam dedim. Kimseye yan bile bakmadım. Bu köyde bakarsan alırsın, yavuklun olur korkusuyla gözlerimi ayaklarımdan ayırmadım. Sonra kaşı gözü kara bir sevdaya tutuldum. Tek bir bakış yetti. Aylardır içimde süren bir yangını başlattı o bakış.

Yaşlı anacığımdan başka hiç kimsem yok bu hayatta, babacığımı ellerimle toprağın bağrına koyduğum günden beri bir başımıza yaşamaya devam ettik, adına yaşamak denirse işte. Bütün hayatımı emeğimi üç beş tarlaya, ahırdaki yedi ineğe adadım. Anacığımın sevgiyle ektiği çiceklerle dolu bahçesi olan, babamın ölümüne kadar huzurla yaşadığım bu iki katlı ev ömrümü tamamlamam için beklediğim durak sadece.

Toprağın altındaki babamdan, hala daha gözü yaşlı ardından ağlayan anamdan hariç bir elin parmakları kadar anca arkadaşım var. Genelde köyün kahvesinde oturur demlice çay içeriz. Arada ava, kasabaya gideriz. Sırtımı yasladığım dostlarım dahi bilmez içimi. Sohbetim pek kimseyi sarmaz. Ama nedendir bilmem beni severler. Ben de severim onları. Hele İbrahim başkadır. Ama kardeşi bambaşka. Ah İbrahim bir bilse kıymetlisine olan sevdamı nefesimi keser. Tüfeğini dayar alnımın çatına vurur beni.

Peki ya Zeynep...

Abisinden bile büyük koca adamın ona yandığını bilse ne düşünürdü? Yaşına başına bakmadan göz koymuş bana diye yüzüme tükürmez miydi?

Yine düşüncelerde boğulduğumu hissederken ev dar geldi. Ayaklanıp dışarı çıktım. Kör karanlıkta kara sevdamı düşünürken bu gecenin sabahında yine güneş benim için doğmayacaktı biliyorum. Derin bir iç çektim. Yıldızlarla bezeli gökyüzüne baktım. Burnumun ucundaki sızıyı görmezden geldim.

Henüz hayatın planlarından haberim yoktu.

..............

Merhaba,

Uzunca bir süredir yoktuk. Söz verdiğim hiçbir şey olmadı ne yazık ki ama sanki dönüyoruz. :)

Yeniden okunur mu, okunmaz mı bilmiyorum. Ama umarım seversiniz. Buraları çok özlemişim. Yeniden başlamak güzel hissettirdi.

Bu arada genel okuyucu tepkilerini göz önüne alarak yaşları değiştirdim. Yine yaş farkımız var ama önceki kadar değil.

Hamza 30, Zeynep 19 yaşında.

Yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiler. ❤️

Bölüm sonu

1 yorum