İçeriğe geç

My wish is you; taekook

Bölüm 1 · 4 dk okuma

My wish is you; taekook

Bölüm 1

Benim dileğim sensin.

Kitap okurken, duş alırken, etrafı toplarken, çiçekleri sularken, bir iş başında olduğum vakit bile aklımdan çıkmıyordu. Delirmek üzereydim, çıkmıyordu aklımdan. Sadece 8 dakika 16 saniye gördüğüm birisi nasıl olur, nasıl olur da 2 aydır aklımdan çıkmıyordu?

Kardeşimin turnuvası vardı. Ne olduysa o gün olmuştu ya... her şey gayet normal bir şekilde kardeşimi desteklemek için bir köşeye geçmiş ve maçın başlamasını bekliyordum.

Kütüphaneden çıktığım gibi oraya gitmiştim. Normal olarak çantam da yanımdaydı. Bütün kitaplarım, dönem notlarımın bulunduğu defterlerim kısaca tüm önemli şeyler o gün o çantamın içindeydi.

Evet, çantamı kaybetmiştim. Ancak bunu maç bittiğinde farketmiştim. Maç başladı, çok güzel ilerliyorlardı ve kazandılar. Erkek kardeşim koşarak gelip bana sarıldı. Çok mutluydu ve bense onun mutluluğuyla daha fazla seviniyordum.

Dediğim gibi, her şey o süreç içerisinde yolunda gidiyordu. Ta ki üzerime doğru yürüyen esmer adamı görmeden önce. Kolunda çantam vardı, elinde geçen gün çıkarttığım öğrenci belgem vardı ve tahmin ediyordum ki fotoğrafa bakarak beni bulmaya çalışıyordu. Başardı, başardı benim güzel esmerim. Gülümsüyordu, beni gördüğünde kaşları havalandı ve gülümsemesi çoğaldı. Her adımında rüzgardan kahkulleri havalanıyor, gözleri kısılana kadar gülümsüyordu.

Erkek kardeşim ne ara yanımdan gitti bilmiyordum. Sadece ona odaklanmış ağzım açık gittikçe bana yakınlaşan bedene bakıyordum. Çok güzel gözüküyor diye geçirdim içimden. Çok güzel gözüküyordu. Üstünde beyaz gömlek, altında siyah bol pantolon ve uydurduğu kemeri ile enfes gözüküyordu. Nasıl olur da bir kumaş parçasının bu denli yakıştığı bir varlık olurdu, nasıl olurdu? Hâlâ aklım almıyor.

Gömleğinin üzerine hava soğuk olduğundan olsa gerek diz üstünde biten bir kaban giymişti. Siyah idi. Çok güzel gözüküyordu, özendim ona çokta. Başımı aşağı eğmiştim, kendime gelmem gerekiyordu saniyeler içinde beni kendine düşürmüştü. Birkaç saniye gözlerimi kapatmak istemiştim ancak tam o vakit dokundu kusursuz parmakları tenime. Titremiştim, ben titremiştim. Sırf dokundu parmakları tenime diye.

"Afedersiniz.." Kalın sesi kulaklarıma ilişti. Sesi bile güzeldi, insan olamazdı kesinlikle. Kafamı hafiften kaldırdığımda göz göze geldik. Hâlâ gülümsüyordu. Belgeyi bana doğru tutarak; "Acaba bu fotoğraftaki kişi siz olabilir misiniz?" Diye sorduğunda transtan çıkıp, anında kafamı aşağı yukarı salladım. "Ah.. evet o benim."

Gülümsemesi genişledi. Çantamı kolundan çıkarıp, bana doğru nazik bir biçimde uzatıverdi. Gözleri ne de güzeldi, gözlerinden gözlerimi çekemediğimden alamadım elindeki çantamı. Ne de güzeldi gözleri... Bir yıldız gibi pasparlaktı. Saatlerce oturup izlenesiydi.

"O zaman çanta da size aittir umuyorum ki?"Çantayı bana hafiften daha da yakınlaştırıp, almamı sağladı. "Evet benimdir bu çanta efendim. Teşekkür ederim." Ben de gülümseyerek rahatsız olduğunu düşünüp, bir adım geri attım kendimi.

"Rica ederim... Ne demek." Hafiften eğilerek, arkasını dönüp gitmişti. Bu muydu yani, ismini bile öğrenemeden gidecek miydi arkasını dönüp? Ne beklemiştim ki, salağın tekiydim! Hem de 8 dakika 16 saniyelik gördüğüm bir adama aşık olacak kadar!

O günden sonra hiç aklımdan çıkmamıştı. Esmerimi gördüğüm ilk günün gecesi rüyama girecek kadar düşünmüştüm onu. Delirmek üzereydim, son raddeye gelmiştim. Bir daha göremeyeceğimi düşünüp daha da delirmiştim.

Ancak şimdi ön tarafımda, kendi kardeşine tezahürat yapan esmer adam düşüncelerimin aksine tekrardan çıkmıştı karşıma.

Çok neşeliydi, nasıl olurdu da bu kadar mutlu olabiliyordu? Onu üzgünken görmek asla istemezdim. Bir an göz önüme geldi ağladığı, tüylerim anında diken diken olmuştu. Ona gülmek yakışıyordu ve üzgün olmasını asla istemezdim. Ah ne diyordum ben! Tanrı aşkına... Neden birdenbire üzgün olmasını düşünüyor ve asıl üzülen tarafı kendim yapıyordum?!

Birden çığlıklar duyuldu. Takımın gol attığını anlayıp, sahaya baktım ve tahmin ettiğim gibi gol yemiştik. Esmerime tekrardan döndüğümde yüzü düşmüştü. Sanırım kardeşiyle kardeşim aynı takımdaydı, bu güzeldi. Belki de bu fırsatla bir gün onunla sohbet etme ihtimalim olabilirdi. Sahaya döndüğümde kardeşimin hırs yaptığını görüp, gülümseyecek gibi olduğumda yan tarafımdaki kadının inanamaz gibi bana baktığını gördüm.

Bizim tarafımızda olan herkesin yüzü düşmüştü.

Ben hariç.

Benim düşmezdi o sıra, önümde mavi rengi günün rengi seçip full o renk giyinen bir esmerim varken yüzümün düşmesi imkansız idi. Saçlarına bile mavi attırmıştı, görebiliyordum. Çok güzel olmuştu, esmerim çok güzel olmuştu.

Maçı kaybetmiştik. Ama üzülmüyordum çünkü erkek kardeşimin bir sonraki maçta hırs yapıp kazanacağını, kazandıracağını biliyordum. Onun yapamayacağı hiçbir şey yoktu.

Önümde yürüyordu esmerim, sırf bu yüzden gülüyordu aylardır gülmeyen yüzüm. Dokunmak istiyordum ellerine, ellerinin tekrardan tenime dokunmasını ise en çok. Nasıl oluyordu da birisi için kalbim bu kadar atmayı başarabiliyordu, henüz onu tanımıyor olsam bile.

Güzel esmerim, tekrardan kesişsin yollarımız, lütfen göreyim seni yine ve yeniden. Gülümse bana, dokun tenime, durdur şu atan kalbimi.

İlk defa karşılaşıyordum böyle bir şeyle. Neydi bu? Ne olmuştu bana? Tek dileğim, buradan çıktıktan sonra tekrardan karşılaşmak seninle.

Dileğimi yerine getir lütfen. Tek dileğim sensin esmerim.

---

Bölüm sonu

1 yorum