
Dean kendisinde bir sorun olduğunu anladığında dokuz yaşındaydı. Babası ona yeterince iyi olmadığını defalarca söylememiş değildi ama Dean buna ilk kez kendisi de inanıyordu.
Okuldan eve yeni geldiğinde küçük kardeşi Sammy'yi dışarıda verandada oturmuş Dean'in ece dönmesini beklerken gördü. Dean gülümsedi ve Sammy ona sarılmak için koştu.
"Dean! Ben ve babam kelimeleri bulduk!"
Dean'in kanı dondu. Sam bunun farkında bile değildi ve Dean'in kelimeleri okuyabilmesi için bileğini kaldırdı. Güzel bir el yazısı.
"Seni Stanford-tipi-bir-adam olduğun için seçmedim. Ama hoşuma gidiyor."
"Ah." dedi Dean, çünkü sanki dünyası birden bire tamamen değişiyormuş gibi geliyordu. Annesinin öldüğü geceyi tam olarak hatırlamıyordu ama günler sonra bile nasıl öksürdüğünü hatırlıyordu çünkü evlerinde tüm dumandan ciğerleri yanıyordu.
Acıyı hatırlıyordu.
Şu anda da ciğerlerine benzer bir ağırlık çöküyordu ama Dean bunu görmezden gelmeye çalışıyordu. İkisinin de aptalca bir şey yüzünden ağlamaya başlamasından babasının pek hoşlanmadığını biliyordu. Dean'in gülümsemesi titrek geliyordu ama hala oradaydı.
"Babam bunun benim de zeki olduğum anlamına geldiğini söylüyor." dedi Sam ve Dean başını salladı. Sammy'nin kendisinden daha zeki olduğunu her zaman biliyordu. Sam henüz dört yaşındayken okuyabiliyordu ve bundan da çok hoşlanıyordu.
Dean, Stanford'un bir üniversite olduğunu ve oraya yalnızca zeki insanları girebileceğini biliyordu ama bir şekilde kulağa çok da uzak geliyordu. Belki Sammy onu bir gün terk ederdi?
"Sam." John kapıyı açtı ve çoktan sinirlenmiş görünüyordu. Dean, son kurt adam avında yaralandığını biliyordu ve muhtemelen hala bu kasabada olmalarının tek nedeni buydu. Dean başını eğdi.
"Ben sadece Dean'e sözlerimi gösteriyordum." dedi Sam ve hala gururla kolunu kaldırıyordu. Dean tekrar baktığında, John'un aslında kendisiyle gurur duyduğunu görebilirdi. O da gülümsüyordu. Dean'in midesi bir tuhaftı.
"Tamam ama Dean'in fazla zamanı olmadığını biliyorsun. Önce ev ödevini yap sonra akşam yemeğine başlamalısın, acıktım." dedi John ve Dean aceleyle başını salladı. Babasının araştırmalarla meşgul olduğunu biliyordu bu yüzden şikayet etmedi.
Sam biraz sinirlenmiş görünüyordu ama Dean onu görmezden geldi ve ardından içeri girdi. Mutfak bir felaket gibi görünüyordu ve Dean iç çekti. Neyse ki yapacak çok fazla ödevi yoktu ve çoğunu düşündüğünden daha hızlı yapmıştı.
"Dean? Sözlerin neler?" Sam bir süre sonra sordu ve Dean o kadar sert bir şekilde iç çekti ki kalemi yere düştü. Kanepede Sam'in yanında oturan ve Dean'in kitabı nasıl tuttuğunu anlayamadığı kadar ağır görünen bir kitabı okuyan John gülmeye başladı.
"Ona cevap ver Dean." John, Dean'in ne diyeceğini bilemediği anlaşıldığında dedi.
"Ben... Benim sözlerim yok." dedi Dean ve bu sözleri kendi kendine ne kadar çok söylemiş olursa olsun yine de ağzında acı bir tat bırakıyorlardı. Sammy'nin gözleri büyüdü.
"Herkesin bir ruh eşi vardır!" dedi Sam, sanki Dean ona yalan söylüyormuş gibi. Ama Sam haklıydı, her insanın kendi ruh eşi vardı. Altı yaşında, ruh eşinizin size söyleyeceği ilk kelimeler olan vücudunuzda birkaç kelime edinirdiniz.
Bazen oldukça kısadır ama Sam'inki o kadar uzundu ki, ruh eşini kolayca bulacaktı. Bazı insanların sadece küçük bir selamları vardı, ki bu da işi çok daha zorlaştırırdı. Dean herhangi bir şeye sahip olmayı diliyordu.
"B-benim yok." dedi Dean ve gözyaşlarını bastırmaya çalışıyordu. O kadar çok kez aynanın karşısına geçmişti ki bazı sözcükler bulabilmek için dua etmişti.
Ama şimdi zaten dokuz yaşındaydı ve bu kelimelerin artık söylenmeyeceği anlamına geldiğinden oldukça emindi.
"Herkesin yok." John şimdi de dedi ve Dean ödevine bakıyordu. Matematik eksik olan son dersti ama bundan sonra hiçbir şey yapamayacağını biliyordu. Bu yüzden eşyalarını topladı.
Babası ve Sam zaten muhtemelen açtı.
"Ama her yere baktın mı?" Sam tekrar sordu ve Dean bu konuşmaya devam etmek istemiyordu. Neyse ki buna gerek kalmadı.
"Sam, yeter. Kardeşinin ruh eşi yok. Bu iyi bir şey, anneni yakalayan şeyi avlamaya konsantre olabilir." dedi John ve Dean'in kalbi daha da ağır geldi.
Dean arkasını dönmedi ama dolaptan tencerelerden bazılarını çıkardı. Onlara erişte yapabilirdi. Sonra yine Sammy'nin sebzelerine de ihtiyacı vardı Dean, bir yerlerde hala ıspanak olduğunu umuyordu.
"Peki ben büyüyünce ne yapacağım?" diye sordu Sam ve cevaptan biraz korkmuş gibi görünüyordu. Dean yutkundu.
"Beni gururlandıracak ve Stanford'a gideceksin. Bobby'ye her zaman söylediğin gibi bir avukat olacaksın ve sonra sana bu sözleri söyleyecek olan o güzel kızla evleneceksin." dedi John ve Sam kıkırdadı.
Sesleri çok mutlu geliyordu.
Dean ağladığını ancak su dolu tencereye bir damla gözyaşı düştüğünde anladı.
Sonunda yalnız kalmaktan korkuyordu.