Gözlerimi hafif açtığımda revirdeydim, saate baktığımda 7'idi hava çoktan kararmış ve de okul boştu. Çantamı alıp hızla eve gitmeye koyuldum.
Hyunjin;
İyi misin?
Felix;
Evet.
Hyunjin;
Güzel.
Yarın görüşürüz Felix.
Aptal/
Yapacaklarımdan haberin var mı acaba/
Felix;
Görüşürüz.
Lütfen bir şey olmamış olsun./
Umarım benim hakkımda hiç bir şey öğrenmemişsindir Hwang./
Kapıyı açıp içeri girdim. Çantamı yere fırlatıp koltuğa uzandım. Bugün duyduğum sese odaklanmaya çalıştım. Nefesimi duymuştum, ilk kez duymuştum.
Amcam ve Yengem'i görünütülü arayıp açmalarını bekledim. Açtıklarında yüzleri gülüyordu.
"Naber evlat!"
"İyi, bakın bugün ne oldu."
Endişeli bir şekilde baktıklarında burnumdan güldüm ve tekrar ellerimi haraket ettirmeye başladım.
"Bugün ses duydum, ama bu O'nun sesi değildi, kendi nefes sesimdi!"
"Hey, şakaysa komik değil."
Başımı iki yana salladım ve hafif gülümsedim.
"Hayır yenge, gerçek."
Önce birbirlerine bakıp sonra da ekrana baktılar alkış yapıp birbirlerine sarıldılar, ama o sırada amcamın telefonu çaldı.
"Felix, seni tekrar ararız, merak etme"
El sallayıp telefonu yüzüme kapattılar. Dolaba gidip bir şey var mı diye baktım ama yoktu. Markete gidip birşeyler almaya karar kıldım. Çantamdan para alıp hemen markete koştum. Sekerek gidiyordum.
Biraz daha gittikten sonra marketin yanındaki topluluğa dikkatlı baktım. Biraz daha yaklaşıp kim kim kavga ettiklerini anladım.
Hwang Hyunjin.
Koşarak Hyunjin'e atılacak olan yumruğu burkup, bacak arasına bir tekme geçirdim. Arkadan bana doğru gelen tekmeyi tutup yaklaşık 19 yaş civardarlarındaki çocuğu çöp kovalarına doğru fırlattım. Ellerimi yüzüme doğru yumruk yapıp savunmaya geçtim. Yandan gelen yumruğa karşı eğildim ve hemen karnından ittirdim. Çöplerin arasından kurtulan adam bıçak çekince Hyunjin'in çantasını alıp bıçağa doğru koştum. Sadece kolumdan bir sıyrık almıştım dudağına bir yumruk geçirip. Diğerlerini de ortaya attım. Koşmalarını izlemek komikti. Yere düşen çantayı alıp beni aval aval izleyen Hyunjin'in koluna takıp yerden telefonumu aldım ve markete doğru zorla yürüdüm.
Arkamı döndüğümde yanıma doğru koşan Hyunjin'e bakıp tekrar önüme döndüm.
İçeri girdiğimde o da yanıma varmıştı, iki adet Ramen ,gazlı bez ve yara bandı alıp alıp kasaya doğru gittim.
Not kağıdına yazıp vermem gereken miktarı bana gösterdi.
Kasiyer engelimi biliyordu, bu güzeldi.
Masalardan birine geçip tabaklara kaynar su koyup birini ona verdim. Onlar hazırlanırken gazlı bezi açıp Hyunjin'in anlına doğru uzandım. Neden bilmiyorum ama sadece beni izliyordu. Bir kaç saniye gözlerine bakıp işimi yapmaya koyuldum.
Kaşının üstü yaralıydı. Gazlı bez ile işim bitince ayağının yanındaki çöp kutusuna uzanıp attım. Yara bandını yaranın üstüne takıp kollarımı indirdim ve gözlerine baktım.
Ve o an bir şey duydum.
Kalbimin atışı.
Çok hafifti ama hızlıydı. Neden bilmiyorum ama hızlıydı. Elini koluma getirip bıçağın açtığı hafif -ya da bana öyle geliyordu çünkü cidden fazla kan akıyordu- yaraya getirdi. Ceketimi çıkartıp iyice baktı.
"Bu yaraya hafif diyecek kadar mal mısın sen amına koyayım."
Hafif bir kıkırdakıktan sonra başımı bilmem anlamında salladım. Aldığım gazlı bezlerden birini alıp ilk önce kanı temizledi, acıdığı için geri çekildim, yüzüme sakince bakıp daha yavas yapmaya başladı.
Ayağa kalkıp kasadan sargı bezi aldı ve Yanıma tekrar geldi. Yarayı iyice ne hafif, ne sıkı sararak yemeğine döndü.
Elime çubukları alıp yemeye başladım. Neden bilmiyorum ama her zaman aldığım ramen bu sefer ayrı güzeldi. Telefonuma gelen bildirim ile son lokmayı bitirerek okudum
Bayan Ha-ri
Felix, yarın öğle'ye doğru hastaneye senin için rapor aldım. Sana dediklerinden sonra biraz düşündüm ama beklemek iyi değil. Gidip öğreniriz.
Felix
Tamamdır Bayan Ha-ri, iyi geceler.
Saate baktığımda çoktan 9'u geçmişti. Yediğim kabı çöpe atıp Hyunjin'e son bir kez göz gezdirdim. Beni izliyordu, yine kalbim hızlanmıştı ve ben bunun ne demek olduğunu bilmiyorum.
Saçımı sevip ayağa kalktı, gözlerim büyümüştü, neredeyse beni gebertecek bakışlar atan çocuk, saçıma mı dokundu?
Ayağa kalkıp arkasından baktığımda yoktu.
Hyunjin, nesin sen?
Telefonumu ve cüzdanımı alıp kasiyere selam verdikten sonra eve koştum.
Anahtarı alıp kapıyı açtım, hızlıca içeri girip yukarı çıktım. Kalemimi ve kâğıdımı alıp akıma dolan şeyleri yine yazmaya koyuldum.
Konuşacak birim yoktu. Daha doğrusu, konuşamıyordum.
Merhaba, ben Lee Felix,
Bugün bir ses duydum, evet yıllardır işitme engelli olan Lee Felix, bugün bir ses duydu. Aslında ilk başta O zannettim ama bu kesinlikle O değildi. Mutluyum, çünkü sanırım hayatım bundan sonra iyi geçecek. Neden bilmiyorum ama Hyunjin kalbimin hızlanmasına ve gülmeme neden oluyor. Bu duyguyu bilmiyorum, daha önceden hiç gülmemiştim,kimsenin yanında durmazdım, kimseye yardım etmezdim veya bilmiyorum kimsenin dediğini yapmazdım ama Hyunjin, kesinlikle bunları yıkıyordu. Umarım yakında bana ne olduğunu öğrenirim.
Anne ve Babam'a.
Onların ölmüş olması beni izlemedikleri anlamına gelmiyordu. Ne kadar özlesem de.
Hyunjin;
Ne yapıyorsun?
Teşekkür etmeliyim/
Hayır, sen gururlu bir insansın hyun./
Felix;
Resim çiziyorum.
/Neden kalbim hızlandı?
/Bugün için teşekkür edecek, değil mi?
Hyunjin;
Bir daha işime karışma.
O lanet çillerini görmek iğrenç.
İşime karışmayı bırak, seni çağırmadığım zaman gözüme bile gözükme.
Ağır mı konuştum?/
Siktir et, üzülmeyi hak ediyor./
Felix;
Çillerim hakkında dediklerin için sağol Hyun.
Ama hâlâ çillerimi seviyorum.
Ve lanet yüzünü görmemek benim için onur.
Hayır sevmiyorum./
Elbette seviyorum./
Hayır her gün yüzüne bakabilirim./
Hayır senden tiksiniyorum./
Aşağı kattaki kitaplığa gidip yengemin göstermekte ısrar ettiği ama amcamın asla göstermediği o albüme bakmak istedim. Yengem ile Amcamı tanımıştım ama bu iki kişiyi tanımlamıştım. Fotoğraftan gördüğüm kadarıyla çok güzeldi, diğeri de fazla yakışıklıydı. Kadın siyah saçlı, ince belli ve uzundu, diğeri ise, kaslı ve yakışıklıydı.
Felix;
Yenge.
Kim Seo-young;
Evet Yongbok, bir şey mi oldu?
Felix;
*Bir fotoğraf gönderdi.*
Bunlar kim?
Albüme bakıyordum.
Kim Seo-young;
Ah, yangbok,
Şimdi anladım amcanın neden göstermek istemediğini.
Onlar annen ve baban.
Ne,
Annem ve babam mı?
Gözlerimi dolmuştu, cidden böyle mi gözüküyorlardı. Fotoğraftan iki tane vardı, birini alıp telefonumun arkasına koydum. Şeffaf kılıf olduğu için beyaz kısmını katlayarak koydum, bu sayede gözükmezdi.
Anne ve Baba,
Cidden bu kadar güzel miydiniz?
Felix, uyuman gerek. Yarın cehennemin kapıları saat 7'de açılıyor.
Sabah
Gözlerimi, camdan hafif yansıyan güneş yüzünden açtım, telefonuma bakıp saatin 6.45 olduğunu öğrendim. Hızla ayağa kalkıp çantamı hazırladım, hemen kıyafetlerimi giyip, saçımı bile taramadan dışarı koştum. Kapıyı kapatıp anahtarı cebime attım ve hızla okulun yolunu tuttum.
O kadar hızlı koşuyordum ki uzun bir süre sonradan nefes nefese kalmıştım. Kedilerin genellikle çok olduğu bölgede her gün verdiğim mamalardan hızla verip tekrar koşmaya başladım.
Okulun kapısının önüne geldiğimde, kapanmasına 5 saniye falan kalmıştı. Hızla koşup kapanmadan kendimi yere attım.
"Başardın evlat!" Güvenliğin ağzından okuduğum şey buydu, kıkırdayıp selam verdim ve hemen sınıfa doğru koşmaya devam ettim. Kapıyı açar açmaz öğretmenin olmadığını gördüm ve kapının önüne çöktüm.
Cidden ama, madem geç kalacaktı neden beni koşturdu.
Jisung bana elini uzattığında zar zor tutup ayağa kalktım.
"Bay Choi gelmeyecekmiş, hastalanmış."
Gözlerimi büyüterek lanet ettim.
Cidden ama madem gelmeyeceksin neden önceden söylemiyorsun. Jisung'a kağıt yoluyla bir mesaj verdim.
"Dün bir şey oldu mu? Engelimi kimse öğrenmedi değil mi?"
Jisung, ona verdiğim kağıdı okuyup bana baktı, kalemi alıp yazmaya koyuldu. Uzun bir cümle ardından geri bana verdi ve önümde ellerini birleştirip geri kalktı.
"Üzgünüm Felix, engelini sadece Hyunjin biliyor, merak etme başka kimseye yayılmasına izin vermeyeceğim, arkandayım."
Gözlerimi one doğru çevirip hafif gülümsedim ve yerime oturdum.
Hyunjin yanıma oturdu. Gözlerime bakıp tam ağzını açacakken ona bir kağıt verdim.
"Dalga geçeceksen söyle, engelimi bildiğini biliyorum."
Okuduğu şeyi yere atıp hemen ayağa kalktı. Jisung'a doğru gidecekken kolundan tutup oturttum.
"Hey, dalga geçilecek tek şey engelim değil Hwang. İstersen çillerim ile de dalga geçebilirsin. Kolumdaki yara izi ile de geçebilirsin. Ama Jisung'a bulaşma."
Kağıdı verip kolumdaki yara izini gösterdim. Geçmeyecekti, kesik büyüktü.
Aldığı kalemi kağıda çevirip bir şey yazdı. Sonra nefretle bana bakıp yerine oturdu.
"Ah, yazık Felix, cidden bu kadar ahmak mısın? Herkesin senin hakkında dediklerini duymamak rahat olmalı. Emin ol oradaki kızlar senin hakkında oldukça arsız şeyler söylüyor. Bunu duysan ne yapardın acaba? Doğru ,öyle bir ihtimal yok, değil mi?"
Yazdığı şey gözlerimi doldurmuştu, kağıdı buruşturup kollarım ile akmak üzere olan yaşları sildim.
Daha sonra kolumu sıraya uzatıp camdan dışarı doğru baktım.
Cidden Hyun, bu kadar kırıcı olmamalısın.
Başkaları bunları söylese kesinlikle sikimde olmazdı. Ama bunu sen yapınca kesinlikle bir bıçak gibi saplanıyor.
Hyunjin
Ne kadar yapmak istemesemde, onu kırmak için her şeyi yapıyordum. Ama o ona dün yaptıklarıma rağmen cidden gece beni korumuştu. O an cidden aşırı şaşırmıştım. Nasıl bu kadar hızlı ve güçlüydü. Sanırım yine o olmasa yüzüm parçalanmıştı. Teşekkür etmek yerine işime bulaşmaması gerektiğini söyledim.
Onda cidden bir şey vardı, beni kendine çekiyordu ve bu kesinlikle çok rahatsız ediciydi. Ama ne var ki hala ona bakıyordum.
Zil çaldığında duymamıştı, normaldi, ayağa kalkıp kimseye çaktırmadan camdan bakıyormuşcasına ona baktım. Ağlamıştı, lanet olsun onu anlatmıştım!
İlk teneffüste kimse sınıfta olmazdı, Jeongin ve Minho bile, herkes kahvaltı yapmadığı için kantine giderdi.
Kapıları kapatın tekrar Felix'in yanına gittim ve göz yaşlarını sildim. Yüzü çok pürüzsüz ve güzeldi. Ama dikkatlı bakınca dudağındaki kuruma sebebi çıkan deri parçacıkları ve göz altındaki mor torbalar onun ne kadar uykusuz kaldığını veya ağladığını gösteriyordu.
Ellimi masanın üst tarafından sarkan eline doğru uzatıp karşılaştırma yaptım. Elleri çok küçüktü, elimi üstüne doğru getirip tüm parmaklarının kapanmasını sağladım. Çok güzeldi. İstemsizce gülmeme neden oldu.
Elimi çekecekken yanlışlıkla avuç içine dokundum, o kadar yumuşaktı ki bu kazara dokunma bile bana kendimi iyi hissettirdi.
Ve hiç olmayacak bir şey duydum.
Kalbimin sesi.
O kadar hızlı atıyordu ki belki birisi bana yaklaşsa duyabilirdi.
Felix birden bana doğru dönüp ayağa kalkınca, geri çekileyin derken, masanın bacağına takıldım ve refleks olarak elimle Felix'in gömleğinden tutup üstüme düşmesini sağladım.
Cidden,
Bu olmuş olamaz
Hayır,
Kesinlikle onun dudağını hissediyorum.
Gözlerimi açtığımda dudağı, burnum ve üs dudağım arasındaki boşluktaydı. Ellerim yerin üstüne ne yapacağını bilmez bir şekilde yumruk olmuş halde duruyordu, onun elleri benim gibiydi aynıydı. Gözlerini büyütmüş ve bana bakıyordu hemen dudağını çekip üstümden kalmaya çalıştı. Ondan önce kalkıp hızla lavaboya gittim.
Bekle bir dakika onu öpmüş müydüm.
Hayır o öpmüştü,
Bekle bu benim yüzümdendi,
Hayır istese düşmezdi.
Kahretsin, bu kesinlikle benim suçumdu.
Siyah saçlarımı bileğimdeki tokayla bağlayıp yüzümü yıkadım. Lanet olası kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Bu dün beni koruduktan sonra yaramı temizlerken başlamıştı. Lababaya birden Minho ve Jeongin' girince istemsizce elim ayağım birbirine dolaştı.
"Hey, ne yapıyorsun?"
Minho'nun sorusuna hızlı yanıt verdim.
"Hiç bir şey!"
Jeongin kaslarını hafif çatıp kafasını yana doğru çevirdi.
"Neden, bu kadar hızlı yanıt verdin?"
İşaret parmağımı ona doğru uzatıp kızgın bir şekilde söylnedim.
"Herşeye şu koca burnunu sokma Jeongin."
"Hey, onun burnu büyük bile değil!"
"Siktir, kör müsün, kocaman"
"Burnumdan küçük diye bahsedersin Hyun."
"Lütfen başımdan siktir olup gider misiniz!"
Hızla lavabodan çıkıp konferans salonuna indim.
Perdelerin arkasına gelip tam yatacakken, elindeki fener ile tam yanı
başımda duran Felix'e karşı bir çığlık atarak geri çekildim.
"Siktir, neden her yerdesin amına koyayım!"
Ağzımı okumuş olmalı ki sesli güldü. Güldüğünde sesi çıkıyordu ama konuşamıyordu.
Ve,
Cidden harika gülüyordu.
Lanet olsun ona bakmadan duramıyorum!
Neden?