İçeriğe geç

My Safe Harbor

Bölüm 1 · 4 dk okuma

My Safe Harbor

Bölüm 1

Fırtınanın İçindeyken

-🐇

Comeback şarkımızın kaydını bitirip odadan çıkmıştım. Neredeyse kendimi yere atacak kadar yorgundum, çünkü sözlerimde çok kez bilmediğim İngilizce kelimeler vardı ve çok uğraştım. Ama Chan bitirdiğimizde çok iyi bir iş çıkardığımı söylemişti, bundan dolayı yorgunluğuma ek olarak bedenimi hoş bir eminlik hissi dolmuştu. Dinlenmek ve biraz yemek yemek için otomat odasına gittim. Karnım gurulduyordu, yoğun bir tempoda olduğumuz için eskiden yaptığım o az malzemeli, aceleden yapılmış kahvaltı tabağım bile artık hayal olmuştu, sürekli çalışmaktan yurda bile çoğu zaman gidemiyordum. Odaya girdiğimde otomata göz attım. Çilekli süt, kremalı kek, tteokbokki, ramen... ne ararsan vardı. Oradan en sevdiğim meyve suyu olan şeftalili meyve suyunu ve pudingi seçtim. Ancak makine eski olduğu için beklemem gerekti.

"Off ya... şimdi de sana çattık...." cümlesi döküldü ağızımdan yorgunlukla.

Karnımın guruldamasından dolayı karnımı tutup beklemeye başladım.

"Acaba çocuklar ne yapıyor... Chan-ah dışında bu saatlerde hiç kimseyi görmedim. Umarım iyilerdir."

Bu kelimeler aklımda dolanırken bir süre sonra otomattan gelen tıkırtılar bitti ve ardından yiyeceğimi ile içeceğimi aldım. Tam kendimi otomatların arkasındaki siyah, geniş L koltuğa atmış, pudingi hazırlamışken ve tam bir kaşık almışken yan odadan -oturma odasından- bir ses duydum.

Şaşkınlıktan dolayı dondum, çünkü diğer üyeler kaydını almış, yurtlarındaydı. Kim olabilirdi ki?

Belki de çalışanlardandır, diye düşündüm ilk başta umursamazlıkla. Ama merak duygusu da içimi kemiriyordu.

O anki ani bir kararla yerimden yavaşça kalktım ve odaya yöneldim. Seslerin kaynağı olan kapının önüne gelmiştim, ses daha net geliyordu, merakla kapıya kulağımı dayadım ve dinlemeye başladım.

I'm only human

And I bleed when I fall down

I'm only human

And I crash and I break down

Your words in my head

Knives in my heart

You build me up

And then I fall apart

"Hm!"

Nidam sessizce yükseldi.

Bu ... bu ses Jisung'dan geliyordu.

Bizim sincabımız...

Gözlerim buğulandı. Evet, Han bizle her zaman şarkı söylerdi, düet yapardı, ancak sesi bildiğim Han Jisung yerine o eski zamanlarına dönmüş, çocuk Han'a benziyordu. Bir şey olmuştu, içimdeki ses giderek yükseldi.

İçeriye baktım.

Meşe masada, kollarını yüzünü kapatacak şekilde oturuyordu Han.

Yavaşça girmeyi hedefleyerek içeri girdim.

"Jis?"

İrkildi, duruşunu düzeltti.

"Oh.. Minho hyung selam.. kaydını bitirmiş olmalısın."

Yüzünü bana doğru çevirdi.

Tam olarak ağlamış gibi gözükmüyordu, ama kızarık burnu ve her zamankinden daha az parlak olan gözlerinde... beni rahatsız eden bir şey vardı.

Güçlükle ayağı kalktı.

Koltuğa geçince ben de geçtim.

"Ne oldu?"

"Yok bir şey."

Üzerindeki siyah kapüşonlunun kollarını düzeltti. Bacaklarını titretiyordu bu zamanda.

O kadar paniklemişti ki kalp atışlarını bile duyabiliyordum neredeyse. Derin bir nefes aldım.

"Jisung, ikimiz de senin bir sorunun olduğunu biliyoruz. Anlatmak zorunda değilsin ama, ben buradayım."

Cümlemi bitirdiğimde hafifçe omzuna dokunmuştum.

-🐿

Nefesimi yoluna koymaya çalıştım bir süre, çünkü Minho'yu daha fazla endişelendirmek istemedim. O titrek elleri, şuan beni sakinleştirmeyi hedefleyen, nadir zamanlarda ortaya çıkan yumuşak sesi.... hoştu. Ne zamandır böyle terapist gibi olmuştu? Bu sırada sırtımı kastığımı fark ettim. Kendimi tamamiyle onun kollarına bıraktım.

"Teşekkür ederim Minho-ssi." diye geçirdim aklımdan.

"Gerçekten, bu çok iyi hissettirdi."

Ardından yavaşça onun endişeli gözlerine baktım.

-🐇

O boncuk gözlerini bana çevirmişti. Onu sımsıkı sardım,sarmaladım. Birkaç dakika böyle kaldık. O kadar yakındık ki göğsünün inip alçaldığını bile hissediyordum. Uzun zaman sonra ne desem... tekrardan dinlenme fırsatım olmuş gibiydi. Sanırım Han da öyle düşünüyordu. Hafifçe iç çekti, ardından sırtını sıvazladım onu sakinleştirmek için. Bir süre sonra yavaşça kalktı.

"Bunu başka biri ile paylaşmayacaksın, değil mi?" dedi en az az önceki stresli hali gibi, ama daha sakin bir haliyle.

"Diğerlerinin de duymasını istemem, yoksa eski zamanlardaki gibi endişe ederler."

"Tabii ki." dedim.

"Tabii ki söylemem."

"Söz mü?"

"Söz."

İlk defa duygularımı ona bu kadar açmıştım. Debut zamanında bana çok kez yardımı dokunmuştu, her ne kadar bir kere elensem de ilk kez Jyp'nin önüne çıktığımızda elimi tutmuştu.

Ah... daha çaylaktık fakat hepimizin arasındaki bağ yeni yeni filizleniyor, birbirimize kenetleniyorduk her gün biraz daha.

Bu duygusallığı biraz dağıtmak için şakaya vurdum.

"Amaaan. Çok da uzatmayalım.. değil mi? Ama ben genelde sözümü sadece yavan yavan "Söz." diyerek bırakmam.."

Hafif gülümsedi.

"Eee, bırakmıyorsan ne ekleyeceksin?" dedi meraklı meraklı. Gözleri tekrardan

bana kilitlenmişti.

"Ve ben, asil tavşan, bu sözü tutacağıma ant içiyorum!"

Kıkırdadı.

Bu şakacı tavrımdan sonra bildiğimiz Jisung'a dönmesi içimi ısıtmıştı.

Böylesi kesinlikle çok ama çok daha iyiydi.

🎇🫂🩵🐿

--

Yazar Notu

Nasılsınııııızzzzz

Umarım iyisinizdir

Benim ilk ficim umarım iyi olmuştur

Öz eleştiri yapmayı severim bundan dolayı fikirlerinizi yorumlara bekliyorummm

Sevdiyseniz bile kalbinizden geçenleri yazın 🤍🤍

Han'ın bu ficteki söylediği şarkıyı "Han Jisung i'm only human cover" yazarak bulabilirsinizzz

Çok güzel bir coverdı bundan dolayı ficimde de yer vermek istedim

Görüşürüzzzzz ˗ˏˋ ★ ˎˊ˗

Bölüm sonu

9 yorum