İçeriğe geç

My Daddy || Hyunlix

Bölüm 2 · 5 dk okuma

My Daddy || Hyunlix

Bölüm 2

Bölüm|2

Saçlarımı karıştırıp sinirli bir nefes verirken bakışlarım kapıdaydı. Dakikalardır jisung'un eve dönmesini bekliyordum, benim için o adamın şirketinin yerini öğrenecekti. Dün gece uzun uzun düşünmüştüm, Yuna karşıma geçip zengin bir adam için benden ayrılmak istediğini söylerken en ufak bir utanç hissetmiyorsa, bende o zengin adamı kendime aşık etmek istemekle utanmayacaktım. Zor olacağını biliyordum ama en azından denedim der yenilgiyi bu şekilde kabullenirdim.Sonunda kapının sesini duyduğumda koşar adımlarla kapıya gelip açtım, jisung yüzüme bile bakmadan içeri girip odasına yöneldi. Kesinlikle bir şey olmuştu. "jisung, ne oldu?" "Yok bir şey, al şirketin adresi." "Teşekkür ederim de, sana bir şey olmuş söyle ne oldu?" "O aptal kız onunla yemeğe çıkmam karşılığında adresi verdi. Minho duyarsa hiç iyi olmaz, ne yapacağım ben?" "Of jisung ya, bende bir şey oldu sandım. Gitmezsin olur biter. Onu boşver de ben ne yapacağım?" "Adres orada yazıyor Felix, yarın gidersin." "Gideceğim de hangi sıfatla?" "İş başvurusu yapacaksın, aklıma başka bir şey gelmiyor." "İyi de ne iş yapacağım?" "Ne bileyim ben Felix, tek bildiğim ona yakın olman gerektiği. Hadi çık odamdan duş alacağım." "Sende benimle gelir misin yarın?" "Hayır, asla gelmem." "Of iyi, arkadaşmısın düşmanmı belli değil." Jisung'un odasından çıkıp kendi odama geldim. Düşünmekten kafayı yemek üzereydim. Üniversite okuyor olsam bir şekilde girerdim işe ama lise öğrencisini kim öyle büyük bir şirkete işe alırdı ki.Şimdilik ne yapacağım hakkında hiç bir fikrim yoktu, buna yarın karar verip anı yaşayacaktım. Başka bir şey gelmiyordu aklıma. ••• Başımı kaldırıp nerede sonlandığı belli olmayan, bulutlara uzanan binaya baktım. Buraya adım atarsam çıkabileceğimin garantisi yoktu, kaybolmam olasıydı. Derin bir nefes verip arkamı döndüm. Ne işim vardı ki burada, beni içeriye alacaklarını bile düşünmüyordum. Ailem dengim olmayan biriyle birlikte olmama izin vermez. Ne zamana kadar ucuz hediyelere göz yumacağım. Başka birinden hoşlanıyorum. Sözleri aklımda dönüp dururken adımlarımı durdurup geri döndüm, gururumu zedelemenin bedelini ödemesi gerekiyordu. Devasa binadan içeri adımlayacağım sırada önüme geçen güvenlikle göz göze gelip bir adım geriye gittim. "Ne için gelmiştiniz?" "Ben şey- şey ımm- aslında iş başvurusu yapacağım." Adam beni baştan aşağı süzüp sabır içeren bir nefesle başını iki yana salladı. Ne olmuştu ki. "Referansın kim?" "Referans mı?" "Evet, buraya referansın olmadan giremezsin. Ayrıca nesin sen lise öğrencisi falan mı?" "Referansım yok, evet lise öğrencisiyim ne olmuş?" Adam gülmeye başladığında kaşlarımı çattım, gıcık olmuştum bu herife. "Evine dön burası sana göre değil." "İş başvurusu yapacağım dedim!" "Çocukları işe almıyorlar, eve gidip dersine çalış." "Ben çocuk değilim aptal!!" "Uzaklaş, uğraştırma beni. Burası sıradan bir yer değil, her önüne gelen giremez." Ne bekliyordum ki zaten, giremeyeceğimi biliyordum. Vazgeçip geri döneceğim sırada kapının önünde duran lüks araç dikkatimi çekti, sadece saniyeler sonra ise içinden o inmişti. Hwang Hyunjin.. Gözlerimi kırpmadan bakmaya devam ederken, önümden geçtiğinde kendime gelerek arkasından yaklaştım. Tabi güvenlik hemen kolumu tutup beni durdurmuştu. "Efendim!! Bay Hwang?!" Adını söylediğimde adımlarını durdurup arkasına döndü, göz göze geldik. "Lütfen beni bırakmasını söyleyin, canım acıyor." Sözlerimle bakışlarını güvenliğe çevirdiğinde, bedenimdeki tutuş gevşedi. Elimi acıyan koluma götürüp dikilen adamın yanına yaklaştım. "Efendim dikkat edin, tam bir saattir burada ne yaptıysam gönderemedim." Güvenliğin sözleriyle sinir olsamda şimdilik sessiz kalmam gerekiyordu. Onu sonra halledecektim. "Ne istiyorsun?" Buz gibi sesiyle konuştuğunda, üstün tavrı ezilmeme sebep olsa da utanmayı bir kenara bırakıp gözlerine baktım. "Ben lise öğrencisiyim, ailem burada değil. Geçimimi sağlayabilmek için bir işe ihtiyacım var-" "Yetişmem gereken bir toplantı var, beni takip et." Sözleriyle şaşırırken, arkamda dikilen güvenliğe dönüp sırıttım. Böyle göt ederlerdi işte. Pis pis bakmaya devam ederken, uzaklaşan adamı farkettiğimde hemen yanına koştum ve birlikte şirkete adımlayıp asansöre bindik. Pekala, asansör olmasa iyi olurdu. Çünkü bundan hoşlanmıyordum. Saniyeler dakikalar gibi geçerken, asansörün içi birden kanalığa büründüğünde korku dolu bir nefes alıp yanımdaki adama döndüm. "Ne oluyor?" "Sakin ol, elektrik kesintisi olabilir. Jeneratör devreye girecektir." "Kaçıncı katta kaldık ki?" "On beş." "Tanrım, ölmek için çok gencim. Şimdi olmaz lütfen." "Sakin olmazsan bir kaç dakika içinde bayılacaksın." "Nasıl sakin olabilirim, onbeşinci katta boşlukta asılı kaldık. Jeneratör neden çalışmadı." "Sanırım elektrik değil arıza kaynaklı. Çoktan haberleri olmuştur, bir kaç dakikaya düzelir." "Bir kaç dakika dayanamam.." Diyerek yere çöktüm, iyi hissetmediğim doğruydu ama bir açıdanda iyi olmuştu tabi. Onu etkileyebilmek için daha iyi bir zaman olamazdı sanırım. "İyi misin?" "Nefes alamıyorum." "Halâ yaşadığına göre nefes alabildiğini düşünüyorum. Bu arada ismin ne?" "Felix." "Lise öğrencisi olduğunu söyledin, ne iş yapmayı düşünüyorsun?" "Kahve yapmayı biliyorum." Dedim, nefesim gerçekten kesilmeye başlamıştı. "Part time olarak mı çalışacaksın?" "Evet. Nefes-" Cümlemin devamını getiremeden bedenimin rahatladığını hissettim, sonrası yoktu.. ••• Gözlerimi yavaş yavaş aralarken başımın altındaki yumuşak yastığa iyice yerleşip, tenime yumuşacık dokunan örtüye sımsıkı sarıldım. Saniyeler sonra ise duyduğum adım sesleriyle kendime gelip gözlerimi açtım. "İyi misin?" Tam önümde dikilen adamı gördüğümde hemen oturur pozisyona gelip etrafıma baktım, kesinlikle evimde değildim. "Neredeyim ben, burası neresi?" "Burası benim iş yerim, olanları unuttun mu?" "Ne oldu ki?" "Asansörde kaldık, bayıldın." Aklıma gelenlerle gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim. "Su var mı?" Masasına ilerleyip üzerindeki su dolu bardağı aldıktan sonra yanıma gelip bana uzattı. Bardağı alıp dudaklarıma götürdüm, Yuna bekleye dursun zengin iş adamı Hwang Hyunjin'in elinden suyumu da içmiştim. "Teşekkür ederim, siz toplantıya yetişebildiniz mi?" "Malesef, benim yerime asistanım katıldı." "Üzüldüm, bana ne iş vereceğinizi düşündünüz mü peki?" "Emin değilim?" İşe almayacağını anladığımda hemen yanına yaklaşıp kolunu tuttum. Bakışlarını koluna indirip tekrar yüzüme baktı. "Kötü yola mı düşeyim yani, kocaman şirket elbet bana göre bir iş vardır." "İçinde kötü yola düşmeye meğilli bir taraf varsa buna engel olabileceğimi düşünmüyorum." "Kahve yapmayı biliyorum." Dedim tekrar, rezil hissediyordum. Başka bir şey bilmediğimden aklıma gelen tek şey buydu. Zengin iş adamları sert kahve içmeyi severdi değil mi, sanırım o zaman havalı hissediyorlardı. "Kahvemi yapan biri var zaten."" Ben daha güzel yapıyorum, bir kez yapayım mı sonra siz karar verirsiniz?" Gözlerinin içine gözümü kırpmadan masum masum bakarken, arkasına dönüp masasına geçerek oturdu. Bakışları hala yüzümdeyken, kaşları çatılmış yüzünün ifadesi değişmişti. "Kimsin sen?" "Felix." Dedim aptal gibi hissediyordum. "Durup dururken şirketime gelip bana kahve yapmak isteyen sıradan bir lise öğrencisisin yani?" "Evet, başka ne olacak ki?" Arkasına yaslanıp eliyle kapıyı gösterdi, sanırım gitmemi istiyordu. "Git yap." Dediğinde sesindeki gıcık ton sinrlenmeme sebep olsada sessiz kalıp kapıya yöneldim. Sanırım olmuştu bu iş, bundan sonrası için ne yapacağımı bilmesemde önceliğim işe girmekti zaten, sonrasını zamanla düşünecektim..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.