İçeriğe geç

My and My

Bölüm 8 · 10 dk okuma

My and My

Bölüm 8

Eight

İyi okumalar 💕

Lisa

Uyanır uyanmaz başımda deli gibi ağrı başladı. Gözlerimi açmak bile zor geliyordu, sanki gece biri kafama vurmuş gibiydi.

Bir süre öylece yatıp ne olduğunu anlamaya çalıştım.

Sonra elimi alnıma götürdüm,sargıyı hissedince dün gece aklıma geldi. Leo yapmıştı pansumanı çok konuşmamıştı, sessizce halletmişti işini.

Kısa bir an gözümün önünden geçti, Jennie başımda şişe kırmıştı alnım kan içinde kalmıştı.

Her ne kadar bende kalması için ısrar etsemde sarhoş olmasına rağmen reddediyordu. Bende daha fazla zorlamayıp onu evine bıraktım.

Kapımın ani açılmasıyla başımı ağır ağır o tarafa doğru çevirdim.

“Günaydın canım benim” bu sesin sahibi Jungkook’tu cırtlak sesini nerde duysam tanırdım.

“Günaydın da hayırdır” bana doğru geldi “hoşgeldin der insan insafsız” hafifçe güldüm.

“Hoş geldin Jungkook” gülerek yanıma oturdu “hoş bulduk hoş bulduk da” alnıma dokundu “bensiz dayak mı yedin sen?”

Genişçe güldüm “ne dayağı ya kazayla oldu” gözleri açıldı “şunu düzgün anlatsana ne oldu lan kaşına gözüne” göz kırptım “tanımadığım biri şişe kırdı başımda”

Tek kaşını kaldırdı “tanımadığın biri kafanda şişe kırıyor ve sen kazayla olduğunu mu söylüyorsun?” başımı salladım “sarhoştu çünkü” dedim.

“Sen bensiz bak yine söylüyorum bensiz mekana sarhoş kızların yanına mı gittin?”kahkaha attım “olamaz mı?” başını olumsuz anlamda salladı.

“Sen içkiden nefret edersin şaşırdım” göz kırptım “yeni zaafım güzel ,çekici sarhoş kızlarla takılmak” gözleri far görmüş tavşan gibi açıldı.

“Bak seni yırtarım bi daha bensiz gidersen” ciddiye aldığı için bozuntuya vermedim “yaşın oralar için uygun değil” omzuma vurdu “hatırlatırım senden daha büyüğüm” dedi.

“Her neyse bizimkileri çağırdım az sonra burada olurlar” yüzümü buruşturdum “bizimkiler derken?” bıkınlıkla bana baktı “her zaman ki arkadaşlar işte neyi anlamdın?”

Telefonu eline aldı “Jennie’ye söylemeyi unuttum” başımı hızla salladım “hayır onu çağırma” elini salladı “neden çağırmayayım?”

“İstemiyorum kardeşim benim evim değil mi?” histerek şekilde güldü “eğer o gelmezse diğerlerini de iptal ederim”

Jennie dünü hatırlıyorsa eğer onunla bugün yüzleşmeye hazır değilim.

“Ne alakası var? Biz ayrıyız ve gelmesini istememeye hakkım var” saçlarını arkaya doğru taradı “hakkın yok Lisa senin için arkadaş grubuna dahil olmayı bıraksın mı?” başımı olumsuz anlamda salladım.

“Bıraksın demiyorum benim evime gelmesin” ayağa kalktı “saçmalama çağıracağım konu kapanmıştır” kolundan tutum “tamam burada ara” dedim.

Tekrar yatağa oturdu telefonu açıp aradı ama çağrı yanıtsız kaldı. Gülerek ona baktım “umarım işi vardır ve gelmez” o da bana baktı “on saniye içinde arayacak bak gör”

On saniye bile geçmeden telefonu çaldı açıp kulağına götürdü “Alo” “evde misin Jennie?” ellerimle işaret yaptım hoparlöre vermesi için.

Hoparlöre alıp telefonu yere bıraktı “evdeyim hayatım ne oldu?” hayatım mı? “Arkadaşlarla ayarladık da buraya gelebilir misin?”

“Nereye geleyim?” Jungkook bana bakıp cevap verdi “Lisanın evindeyiz” bi süre cevap vermedi “Amcanın evi mi?” Jungkook o göremese bile başını salladı.

“Hayır Lisanın şahsi evi” “normalde reddetmezdim de Niki beni bırakmaz alışverişe gideceğiz" dedi.

Jungkook ciddiyetle "o iti de getiriyorsun bahane istemiyorum jenjen" bi süre ses gelmedi daha sonra pes ederek.

"Tamam aşkım geleceğim" telefonun diğer ucundan gelen ses tonu kalbimin hızlanmasına neden oldu.

Ama o 'aşkım' bana dğil Jungkook'aydı.

Ayağa kalktım “çıkarsan üstümü değiştireceğim” o da ayağa kalkıp odadan çıktı.

Elime ilk gelen sarı tişörtü üzerime geçirdim alt içinde aynı tonlarda giyip kendimce uyum yakalamaya çalıştım.

Aynadan baktım sarı rengi o kadar hoşuma gitmişti ki ömür boyu bu rengi giyebilirdim.

Ama biraz şey…

Civciv gibi görünüyordum yani Jennie hep öyle derdi.

Saçlarımı tarayıp alnıma baktım döne döne uyumama rağmen sargı bezi milim oynamamış.

Leo ne kadar detaylıca sarmışsa artık kıpırdamamış bile.

Kapı açılma sesiyle beraber bağırışlar duyunca arkadaşlarımın geldiğini anladım.

Son kes aynaya baktıktan sonra odadan çıkıp salona doğru yürüdüm. Tam tahmin ettiğim gibi hepsi gelmiş bir kişi hariç.

Jennie

Şaşırmadım zaten telefon konuşmasında anladım gelmek istemediğini,bunun için üzülmedim onu görüp daha fazla acı çekmek istemiyorum.

Jimin beni görür görmez ayağa kalktı “ne oldu alnına” gülerek koltuğa oturdum onun da oturması için işaret ettim.

“Küçük bi kaza sorun yok” dedim. Jimin hayatımda gördüğüm en ilgili kişilerden biriydi.

“Peki sen sorun yok diyorsan” gülünce kısılan gözleriyle benimde gülesim geliyordu.

Jungkook’un aksine asla saçma sapan espri yapmaz yapanları da uyarır karşı tarafın alınmaması için elinden geleni yapar.

Klasik bi başak burcu.

Diğerlerine döndüm “hoş geldiniz” hepsi hep bir ağızdan “hoş bulduk” dedi.

Gözlerim Niki’yi buldu boş boş sırıtıyordu “bana baktığına göre ya kovacaksın ya da birini soracaksın” başımı olumsuz anlamda salladım.

“Hayır ikisini de yapmayacağım” saçlarını arkaya doğru attı “eee o zaman neden bakıyorsun?”

Sadece gözlerim gözlerini buldu ve saçma sapan sorular sormaya başladı.

Jungkook ona döndü “belki ablana benziyorsun diye bakıyor aaa” ikiside kahkaha atmaya başladı.

Hemen tepki gösterdim “daha fazla saçmalamayın” Niki’yi süzdüm “hem sen ablana benzemiyorsun”

Jungkook tekrar kahkaha attı “iğrenir gibi baktın lan çocuğa” hayır öyle bakmadım.

“Lisa’nın beni bu kadar beğenmediğini mimiklerinden anlamak beni derinden etkiledi” dedi ve yalandan kalbini tutu.

Kendi aralarında gülmeye devam edince gözlerimi devirdim.

Kapının çalmasıyla Niki kapıyı açmak için ayaklandı o sırada telefonuma gelen bildirimle ekranı açtım.

Baba : kardeşlerin burada sende akşam evde ol.

Baba : tanışıp kaynaşın.

Sinirle cevap vermeden telefonu kapattım.

Babam gayrı meşru çocuklarıyla tanışmamızı istiyor normal şartlarda bunu yapmazdım ama tanışmasak kim bilir annemin başına neler gelecek.

“Ne oldu Lisa?” Jimin’e döndüm “çok sevdiğim bi ünlü hakında çıkan haberlere canım sıkıldı” dedim.

Tam konuşacaktı ki kapıdan içeriye giren bedenle ikimizde oraya döndük.

“İyi günlerrrr” dedi neşeli sesiyle ve karşımda ki koltuğa oturdu.

“Hoş geldin Jennie” bunu kimse benden beklemiyordu. Jennie onların aksine hafifçe tebessüm etti “hoş bulduk ve geçmiş olsun” dedi.

Sanki dün omzumda deli gibi ağlamamış gibi duruyordu neşeli ve nasıl anlatsam o hep öyleydi ne olursa olsun.

Başımı salladım gülerek “teşekkür ederim umarım bi daha olmaz” dedim. Tam konuşacağı sırada Jungkook bağırdı.

“Tabi karı kıza gidersen başına şişeyi yersin” susması için işaret yapsam da artık çok geçti.

Niki de hemen dahil oldu “oha Lisa kimi altına aldın be ablamdan sonra” utanarak Jennie’ye baktım gözlerini halıdan ayırmıyordu.

Jimin hafif sinirle onlara baktı “Düzgün konuşmayı ne zaman öğreneceksiniz?” dedi.

Tabi onlarda hiç utanma olmadığı için konuşmaya devam ediyorlardı “ya anlamıyorum mekana gidip başına şişe kırdıran o ama azar işiten biziz”

“Jungkook eğer Lisa mekana gitmişse bile sizi ilgilendirmez ahlak bekçiliği mi yapıyorsunuz?” Bu sefer Tae konuşmuştu.

Ve inanır mısınız Jungkook’un cevap veremediği tek kişi de oydu.

Gitmediğim mekan da olay olduğuna göre artık ölsem de gam yemeyeceğim herhalde.

“Mekana falan da gitmedim daha fazla kurcalama diye yalan söyledim” Jungkook konuşacağı esnada Tae ona bakıp kaş göz yaptı.

Jennie benim söylediğimle beraber bakışlarını yerden kesti ve telefonuyla ilgilenmeye başladı.

Ayağa kalktım atıştırmalık bişiler yemek için mutfağa gittim,buzdolabını açıp çikolatayı çıkardım.

Kahvaltı niyetine beni idare ederdi masaya oturup yemeye başladım.

Jennie yanımda ki sandalyeye oturunca afalladım bakışları alnımdaydı.

“Özür dilerim kendimde değildim” gergince tebessüm ettim “dün geceyi hatırlıyor musun?”

Başını olumsuz anlamda salladı “hayır sadece şişeyi kırdığımı hatırlıyorum ve a-“ sözünü bitirmedi.

“Ve neyi hatırlıyorsun?” pes ederek konuştu “beni eve bıraktın ve ben arabada ağladım hepsi bu” dedi.

Başımı salladım “iyi” bakışlarını kaçırdı “ne iyi?” elimde ki çikolatadan bi ısırık aldım “hatırlamaman iyi” yüzünü buruşturdu.

“Hatırlamaya değer bişi yok olsaydı emin ol ki hatırlardım” kalbimin kırıldığını hissedince başımı eğdim.

“Haklısın hatırlanmaya değer bişi olmadı” ayağa kalktı “tekrar özür dilerim” tam çıkacağı esnada kolundan tutum.

Gözleri gözlerimi bulunca bi süre öyle kaldık ikimizde bakışlarımızı çekmedik belki de çekemedik.

İtiraf etmeliyim ki onu çok özledim ama artık gözleri eskisi gibi bakmıyordu.

Elimde ki çikolatayı uzattım “al sen seversin” şaşkınlıkla elime baktı “ben çikolatadan nefret ederim Lisa”

Unutmuştum…

Genişçe gülüp kolunu çekti “sana afiyet olsun” dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Üzgünüm hafızam kuvvetli değil” başını salladı “sorun değil” diyip mutfaktan çıktı.

Unutmamış olsam bile o çikolatyı ona uzatırdım on saniye yanımda kalması bile bana yeterdi.

...

Saatler sonra herkes dağılmış ve ben tek başıma kalmıştım. Birazdan o lanet eve gidecektim.

Jennie mutfaktan çıktıktan sonra onu bi daha görmedim,içeriye ‘görüşürüz’ demiş ve öylece gitmiş.

Jimin’in anlattığına göre vedalaşırken yüzü asıkmış.

Haklıydı yüzünü asmakla.

Buraya gelmesini bile beklemiyordum zaten gelmesine şaşırdım açıkçası.

Telefonuma gelen mesaj düşüncelerimi susturmaya yetmişti.

Leo : abla nerde kaldın tek bıraktın beni bunlarla

Siz : geldiler mi?

Leo : öğleden beri buradalar zaten evi sahiplendiler.

Siz : geliyorum idare et

Leo : tamam ablacığım 💕

Telefonu kapatıp ayağa kalktım anahtarımı alıp evden ayrıldım.

Arabaya binip doğduğum eve doğru sürdüm anılarımın çocukluğumun olduğu yere…

Şimdi orada farklı çocuklar büyüyecek kan bağımız olacak belki ama can bağımız hiç bi zaman olmayacak.

Kapıya gelince hafifçe tıklatıp bekledim umarım açmazlar da evime geri dönerim.

Kapı açılınca oflayarak kardeşime baktım “kim sana kapıyı aç dedi Leo?” delirmişim gibi yüzüme bakıyordu.

“Açmayacaksam neden çaldın abla?” gülerek içeriye adım attım “boşver büyüyünce anlarsın”

O da güldü “nasıl kıvırtın helal” omzuna vurdum “ablana cevap verme serseri” Kaşlarını çattı “ablam elalemin veledlerine sinirlenip bana patlarsa cevabını da alır”

Tam cevap vereceğim esnada yanımıza küçük bi kız geldi beni baştan aşağı süzüp annesine döndü.

“Şimdi de bu geldi bu kim anne?” daha önceden de gördüğüm o kadına bakışlarımı çevirdim.

Kucağında olan erkek çocuğuyla beraber kızına baktı “Lisa senin ablan” yüzümü buruşturdum.

“Ben kimsesinin ablası değilim” dedim. Leo göz ucuyla bana bakıyordu göz kırptım,şu an ona bile açıklama yapamam.

“Benim zaten ablaya ihtiyacım yok” sinirle güldüm yaşı on bilemedin on ikiydi ve konuşma tarzı gelişmemişti.

Daha fazla muhatap olmamak için mutfağa gidip masaya oturdum ayaklarım kendiliğinden ritim tutuyordu.

Leo karşıma geçip oturdu “sakin ol biraz” başımı salladım “çabalıyorum” dedim.

“Benim içinde zor ama kabullenmeliyiz abla” sinirle ona baktım “kabullenemem yılardır çalışıp bu eve ben para getirdim şimdi onun bunun çocuğu giremez buraya” sesim olduğundan daha fazla çıkınca Leo başını eğdi.

Babam mutfağa geldi “adam akıllı davran çocuk değilsin artık” gülerek başımı salladım “çocuk değilim doğru” tehditkâr şekilde başını salladı.

“Tatsızlık çıkarma yoksa bedelini ödersin” ellerimi masaya yerleştirdim “ne yaparsın mesela?” cevap vermedi.

“Neden cevap vermiyorsun baba?” dilini yutmuş gibiydi “adam akıllı cevap ver bana baba” dedim bağırarak.

Elini havaya kaldırdı o sırada bende ayağa kalktım “vuracak mısın?” biraz daha yaklaştım “adamsan vur bana” tam vuracağı esnada arkadan gelen sesle elini indirdi.

“Baba ne oluyor?” az önceki sinirli halinin aksine gülerek küçük kıza döndü “ufak bi problem ama hallettim Lisa’cığım” dedi.

Lisa mı?

Bakışlarımı kaçırmadan onları izledim “Bağırmayın baba kardeşim uyuyamıyor” başından öptü “tamam kızım hadi içeriye gidelim”

Leo’ya döndüm “o kızın adı Lisa mı?” başını olumlu anlamda salladı.

Benim adımı kızına vermiş ne tür bi piskopat bu adam?

Beni sevmez bi kaşık suda boğmak ister ne diye adımı verdi ki ona?

“Anlıyorum seni abla bu evde çok emeğin var ama biraz alttan almamız gerekiyor” başımı salladım.

“Para umrumda değil ki benim sadece” derin nefes aldım aldığım nefes bana yetmiyordu sanki.

“Sadece ne?” bakışlarımı kaçırdım “istemiyorum” elini omzuma koydu “güçlü görünmek zorunda değilsin ağlamak istersen ağlayabilirsin”

Duruşumu düzelttim “ağlamak falan yok Leo” hafifçe güldü “içeriye geçelim mi?” ayağa kalktım “hadi gidelim” dedim.

İçeriye girip koltuğun birinde oturdum babam ve ailesi karşımda oturuyorlardı.

Telefonumu açıp uygulamalara bakmaya başladım,tek mesaj yoktu hiç birinde şimdi bu telefonun ne anlamı kaldı?

Sıkılıp telefonu sehpaya bıraktım gözlerimi bebeğin üzerinde gezdirdim.

Uyumamıştı ve far görmüş tavşan gibi bana bakıyordu bende ona bakıp ellerimi yüzüme götürdüm tuhaf tuhaf hareketler yaparak onu güldürmeye başladım.

Babamın bize baktığını fark edince bakışlarımı kaçırdım adını bile bilmediğim küçük şeyden.

Tekrar elime telefonumu aldım “Lisa” adımı duyunca bakışlarımı sese doğru çevirdim.

O kadın bana seslenmişti “n’oldu?” ayaklarıma doğru baktı “yanına geldi kucağına almayacak mısın?”

Baktığı yere baktım bebek emekleyerek yanıma gelmişti bi süre sadece baktım daha sonra bakışlarımı tekrar telefonuma döndürdüm.

“Gel buraya oğlum ablan yabani biraz” duymamazlıktan gelip ayağa kalktım.

“İyi geceler Leo” dedim. Tam gideceğim esnada babam konuştu “senin odana Lisa yerleşti kendi evinde kal bundan sonra” başımı salladım.

Cevap vermeden arkama bile bakmadan evden çıktım.

Burada doğdum burası benim evim,burası benim kaderim,ben aslında o gün doğmadım o gün öldüm.

Bu ailede doğmak ölmek demekti,fiziksel olarak değil…

Bu bölüm içime sinmedi hem uzun oldu hemde bilemedim ya...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.