Akşam eve geldiğimde aklım hâlâ okulda kalmıştı.
Ne yemekti umurumda...
Ne televizyon...
Ne de telefon...
Tek düşündüğüm şey cumartesi günüydü.
Maç.
Odama geçip yatağıma uzandım.
Tavana bakıyordum.
"Tamam Elif..."
"Şimdi asıl mesele maça gitmek."
"Ama nasıl?"
Annem durduk yere beni okula göndermezdi.
Bir bahane bulmam gerekiyordu.
Sonra aklıma saçma ama işe yarayabilecek bir fikir geldi.
"Hocanın doğum günü..."
"Yok ya..."
"İnanır mı acaba?"
Tam bunları düşünürken annem mutfaktan seslendi.
"Elif! Yemek hazır!"
"Hemen geliyorum anne!"
Masaya oturdum.
Yemek boyunca ağzımdan tek kelime çıkmadı.
Annem en sonunda dayanamadı.
"Kız, hayırdır?"
"Bugün çok sessizsin."
Ben kaşığı elimde çevirip duruyordum.
"Anne..."
"Hı?"
"Şey..."
Cumartesi okulda küçük bir etkinlik varmış."
Annem kaşını kaldırdı.
"Ne etkinliği?"
"Eyvah..."
"Şimdi ne diyeceğim?"
"Hani..."
"Bir hocamızın doğum günü varmış."
"Arkadaşlarla sürpriz hazırlıyoruz."
"Gitmesem ayıp olur diye düşündüm."
Annem birkaç saniye yüzüme baktı.
Ben ise gözlerini kaçırıyordum.
"Lütfen anne..."
"Çok kalmayacağım."
"Bir iki saat."
"Sonra hemen eve dönerim."
Annem derin bir nefes aldı.
"Tamam."
"Ama geç kalmak yok."
Bir anda yüzüm aydınlandı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Ama sözünü tutacaksın."
Yerimden kalkıp anneme sarıldım.
"Canımsın ya!"
Annem gülmeye başladı.
"Hadi hadi."
"Yemeğini bitir."
O gece heyecandan doğru düzgün uyuyamadım.
---
Cumartesi sabahı...
Daha güneş yeni doğmuştu.
Hazırlanıp evden çıktım.
Tam apartmanın kapısından çıkacakken küçük kardeşim Musab beni gördü.
"Abla."
"Hayırdır?"
"Nereye gidiyorsun?"
"Okula."
Musab şüpheli gözlerle bana baktı.
"Bugün cumartesi."
"Okul yok ki."
Yutkundum.
"Allah'ım..."
"Bir bunu atlatamamıştık."
"Hocanın doğum günü var."
"Kutlama yapacağız."
Musab sırıttı.
"He he..."
"Kesin maça gidiyorsun."
Bir anda olduğum yerde kaldım.
"Nereden çıkardın?"
"Abla..."
"Seni tanıyorum."
Yüzüme bakıp kıkırdadı.
"Merak etme."
"Anneme söylemem."
Ama bir şartla."
"Ne şartı?"
"Dönüşte bana hamburger."
Kahkaha attım.
"Tamam lan."
"Anlaştık."
Musab elini uzattı.
"Anlaştık."
El sıkışıp evden çıktım.
---
Okulun bahçesi her zamankinden daha hareketliydi.
Rabia beni kapıda bekliyordu.
"Sonunda geldin."
"Annem zor izin verdi."
"Hadi."
"Maç başlamak üzere."
Sahanın kenarındaki tribünlere geçtik.
Kalbim duracak gibiydi.
Bir süre sonra iki takım da sahaya çıktı.
Ercan en önde yürüyordu.
Üzerindeki forma ona ayrı bir hava katmıştı.
Isınırken bir an başını kaldırdı.
Gözleri tribünlerde dolaştı.
Sonra...
Beni gördü.
Hiç belli etmeden hafifçe gülümsedi.
"Yok artık..."
"Beni gerçekten fark etti."
Maç başladı.
İlk düdükle birlikte oyun hızlandı.
Ercan topu her ayağına alışında tribünden alkış yükseliyordu.
Ben ise farkında olmadan onu izliyordum.
Dakikalar geçti.
Bir anda takım arkadaşı ara pasını verdi.
Ercan savunmanın arasından sıyrıldı.
Kaleciyle karşı karşıya kaldı.
Ben nefesimi tuttum.
"Vur!"
diye bağırdı herkes.
Ercan sağ ayağıyla sert vurdu.
GOOOL!
Tribünler alkış ve sevinç sesleriyle inledi.
Ben de istemsizce ayağa fırladım.
"Gol!"
Tam sevincim dinmeye başlamıştı ki...
Ercan sevinirken başını tribünlere çevirdi.
Bir anlığına göz göze geldik.
Kalbinin mi, benimkinin mi daha hızlı attığını bilmiyordum.
Ama o an...
Sanki o koca tribünde sadece ikimiz vardıkMaç bittiğinde hâlâ heyecandan kendime gelememiştim.
Tribünlerden inmeye başladık.
Rabia koluma girdi.
"Ee?"
"Ee ne?"
"Nasıl 'ee ne' ya?"
"Çocuk gol attı."
"E attı."
"Sonra?"
"Sonra bana baktı."
Bunu söyler söylemez istemsizce gülmeye başladım.
Rabia da kahkahayı bastı.
"Bak bir de utanıyor."
"Sus ya."
"Belki herkese baktı."
"Yok kız."
"Bence direkt sana baktı."
"Yine başladı..."
"Şunun gazına gelirsem var ya..."
Okulun bahçesinden çıkarken Dilşah abla bize yetişti.
"Ee kızlar?"
"Dağılıyor musunuz?"
Rabia omuz silkti.
"Yok."
"Bir şeyler yiyelim dedik."
Dilşah abla eliyle okulun karşısındaki küçük kafeyi gösterdi.
"Hadi o zaman."
"Hem biraz otururuz."
Üçümüz yürüyerek kafeye geçtik.
Burası öğrencilerin en çok geldiği yerlerden biriydi.
Dışarıda birkaç masa vardı.
Biz de pencere kenarındaki boş masaya oturduk.
Garson geldi.
"Ne alırsınız?"
Rabia hiç düşünmeden konuştu.
"Bana buzlu kahve."
Dilşah abla da siparişini verdi.
Ben menüye uzun uzun baktım.
"Off..."
"Şunların hepsini yiyebilirim."
En sonunda gülerek,
"Bana da bir soğuk kahve..."
"Bir de patates kızartması."
dedim.
Rabia hemen araya girdi.
"Kız..."
"Maç izlemeye geldik, ziyafete değil."
Ben omuz silktim.
"Acıktım."
"Ne yapayım?"
Hepimiz gülmeye başladık.
Siparişler gelene kadar maçtan konuştuk.
Rabia bir anda bana döndü.
"Bak."
"Şimdi dürüst ol."
"Çocuk gol attığında sana baktı mı?"
Omuz silktim.
"Bilmiyorum."
"Belki bana denk geldi."
Dilşah abla başını iki yana salladı.
"Yok."
"Ben de gördüm."
"Kutlama yaparken ilk tribünlere baktı."
"Sonra da direkt sizin tarafa."
Kalbim yine hızlandı.
"Yapmayın ya..."
"Boşuna umutlandırmayın beni."
Tam o sırada kafenin kapısındaki zil çaldı.
Refleks olarak başımı çevirdim.
İçeri giren kişi...
Ercan'dı.
Yanında iki takım arkadaşı vardı.
Rabia gözlerini açtı.
"Kanka..."
"Şaka yapıyorsun."
Ben ise elimdeki patatesi havada unutmuştum.
"Yok artık..."
"Bugün de bu kadar tesadüf fazla değil mi?"
Ercan sipariş vermek için kasaya doğru yürüdü.
Tam o sırada başını çevirip bizi gördü.
Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Elini hafifçe kaldırdı.
"Afiyet olsun, kızlar."
Ben de heyecanımı belli etmemeye çalışarak gülümsedim.
"Sağ ol."
Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki neredeyse ben bile duymadım.
Rabia ise masanın altında dizime hafifçe vurdu.
"Kız..."
"Bugün bayağı ilerleme Masaya bir anda sessizlik çöktü.
"Hay Allah..."
"Biri bir şey desin de şu sessizlik bitsin."
Tam o sırada garson gelip siparişleri bıraktı.
Benim patates kızartmasını görünce Ercan kaşını kaldırdı.
"Ooo..."
"Hepsini sen mi yiyeceksin?"
Ben de hiç bozuntuya vermeden omuz silktim.
"Evet."
"İtirazı olan?"
Masadakiler gülmeye başladı.
Ercan da gülerek,
"Yok canım."
"Afiyet olsun."
Ben bir tane patatesi ağzıma atıp gülümseyerek,
"Maç izlemek enerji istiyor."
"Ben tribünde yoruldum."
dedim.
Yanındaki çocuklardan biri kahkaha attı.
"Oğlum, tribünde yorulanı ilk defa görüyorum."
Ben hemen karşılık verdim.
"Kolay mı?"
"Bağırdık, alkışladık."
"Efor yani."
Rabia omzuma vurdu.
"Yürü be."
"Daha on dakika önce utancından konuşamıyordun."
"Şimdi açıldın."
Ben de güldüm.
"Isındım biraz."
Ercan kahvesinden bir yudum aldı.
"Demek futbol seviyorsun."
"Seviyorum."
"Kuralların yarısını bilmiyorum ama..."
"Gol olunca alkışlıyorum."
Masadakiler yine gülmeye başladı.
Ercan başını salladı.
"O da yeter."
Ben kaşımı kaldırdım.
"Yeter mi gerçekten?"
"Ofsaytı sorsan anlatamam ama."
Ercan gülerek,
"Boşver."
"Onu çoğu kişi zaten bilmiyor."
"Bak bak..."
dedim.
"Futbolcu bile böyle diyorsa ben rahatım."
Bu sefer Ercan kahkahayı bastı.
Gülerken gözlerinin kenarı hafifçe kırışıyordu.
"Gülünce daha da yakışıklı oluyor ya..."
"Hop Elif."
"Kendine gel."
Rabia bana öyle bir baktı ki, sanki içimden geçenleri okumuştu.
Ben de hemen patates kızartmasına saldırdım.
"Patatesle ilgilen."
"Çocukla değil."
Tam o sırada Ercan masadaki ketçabı uzatıp,
"Alır mısın?" dedi.
Ben uzanırken aynı anda ikimizin eli ketçap şişesine değdi.
İkimiz de bir anda elimizi çektik.
"Buyur."
"Yok yok, sen al."
Aynı anda konuşunca masadakiler yine kahkahaya boğuldu.
Yanındaki çocuk,
"Oğlum siz çok resmîsiniz."
deyince ben de dayanamayıp,
"Ne yapalım?"
"Daha tanışma aşamasındayız."
dedim.
Ercan gülerek başını salladı.
"O zaman yavaş yavaş tanışırız."
O cümleyi duyunca...
Elimdeki patatesi düşürüyordum neredeyse.
"Bir dakika..."
"Bu... bana mı imada bulundu?"
Rabia masanın altında dizime hafifçe vurdu.
Ben ise sadece kafamı eğip gülümseyebildim.
"Tamam Elif..."
"Sakin ol."
"Kalbin dışarı çıkmadan şu kahveni bitir."kaydettin."
Ben gözlerimi devirip fısıldadım.
"Bir sus ya."
Ama içimdeki ses çoktan konuşmaya başlamıştı.
Masadaki muhabbet uzadıkça uzuyordu.
Bir konu açılıyor, oradan başka bir konuya geçiyorduk.
Ben de ilk baştaki kadar çekinmiyordum artık.
Arada bir şaka yapıyor, arada Ercan'ın arkadaşlarıyla atışıyorduk.
"Vay be..."
"Sabah biri bana 'Bugün Ercan'la aynı masada oturup kahve içeceksin.' dese gülerdim."
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Annem...
"Eyvah."
Aramayı açtım.
"Neredesin kız sen?"
"Anne..."
"Çıkıyoruz şimdi."
"Bak geç kalma."
"Tamam anne."
"Söz."
Telefonu kapattım.
Derin bir nefes verdim.
"Galiba benim gitmem lazım."
Rabia da telefonuna baktı.
"Benim de."
Dilşah abla ayağa kalktı.
"E hadi o zaman."
"Herkes evine."
Ercan da sandalyesini geriye itti.
"Biz de kalkalım zaten."
Hesabı ödeyip hep birlikte kafeden çıktık.
Dışarıda hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.
Güneş batmak üzereydi.
Turuncu ışık okulun duvarlarına vuruyor, hafif bir rüzgâr esiyordu.
Bir süre hepimiz aynı yöne yürüdük.
Sokak başına geldiğimizde yollar ayrılıyordu.
Rabia bana sarıldı.
"Akşam yaz."
"Yazarım."
Dilşah abla gülümseyerek el salladı.
"Kendine dikkat et."
"Sen de abla."
Ercan birkaç adım önümde durmuştu.
Bir an bana döndü.
"Bugün geldiğin için sağ ol."
"Maçta sizi görünce mutlu oldum."
O cümleyi duyunca istemsizce gülümsedim.
"Biz de eğlendik."
"Bir dahaki maça da beklerim."
Başımı hafifçe salladım.
"Bakalım..."
"Annem izin verirse."
Ercan gülmeye başladı.
"O zaman anneni ikna et."
"Kolay gelsin."
Ben de gülerek,
"Onu sen söylemesi kolay."
dedim.
Hepimiz kahkaha attık.
Sonra yollarımız ayrıldı.
Ben arkamı dönüp yürümeye başladım.
Beş altı adım attıktan sonra nedense içime bir his doğdu.
"Acaba..."
Yavaşça arkama döndüm.
Ercan hâlâ olduğu yerdeydi.
Tam bana bakıyordu.
Göz göze geldiğimizi fark edince gülümsedi.
Sonra elini hafifçe kaldırıp uzaktan,
"Görüşürüz, Elif."
dedi.
Ben de istemsizce el salladım.
"Görüşürüz..."
Eve doğru yürürken yüzümde aptal bir gülümseme vardı.
"Bugün..."
"Gerçekten güzel bir gündü."
Kapıyı açar açmaz Musab salondan bana baktı.
"Hoooop."
"Geldi bizim maççı."
Ben ayakkabılarımı çıkarırken gülmemeye çalıştım.
"Ne maççısı ya?"
Musab kollarını bağladı.
"Hamburgerimi unutmadın inşallah."
Başımı iki yana sallayıp alnıma vurdum.
"Allah'ım..."
"Ben seni gerçekten unutmuşum."
Musab tiyatro oynar gibi elini kalbine götürdü.
"İhanet..."
"Öz ablamdan ihanet gördüm."
Ben kahkahaya boğuldum.
"Tamam tamam."
"Yarın söz."
Musab gülerek odasına giderken arkasını dönmeden bağırdı.
"Yarın iki tane istiyorum!"
Ben de arkasından seslendim.
"Bir tane ye, şükret!"
Evin içinde kahkahalar yankılanırken, ben usulca odama geçtim.
Kapıyı kapattım.
Sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım.
Telefonumu açtım.
Galeride bugün çektiğimiz birkaç fotoğrafa baktım.
Sonra istemsizce fısıldadım.
"Ne kadar da hızlı ilerliyor..."
Ve o gece...
Uyumadan önce aklımda yine aynı çakır gözler vardı.