İçeriğe geç

Müzik Aşkına

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Müzik Aşkına

Bölüm 2

Bölüm 1: Tanışma

Defne ile çarşamba günü dersimiz olmadığı için dışarıda buluşmaya karar verdik. Şu anda ben hazırlanmış Defne’yi bekliyordum. Her zamanki gibi bir türlü hazırlanamıyordu. Hiç dakik biri değildi. Ne kadar güzel bir dosta sahiptim ben böyle!

“Hadi Defne senin yüzünden ağaç oldum burada yakında meyve filan veririm herhalde. Çabuk ol biraz.” demiş ve Defne’nin yanına gitmiştim. Makyaj masasının önündeki küçük pufa oturmuş hafif bir makyaj yapmaya çalışıyordu. Zaten doğal bir güzelliği vardı. Kendi yaşıtındaki güzel denilen birçok kadına taş çıkartırdı. Kumral saçları ve mavi gözleri ile bakan kişinin bir daha bakmasına sebep olacak derece bir aurası vardı. Fakat o ne kadar ikna etmeye çalışsam da makyajsız dışarı çıkmazdı. Çok ağır bir makyaj yapmazdı belki ama kendine hangi makyajın yakışacağını iyi bilirdi. Ben ise çok makyaj yapmayı sevmezdim. Benim ilgi alanım daha çok kişisel cilt bakımı.

Ben Defne’yi bir süre daha izledikten sonra nihayet hazırlanmıştı. Çantasını aldığı gibi dış kapıya doğru ilerledik. Erken çıkmak istiyordum çünkü öğlenin sıcağı çok fena oluyordu. Nem ile birlikte sıcak yüzünden ne zaman dışarı çıksam erimeden kendimi eve zor atıyordum.

Dışarı çıktıktan sonra binanın önünde duran Defne’nin motoruna kasklarımızı takıp bindik. Hızlı bir yolculuk yaptıktan sonra takılmayı en sevdiğimiz alışveriş merkezine geldik. Burada genelde sanatçılar piyano, keman gibi enstrümanlar çalarak şarkı söylerlerdi. İkimizde müziğe aşık konservatuar öğrencileri olarak ne zaman boş olsak soluğumuzu burada alır meslektaşlarımızı dinlerdik.

Alışveriş merkezine girdikten sonra yüzüme serin hava çarptığında derin bir nefes aldım. Kendimize birer soğuk kahve almaya karar verdik. Bu sıcak havada herkesin vazgeçilmeziydi soğuk kahve. Ben Mocha almıştım Defne ise Latte.

Ben şeker insanıydım. Kahveyi asla ama asla şekersiz içemezdim. O yüzden tercihlerim hep aynıydı. Defne ise benim tam tersim olarak şekerli kahveyi ağzına sürmezdi. Bu yüzünden o da genelde aynı tercihlerde bulunurdu.

Kahvelerimizi satın aldıktan sonra bir yerde oturmak yerine gezmeye karar verdik. Gezerken bir müzik sesi duydum tanıdık bir müzikti aslında. Sonra birden kesildi müzik. Defne de benimle aynı anda duymuş olacak ki bakışlarımız aynı anda birbirimize döndü. Bir süre bakıştıktan sonra ikimizin de aklından aynı şey geçti için hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladık.

Aklımızda belirli cümleler dönüp duruyordu. “ Yine birisi müzik çalıyor. Hemen gidip izlemeliyiz…” gibi cümleler aklımda dönüyordu. Emindim ki Defne aynı şeyleri düşünüyordu çünkü her ne kadar zevklerimiz birbirinden farklı olsa da birbirimizi gayet iyi anlıyor, çoğu zaman aynı anda aynı şeyi düşünüyorduk.

Alışveriş merkezinin ortasına geldiğimizde genelde hep orda duran piyanonun başında bir erkek oturuyordu. Tuşların başına telefonun koymuştu. Büyük ihtimalle video çekiyordu. Bizde yanına geldiğimizde piyano ile Florina’nın şarkısı olan “Va va vis”i çalıyordu. Fakat sadece melodisi vardı. Kimse söylemediğinden sadece şarkıyı bilenlerin dinlemekten zevk alacağı bir şarkıydı.

Piyanonun başındaki kişi yirmili yaşlarında gibiydi. Kömür rengi saçları ve baktıkça denizi görebildiğiniz masmavi gözlere sahipti. Yakışıklıydı.

Ben hem melodiyi dinleyip hem de melodiyi çalan oğlanı izlerken sarışın bir kız yanına geldi. Kız konuşmaya başladığı için adını bilmediğim fakat üstün bir yeteneğe sahip olan oğlan mecburen şarkıyı çalmayı bıraktı. Kız ona bir şeyler söylerken istek bir şarkısı olduğunu anlamıştım. Fakat sanki o şarkıyı dinlemek için değil de karşısındaki oğlanı müzik sevkiyle etkilemeye çalışan bir havası vardı. Oğlanı tavlamak için kendince bir şeyler yapmaya çalışıyordu sanırsam.

Kıza sinir olmuştum. Çünkü ben müziğin bir tavlama aracı olarak kullanılmasından nefret ederdim ve şimdi buna canlı bir şekilde şahit olmuştum. Sonra bir düşününce içimden “bana ne ya.” demiş ve kızın istediği şarkıyı beklemeye başlamıştım. Ama piyanonun oturağında oturan adam beni dahil herkes şaşırtarak oturduğu yerden kalkmış ve eline bir klarnet almıştı.

Kıza “Bununla çalabilir miyim?” diye sormuş kız ise cevap olarak şaşırmış bir vaziyette başını sallamakla yetinmişti. Sonra ise sahneden inip oğlanı izlemeye başlamıştı. Çalmaya başladığı şarkı “La Foule”du. İlk notasını duyduğum an anlamıştım.

Zor bir parçaydı lakin pratik yapılarak mükemmel bir şaheser ortaya çıkarılabilirdi. Benim dönem sonunda çalmam gereken şarkıydı. Sınav notu olarak geçecekti. O yüzden saatlerce piyanoda pratik yapmıştım. Şuan karşımdaki oğlan çaldıkça notalar gözümün önüne geliyordu ve bir çılgınlık yapıp anın getirisiyle Defne’yi dürttükten sonra sahneye fırladım.

Piyanonun başına oturup hemen şarkıya girdim. O anki duygularımı tarif etmem gerekirse mutlu ve heyecanlıyım, derdim.

Benim ona piyano ile eşlik etmemden dolayı mükemmel bir ahenk ortaya çıkmıştı. Çevremizin dikkatini çekmiş olmalıyız ki herkes bizim olduğumuz alana toplanmaya başlamıştı. Şarkının giriş kısmının bitmeye yakın Defne de yanıma gelmiş o mükemmel sesiyle giriş yapmak için doğru anı bekliyordu. Ve girmesi gereken yer geldiğinde sözleri güzel bir telaffuz ile söylemeye başlamıştı. Karşımızdaki oğlanın ikimizin bu davranışları sebebiyle yüzündeki şok olan ifadesi silinmese de bize uyum sağlamıştı. Herkesin başımıza toplanmış olması ve tahminimce bizim Defne ile bir anda sahneye atılmamız yüzünden şarkıyı çalmasını isteyen sarışın kızın bize bakarak bozulan ifadesini gördüm. İçimdeki mutluluk daha da arttı.

"Oh olsun sana. Sen misin müzik ile erkek tavlamaya çalışan böyle bozarlar işte. Müzik senin oyuncağın değil kızım ayağını denk al.” diye içimden geçirdikten sonra Defne’nin sesindeki o ton ile şarkıyı çalmayı sonlandıracağımızı anladım ve ellerimiz üzerinde adeta bir balerin gibi dans ettiği tuşlara odaklandım.

Şarkıyı kusursuz bir şekilde bitirmiştik. Şarkının bittiğini anlayan herkes bizi alkışlamaya başlamıştı ve bu yüzden bayağı büyük bir alkış tufanı kopmuştu. Kendimi ilk kez bu derece mutlu hissetmiştim. Defne ile birbirimize parlayan gözlerle bakmıştık. İkimizde hayalimizi gerçekleştirmiştik. Hep burada bir şeyler çalıp söylemek istemiştik fakat hep çekinmiş ‘ya yapamazsak’ diye düşünmüştük. Oysaki bir anda gelen o özgüven sayesinde istersek başarabileceğimizi görmüştük.

Kalbim çok fena atıyordu. Zar zor nefes alıyordum fakat bu benim için mükemmelinde ötesinde bir histi. Biz öylece bakışırken birlikte harikalar yarattığımız oğlan klarnetini çantasına yerleştirmeye başlamıştı. Fakat hala şaşkın ve bir o kadar da mutlu görünüyordu. O toplanırken sarışın kız yine yanına yanaştı ve cilveli bir şekilde bir şeyler gevelemeye başladı. O an aklıma bir şey dank etti. Sahneye öylece atlamıştık. Hiç izin almamıştık. Oğlan rahatsız olmuş olabilirdi. Nasıl da aklıma gelmezdi!

Adını bilmediğim o yabancıya doğru yürüdüğüm sırada sarışın kızla göz göze geldik ve bana anlamlandıramadığım bir bakış attı. İyi bir bakış değildi. Fakat çok da umursamadım. Ona neydi ki? Benim istediğim tek şey özür dileyip teşekkür etmekti.

Oğlanın yanına gittiğimde konuşmaya nasıl başlasam bilemediğimden direkt girmeye karar verdim. “Pardon, kusura bakmayın bölüyorum konuşmanızı ama-” cümlemi tamamlayamadan sarışın kız “Evet bölüyorsun tatlım.” Dedi yapmacık bir tatlılıkla. Bu cümlenin altında ‘bizi yalnız bırak’ iması vardı fakat en büyük hobim olarak saf gibi davranıp anlamamazlıktan geldim. “Sözümü bölme lütfen.” dedim onunki gibi yapmacık bir kibarlıkla. Yanımızdaki oğlan ben geldiğim anda odağını bana çevirmişti ve adının Çağla olduğunu öğrendiğim kızı orada öylece bırakarak benimle başka bir yere geçmişti aniden.

Yaptığı hoşuma gitmemişti diyemem çünkü Çağla denen o kıza bana karşı tavırları yüzünden çok sinir olmuştum. Biraz daha yanında dursaydım büyük bir ihtimalle laf sokmaya başlardım. Bu işin sonu kavgaya kadar giderdi ve hiç birimiz böyle bir şeyi istemezdik.

Karşımdaki oğlan “Kusura bakmayın kendisini ben de tanımıyorum” dedi. Kulağıma yaklaşıp “ve bende kendisinden hiç haz etmedim.” diye fısıldadı. Kulağımın dibinde olduğundan dolayı hissettiğim nefesi ile donup kalmıştım. Biraz yavaş gel ya!

Dediklerine karşılık sadece gülümseyebilmiştim. Kendime gelmeliydim. Buraya gelip konuşma amacım farklıydı. Hemen söze girdim.

“ Ben aslında sizden hem özür dilemek hem de size teşekkür etmek istemiştim.” dedim en sonunda mahcup bir ifadeyle. Karşımdaki kişi beni anlamadığından kaşlarını çatmış “Niye özür dileceksin ki?” diye sormuştu.

“Şarkıyı çalmaya başladığınız an ilk notayla anlamıştım ne çaldığını ve La Foule benim en sevdiğim şarkılardan biri aynı zamanda dönem ödevim. O yüzden biraz heyecanlanıp size sormadan sahneye atladım. Piyanoyu çalarak size eşlik ettim ya belki rahatsız olmuşsunuzdur.” diye upuzun bir açıklama yaptım tek nefeste. Diyeceklerimi bitirdikten sonra uzun bir süre nefeslerimi düzenlemem gerekmişti.

Oğlan ise karşılık olarak bana hayatımda görüp görebileceğim en güzel gülüşü sunmuştu. Bir an içinde olsa bana hep böyle gülsün istedim. Sadece bana...

“Neden gülüyorsunuz? Komik bir şey söylemedim ben.” demiştim sesimi sinirli çıkartarak. O ise “Sadece bu kadar yetenekli birisinin aynı zamanda bu kadar ince düşünceli birisi olması hoşuma gitti. Lütfen yanlış anlama.” demişti.

Aldığım iltifatla yanaklarımın yanmaya ve vücudumdaki bütün kanın oraya toplanmaya başladığını hissediyordum. Başımı öne eğip gülümsedim. “İltifatınız için teşekkür ederim. Aynı zamanda birlikte çalmamıza izin verdiğiniz içinde teşekkürler.” Demiştim başım eğik bir şekilde. Saçlarımın önüme düşmesini sağlıyor bu sayede yanaklarımdaki kızarıklığı sakladığımı düşünüyordum.

Bir anda bir el çenemden tutarak başımı kaldırdı ve onun o masmavi gözleriyle karşılaştım. “Sorun değil. Seninle birlikte çalmak gerçekten muazzamdı. Acaba konservatuar mı okuyorsun?” dedikten sonra elini çenemden çekmiş ve kendi çenesine yaslayıp düşünceli bir hal almıştı. “ Gerçi şarkı dönem ödevim dedin demek ki konservatuar öğrencisisin.” dedi ve güldükten sonra “Sanırım sorduğum soru biraz gereksizdi.” dedi.

Sanırım o da utanmıştı. İçimden istemsizce utanınca tatlı oluyormuş diye geçirince kendime bir “ne oluyor ya” demiş düşüncelerden sıyrılmıştım. Sorduğu soruyu başımla onaylamıştım. Aslında ismini çok merak ediyordum fakat soracak cesareti içimde bir türlü bulamıyordum. Fakat o bulmuş olacak ki “Adını sorabilir miyim sorun olmayacak ise?” demişti. “Asena.” demiştim. “ Peki ya senin adın ne?” diyebilmiştim en sonunda. Bana cevap olarak “Mert.” Demişti.

Niye dilim tutulmuştu benim alt tarafı isimlerimizi soruyorduk. Acilen kendime gelmeli ve rahat olmalıydım. Sadece sohbet ediyorduk. Flört etmiyorduk ya. “Eğer yanlış anlamazsan numaranı veya instagram hesabının ismini alabilir miyim? Çünkü seninle iletişimde kalmak isterim. Böyle güzel ve yetenekli bir kız ile.” demişti aniden ve ben nasıl tepki vereceğimi şaşırmıştım. Onun bana ulaşmasına izin vermeli miydim? Kafam karışmıştı. Ama ‘en fazla ne olabilir ki?’ diye düşünmüş ve instagram hesabımın adını vermeyi kabul etmiştim. Kabul ettiğimi söylerken ışıl ışıl parlayan gözlerini gördükten sonra kalbime bir şeyler olmuştu. İyi hissetmiyordum. Kalbim gereksiz yere hızlı atıyordu. Heyecanlanmıştım. Neyse ki rezil olmadan isimi verebilmiştim.

Anında istek yollamıştı ve bende bu yüzden daha düşünmeme bile gerek kalmadan onun yanında isteğini kabul etmiş onu takip etmiştik. Sonra arkadan bana seslenildiğini duydum. Bu Defne’nin sesiydi. Çok iyi tanırdım bu sesi. Telefonumu kapatıp cebime tıkıştırdıktan sonra “O zaman sonra görüşürüz…Yani sende istersen… Senin için sorun olmazsa yani” diye bir şeyler gevelemiştim. Ne diyordum ben ya!

Mert ise gülerek “tabii ki isterim. Bunu bir söz olarak alıyorum o zaman. Sonra görüşürüz.” Demişti. Gerçekten de rezil olmuştum. Böyle bir mallık zaten ancak benim başıma gelebilirdi.

Bölüm sonu

3 yorum