Bugün
''Ayrılalım''
''N-ne demek ayrılalım?''
''Seni artık sevmiyorum''
''Bütün gün hediyeler gönderdin. Nasıl sevmiyorsun?''
''Az önce hayatıma senden daha güzel biri girdi.'' Çat diye suratına kapattım ve saniyesinde her yerden engelledim. Annemin ben çocukken söylediği sözler haklı çıkmıştı. İçin ne kadar güzel olsa bile dış görünüş daha önemliydi. İzlediğimiz o diziler yalandı. Asıl üzüldüğüm şey ayrılma sebebimizdi, 2 yıl boyunca ''Dünya'nın en güzel kızı'' diye bana seslenirken şimdi ''Dünya'nın en güzel kızı'' başkası olmuştu onun gözünde. Bulut'la koskocaman 2 senem geçmişti. Boşa zaman kaybı mıydı yoksa unutulmayacak bir aşk mı?
Saatlerce sadece kitap okudum. Ne güldüm ne de ağladım. Kitap şu an da ruhuma iyi gelen tek şeydi. Ablam iş nedeniyle yurt dışına çıktığından beri Güneş benimle kalıyordu fakat bugün geç gelecekti. Sonunda evde yalnız kaldığım uzun zamandır yapmak istediğim şeyi yapabilirdim. Hemen 'mutluluk kumbarası' adındaki kumbaramı çıkardım. Japonya'daki geleneğe göre her sene bir kumbaranın içine mutlu oldukları anıları yazdıkları kağıtları atarlarmış, sene sonunda da kağıtları teker teker okurlarmış. Bu sene bende kumbara yapmıştım ama yılbaşına kadar dayanamazdım. Hemen kumbaranın kapağını açtım. Elimle hafifçe kağıtları karıştırıp bir tane seçtim. İçini açmamla gözlerimden yaşların akması bir oldu.
''Bugün birlikte sinemaya gittik. Hayatımın en güzel gününü geçirdim.''
O gün gerçekten hayatımın en güzel günü müydü cidden? O gün gözlerimin önünden bir şerit gibi geçmeye başladı. Beraber sinemada en sevdiğimiz filmi izlemiştik, filmi dün gibi hatırlıyordum. Onunla geçirdiğim o kadar çok anı vardı ki. Hâlâ unutamıyordum onu. Ben böyle biri değildim, nasıl böyle biri olmuştum?
Aşkın böyle bir şey olduğunu söylerlerdi insanlar; ilk başta unutulmaz anlar yaşatır, sonrasında o anıların külleriyle baş başa bırakırdı insanı, aşk...
Cidden mayın tarlası mıydı aşk denen bu aldatmaca yoksa ona aşık olan kişiyi üzen insanların kurduğu bir yalan mı? Peki ya insan aşık olduğunu sanmış olamaz mıydı? Belki de sadece sevgiye muhtaçtı o insan. Bir insan sevmek için sevemez miydi? Ya da en basitinden gözlerine aşık olmuştu o kişinin. 'Beni sev' diye bakan gözler arkasında 'seni nasıl üzsem?' diye mi düşünüyordu? Belki de çok açıktı bu düşündükleri sadece biz görmüyorduk. Belki de aşk, dedikleri gibi ürkütücü ve yalandı...
Bu düşüncelerin kafamı karıştırmasıyla birlikte birazda olsa rahatlamıştım. Üzülmeyecektim, sonuçta o üzülmemişti. Beni kaybettiğine üzülmeyecek üstüne üstlük mutlu olmuş biri için üzülemezdim. Birinden vazgeçmek kolaydı ama gerçekten vazgeçmek zaman alırdı...
Onu özlüyordum ama özlememeliydim, bu yaşadığım hisse anlam veremiyordum, bana bir günde yaşattıkları şeyleri düşündüm. Onu kafamda öldürmem gerekiyordu yoksa bu düşünceler beni öldürecekti. Hem hüzün hem de biraz öfke barındıran bir duyguyla onunla ilgili yazı yazan bütün kağıtları parçaladım. Bir tane bile onunla anım kalmamıştı kağıt üzerinde. O günleri hatırlatacak tek bir şey vardı artık, o da bu zihnimin içindeki anılardı. Onları silmek imkansızdı fakat hayalmiş gibi davranabilirdim. Bulut diye birini hiç tanımamıştım. O sadece bir hayaldi, yaşandı ve bitti...
Uyandığımda hemen yanımda korkudan ne yapacağını şaşıran Güneş'i gördüm. İlk başta bu korkusuna anlam veremedim fakat sonrasında yerde yatan bedenime ve neredeyse içindeki her şeyin paramparça olduğu odamı gördüğümde sorunu anladım. Güneş'e bir açıklama borçluydum. Yerde yatan bedenimi zar zor kaldırdıktan sonra Güneş'le konuşmaya çalıştım fakat sesim çıkmıyordu sanki boğazımda bir şey var ve o konuşmama engel oluyor gibiydi. Sanki bu hissimi anlamış gibi bana sıkıca sarıldı, bu dostça sarılmadan sonra kendimi bir nebze olsun rahatlamış hissetmiştim. Tek istediğim biraz rahatlamaktı. Sabah annemin yaşıyor olabilme ihtimali haberi geliyor ve hemen sonrasında bunu sindiremeden sevgilim benden ayrılıyordu. Güneş'in hiçbir şeyden haberi olmamasına rağmen bana karşı bu anlayışlı tavrı beni her zamanki gibi cezbetmişti. Öyle güzel bir kalbi vardı ki ayrıca çok zekiydi, merakla bana bakan o biri kahverengi biri simsiyah olan gözleri sanki en güzel duyguları bana sunar gibiydi, kumral ve hafif kıvırcık saçları, korkmamam için okşadığı düz ve simsiyah saçlarımın yanında çok daha hoş duruyordu. Belki de 'Gökkuşağı' olmam için Bulut'a değil Güneş'e ihtiyacım vardı. Ne saçmalıyorsun sen yine iç ses? Güneş benim en yakın arkadaşım, tek arkadaşım.
Lütfen Yağmur, bak sana nasıl aşık gibi bakıyor, belki de o da sana aşıktır?
Saçmalama iç ses, hem 'o da' derken? Ben aşık mıyım ki? Daha bugün ayrıldım Bulut'tan. O beni başka biri için satmış olabilir ama ben bunu yapmayacağım.
Bu satmak değil, zaten o şahıstan ayrıldınız küçük hanım.
İç ses yine başlama rica ediyorum, ben ona aşık değilim ve olmayacağım. Ya olursam? Olmam değil mi? İçimdeki hisler çok karışık, bir tarafım 'o senin en yakın arkadaşın' derken, diğer tarafım 'o senin sevdiğin' diyor. Peki ya hangisine inanmalıyım, mantıklı düşünmeye çalışan akla mı yoksa bütün duyguları savaş haline getiren kalbe mi?
Uzun bir sarılmadan sonra düzgün bir şekilde konuşabiliyordum.
''Güneş...''
''Bana bir şey anlatmak zorunda değilsin yağmur tanem, olanları biliyorum.''
''Nasıl?'' Yorgunluk ve şaşkınlık duygularım yine birbirine karışmıştı.
''Geldiğim zaman seni öyle görünce haliyle korktum, anlamak için etrafı karıştırdım ve bu kağıtları gördüm... Yırtığın kağıtları.'' Elinde Bulut'la geçen anılarımızı yazdığım kağıtlar duruyordu.
''Güneş, o beni... O beni terk etti. Benden daha güzel bir kız bulduğunu söyledi.''
''Ama bu imkansız!''
''Bulut'un böyle bir şey yapması değil mi? Bende hala şaşırıyorum.''
''Hayır yağmur tanem... İmkansız olan şey, senden daha güzel bir kız oluşu.''
Tekrar sıkıca sarıldım ona, sanki bir daha hiç yanımda olmayacakmış gibi, sanki o benim herkesten kaçtığım sığınağımmış gibi...
Al işte, bal gibi aşıksın çocuğa
Birincisi öyle bir şey yok! İkincisi ben Bulut'la sevgiliyken de böyleydik.
Yok artık, o zaman sen bu çocuğa aylardır, yıllardır aşıksın!
Saçmalama iç ses, bu aldatmaya girer ve ben öyle bir şey yapmadım. Aklımın ucundan bile geçmedi. Yıllardır böyleydim ben, iç sesimle kavga ederdim ben. Genelde haksız çıkardım ona karşı ama olsun yine de gıcıktı iç sesim. İnsanlara söylemediğim, anlatamadığım şeylerden oluşmaydı iç sesim, bir nevi gerçek bendim. Kimseye göstermediğim, tutunamayan yanımdı o benim.
''Bu kadar duygusallık yeter küçük hanım, sen yat dinlen, ben buraları toplayacağım'' Sesi ağlamaklı olmasına rağmen beni mutlu etmeye çalışıyordu.
''Ama-''
''İtiraz istemiyorum. İyi geceler küçük hanım''
''Peki... Sana da iyi geceler küçük bey''