Hayatım boyunca hep peri masallarına inandım. Ve onlardan birinin birgün başıma geleceğinden her zaman emin oldum. Oysa mutsuz masalları hiç hesaba katmamıştı toz pembe dünyam. Benim hikayem, deniz kızının hikayesi gibi hüzün dolu olabilirdi. Veya kibritçi kız gibi sonunda göz yaşlarına boğabilirdi. Ama hayır, hiçbiri değildi. Çünkü benim hayatım, mutlu veya mutsuz bir masal değildi.
Benim Hayatım, bir masal değildi.
Gerçekti her şey. Olabildiğine gerçekti tüm acımasızlığıyla.
Ve hayat dediğimiz şey, dünyanın en pollyanna insanını bile umutsuzluğun karanlık sularında boğabilirdi.
"Yapay bir çiçeğe her an kırılabilecek camdan bir vazo gibi davrandın. Oysa benim paramparça olan kalbimin bir an bile farkına varmadın."
Artık patlamıştım. Acıyla haykırıyordum içimde sakladığım her bir sözcüğü.
O ise hiçbir şey söylemeden beni kollarıyla sarmaya çalıştığında ittirdim bedenini öfkeyle. Ama durmadı. Zorla da olsa sardı kollarını. Beni böyle sakinleştirebileceğini düşünüyordu. Eskiden sinirlendiğim zamanlarda beni kollarına alıp sakinleştirirdi. Sakinleşirdim çünkü. Ama artık ben, eski ben değildim. Ve bu, öfkelendiğim o incir çekirdeğini doldurmayacak olaylardan değildi. Kollarından kurtulmaya çalıştıkça daha sıkı sardı. Ben de daha fazla mücadele etmeye başladım.
Hala durumun ciddiyetini anlayamıyordu. İki gün sonra onu affedeceğimi düşünüyor, beni kaybedebileceği aklının ucundan bile geçmiyordu. Gerçi kaybetse de umuru olmazdı zaten. Bundan adım gibi emindim. Artık birbirimizin hayatında olmamamız gerekiyordu. Ben onun için en başından beri bir hiçtim. O da benim için bir hiçti artık. Ama şimdilik bir şey söylemeyecektim. Söylersem içindeki saçma pişmanlık duygusuyla gitmemi engellemek için her şeyi yapardı. Aynı şu an bana sarıldığı gibi. Aynı yıllarca bana aşık eş numarası yaptığı gibi. Hepsini içindeki pişmanlık duygusuyla yapmıştı. Ve hakkını yememek lazım, rolünü güzel de oynamıştı. Bu yüzden çırpınmayı bırakarak bana sarılmasına izin verdim. Sakinleştiğimi düşünmesini istiyordum. Sakinleştiğimi ve yeniden etkisiz eleman haline geldiğimi...Bir süre sessizce sarıldı. Ne yapacağımı düşünmeye çalışırken onun sesini duymak istemiyordum. Bu yüzden çıtımı çıkarmadım. Ama ellerini saçlarıma götürüp "seni seviyorum" diye fısıldayınca takatim kalmadı. Ona bağırıp çağırabilirdim. Bana hangi yüzle yalan söylüyorsun diyebilirdim. Ama hiçbirine değmezdi. Mücadele edeceğim bir konu yoktu çünkü. Neyin davasını yapacaktım ki ? Beni en başından beri sevmemişti. Neden sevmedin diye hesap mı soracaktım? Buna hakkım yoktu ama bana neden yalan söyledin? Bunca yıl beni niye kandırdın? diye hesap sorabilirdim . Buna hakkım vardı. Fakat soracağım herhangi bir soru söylenecek yeni yalanlar demekti. Ve ben artık tek bir yalan bile duymak istemiyordum. Özellikle az önce söylediği türden bir yalanı. Bana seni sevmiyorum deseydi eğer daha az canım yanardı. Çünkü insana, gerçek olmadığı bilinen bir "seni seviyorum" cümlesi kadar aciz hissettiren başka bir şey yoktu.
İttirdim kollarını hızlıca. Afalladı ama hiçbir şey yapmadan benim ne yapacağımı izledi. Arkamı dönüp yatak odasına gittim ve kapıyı kilitleyerek peşimden gelmesini engelledim. Uyuyacaktım. Uyumaya ihtiyacım vardı. Kendimi toplamaya ihtiyacım vardı. Çok geçmeden kapıya vuran parmaklarının sesi tüm odayı doldurdu. Bir şeyler söylüyordu. Ama kafam öyle doluydu ki olanlarla, ne dediğini duyamıyordum. Susması için "Uyuyacağım. Rahat bırak beni." dedim yılmış bir şekilde. Sesi kesildi. Derin bir nefes alıp yatağa bıraktım kendimi. Olanlara inanamıyordum. Tüm hayatım bir yalandan ibaretti ve benim bunu anlamam seneler sürmüştü. Kızgındım, çok kızgındım. Ama kendimeydi bu öfkem. Çünkü aptalın tekiydim. Bunca yıldır gözümün içine bakarak rol yapmaları benim yüzümdendi. Benim izin vermem yüzünden. Benim saflığım yüzünden. Ama hiçbir şey için geç değildi. Pes etmeyecektim. Bu hayat benimdi ve artık kimsenin beni üzmesine izin vermeyecektim. Gözlerimden akan son yaşları da sildim ve bir daha değmeyecek insanlar için asla ağlamamaya yemin ettim. Ardından gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun iyileştirici gücüne bıraktım.
*******
Uyandığımda saat altıydı. Hava daha yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Erkenden yola koyulmak istiyordum, bu yüzden hızlıca yataktan kalkıp toparlandım. Eşyalarımı toplamam gerekiyordu. Aslında yanıma çok fazla şey de almayacaktım. Önemli olan birkaç şeyi alıp hepsini bırakacaktım. Çünkü bundan böyle ne yalan hayatımın yalan insanlarına ne de yalan evimin yalan eşyalarına ihtiyacım yoktu. Kendime yepyeni ve tertemiz bir sayfa açacaktım. Artık sadece kendimi düşünecek, kendi mutluluğum için yaşayacaktım. Üzerimi değiştirip küçük bir sırt çantasına da gerekenleri koyduktan sonra kilitlediğim kapıyı açtım. Bu andan itibaren hayatımın kilidini de açmıştım. Salona doğru gittiğimde Sehpanın üzerinde duran defterden bir kağıt kopardım ve ona olan son sözlerimi yazmaya başladım : Bitti. Kaybetmem dediğini kaybettin. Artık yanında sadece söylediğin yalanlar var.
Kağıdı sehpanın üzerine bırakıp arkama bile bakmadan çekip gittim. İçimde garip bir huzur vardı. Her şeyi arkamda bırakabilmenin verdiği bir rahatlık... Bazen insanın çekip gitmeye ihtiyacı oluyordu...