karargah odası
o sırada Komutan gözleri dolmuş ve ağlamak üzereyken Liv
ve Lucia onun yanına otururlar.
Liv: Komutanım hiçbir sorun yok. Sadece bugün
yatağın ters tarafından kalmış olmalı, bayağı ters... Komutan: Liv biliyorum beni teselli etmeye çalıyorsun, bunun için sağol ama... O haklı. Basit bir günlük rapor işini bile sizsiz halledemiyorum
Savaşma kabiliyetim neredeyse yok denecek kadar az, ve birkaç hafta önceki facia görevde ise neredeyse-
Lucia: O operasyon geldi geçti ve geçmiş geçmişte kaldı. Sonuçta görevin neredeyse bir faciaya dönüşmesi sadece senin suçun değil, Bu göreve atanan çoğu kişinin sorumsuzluğu yüzünden bir faciaya dönüştü. Hem görev pek düşündüğümüz gibi ilerlemese de sonuç istediğimiz gibi oldu ve tamamlandı. Ayrıca sen orada bizi sen değil de başkası komuta etseydi eminim daha büyük kayıplarla ve başarısızlıkla sonuçlanacaktı böylece sadece kaza değil değil ağır bir darbe ile sonuçlanmış olacaktı. Bu yüzden kendini suçlamayı bırakmalı ve gelecekte başarıyla yerine getireceğimiz görevlere odaklanmalısın Yağız.
Yağız... Bu komutanlarının ona ismi yerine
seslenmeleri için söylenen kod adı. Aslında bu
komutanlarının soy adı fakat neden böyle
seslenmelerini söylemek istediğini sorduklarında ise komutanları bu ismin anlamının "Yiğit İnsan" anlamına geldiğinden kullanmalarını istediğini söyledi. Gray Raven'ın komutanı olarak atandığı andan itibaren soyisminin hakkını sonuna kadar
vermeye söz vermişti. Bu onun bir tür kendini motive etmek şekliydi.
Liv: Lütfen kendini daha fazla üzme Yağız, geçmiş için yapacak bir şey yok, Lucia'nın da dediği gibi geleceğe odaklanmalısın. Sadece geçmişte yaptığımız hataları tekrar yapmayalım ve onlardan ders çıkaralım. Geçmişle yapabileceğimiz tek şey bu. Ona takılı kalmanın anlamı yok, bir fayda sağlamıyor. İnan bana her şey yoluna girecek.
Komutan (Yağız):Belki haklısındır Liv. Şey, sorun
olmazsa size satılabilir miyim?
Lucia ve Liv: Tabi ki de
Liv ve Lucia komutanı teselli etmek için ona sıkıca
sarılırlar
Komutan: Teşekkürler kızlar. Hepinizi çok
seviyorum.
Lucia:Biz de sizi seviyoruz komutan.
O sırada Lee'nin odasında
Şu anda Lee komutanına söylediği sözlerin pişmanlığını yaşıyordu. Belki de gerçekten haddini aşmıştı, tekrardan düşündüğünde ise kendince
gayet haklı olduğunu düşüyordu. Ayrıca ses tonunun gerçekten çok soğuk veya agresif olduğunu da düşünüyordu. Acaba onu üzmüş müydü veya korkutmuş muydu? Ya da her ikisi de... Peki ondan özür dilemeli miydi? Şu anda ne yapması gerektiği hakkında hiç bir fikri yoktu. Lee'nin M.I.N.D'ı şu anda karma karışıktı ve toparlamakta oldukça zorluk
çekiyordu. İnsanlar ile ilgili derin düşüncelere dalmıştı.
Lee:Bu sefer gerçekten batırdım, ne yapmalıyım?
Düşün Lee düşün.
*Tik tik tik*
Lee: İçeri gir
Kamui: Naber Lee!
Lee: Sözümü geri alıyorum DEFOL!
Kamui: Ama çok ayıp, benim gibi masum ve tatlı bir
yapıya(construrct) bu sözler oldu mu hiç
Lee: ... İyi tamam. Ne için geldin?
Kamui: Hiç, canım sıkıldı ben de ne yapıyorsun diye
merak ettim geldim
Lee: Bu kadar mi...
Kamui: Ha bir de Komutan ile tartışmışsın galiba
ondan da merak ettim geldim. Ne oldu? Niye
tartıştınız? Dur tahmin ediyim... Bugün senin doğum günün olduğunu unuttu ve sende ona trip attın değil mi?
Lee: Ne? Her neyse boş ver.
Dürüst olmak gerekirse Lee kendi doğum gününü olduğunu unutmuştu fakat bu onun için o kadar önemli olmadığını düşünüyordu. Çünkü çok önemsediği bir "insan"ın kalbini kırmıştı. Harika, bugün ne kadar kötüye gidebilirdi?
Kamui: Heeey! Babylonia'dan Lee'ye, Leeeeee! Beni
duymuyor musun?
Lee: Ha, ne dedin?
Kamui: Dedim ki bu gün doğum günün, komutan da doğum gününü hatırlamadığıdan trip attın diyorum. Lee: Bu gün ayın kaçı?
Kamui: Cidden mi! Lee, gerçekten kendi doğum gününü unuttun mu?
Lee: Ne var unutmuşsam.
Kamui: Aman her neyse. Dürüst olmak gerekirse,
komutan gerçekten üzülmüş durumda. Bence ondan özür dilemelisin.
Lee: ...
Lee: Onu... Gerçekten, kalbini kırmış mıyımdır?
Kamui: Maalesef evet.
Lee: ...