Mutfaktan gelen tıkırtılarla yavaşça gözlerimi açtım. Yatağımın yanı başında duran komidinin üstündeki telefonumu alıp saate bakmamla ayağa kalkmam bir oldu. İle geç kalmıştım patron beni 5 defa aramıştı. "Kahretsin!" diye bir ses geldi içerden. Ve tabikide düşen kaşıklar, kırılan tabaklarda onun ardından..
Hemen içeri koştum ve karşımdaki manzara beni daha da çileden çıkarttı.
"Berkay, salak mısın oğlum sen? Bi tost bile yapamayacaksan neden mutfağa giriyorsun!" kaç yaşına gelmiş hâlâ bi kahvaltı bile hazırlayamayan kardeşiniz varsa ve işte lik aynı evde kalıyorsanız işiniz zor. "Aman kızım boşver alttrafı bi tabak ve kesilmiş domates. Temizlersin iki dakikada." diyip muzipçe sırıttı. Biraz daha geç kalırsam patronum beni kesecekti ama burayı kardeşime bırakırsam evi yakma ihtimali bile vardı. "Birincisi bu mutfağı ben değil biz temizleyeceğiz, ikincisi o sırıtan ağzının üstüne çakmamı istemiyorsan sırıtma!" dediğimde hemen ciddileşmişti.
Yaklaşık 7-8 dakikada mutfağı hallettik ve hemen yatak odama koştum. Bi yandan hazırlanıyor bi yandan da söyleniyordum. "Çocuk 18 yaşına gelmiş bi tost yapamıyor ya. Sorun mu onda ben mi çok şey bekliyorum anlamadım gitti." Ondan bir yaş büyüğüm fakat ben ondan daha çok çalışıyorum her konuda. Bu beceriksizliği yüzünden işe bile almıyorlar Berkay'ı. Ben olmadan geçinmenin "g" sini bile göremez bu çocuk.
Üzerime beyaz gömlek, altıma da mavi bir kot geçirdim. Saçlarımı her zamanki gibi alttan bağladım. Normalde saçlarım hep açık olur fakat garsonsanız ve müşterilerinize saç yedirmek istemiyorsanız toplamanız gerekiyor. Yanıma siyah bir çanta alıp kapının önüne geldiğimde bir kadın ayakkabısı gördüm. Bunlar benim değildi çünkü özel günler hariç pek topuklu giyen birisi değildim. "Berkay! Lütfen tekrara eve kız getirdim deme!" diye söylenirken bir yandan da kardeşimin yatak odasına gidiyordum. Odanın önünde durduğumda kapı kilitliydi ve içerden gülme sesleri geliyordu. Bir yandan kapıyı kırmamak için kendimi zor tutuyor, diğer yandan da sakince kapıyı çalıyordum.
Kardeşim kapıyı aralık bir şekilde açıp aradan kafasını uzattı. Onu görünce gülümseyerek "Çıkıyorum ben, istediğin bişey var mı?"' diye sakince sordum. Biraz düşündükten sonra "Tatlı alsan iyi olur evde hiç kalmamış" diye benim gibi gülümseyerek cevap verdi. "Zıkkımın kökünü ye şerefsiz!" diye bağırıp odanın içini daha iyi görmek için onu ittirdim ve gördüğüm şey karşısında dönüp kaldım.
İçerde bir kız ve üzerinde özel bölgelerini kapatan ama iç gösteren dantelli iç çamaşırları vardı. Kapıya arkası dönük olduğu için girdiğimi fark etmemiş olacakki önce sütyenini, daha sonra kilodunu çıkardı. Çapkın bir gülümsemeyle arkasını dönerken beni görünce şok oldu. Hızlı bi şekilde şaşkın yüz ifadesinden eser bırakmayarak yine o çapkın gülüşü takındı ve kardeşime döndü. Kardeşimse kızın soyınmasından olacak ağzı açık kalmıştı. Kız ayağa kalkıp kardeşime doğru yürüdü. Kardeşime ise ona karşılık vererek ona doğru yürüdü. Bi dakika ne!? Kardeşimin üstünde sadece şort vardı. Pis sapıklar! Kız ve kardeşim yakınlaştıklarında kızın eli kardeşimin şortunu buldu. Acaba bu kız, kardeşimin evde kilot gitmediğini biliyor mu?
"Yeter artık!" diye bağırdım. İkiside bir anda bana döndüler ve kız "Ne oldu?" dedi.
"Beş dakika içinde gidiyor. Bu kızı bu evde istemiyorum Berkay!"
"Ya Buket sen gitsene işine geç kaldın"
"Berkay!" diye gürlediğim de ikiside korkarak kafalarını salladılar. Hemen üstlerini giyindiler ve Berkay kıza kapıya kadar eşlik etti. Kız ona göz kırpıp çıktı. Daha sonra bende montumu ve borumu giyip evden çıkacaktımki tuvaletten bir kızın çıktığını gördüm. Berkay'a seslenerek "Gitti mi?" diye sordu. Bu kızın üstünde ise mini bir gecelik elbises vardı fakat dokunsan düşerdi. Berkay telaşla bana bakıp ne yapacağımı bekledi. Ben ise "Canın cehenneme Berkay!" diye bağırıp kapıyı kapattım. Apartmandan çıktığımda arabama binecektim fakat gece yağan kar yüzünden yollar kapanmıştı. Mecburen yürüyerek gidecektim.
10 dakika sonra cafeye varmıştım. İçeri girdiğimde Elis'in sesini duydum. "Bilmiyorum, kesin bi işi çıkmıştır yoksa o hiç geç kalmaz" kesinlikle patron onu ben gelmedim diye sıkıştırıyordu. Hemen onların olduğu yere gittim. Elis bana "nerelerdesin kızım sen?" dercesine bir bakış attı. Ardından patron "Nerdesin sen!" diye gürledi. Uyuya kaldığımu söylersem daha çok kızardı bu yüzden başka bişey söylemeliyidim. "Patron yollar kapalı araba ile gelmediğim için geciktim." patron son kez burnundan soludu. "İyi zaten hiç kimse yok gelseydin de hiç bir işe yaramazdın. Normalde de olduğu gibi" diyip gitti.
Aklınca laf sokmuştu bana değilmi. Şerefsiz adam. Ondan ne beklenirki zaten. Aldığı garsonların yarısından fazlası kız. Onlarıda yaptığı işe göre değil fiziklerine göre aldı. Buna bende dahilim. Bi kaç erkek var onlarda akrabası yani torunları. En azından torunları dedelerine çekmemişler. Gayet yardım sever ve samimiler. Ben içeriye eşyalarımı ve montumu yerleştirirken art arda kapı açılma sesleri geliyordu. Övünmek gibi olmasın ama galiba uğurlu geliyorum buraya.
Kasanın başına geçtiğimde iş, aynı zamanda sınıf arkadaşım olan Eren Aras siparişleri alıyordu. Bende önlüğü mi giyip siparişleri hazırlamaya başladım. Şimdiye kadar yedi kişi gelmişti. İlk beş kişinin siparişlerini hazırladıktan sonra kahvelerini tepsiye yerleştirip oturdukları masaya doğru yürüdüm. Beşli bi erkek grup gelmişti cafeye. Masalarının önüne geldiğimde kahvelerini masanın üzerine yerleştirdikten sonra "Başka bir isteğiniz var mı?" dedim meşhur garson gülümsemesini yüzüme takınarak. Hepsine tek tek baktım. Beşinci kişiyede baktığım da aşırı tanıdık gelmişti. O bana zaten tanıdığı birisi gibi bakıyordu. Ben ise onu bi yerden tanıyordum ama nereden olduğunu bilmiyordum. Bu çocuklarla hemen hemen yaşıt gibiydik bu yüzden okuldandır diyerek kestirip attım. Kasaya geri döndüğümde Eren kalan siparişleri hazırlamıştı bile. Onlarıda tepsiye yerleştirip iki kızın oturduğu masaya ilerledim. Onlarında içeceklerini verdikten sonra kasanın arka tarafına geçtim ve Eren ile konuşmaya başladım. Eren:
"İrem şu beşli gruptaki çocuk sürekli sana bakıyor, tanıyor musun onu?" tam arkamı dönüp bakacaktım ki Eren bakmamam için eliyle çenemden tutup beni kendine çevirdi ve "Bakma" dedi. Neden böyle bişey yaptığını anlamamıştım ama itirazda etmedim ve "Bana bi yerden tanıdık geliyor ama çıkaramadım tam" dedim.
"Geçen senenin mezunlarından olacaktı ama sınıfta kalmış"
"Ne!" diye bağırdığım da çoğu kişi bana bakıyordu. "Siktir rezil oldum" diye geçirdim içimden.
"Kızım ne bağırıyorsun manyak mısın sen? Hem neden şaşırdın bu kadar?"
"Boşver Eren"
"Söylesene İrem!"
"Of tamam tamam. Geçen sene bizim okulda parti yaptıkları zaman görmüştüm bu çocuğu"
"Eee nolmuş" diye anlamaz bakışlarla kınuşuyordu ta ki olay aklına gelene kadar.
"Bu o çocuk mu?" diye sordu şaşkın bi şekilde ve daha sonra gülme krizine kapıldı.
"Gülme şerefsiz sarhoştum!" diye bağırdım ona. Yerde yatarak güldüğü için giydiğim botlarla onu tekmeliyordum. Ben Eren'i tekmelerken belli grubun kasanın önünde bizi izlediğini gördüm. Eren'e tekme attığım ayağım havada kalmış, Eren ile buluşmayı beklerken ben yine müşterilere gülümsüyordum.
Dişlerimin arasından Eren'e "Kalk gerizekalı kalk, rezil olduk." dedim ve gruba döndüm. Hepsi gülmemek için başka yerlere bakarken bizim bahsettiğimiz çocuk bana bakarak sırıtıyordu. Daha sonra "Hesap ne kadar tutuyor?" dedi aynı zamanda imalı bir şekilde bakıyordu. Siktir kesin o da katırlamıştı.
Hesabı ödedikten sonra çıktılar ve bende hemen Eren'e dönüp "Aptal kalk artık!" dedim. Eren ciddi bir tavır takınıp ayağa kalktı. "Ama o gece çok iyiydi İrem ya" dedi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Onun için komik olabilirdi fakat benim için tam bir rezillik, mahvolan elbise ve kavgadan başka birşey değildi...
-
(Geçen sene okul partisinden)
"İrem hadi sadece bir kadeh en fazla ne olabilir?"
"Elis daha önce içmedim diyorum zorlama!"
Arkadaşımın uzun ısrarları sonucunda sadece bir kadeh olarak anlaştık. İlk yüzümüzü aldığımda boğaz yakan bir tadı vardı fakat sonralarında gayet güzeldi. Kadehi bitirdikten sonra Eren, Elis ve Buse vereceğim tepkiyi bekliyorlardı.
"Ne bakıyorsun suratıma bişey mi var?" diye çıkıştım onlara. Ardından Eren gülerek "Tamam bunun kafa güzelleşmiş" diyip gülmeye devam etti. O esnada önümüzden gayet yapılı bi vücudu olan, koyu kahverengi saçları ve ela gözleriyle girdiği ortamda varlığını hissettiren bir çocuk geçti. Zoraki kendime geldim ve bu sarhoş halimle çocuğun arkasından bağırdım.
"Hey! Yakışıklı, baksana bi!" ardından Eren elleriyle ağzımı kapatıp Elis'e "Bunu biran önce götürmemiz lazım." dedi. Elis gülerek "Bekle biraz bakalım ne yapacak" dedi ve Eren beni yavaşça bıraktı. Çocuk arkasına dönmüş bana bakarken "Bana mı dediniz?" dedi.
"Tabiki de sana dedim başka yakışıklı var mı burda?" dedim. Eren, Elis beni tanımıyormuş gibi davranmaya başladılar. Onlarada eğlence çıkmıştı tabii. Buse ise kolumdan dürterek beni susturmaya çalışıyordu.
"Ne oldu hanımefendi?" diyerek bana doğru birkaç adım attı. Her adım attığında ağır çekimde izliyordum ve kafamın içinde şarkılar çalıyordu. Ona oturduğum koltuğun yan tarafını işaret ederek yanım oturmasını söyledim. İlk önce biraz tereddüt etti fakat sonrasında yüzüne çapkınca bir gülümseme yerleştirerek yanıma oturdu.
"İsmin ne senin?" dedim. Dakikalar ilerledikçe konuşma şeklimde değişiyordu. Harfleri uzatarak söylüyordum. Ah neden ama?
"Ne olmasını istersin küçük kız?" dedi. Beni mi küçümsüyordu bu!?
"Ben miyim lan küçük!" diye bağırdım. Çok yüksek sesle bağırmadığım için yüzündeki ifadesi bir milim bile oynamamıştı. Hâlâ çapkınca sırıtıyordu.
"Değil misin?" dedi. Tek kaşı havaya kalkmış,sırıtıyordu ve siktir. Nutkum tutulmuştu. Etkilenecek bir manzara vardı karşımda. Şaşkınca yüzüne bakarken ayağa kalktı. Kendimi kontrol edemediğimden bende kalktım. "Ne oldu? Gitmek istediğin bir yermi var?" dedi imalı bir şekilde. "Siktir git sapık adam! Hem yaşıtız ulan biz!" dedim. Bu sefer güzel bağırmıştım ha!
"Ben 18'im güzelim. Sen 17. Kısacası bana 'Sapık adam' yerine 'Abiciğim' demelisin" dedi ve arkasını döndü. Ellerini cebine koyarak yürümeye başlamıştı. Arkasından gidip kolunu tuttum ve "Yaşı mı nereden biliyorsun?"diye sordum. Fakat soruma cevap vermeden kolunu kavradığım elimi tutup beni bahçeye çıkardı.
" 11/C sınıfındasın ya hani!" diye konuşurken banka oturdu. Benim ona "otursana" derkenki halimi taklit ederek "otursana İrem" dedi. Sorgulamadan yanına oturdum fakat oturduğum gibi ona şaşkınca dönmem bir oldu.
"Lan ismimi nerede-" diyecekken işaret parmağı dudaklarımla buluştu. Ben susunca konuşmaya başladı.
"Takıntılıyım kızım sana." dedi ve sırıtarak önüne döndü. Ben ona şaşkınca bakarken arkadaşlarım da benim arkamdan bahçeye çıkmış, konuştuklarımızın duyulmayacağı uzaktaki bi banka oturmuş bizi izliyordu. Yanımda oturan, ismini hâlâ bilmediğim çocuk yanımızdan geçen genç garsondan iki kadeh alıp birini bana verdi.
"Teşekkür ederim. İsmini hâlâ söylemedin ama." dedim ve içkimden bir yudum aldım.
"Söylesem hatırlayacaksın sanki." dedi ve derin bir şekilde iç çekti. Sonra aklına bir fikir gelmiş gibi bana döndü. "Telefonunu ver!" dedi heyecanlı bir şekilde. Çantamdan telefonumu çıkartıp ona verdim sonrada içkimden bir yudum aldım. Şifresi olmadığı için kolayca açtı ve bişeyler yaptı. Daha sonra kendi telefonuyla da bişey yaptı. Sonra telefonumu bana geri verdi.
Telefonumu açıp ne yaptığına baktım. Bir bildirim vardı. Hemen üzerine tıklayıp kimin yazdığına baktım. "Yağız Akyel" diye kayıtlıydı. Demek ismi Yağız dı.
Bir yandan içkimden yudumlayıp bir yandan da yazdığı mesajı okumaya başladım "Partideki çocuk..Silme numaramı, konuşuruz belki;)" yazmıştı. Mesajı okurken en son içtiğim yudumu yutmayı unutmuştum. Kafamı kaldırıp ona baktığımda sırıtıyordu. Bir anda ağzımda kalan içkiyi çocuğun yüzüne püskürttüm. Neye uğradığını anlamayan Yağız, gözlerini sıkıca kapatmış ve donakalmıştı. "Siktir!" dedim sadece ikimizin duyabileceği bir tonda. Arkadaşlarıma baktığımda gülmekten krize girmişlerdi.
Kendine gelmey başlayan Yağız "Neden böyle bişey yaptın lan!" diye kızdı.
"Oğlum kendimde miyim ben? Bana niye kızıyorsun!" diye karşılık verdim.
"Kızmadım aptal!" diye bağırmaya devam etti.
"Niye bağırıyorsun o zaman gelir zekalı!" diyerek onun bağırdığını fark etmesini sağladım. Daha Yağız elinde tuttuğu kadehi alıp yüzüme doğru savurdu ve içki yüzünle buluştu.
"Otizimli! Ne yapıyorsun sen! Makyajım attı beyinsiz herif!" diye gürlediğim de bahçedeki herkes bize bakmaya başladı. Gülme krizine geçiren tek enayiler benim arkadaşlarımdı. Onları önemsemeden bende elimdeki kadehi Yağız'ın yüzune doğru savurdum. Bu hamleyi beklemeyen Yağız ne kadar şaşırmışta olsa sakince ayağa kalkıp elimi tuttu. Daha sonra diğer eli belimi buldu. Elimi tutan elini bırakıp bacaklarımdan tutarak beni kucağına aldı. Spor yaptığı her halinden belliydi. Kollarında kastan başka bir şey yoktu. Bu yüzden hiç zorlanmadan kucaklamıştı beni. Daha sonra koştu ve havuzun yanında durdu.
"Sakın düşündüğüm şeyi yapm-" diyecektim ki cümlemi bile tamamlayamadan vücudum havuzun buz gibi suyuyla buluştu. Kahretsin ben yüzme bilmiyorum ki!
Eren havuzda olduğumu yeni anlamış olacakki hemen koşmaya başladı. Hızlıca havuza atlayıp beni suyun üstğne çıkardı. Makyajım, elbisem... Herşeyin berbat haldeydi. Öksürerek havuzun kenarına oturdum. Eren, Buse ve Elis yanıma toplanmıştı. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyorlardı. Kendime geldiğimde ayağa kalkıp Yağız'ın yanına gittim. Giderkende elime bir kadeh içki aldım. Tam karşısında durdum ve içkimden olabildiğince fazla aldım ve yüzüne püskürtmeye başladım. Ve işte o an arkadaşlarım gülmekten birbirlerini yiyorlardı. Ağzımdaki içki bittikten sonra kadehte kalan içkiyi suratına doğru savurdum. O yüzünü eliyle silmeye çalışırken karnına bir tekme savurdum ve havuzu boyladı. Daha sonra Eren'in yanındaki çantamı alıp bahçeden çıktım. Bir taksi çağırıp bindim ve eve gittim.
-
Bu bölüm bu kadar!!
İlk bölüm böyle oldu umarım beğenirsiniz❤
Zamanla kendimi geliştirmeye çalışacağımmm..
Bence güzel oldu, siz de düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim😻❤
-
Bir sonraki bölümde görüşürüz (her hafta atmaya çalışacağım🦋)