Sadece bir tek gerçek üzüyordu, kimsenin doğrusunu görmeden, yanlışını yargılamak.
Sofia, Borye gitdiğinden beri, kendinde değildi. Nasıl yani, nereden duydu?. Nasıl oldu?. Bizi mi, gözetliyor, yoksa, adamı mı vardı?
Murkov krallığı nof 10
Bütün misafirler akşam bitince, evlerine dönmüşdüler. Bir tek Amestanın, annesi, Maria hanım kalmışdı. Tabii, krallık kaldıya bir gencin eline. Mirasa çökmek var aklında. Krallık, eskisi gibi sessiz değil di. Her kes, kaynaşıyor, bir şeylerle uğraşıyordu. Manzara müthişdi. Prens Bartu, yanlız başına sofrada oturub, yemek yiyordu. Sabah saatleriydi. Akın gibi, seyyahlar geliyor, tacirler mal alıyor, adeta her kes, bir işin ucundan tutuyordu. Ordular sırayla düzülmüşdü. Hepsi çalışıyordu. Bir-birileriyle, dövüşüyor, talim ediyordular. Sofiayla, Ears da başında bekliyordular. Ama, sadece Ears uğraşıyordu. Sofia ise ruh gibiydi. Ne konuşuyor, ne de hareket ediyordu. Mum gibi, kalmıştı. Ears, bir şey olduğunu görüp, Sofianın yanına geldi.
İyi misin?
Hı, iyiyim. Sen nasılsın?
Bir qaripsin Sofia.
Uykumu iyi alamadım o yüzden.
İstersen sen git, ben bakarım askerlere.
Y...yok hiç gerek yok. Ben iyiyim.
Peki sen öyle diyorsan.
Sofia, Earsın israrını kabul etmedi.Ama, hiç bir işede yardımı dokunmuyordu.
Az vakitden sonra, Laia geldi. Sofianın boş duvara baktığını gördü. Earsa bakdı. O çalışıyor, ama Sofia bir şey yapmıyor du.
E...ears?
Buyur Laia. Bir şey mi var?
Sofia...neden cevap vermiyor.
Bilmiyorum ki, sordum, "iyi uyku alamadım" dedi. Anlamadım bende.
Aaa, o mu qayetde güzel uyumuşdu.
Her halde canı bir şeye sıkılmışdır.
Neyse, teşekkürler ben sorayım kendisine.
Ne demek her zaman.
Laia, Sofia ya dönüp eliyle alnına vurdu.
Hey, napıyorsun acıtdı.
İyi oldu. İyi misin sen?
İyi değilim be Laia.
Noldu kızım.
Hadi, gel arka tarafa gidelim
Bir şey mi, oldu.
Gel hadi.
Sofia, kızı kolundan tutarak, arka tarafa götürdü.
Hani sana demişdim ya bir çocuk vardı, akşam karşıma çıkmışdı.
Eee nolmuş?
O... B...Boryeymiş
Hiğğğ... n...nasıl saçmalama.
Laia, ağzını tutdu.
Öyle, dün saray da misafirler varken, pencereden kimsenin baktığını gördüm tam burda durmuşdu. Yanına geldim. "Ben Boryeyim" dedi. Sen, burda kaldığın akşamda, yolda benim ağzımı kapatıb, saçma sapan konuştu.
Ne var canım bunda... Onun suçu onu öldürecekler.
Senide, öldüre bilirler.
Beni mi?... ben ne alaka.
Sofia daha alçak sesle konuştu.
Kralı, senin zehirlediğini biliyor.
Laia, şoktaydı. Sadece düz bir şekilde Sofia ya bakıyordu. Derinden yutkunub, nefes aldı.
Nasıl? Nasıl oldu?
Ben de, anlayamıyorum. Nasıl öyrenir ki?
Nasıl bilmiyorum ama, onunla beraber öleceğim malum.
Saçmalama, hiç izin verir miyim?
Sofia... sende bizimle beraber öle bilirsin canım
Sus... bak şuan dinleye bilir bizi.
Nereden anladın, Borye olduğunu. Belki yalan söylüyordu.
Gözleri, sarı renk, saçlarıyla, vücudu aynı renk, saçları kıvırcık. Uzun boylu. Tam prens gibi, konuşuyordu.
Alametler, onu gösteriyor. Ama, nasıl şimdiye kadar bulmadılar?.
Akşamlar çıkıyor. Siyah pelerinli, kapşonlu bir, şeyler giyiyor. O yüzden kimse, bilmiyor o olduğunu.
Çok saçma yani, hangi yüzle, gelib çıkıyor ki, buraya. Babasını yanlız bırakmış bir, nankör.
Bende öyle dedim. Ama, dediki, "nankör Laia"
Ah, salak, hepsi salak. Söylesin bakalım. Onu anında öldürürler. Bir şey, söylemesine bile izin vermezler.
Bilmiyorum... Kafam durdu.
Kendine gel, rahat ol. Şüphelendirme milleti. Bak, Amestanın annes, geliyor.
Of ya, kızından çektiyimiz az sanki. Şimdide bu geliyor. İsmi neydi?
Maria olmalı.
Sus, sus geliyor. Azrail gibi... canımızı alacak sanki, yürümeye bak.
Laia, Sofianın kolundan çimdikledi.
Maria, gelir gelemez. Gözlerin süzdü. Ve, konuşmaya başladı.
Laia, canım kızım, nasılda büyümşsün.
Teşekkürler efendim.
Nasılsın, bu arada, kimse söylemiyor
Kral zehirlendi mi, yok sa kendi halime gebe... öhm... ölüb gitdi mi efendimiz.
Yok... yok efendim kendi halime gebe... öhm zehirlendi efendimiz.
Laia, dalga geçer gibi, sırıtdı. Maria ise gülümseyib.
Ha, canım sağol. Ben gideyim.
Gidin efendim... hoşçakalım.
Maria gitdikten sonra, kızlar gülüşdüler. Laia, mutfağa doğru, Sofia ise kendini toplayıb, ordusunun başında durmaya gitdi. Giderken orda, Prensi gördü, Earsla konuşuyordu. Sofia, hemen koşarak oraya gitdi. Prensin önünde tezim edib orduya döndü. Ears, Sofia ya taraf durudu
İyi misin?
Çok iyiyim.
Çok güzel.
Bartu, Sofia ya baktı. Ears bir bahane üretip gitdi. Prens, Sofiaya tarafa geldi.
Öksürdü. Sofia, arkasını döndü.
Hasta mısınız?
Efendim?
Hasta mısınız? Sofia tekrar etdi.
Hayır.. hasta değilim.
Öksürdünüzde o yüzden.
Ha, yok bakmanız için
A, tabii ki, anladım.
Nasıl ordu?
Çok iyiler, qayet iyiler
Çok gezel. Sevindim
*gülümser*
Tam bu zaman, Amesta koşarak gelir. Nefes nefeseydi. Nefesini derinden alıp konuşmaya başladı.
Efendim
Noldu Amesta?
Efendim biri sizden izinsiz, odanıza girmiş. Her şeyi dağıtıb, odanı terk etmiş. Odanız berbat halde.
Kim? Kim cüret eder buna?
Ben biliyorum efendim... Sofia kesinlikle budur. Bu yapmışdır.
Ne diyorsun sen. Ben iki saattir burdayım.
Annem söyledi efendim. Sarayın arkasında, Laiayla birlikde, fısır fısır konuşuyorlardı.
Sarayına arkasında konuşuyorduk. Evet ama, bu içeri girmemizin kanıtı değil ki.
Sen girdin işte hain sensin.
Kesin sesinizi. Prens sinirli şekilde bağırdı. Sofia, Amesta gelin peşimden.
Görevlilerede, Laia nı getirmeleri için emr etdi. Her kes, hizmetciler, yardımcılar, Ears, vekiller, hakim de ordaydı. Bir iki dedektiv parmak izi arıyordular. Eşyalara, dokunmamalarını söylemişdiler. Bartunun aklına babasının ona verdiği kılınc geldi. Hemen, kılıncı koyduğu yere gitdi. Kılınc orda yoktu.
Hemen her yeri aramaları için emr verdi. Çünki bu kılınc, çok önemliydi. Taç koyma merasimi ertelensede, kılınc ona aitti. Görevliler bulamadıklarını söylediler. Bütün ahaliye emr edildi. Her tarafda, kılıncı arıyordular, bulana dünyanın en büyük servetini verecektiler. Bunu duyan, her kes işe koyuldu. Bütün krallığın altını üstüne getirdiler ama, hâlâ haber yoktu. Sofia, ise donub kalmıştı, iftirayla ilgili kötü bir anısı vardı.
*
Sofia, daha 14 yaşındaydı. Okuldayken, müdürün odasına biri girip her şeyi, mahv etmişdi. Sınav sorularını almıştı. Hatta, sprey le duvarlara. "Salak müdür" yazmışdılar. Kimse, sınav sorularının cevablarını Sofia nın çantasına koymuştu. Her kes, Sofia yaptı diyince, müdür Sofianın çantasını aradı. Sınavın cevaplarını orada görünce hemen, ceza yazmaya bile kalkmadı. Okuldan atılmışdı. Özel bir liseydi. Yeni başlamaştı hemde. Liseden atılınca annesi, ona sinirlenib, her şeyden alı koydu. Telefonunu aldı, akşam dışarı çıkmasını yasakladı. Babannesinin evine yolladı. Sofia da, babaannesimden nefret ederdi. Hiç göresi yoktu. 2 yıl orada kaldıktan sonra. Annesi yeniden yanına almıştı. Ama, eskisi gibi değildiler, o günden beri, Sofia annesinden nefret ediyordu. Ona bir şey olsa bile, Sofia nın umrunda olmazdı. O yüzden, bu günlerden sonra, Sofia ya iftira atılınca, ağlamıyor, boş boş etrafa bskıyordu. Kendini bile müdafie etmiyordu.
*
Sofia, boş boş duvara bakıyordu. Ama, bu kez susmayacaktı. Bu kez konuşacaktı. Aynı hatayı, yapmayı hiç düşünmüyordu. Ayağa kalktı. Prensi dolduran Amestayı gördü. Sinirlerine hakim olamayıp.
Ya sen kimsin
Bana mı dedin. Amesta kaşlarını çatdı.
Aynen sana dedim.
Terbiyeni takında bir kraliyyet ailesinin ferdiyle konuşmana dikkat et.
Bir şey derdimde. Laia için susuyorum.
Ne diyecektin.
Laia, Sofia nın elini tutdu. Fısıltıyla konuşdu.
Söyle, Sofia... benim için söyle.
Hayır bu salaklığı yapmayacağım.
Sofia...
Laia, bizde ona iftira atalım.
Ne hayır... bak peşimizi bırakmaz.
Bizde onun peşini bırakmayız.
Prensim- Sofia, prense dönüp dedi
Ne var- diye Amesta, göz belertdi.
-buyrun... komutan Sofia.
-Efendim, bir şey söyleyeceğim . Sofia içinde düşündü. (Saçmalama, sende mi onlar gibi olacaksın, onun da ne hiss edeceğini düşün. Ya o da senin gibi intihara kalkışırsa, ya senin gibi o da sana beddua okursa. Hayır yapamam, benim üstüme de kalmayacak, hadi Sofia, kurtula bilirsin... hadi, nelerden kirtulamadın.)
bir şey söyleyecektiniz?
evet efendim... ben yapmadım, Amestanın annesi bizi gördü evet. İnkar etmiyorum.
İnkar edemezsin zaten....-Maria.
Biz o an Laiayla, Ears haqqında konuşuyorduk.
Ne? Sesini alçatdı. Sofia Napıyorsun.
Kurtulmak için tek yolumuz bu.
Evet, nerede kalışdım. Evet, Ears haqqında konuyorduk, kuzenim, Ears'a aşık olmuş. Ben de Laiayla o hakta konuşuyordum. İnanın ki, ondan sonra beni gören çalışanlar da oldu. Hemen sizin yanınıza, yani orduya göz kulak olmak için geldim. Kaliya, gördü. Laianın ,mufağa gitdiyini, benim de ordunun yanına geldiğimi.
Evet efendimiz gördüm. Sofia, sizin yanınıza, Laia da mutfağa gitmişdi.
Ondan önce yapmışda ola bilirsin. Amesta suçlamağa devam ediyordu. Tam bu sırada Ears ortaya girdi.
Hayır efendim. Sofia, evden geç gelmişti, Laiayla birlikte. Gelir gelemezde, dalgındı, ordunun başında bekliyordu. Benim yanımda. Sadece bir tek gerçek üzüyordu, kimsenin doğrusunu görmeden, yanlışını yargılamak.
Sofia, Borye gitdiğinden beri, kendinde değildi. Nasıl yani, nereden duydu?. Nasıl oldu?. Bizi mi, gözetliyor, yoksa, adamı mı vardı?
Murkov krallığı nof 10
Bütün misafirler akşam bitince, evlerine dönmüşdüler. Bir tek Amestanın, annesi, Maria hanım kalmışdı. Tabii, krallık kaldıya bir gencin eline. Mirasa çökmek var aklında. Krallık, eskisi gibi sessiz değil di. Her kes, kaynaşıyor, bir şeylerle uğraşıyordu. Manzara müthişdi. Prens Bartu, yanlız başına sofrada oturub, yemek yiyordu. Sabah saatleriydi. Akın gibi, seyyahlar geliyor, tacirler mal alıyor, adeta her kes, bir işin ucundan tutuyordu. Ordular sırayla düzülmüşdü. Hepsi çalışıyordu. Bir-birileriyle, dövüşüyor, talim ediyordular. Sofiayla, Ears da başında bekliyordular. Ama, sadece Ears uğraşıyordu. Sofia ise ruh gibiydi. Ne konuşuyor, ne de hareket ediyordu. Mum gibi, kalmıştı. Ears, bir şey olduğunu görüp, Sofianın yanına geldi.
İyi misin?
Hı, iyiyim. Sen nasılsın?
Bir qaripsin Sofia.
Uykumu iyi alamadım o yüzden.
İstersen sen git, ben bakarım askerlere.
Y...yok hiç gerek yok. Ben iyiyim.
Peki sen öyle diyorsan.
Sofia, Earsın israrını kabul etmedi.Ama, hiç bir işede yardımı dokunmuyordu.
Az vakitden sonra, Laia geldi. Sofianın boş duvara baktığını gördü. Earsa bakdı. O çalışıyor, ama Sofia bir şey yapmıyor du.
E...ears?
Buyur Laia. Bir şey mi var?
Sofia...neden cevap vermiyor.
Bilmiyorum ki, sordum, "iyi uyku alamadım" dedi. Anlamadım bende.
Aaa, o mu qayetde güzel uyumuşdu.
Her halde canı bir şeye sıkılmışdır.
Neyse, teşekkürler ben sorayım kendisine.
Ne demek her zaman.
Laia, Sofia ya dönüp eliyle alnına vurdu.
Hey, napıyorsun acıtdı.
İyi oldu. İyi misin sen?
İyi değilim be Laia.
Noldu kızım.
Hadi, gel arka tarafa gidelim
Bir şey mi, oldu.
Gel hadi.
Sofia, kızı kolundan tutarak, arka tarafa götürdü.
Hani sana demişdim ya bir çocuk vardı, akşam karşıma çıkmışdı.
Eee nolmuş?
O... B...Boryeymiş
Hiğğğ... n...nasıl saçmalama.
Laia, ağzını tutdu.
Öyle, dün saray da misafirler varken, pencereden kimsenin baktığını gördüm tam burda durmuşdu. Yanına geldim. "Ben Boryeyim" dedi. Sen, burda kaldığın akşamda, yolda benim ağzımı kapatıb, saçma sapan konuştu.
Ne var canım bunda... Onun suçu onu öldürecekler.
Senide, öldüre bilirler.
Beni mi?... ben ne alaka.
Sofia daha alçak sesle konuştu.
Kralı, senin zehirlediğini biliyor.
Laia, şoktaydı. Sadece düz bir şekilde Sofia ya bakıyordu. Derinden yutkunub, nefes aldı.
Nasıl? Nasıl oldu?
Ben de, anlayamıyorum. Nasıl öyrenir ki?
Nasıl bilmiyorum ama, onunla beraber öleceğim malum.
Saçmalama, hiç izin verir miyim?
Sofia... sende bizimle beraber öle bilirsin canım
Sus... bak şuan dinleye bilir bizi.
Nereden anladın, Borye olduğunu. Belki yalan söylüyordu.
Gözleri, sarı renk, saçlarıyla, vücudu aynı renk, saçları kıvırcık. Uzun boylu. Tam prens gibi, konuşuyordu.
Alametler, onu gösteriyor. Ama, nasıl şimdiye kadar bulmadılar?.
Akşamlar çıkıyor. Siyah pelerinli, kapşonlu bir, şeyler giyiyor. O yüzden kimse, bilmiyor o olduğunu.
Çok saçma yani, hangi yüzle, gelib çıkıyor ki, buraya. Babasını yanlız bırakmış bir, nankör.
Bende öyle dedim. Ama, dediki, "nankör Laia"
Ah, salak, hepsi salak. Söylesin bakalım. Onu anında öldürürler. Bir şey, söylemesine bile izin vermezler.
Bilmiyorum... Kafam durdu.
Kendine gel, rahat ol. Şüphelendirme milleti. Bak, Amestanın annes, geliyor.
Of ya, kızından çektiyimiz az sanki. Şimdide bu geliyor. İsmi neydi?
Maria olmalı.
Sus, sus geliyor. Azrail gibi... canımızı alacak sanki, yürümeye bak.
Laia, Sofianın kolundan çimdikledi.
Maria, gelir gelemez. Gözlerin süzdü. Ve, konuşmaya başladı.
Laia, canım kızım, nasılda büyümşsün.
Teşekkürler efendim.
Nasılsın, bu arada, kimse söylemiyor
Kral zehirlendi mi, yok sa kendi halime gebe... öhm... ölüb gitdi mi efendimiz.
Yok... yok efendim kendi halime gebe... öhm zehirlendi efendimiz.
Laia, dalga geçer gibi, sırıtdı. Maria ise gülümseyib.
Ha, canım sağol. Ben gideyim.
Gidin efendim... hoşçakalım.
Maria gitdikten sonra, kızlar gülüşdüler. Laia, mutfağa doğru, Sofia ise kendini toplayıb, ordusunun başında durmaya gitdi. Giderken orda, Prensi gördü, Earsla konuşuyordu. Sofia, hemen koşarak oraya gitdi. Prensin önünde tezim edib orduya döndü. Ears, Sofia ya taraf durudu
İyi misin?
Çok iyiyim.
Çok güzel.
Bartu, Sofia ya baktı. Ears bir bahane üretip gitdi. Prens, Sofiaya tarafa geldi.
Öksürdü. Sofia, arkasını döndü.
Hasta mısınız?
Efendim?
Hasta mısınız? Sofia tekrar etdi.
Hayır.. hasta değilim.
Öksürdünüzde o yüzden.
Ha, yok bakmanız için
A, tabii ki, anladım.
Nasıl ordu?
Çok iyiler, qayet iyiler
Çok gezel. Sevindim
*gülümser*
Tam bu zaman, Amesta koşarak gelir. Nefes nefeseydi. Nefesini derinden alıp konuşmaya başladı.
Efendim
Noldu Amesta?
Efendim biri sizden izinsiz, odanıza girmiş. Her şeyi dağıtıb, odanı terk etmiş. Odanız berbat halde.
Kim? Kim cüret eder buna?
Ben biliyorum efendim... Sofia kesinlikle budur. Bu yapmışdır.
Ne diyorsun sen. Ben iki saattir burdayım.
Annem söyledi efendim. Sarayın arkasında, Laiayla birlikde, fısır fısır konuşuyorlardı.
Sarayına arkasında konuşuyorduk. Evet ama, bu içeri girmemizin kanıtı değil ki.
Sen girdin işte hain sensin.
Kesin sesinizi. Prens sinirli şekilde bağırdı. Sofia, Amesta gelin peşimden.
Görevlilerede, Laia nı getirmeleri için emr etdi. Her kes, hizmetciler, yardımcılar, Ears, vekiller, hakim de ordaydı. Bir iki dedektiv parmak izi arıyordular. Eşyalara, dokunmamalarını söylemişdiler. Bartunun aklına babasının ona verdiği kılınc geldi. Hemen, kılıncı koyduğu yere gitdi. Kılınc orda yoktu.
Hemen her yeri aramaları için emr verdi. Çünki bu kılınc, çok önemliydi. Taç koyma merasimi ertelensede, kılınc ona aitti. Görevliler bulamadıklarını söylediler. Bütün ahaliye emr edildi. Her tarafda, kılıncı arıyordular, bulana dünyanın en büyük servetini verecektiler. Bunu duyan, her kes işe koyuldu. Bütün krallığın altını üstüne getirdiler ama, hâlâ haber yoktu. Sofia, ise donub kalmıştı, iftirayla ilgili kötü bir anısı vardı.
*
Sofia, daha 14 yaşındaydı. Okuldayken, müdürün odasına biri girip her şeyi, mahv etmişdi. Sınav sorularını almıştı. Hatta, sprey le duvarlara. "Salak müdür" yazmışdılar. Kimse, sınav sorularının cevablarını Sofia nın çantasına koymuştu. Her kes, Sofia yaptı diyince, müdür Sofianın çantasını aradı. Sınavın cevaplarını orada görünce hemen, ceza yazmaya bile kalkmadı. Okuldan atılmışdı. Özel bir liseydi. Yeni başlamaştı hemde. Liseden atılınca annesi, ona sinirlenib, her şeyden alı koydu. Telefonunu aldı, akşam dışarı çıkmasını yasakladı. Babannesinin evine yolladı. Sofia da, babaannesimden nefret ederdi. Hiç göresi yoktu. 2 yıl orada kaldıktan sonra. Annesi yeniden yanına almıştı. Ama, eskisi gibi değildiler, o günden beri, Sofia annesinden nefret ediyordu. Ona bir şey olsa bile, Sofia nın umrunda olmazdı. O yüzden, bu günlerden sonra, Sofia ya iftira atılınca, ağlamıyor, boş boş etrafa bskıyordu. Kendini bile müdafie etmiyordu.
*
Sofia, boş boş duvara bakıyordu. Ama, bu kez susmayacaktı. Bu kez konuşacaktı. Aynı hatayı, yapmayı hiç düşünmüyordu. Ayağa kalktı. Prensi dolduran Amestayı gördü. Sinirlerine hakim olamayıp.
Ya sen kimsin
Bana mı dedin. Amesta kaşlarını çatdı.
Aynen sana dedim.
Terbiyeni takında bir kraliyyet ailesinin ferdiyle konuşmana dikkat et.
Bir şey derdimde. Laia için susuyorum.
Ne diyecektin.
Laia, Sofia nın elini tutdu. Fısıltıyla konuşdu.
Söyle, Sofia... benim için söyle.
Hayır bu salaklığı yapmayacağım.
Sofia...
Laia, bizde ona iftira atalım.
Ne hayır... bak peşimizi bırakmaz.
Bizde onun peşini bırakmayız.
Prensim- Sofia, prense dönüp dedi
Ne var- diye Amesta, göz belertdi.
-buyrun... komutan Sofia.
-Efendim, bir şey söyleyeceğim . Sofia içinde düşündü. (Saçmalama, sende mi onlar gibi olacaksın, onun da ne hiss edeceğini düşün. Ya o da senin gibi intihara kalkışırsa, ya senin gibi o da sana beddua okursa. Hayır yapamam, benim üstüme de kalmayacak, hadi Sofia, kurtula bilirsin... hadi, nelerden kirtulamadın.)
bir şey söyleyecektiniz?
evet efendim... ben yapmadım, Amestanın annesi bizi gördü evet. İnkar etmiyorum.
İnkar edemezsin zaten....-Maria.
Biz o an Laiayla, Ears haqqında konuşuyorduk.
Ne? Sesini alçatdı. Sofia Napıyorsun.
Kurtulmak için tek yolumuz bu.
Evet, nerede kalışdım. Evet, Ears haqqında konuyorduk, kuzenim, Ears'a aşık olmuş. Ben de Laiayla o hakta konuşuyordum. İnanın ki, ondan sonra beni gören çalışanlar da oldu. Hemen sizin yanınıza, yani orduya göz kulak olmak için geldim. Kaliya, gördü. Laianın ,mufağa gitdiyini, benim de ordunun yanına geldiğimi.
Evet efendimiz gördüm. Sofia, sizin yanınıza, Laia da mutfağa gitmişdi.
Ondan önce yapmışda ola bilirsin. Amesta suçlamağa devam ediyordu. Tam bu sırada Ears ortaya girdi.
Hayır efendim. Sofia, evden geç gelmişti, Laiayla birlikte. Gelir gelemezde, dalgındı, ordunun başında bekliyordu. Benim yanımda. Laiaya bakarak gülümsedi, Laiada ona baktı. Hafif, gülücük atdı.
Prens Bartu, uzun düşündükten sonra konuşdu.
Sofianın yapmadığına eminim. Kesinlikle o yapmamıştır. Ama kim yapmış ola bilir ki?
Bilmiyorum efendim...
Bölümün sonu.