Umay, abisini mutfağa doğru sürüklerken arkasında bıraktığı o kilitli kapının ardındaki fırtınayı çok iyi biliyordu. Hakan mutfak sandalyesine yorgun bir hışımla çökerken, Umay tezgaha yanaşıp elleri titreyerek iki su bardağı çıkardı.
"Valla yol bitti, ben de bittim Umay," dedi Hakan, şakaklarını ovarak. "Akrabaların o dırdırını çekecek halim kalmadı, 'Bin otobüse dön eve' dedim kendi kendime."
Umay bardağı abisinin önüne bırakırken yüzündeki o mahmur ve uykulu ifadeyi korumaya çalışıyordu. Ama kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, abisinin bu gümbürtüyü duymasından korkuyordu.
"İyi yapmışsın abi... Dinlenirsin işte," dedi Umay, gözü gayriihtiyari koridora kayarak. "Ben de odama geçeyim o zaman, yarın erken kalkacağım."
Hakan bardağı kafasına dikti, tam ayağa kalkacakken aniden duraksadı. Burnunu hafifçe çekti.
"Mutfakta bir koku mu var bana mı öyle geliyor?" dedi Hakan, etrafa bakınarak. "Erkek parfümü gibi... Alper mi geldi bugün eve?"
Umay’ın kanı çekildi, adeta donakaldı. Alper’in o kendine has, odunsu ve sert parfümünün kokusu odadan koridora, oradan da mutfağa kadar sızmış olmalıydı.
"Yok abi... Ne Alper’i?" dedi Umay, sesini olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Dün geceden kalma kokudur o. Alper abim gitmeden önce salonda ceketini falan silkelemişti ya, odamın kapısını açınca buraya dalmıştır."
Hakan hafifçe kaşlarını çattı ama üzerinde durmayarak esnedi. "Hım, anladım... Neyse, yatayım ben. Sen de geç odana."
Hakan kendi odasına geçip kapısını kapattığında Umay mutfakta birkaç saniye kıpırdamadan durdu. Odanın kapısının kapanma sesini duyar duymaz sessiz adımlarla kendi odasına doğru koştu. Kapının kolunu yavaşça çevirip içeri süzüldü ve kapıyı arkasından kilitledi.
Alper hâlâ gardırobun yanındaki o karanlık köşede duruyordu. Gömleğinin düğmelerini iliklemiş, saçlarını düzeltmişti ama gözlerindeki o dehşet ve şok dalgası hâlâ tazeydi. Umay’ı görünce derin bir nefes verdi, adım adım kızın yanına yaklaştı.
"Gitti mi?" diye fısıldadı Alper, sesi adeta bir hırıltı gibiydi.
"Odasında, yatıyor," dedi Umay fısıltıyla.
Alper elini yüzüne sürttü. Az önce bu yatakta yaşanan o kontrolsüz anlar, Umay’ın dökümlü tişörtünün altındaki o sıcak ten, göğsüne dokunan dudakları... Bütün o tutku saniyeler içinde yerini koca bir ecel terine bırakmıştı. Sınırı geçmemişlerdi, cinsel anlamda ileri gitmemişlerdi ama aralarındaki o çekim ve yaşanan yakınlık bile Hakan’ın karşısında bir felaket demekti.
"Ben gidiyorum," dedi Alper, pencereye doğru hamle yaparak. "Balkondan aşağı atlayıp yangın merdiveninden inebilirim."
Umay hızla Alper’in kolundan tuttu. "Çıldırdın mı sen?! İkinci kattayız Alper! Bir yerini kıracaksın!"
"Umay burada kalamam!" dedi Alper, gözlerinin içi kanlanmış bir halde. "Hakan sabah uyanırsa ne diyeceğim? 'Gece yarısı odandaydım' mı diyeceğim? Aklımı kaçıracağım şimdi!"
"Sakin ol..." dedi Umay, elini Alper’in göğsüne koyarak. "Sabaha kadar burada kalacaksın. Abim derin uyur, sabah ezanında evden çıkarsın. Anahtarın zaten var, kapıyı sessizce açıp gidersin."
Alper, Umay’ın gözlerindeki o sarsılmaz cesarete baktı. Kızın göğsündeki eli, az önce dokunduğu o sıcak teni hatırlattı ona. İçindeki vicdan azabı ve korumacı dürtü birbirine girmişti.
Alper yavaşça yatağın kenarına çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. Umay da gelip yanına oturdu, başını Alper’in omzuna yasladı.
"Pişman mısın?" diye fısıldadı Umay, gecenin zifiri karanlığında.
Alper gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti. Umay’ın kokusu ciğerlerini doldururken, elini tutup kızın parmaklarını kendi parmaklarına kenetledi.
"Seni öptüğüme, sana dokunduğuma pişman değilim Umay..." dedi Alper, boğuk bir sesle. "Sadece bu yalanın bizi nereye sürükleyeceğini düşünmek beni mahvediyor."