Odanın sarı ışığı altında yankılanan o derin nefesler, yerini gecenin sakin ama fırtına sonrası ağırlığına bıraktı. Kapının ardındaki koridor sessizdi; Hakan’ın evde olmamasının verdiği o yasak cesaret, odadaki havayı daha da katı ve yoğun kılıyordu. Yakalanma korkusu bu gece için rafa kalkmış, yerini bir aydır ertelenen bir teslimiyete bırakmıştı.
Alper, Umay’ı incitmekten çekinen ama bir yandan da yanından bir milim bile uzaklaşmak istemeyen o korumacı tavrıyla kendini yatağın üzerine bıraktı. Umay da hemen yanına, yatağın başlığına doğru uzandı.
Aradaki o gergin, kaçamak bakışmalar bitmişti ama ikisinin de kalbi hâlâ maratondan çıkmış gibi hızla çarpıyordu. Alper bir elini başının altına almış, tavanı izliyordu. Çenesi hâlâ hafifçe kasılıydı; içindeki o "Hakan" vicdanı ile Umay’ın dudaklarının bıraktığı iz arasında sıkışıp kalmıştı.
Umay ise başını Alper’e doğru çevirdi. Dudağının kenarında o muzip, zafer kazanmış tebessüm yeniden belirdi. Elini uzatıp parmak uçlarıyla Alper’in omzunu dürttü.
"Farkında mısın bilmiyorum sarışın..." dedi Umay, sesi gecenin sessizliğine uyum sağlayan tatlı bir fısıltıyla dökülürken. "İlk öpücüğümü çaldın."
Alper, Umay’ın bu hamlesiyle başını hızla ona doğru çevirdi. Kaşları hafifçe çatıldı, gözlerinde şaşkınlık ve aniden beliren o derin, sarsıcı duygu dalgası çakıştı.
"Ne?" dedi Alper, sesi boğuk çıkarak. "İlk..."
"Evet," dedi Umay, gözlerinin içine muzip ama bir o kadar da katıksız bir dürüstlükle bakarak. "İlk öpücüğümdü o benim. Ve sen geldin, bir ay boyunca bana abilik taslayıp kaçtıktan sonra gecenin bir yarısı odama dalıp onu benden aldın."
Alper duyduğu bu itirafla adeta olduğu yere çakıldı. Umay’ın hayatında daha önce kimsenin olmadığını bilmek, o "Can" yalanının kurgudan ibaret olduğunu bir kez daha hatırlamak ve bu "ilk"in kendisine ait oluşu... Alper’in göğsündeki o son mülkiyet ve koruma duvarını da unufak etti.
Alper yavaşça Umay’a doğru döndü. Elini uzatıp kızın yanağına düşen bir saç telini kulağının arkasına itti. Parmakları Umay’ın teninde usulca gezindi.
"Çalmadım..." dedi Alper, sesi bu kez yumuşacık, içten ve derin bir kabullenişle çıkarken. "Sadece ait olduğu yeri aldı."
Alper'in kollarının arasında, Umay ilk kez bir erkeğin tenini bu kadar yakından hissediyordu. Alper'in parmakları saçlarında gezinirken, diğer eli belinde dolaşıyor, her temasıyla teninde ürpertiler yaratıyordu. Umay nefesini tutmuş, bu yeni duygunun her saniyesini içine çekiyordu.
Alper, Umay'ın dudaklarına tekrar yaklaştı. Bu seferki öpücük daha yavaş, daha sorgulayıcıydı. Umay'ın dudakları aralandığında, Alper'in dili usulca onunkine dokundu. Umay'ın tüm vücudu bu temasa karşılık verdi, elleri istemsizce Alper'in tişörtünün kumaşını kavradı.
"Telaşlanma," diye fısıldadı Alper, dudakları Umay'ın çenesinde gezintiye çıkarken. "Hiçbir şey yapmayacağım."
Umay başını salladı, ama elleri hala Alper'in tişörtünü bırakmıyordu. "Sadece... hissetmek istiyorum," diye mırıldandı. Sesi titrek, ama kararlıydı. "Hepsini."
Alper, bu sözlerle bir an durdu. Kızın gözlerinin içine baktı, orada endişe değil, merak ve arzunun parıltısını gördü. Başını sallayarak kabul etti.
Usulca doğruldu ve tişörtünü çıkardı. Umay'ın gözleri, Alper'in omuzlarına, göğsüne, karnına doğru gezindi. Daha önce hiç görmediği bir manzaraydı bu - bir erkeğin çıplak teni, kasların hareket edişi, derinin altındaki o yaşam. Elini kaldırıp parmak uçlarıyla Alper'in göğsüne dokundu. Sertti, sıcaktı, ve bu kadar yakınında olmak tuhaf ama güzeldi.
Alper, kızın bu temkinli ve meraklı dokunuşlarına karşılık verir gibi, ellerini Umay'ın bluzunun eteğine götürdü. Soran gözlerle baktı. Umay hafifçe başını salladı ve Alper, bluzu yavaşça yukarı çekip başından çıkardı. Göğsünde sadece ince, beyaz bir sutyen vardı. Alper, bakışlarını kızın gözlerinden ayırmadan, elini sutyenin önündeki tokaya götürdü.
"Durabiliriz," dedi, sesinde bir teklif vardı.
"Ama istemiyorum," dedi Umay ve bu kez kendi elleriyle Alper'in parmaklarını ittirip tokayı açtı.
Kumaş omuzlarından süzülürken, Umay'ın tenine havayla birlikte Alper'in bakışları da değdi. Alper, kızın bu çıplaklıkla henüz tanışan bedenine nazikçe yaklaştı. Elleri, kızın omuzlarından başlayarak aşağı indi. Her dokunuşunda, Umay'ın nefesinin hızlandığını, göğsünün yükselip alçaldığını hissediyordu.
"Burada hiç dokunulmadı değil mi?" diye sordu Alper, parmakları kızın beline doğru yol alırken.
Umay başını iki yana salladı. "Hiçbir yere... hiç kimse dokunmadı."
Alper, bu cümle karşısında içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. O kadar masum, o kadar yeniydi ki, bu kızın tenine kendi dokunuşları ilk kez değiyordu. Eğilip, Umay'ın omzuna usulca bir öpücük kondurdu. Sonra boynuna, sonra göğüs kafesinin üzerine. Her öpücük, bir soru işaretiydi; "Burada mı?", "Peki burada?", "Hissediyor musun?"
Umay başını geriye atmış, gözleri kapalıydı. Her öpücükte vücudundan bir ürperti geçiyor, parmak uçları yatağın çarşafını kavrıyordu. Bunu hayal bile edemezdi. Bir erkeğin teni, nefes alışı, dudaklarının sıcaklığı... Tüm bunlar, bir anda hayatının içine girmişti.
Alper, kızın göğsüne doğru ilerlediğinde, dudaklarının ucuyla daireler çizerek, Umay'ın ağzından hafif bir inilti çıktı. Alper dudaklarını çekip kızın yüzüne baktı. Gözleri hala kapalıydı, dudakları aralanmıştı, yanakları pembeleşmişti. Ne kadar güzeldi, ne kadar saf ve ne kadar bütünüyle onundu bu an.
"Alper..." diye fısıldadı Umay, gözlerini aralayarak. "Bu normal mi?"
Alper gülümsedi, eliyle kızın yanağını okşadı. "İlk kez olduğu için normalden daha güzel," dedi.
Umay ellerini Alper'in saçlarına daldırdı, onu kendine çekti. Dudakları tekrar buluştu. Bu kez öpücük daha ateşli, daha aç, daha sahipleniciydi. Alper, kızın sırtını kavrayıp kendine doğru çekerken, Umay'ın çıplak teni onunkine yapıştı. İkisinin de nefes alışları hızlandı, odanın içinde karışan nefesler, tenlerin buluştuğu her noktada ateşe dönüşüyordu.
Alper, kızın dudaklarından ayrılıp boynuna, köprücük kemiğine doğru indi. Elleri kızın sırtında, belinde geziniyor, her santimini keşfediyordu. Umay, bu yeni duyguların karmaşasında hem kayboluyor hem de buluyordu kendini. Elleri Alper'in sırtında tırnaklarını hafifçe gezdirdiğinde, Alper'in kasıldığını hissetti. Bu da ona garip bir güç verdi, kontrolün bir kısmını elinde tuttuğunun farkına vardı.
"Yavaş," diye mırıldandı Alper, dudakları kızın göğsünde dolaşırken. "Gece çok uzun."
Umay, bu söze karşılık kıkırdadı. "Sabaha kadar varız," dedi, sesi nefessiz ve titrek çıkarken.
Alper başını kaldırıp kızın gözlerine baktı. Gülümsedi, gözlerinde hem şefkat hem de arzu parlıyordu. "O zaman," dedi, "senin ilklerini güzel kılalım."
Ve gece, onların tenlerinin birleştiği, her dokunuşun yeni bir keşif olduğu, her nefesin birbirine karıştığı bu ilk gece, yavaş ama derin, ateşli ama koruyucu bir şekilde ilerledi. Umay, o gece bir erkeğin tenini, sıcaklığını, nefesini, arzusunu öğrendi. Ve Alper, bu kızın her ürperişinde, her iniltisinde, her dokunuşunda, hayatındaki en masum ama en yıkıcı ateşi buldu.
Gece ilerledikçe, iki beden birbirine sarılmış, kalpleri hala hızlı atarken uykuya teslim oldu. Umay, Alper'in göğsüne başını yaslamış, bir eli hala onun belindeydi. Alper ise bir eliyle kızın saçlarını okşarken, diğer eliyle onu sımsıkı kendine bağlamıştı. Bu gece, Umay'ın ilklerinin gecesiydi. Ve Alper, bu ilklerin hem kahramanı hem de koruyucusu olmayı seçmişti.