İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Müphem

Bölüm 1

Bölüm 1: Yanlış İnsan, Doğru Hisler

Bursa'nın sonbahar rüzgârı kampüsün asırlık çınar ağaçlarının yapraklarını savururken, Umay elindeki sıcak papatya çayını iki eliyle kavramış, hafifçe titreyen parmaklarını ısıtmaya çalışıyordu. Kafeteryanın bahçesindeki ahşap masalardan birinde, en yakın arkadaşı Melis ile oturuyorlardı. Melis, büyük bir hırsla Sınıf Yönetimi dersinin notlarını karıştırırken, Umay’ın gözleri çoktan okulun mimarlık fakültesine giden patikaya kaymıştı bile.

"Umay, beni dinliyor musun?" dedi Melis, kalemini masaya tıkırdatarak. "Eğer bu vizeden düşük alırsam babam bursumu keseceğini söyledi. Sen hâlâ mimarlık bahçesini mi gözlüyorsun?"

Umay irkilerek gözlerini yoldan çekti ve mahcup bir gülümsemeyle Melis’e baktı. Kahverengi gözleri, hafifçe kalkan koyu kahve dalgalı saçlarının arasından parıldıyordu. "Özür dilerim Melis... Sadece... abimler ders arasına çıkmıştır diye düşünmüştüm."

"Abin mi, yoksa Alper mi?" Melis ima dolu bir gülüşle öne doğru eğildi. "Umay, üç yaş hiçbir şey değil biliyorsun. Ama sen her adamı gördüğünde sanki sekiz yaşında Alper'e 'Ben seninle evleneceğim!' diye bağıran o küçük kız gibi kalakalıyorsun."

Umay’ın yanakları anında al al oldu. O günü dün gibi hatırlıyordu. Sekiz yaşındaydı. Alper ile abisi Hakan, evin bahçesinde futbol oynarken Alper düşüp dizini kanatmış, Umay da koşup en sevdiği Prenses Elsa’lı bandı onun dizine yapıştırmıştı. Ardından da son derece ciddi bir tavırla *"Ağlama Alper abi, ben büyüyünce seninle evleneceğim, sana hep bakacağım"* demişti. Bütün aile günlerce buna gülmüştü. Herkes için tatlı bir çocukluk anısıydı bu.

Biri hariç.

Umay büyümüş, 18 yaşına gelmiş, Sınıf Öğretmenliği 1. sınıf öğrencisi bir genç kız olmuştu ama kalbindeki o küçük kız Alper’e olan sevgisinden bir milim bile sapmamıştı. Alper ise... Ah, Alper. Üniversitenin son sınıfında, mimarlık fakültesinin göz bebeği, sarı saçları, çapkın gülüşü ve etrafındaki kız kalabalığıyla bilinen o ulaşılmaz adamdı. Ve daha da kötüsü, Umay’ı sadece "Hakan’ın küçük ve tatlı kardeşi" olarak görüyordu. Romantizm, Alper'in zihninde Umay ile aynı cümlede bile geçmiyordu.

"Yine dili tutuldu hanımefendinin," diye takıldı Melis. "Bak, geliyorlar."

Umay panikle arkasına döndü. Kampüs yolundan iki boylu poslu genç yürüyordu. Biri abisi Hakan’dı; ciddi, korumacı ve her zamanki gibi ders notlarına gömülmüş. Yanındaki ise... Alper’di. Güneş ışığı sarı saçlarında oynaşırken, üzerindeki deri ceketi ve yüzündeki o umursamaz, hafif flörtöz gülümsemesiyle her zamanki gibi etrafındaki tüm dikkatleri üzerine çekiyordu.

"Selam kızlar!" dedi Alper, masaya yaklaşarak. O geniş, iç ısıtan gülümsemesini Umay’a yöneltti. "Bizim küçük öğretmen adayları ne yapıyor bakalım? Hakan, bak kardeşin yine ders çalışmak yerine çay keyfi yapıyor."

Hakan, Umay’ın saçlarını karıştırıp masaya oturdu. "Umay çalışır, benim kardeşim çalışkandır. Alper sen kendinden haber ver, Maket projesini bitirebildin mi?"

Alper gülerek sandalye çekti. Gözleri bir anlığına Umay’a takıldı. "Umay, naber bücür? Rengin kaçmış senin, iyi misin?"

Umay nefesinin kesildiğini hissetti. Alper’in o maviye çalan gözleri tam olarak kendi kahverengi gözlerine bakıyordu. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Bir şeyler söylemek için ağzını açtı. *"İyiyim..."* demek istedi. *"Dersler yoğun..."* demek istedi. Ama boğazından sadece belirsiz bir mırıltı çıktı.

"İ-iyi..." dedi Umay, sesi bir fısıltıdan farksızdı. Yüzü alev alev yanıyordu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki konuşursa sesinin titreyeceğinden korktu.

Alper bu durumu her zamanki "çekingen küçük kardeş" hallerine yorup hafifçe kıkırdadı. "Hâlâ çok utangaçsın. Neyse, Hakan kalkalım mı? Merve ve Selin kafeteryada bekliyor, proje hakkında konuşacaktık."

*Merve ve Selin...* Umay’ın kalbine bir iğne battı sanki. Alper’in etrafındaki o flörtöz çember hiç boş kalmazdı zaten. Abisi Hakan ayağa kalktı. "Tamam gidelim. Umay, akşam eve geç kalma, annemler gelecek,mantı yapacakmış."

Onlar uzaklaşırken Umay masadaki bardağına bakakaldı. İçindeki çığlıklar boğazında düğümlenmişti.

"Yeter," dedi Melis aniden. Masaya vurarak Umay’ı sıçrattı. "Bu böyle gitmez Umay. Adam seni gerçekten sadece abisinin küçük kardeşi olarak görüyor. Yanında iki kelime laf edemiyorsun, adam da senin bir yetişkin olduğunu, sana karşı hisleri olabileceğini aklının ucundan bile geçirmiyor."

"Ne yapabilirim ki Melis?" dedi Umay, çaresizlikle. "Karşısına geçip 'Ben sana sekiz yaşımdan beri aşığım' mı diyeyim? Abimin yüzüne nasıl bakarım? Alper bana güler geçer!"

Melis derin bir nefes aldı, gözlerinde aniden haince bir kıvılcım çaktı. "Karşısına geçip söylemeyeceksin zaten. Ama onunla konuşacaksın."

"Nasıl yani?"

Melis çantasından kendi yedek telefonunu çıkardı. İçinde henüz kimseye verilmemiş yeni bir hat vardı. "İşte böyle. Ona mesaj atacaksın. Kim olduğunu söylemeden. Sen olduğunu bilmeden seninle konuşmasını sağlayacaksın. Senden habersiz senin zihnine, senin hislerine aşık olacak. Yanındayken tutulan o dilini, mesajlaşırken özgür bırakacaksın."

Umay dehşetle telefona baktı. "Saçmalama Melis! Alper anonim bir numaraya cevap verir mi sanıyorsun? Hem anlarsa? Ya abime söylerse?"

"Alper flörtöz biri, merakına yenik düşecektir. Ayrıca asla senin olduğunu anlamaz, çünkü seni 'küçük kız kardeş' kutusuna hapsetmiş durumda. Denemekten ne kaybedersin? Böyle durup onun başka kızlarla gülüşmesini izlemekten daha mı kötü?"

Umay, ileride Merve adındaki kızla gülen Alper’e baktı. Kalbindeki o eski, derin sızı yine kendini hissettirdi. Haklıydı Melis. Doğrudan gözlerinin içine bakarak söyleyemediği her şeyi, o gölgenin arkasına saklanarak söyleyebilirdi. En azından Alper’in kendisiyle, gerçek düşünceleriyle ilgilenmesini sağlayabilirdi.

Elleri titreyerek Melis’in uzattığı telefonu aldı. Yeni sim kartı taktı. Rehberine ezbere bildigi o numarayı kaydetti.

Ekranın ışığı yüzüne vururken kalbi davul gibi çalmaya başladı. Ne yazmalıydı? Nasıl başlamalıydı?

Parmakları klavyenin üzerinde kararsızca gezindi. Sonra derin bir nefes alıp yazmaya başladı:

Bilinmeyen Numara: Gülüşünün etrafındaki kızlara özel olmadığını, sadece neşeli biri olduğunu biliyorum Alper. Ama yine de o kadar cömertçe dağıtmasan mı? Bazılarının kalbi kaldıramıyor.

Umay mesajı gönder butonuna bastığı an telefonu masaya ters kapattı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. "Gitti..." dedi dehşetle. "Melis ben ne yaptım, attım mesajı!"

Melis zaferle gülümsedi. "Harika yaptın. Şimdi sadece bekle."

Yaklaşık üç dakika geçti. Umay için bu üç dakika üç asır gibiydi. Tam "Cevap vermeyecek, rezil oldum" deyip telefonu eline alacakken, masadaki telefon hafifçe titredi.

Umay’ın nefesi kesildi. Yavaşça telefonu kaldırdı. Ekranda yeni bir bildirim vardı:

Alper: İlginç bir giriş. Kimsin sen? Ve benim gülüşümün hesabını soracak kadar beni yakından tanıyan bu gizemli kişi kimin nesi?

Umay heyecanla dudaklarını ısırdı. Yanındayken dili tutulan kız, ekranın arkasında bambaşka bir cesarete bürünmüştü. Parmakları hızla ekranda kaydı:

Bilinmeyen Numara: Seni düşündüğünden çok daha uzun zamandır tanıyan biri diyelim... Ve hayır, adımı öğrenmeye çalışma Alper abi. Pardon, alışkanlık... Sadece Alper.

Alper’in attığı son mesaj, Umay’ın kalbini yerinden çıkaracak gibiydi:

Alper: Abi' mi? Yakalanmamak için iyi bir taktik. Ama merakımı uyandırdın anonim. Söyle bakalım, şu an nerede oturup beni izliyorsun?

Umay başını kaldırdı. İlerideki kafeterya masasında oturan Alper’in elindeki telefona bakıp hafifçe gülümsediğini gördü. Alper etrafına bakınıyor, kimin ona mesaj attığını çözmeye çalışıyordu. Bakışları bir anlığına Umay ve Melis’in olduğu masaya kaydı. Umay hemen gözlerini kaçırıp çayından bir yudum aldı, kalbi patlayacak gibiydi.

Alper’in bakışları "küçük kardeşinin" üzerinden geçti ve diğer masalardaki kızlara yöneldi. Umay’ın orada, o mesajın arkasındaki kız olabileceği fikri zihninin ucundan bile geçmemişti.

Umay telefona geri döndü, derin bir nefes aldı ve yeni mesajını yazdı. Oyun yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.