İçeriğe geç

Münzevi | CünZey

Bölüm 11 · 13 dk okuma

Münzevi | CünZey

Bölüm 11

11. zulüm.

Uygulama aşırı kasıyor, sizden ricam yorum yapmayın. Biliyorum kulağa saçma geliyor böyle bir sey istemem, ama sizler yorum yapıyorsunuz a

*

"Bahadır Efendi, Cüneyd nerede?" dedi Zeynep korkuyla.

Bahadır başını eğdi. "Hanım anne.."

Bahadır'ın bu tavrıyla, Zeynep korkunun tüm vücudunu ele geçirdiğini hissediyordu. Neden bir şey söylemiyordu Bahadır? Neden Mürşidimiz iyi demiyordu?

"Bahadır!" dedi Zeynep. "Linç edilmişsiniz, duydum. Nerede Cüneyd? İyi mi?"

Bahadır sessiz kaldı. Bir şey söylemedi.

"Bahadır! Lütfen.. Nerede Cüneyd?" diyerek adeta yalvardı Zeynep.

"İçeride hanım anne." dedi Bahadır en sonunda başıyla Cüneyd'in odasını işaret ederek.

"Allah razı olsun Bahadır." dedi Zeynep hafifçe tebessüm ederek.

Bahadır başını hafifçe eğdi. "Sağolun hanım anne."

Zeynep içeri girmeden hemen önce, Bahadır'a bakarak arkasındaki Mira'yı işaret etti. "Can da buradaymış. Mira'yı onun yanına götürür müsün?"

Bahadır başını salladı ve Mira'nın yanına ilerledi. İkisi gözden kaybolurken Zeynep de odanın kapısının önünde duruyordu.

Korkusundan eli ayağı adeta buz kesmişti. Güçsüz hissediyordu kendini. Cüneyd'e zarar gelmiş olma ihtimali bile tepetaklak etmişti Zeynep'i.

Zeynep kapının önünde öylece beklerken, içeriye girmek için gereken cesareti göremiyordu kendisinde. İçeri girdiğinde onu karşılayabilecek manzaradan korkuyordu.

Linç, demişlerdi sadece. Kimse başka bir şey söylemiyordu. Zeynep'i korkutan da buydu. Bilinmezlik..

Bunun yanısıra Zeynep içten içe kendini suçluyordu. Cüneyd'in başına her ne geldiyse, sebebi oydu çünkü. O, bu fikri vermişti Cüneyd'e.

Bu korkusu ile daha fazla boğuşmak istemediğini karar veren Zeynep, kapıyı çalmadan hızla içeri girdi.

İçeri girdiğinde Cüneyd ile Sadi Hüdayi yan yana oturmuş, hiddetle bir şeyler konuşuyorlardı. Vahit ise onlardan uzakta oturuyor, sadece konuşulanı dinliyordu.

"Yahu Faniler'in Mürşidine saldırmaya kim cürret edebilir?!" dedi Sadi Hüdayi hiddetle.

Kapının açılma sesiyle Sadi Hüdayi sustu, herkesin başı Zeynep'e döndü. Cüneyd de dahil..

Cüneyd'in yüzü Zeynep'e döndüğünde, Zeynep'in hissettiği tüm korku azalmak yerine artmıştı.

Çünkü Cüneyd iyi görünmüyordu. Kaşının hemen üstünde büyük bir yara izi vardı, kan izleri bile teninde duruyordu hala. Niye kimse temizlememişti ki yarasını? Mikrop kapabilirdi, kimse bilmiyor muydu bunu?



Bu yaranın dışında, Cüneyd oldukça gergin görünüyordu. Zeynep'i görene kadar kaşları çatık, tüm yüz hatları gergindi. Onun bu stresini diğerleri anlamamıştı muhtemelen, bir tek Zeynep anlamıştı onu.

Zeynep ile göz göze geldiğinde, Cüneyd'in tüm yüz hatları gevşemişti. Sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsemiş ve doğrulmuştu.

"Cüneyd..?" dedi Zeynep sesi titreyerek.

"Zeynep'im.." dedi Cüneyd gülümseyerek. Az önceki tüm gerginliği uçup gitmişti sanki şimdi.

Zeynep hızlı adımlarla Cüneyd'in yanına yürüdü. Vahit ve Sadi Hüdayi'yi önemsemeden Cüneyd'in yanına oturdu.

"Cüneyd, çok korktum.. İyi misin?" dedi Zeynep gözünü Cüneyd'in kaşındaki yaradan çekmeyerek. Cüneyd'i böyle gördükçe canı o kadar acıyordu ki... Kendisi yaralansa belki bu kadar acımazdı canı.

Cüneyd güven verircesine gülümsedi. Ailesinden azar yiyen haylaz bir çocuk gibi hissediyordu kendini şimdi. "Zeynep'im, mühim bir mesele değil. Korkmana lüzum yok."

"Cüneyd." dedi Zeynep kaşlarını kaldırarak.

Cüneyd'in kolay kolay bir şey anlatmayacağını bilen Sadi Hüdayi araya girdi. "Yahu Zeynep kızım, Cüneyd'i bilmez misin hiçbir şey olmamış gibi davranacak!"

"Amca, yok öyle bir şey. Anlatacağım elbet." dedi Cüneyd kaşlarını kaldırarak.

Vahit sessizliğini bozdu ve hafif bir tebessüm ile araya girdi. "Küçükken de böyleydin Cüneyd." dedi. "Ağaçlara tırmanırken düşerdin bazen, hatırlarsın. Gülayşe'm dizindeki yaraları fark edene kadar haberimiz olmazdı. Ne kadar canı yansa da tek kelime etmezdi."

Cüneyd bunların hiçbirini hatırlamıyordu. Tek hatırladığı ağaçlara tırmandığıydı, o da hayal meyal..

Babasına buruk bir şekilde gülümsedi Cüneyd. Daha fazla bir şeyler söyleyip bu konuyu uzatmak istemedi. Şu anda geçmişinden konuşmak en son istediği şeydi.

Sadi Hüdayi, Vahit'in konuşmasını pek de takmayarak Zeynep'e döndü. "Yahu Zeynep kızım, bir saattir senin bu kocana diyoruz ki gel yarana bakalım, yok! Yat dinlen diyoruz, ona da yok!" dedi sitemle. "Vallahi ne yapacağımı şaşırdım! Yahu sen nasıl ikna ediyorsun bu çocuğu?"

Sanki, ömrü boyunca bu anı beklemiş gibi şikayet ediyordu Cüneyd'i.

Zeynep hafifçe tebessüm etti. "Ben dahi bazen Cüneyd'i zor ikna ediyorum Sadi Hüdayi Efendi."

Cüneyd ikisine baktı. Ve tek kaşını kaldırdı. "Amca, sen beni refikama şikayet etmek için mi bekliyordun hayırdır?" dedi gülerek.

Sadi Hüdayi güldü. "E napayım yeğenim, bir tek Zeynep kızımı dinliyorsun sen de."

Zeynep de dayanamayarak tebessüm etti bu söze. Cüneyd ve Sadi Hüdayi de güldüler. Kısacası ortamda gülmeyen tek kişi Vahit'ti. Ama o an kimse bunu fark etmemişti.

Birkaç saniyenin ardından Cüneyd, "Amca, bize müsaade eder misiniz?" dedi. Zeynep'in ne kadar korktuğunun elbette farkındaydı. Gözbebeği ile ilgilenmek istiyordu.

Sadi Hüdayi gülümsedi ve hızla ayaklandı. "Müsaade sizin yeğenim. Konuşun siz rahat rahat." dedi ve Vahit ile birlikte odadan çıktı.

"Zeynep'im.." dedi Cüneyd gülümseyerek.

"Cüneyd'im.. Çok korktum senin için." dedi Zeynep. Çabucak gözleri dolmuştu.



Cüneyd bakışlarını Zeynep'ten çekmemiş, çapkın bir şekilde gülümsemişti.



Zeynep oldukça duygusal bir an yaşadıklarını düşünürken Cüneyd'in böyle çapkınca gülümsemesine anlam verememişti.

"Neye gülüyorsun?" diye sordu Zeynep kaşlarını hafifçe çatarak.

Cüneyd aynı şekilde bakmaya devam etti. "Söylediğin lafa gülüyorum. Hoşuma gitti."

Zeynep anlayamayarak gözlerini kırpıştırdı. "Ne lafı?"

Cüneyd Zeynep'in bu lafına bir çocuk gibi bozulmuştu. "Az önce dedin ya."

"Ne dedim?" diye sordu Zeynep. Cüneyd'in neyden bahsettiğini çözemiyordu.

Cüneyd başını eğdi hafifçe. "Cüneyd'im dedin ya."

Zeynep Cüneyd'in bu alıngan haline kıkırdamamak için büyük bir çaba sarf ediyordu. Gerçekten çocuk gibiydi. "Sana Cüneyd'im demek o kadar normal geldi ki bana.. Sanki sana her daim öyle sesleniyormuşum gibiydi. O yüzden fark etmedim."

Cüneyd bu laf ile memnun olmuş ve gülümsemişti. Neyse ki Zeynep, onun gönlünü almayı başarmıştı. Yoksa Cüneyd'in alınganlığı ile baş etmek oldukça zordu.

Birkaç saniyelik bakışmanın ardından Zeynep ayağa kalktı. Cüneyd ne olduğunu anlamayarak şaşkınca ona bakıyordu.

"Pansuman için, malzeme var mı?" diye sordu Zeynep Cüneyd'in kaşını işaret ederek.

Cüneyd kısa bir süre düşündü. "Burada yoktur lâkin birinden rica edeyim, getirsinler."

Zeynep başını salladı. Cüneyd ayağa kalkıp odanın dışına çıktı. Birkaç dakika dahi geçmeden elinde pansuman malzemeleriyle geri döndü.

Gelip Zeynep'in yanına oturdu ve ona pansuman malzemelerini uzattı.

Zeynep eline aldığı pamuğu batikona batırırken, Cüneyd küçük bir çocuk gibi bekliyordu.

"Biliyor musun?" dedi Cüneyd. "Sırf pansumanı sen yap diye amcamlara izin vermedim."

Zeynep kıkırdadı. "Gerçekten mi?"

"Gerçekten tabii.." dedi Cüneyd Zeynep'e göz kırparak. "Bu şansı kaçıramazdım."

Zeynep utanarak başını eğdi. Cüneyd de Zeynep ile göz göze gelebilmek adına başını eğdi.

"Tamam Zeynep'im, daha fazla utandırmıyorum seni." dedi Cüneyd. "Yap hadi pansumanı."

Cüneyd'in bu flörtöz tavırları Zeynep'in elbette hoşuna gidiyordu tabii. Lâkin Zeynep, onun tüm bu tavırlarının alt metindeki sebebini gayet iyi biliyordu.

Kaçıyordu Cüneyd. Mevzu bahis konu, Zeynep'in üzüleceği bir konuydu. Ve Cüneyd, bu yüzden de olabildiğince bu konuyu konuşmaktan kaçıyordu.

Ki Zeynep bu durumu kendi kendine öğrenmemiş olsaydı, muhtemelen sırf o üzülmesin diye bunu ona söylemezdi.

Temelde bu konu, aslında Cüneyd'in konuşmak, anlatmak istediği bir konu olsa dahi, Cüneyd sevdiğini üzmemek adına kendi isteklerini geri plana itiyordu.

Zeynep de tüm bu durumun farkındaydı.

Zeynep pamuğu Cüneyd'in kaşına bastırmadan hemen önce, "Acırsa söyle tamam mı?" dedi yumuşak bir sesle.

Cüneyd başını sallayıp onayladıktan hemen sonra ise pamuğu Cüneyd'in kaşına bastırdı.

Cüneyd yarasının yanmasıyla kısık bir sesle inledi. Canı acımıştı.

Zeynep, Cüneyd'in inlemesi ile elini hızlıca çekti. "Özür dilerim.." diye mırıldandı. Yavaşça yaranın üzerine üflemeye başladı.

Yaranın acısının azaldığını düşünen Zeynep, pamuğu tekrar Cüneyd'in kaşına yaklaştırdı. Oldukça yavaş hareketlerle yarayı temizlemeye başladı. Tüm bu hamleleri yaparken Cüneyd'in tenine temas etmemek için oldukça çabalıyordu.

"Cüneyd.." dedi Zeynep. "Orada ne oldu?"

Cüneyd derin bir nefes aldı. "Gerçekten mühim bir mesele de-"

"Cüneyd, lütfen."

Cüneyd Zeynep'in ısrarına daha fazla dayanamayarak anlatmaya başladı. "Eyüpsultan'a giderken.. Önümüzü kestiler. Zaten yol boyu belliydi bir şey olacağı."

Zeynep kaşlarını çattı. "Nasıl yani? Belliydi derken?"

"Bakışlarından belliydi Zeynep." dedi Cüneyd basitçe. "Yani biz yürürken herkes bize saldıracak gibi bakıyordu. Ve öyle de oldu da.."

Zeynep sertçe yutkundu. Dolmaya başlayan gözlerini saklamaya çalışmadı. "Nasıl..? Nasıl saldırdılar..?"

Cüneyd konuşmadı, sessizce bekledi, anlatmadı. Zeynep, elindeki pamuğu bıraktı ve Cüneyd'in kaşına birkaç kez üfledi. Ardından ise yara bandını eline aldı.

"Bandı yapıştırayım mı?" diye sordu Zeynep kırıldığını belli eden bir ses tonuyla. Cüneyd'in anlatmayışı onu kırmıştı. Bu durumun sebebinin kendisini üzmemek olduğunu biliyor olsa da kırılmıştı. Sevdiğinin ondan bir şeyler saklamasından hoşlanmıyordu.

"Zeynep'im.." dedi Cüneyd. "Ben gerçekten-"

"Biliyorum Cüneyd. Neyi niye yaptığını çok iyi biliyorum, tanıyorum seni... Lâkin ben senin her şeyini bilmek istiyorum. Gerekirse üzüleyim, senin derdinle ağlayayım.. Ama canının niye yandığını bileyim ben. Lütfen.."

"Seni üzmek istemiyorum." dedi Cüneyd dürüstçe. "Seni kendi meselelerimle üzmek istemiyorum."

"Senin meselen benim meselemdir Cüneyd. Seni üzen beni de üzer, seni sevindiren beni de sevindirir..."

Cüneyd Zeynep'in dolu gözlerine baktı uzun uzun. Şimdi onun da gözleri dolmuştu.

Zeynep'in kendisine karşı olan bu karşılıksız iyi tavrı, Cüneyd'i gerçekten etkiliyordu. Şimdiye kadar, herkes ona belli başlı çıkarlar için iyi davranmıştı. Lâkin Zeynep sırf Cüneyd'i düşündüğü için yapıyordu bunu. Başka hiçbir şey için değildi.

"O vakit ağlamayacağına söz vereceksin." dedi Cüneyd. "Ağlamana gönlüm dayanmıyor."

"Söz." dedi Zeynep dolu gözlerini kırpıştırarak. Ardından ise elindeki yara bandını Cüneyd'e uzattı. "Ben yapayım mı? Yoksa sen mi yapmak istersin?"

"Sen yapabilirsin." dedi Cüneyd. O küçük temasa dayanabileceğini düşünüyordu.

"Sen anlatmaya başla." dedi Zeynep. "Zihnin onunla meşgul olsun."

Cüneyd hafifçe başını salladı. "Yolumuzu kestiklerinde, bir sürü tehdit savurdular. Yoldan dönün, vazgeçin dediler. Lâkin ben dönmek istemedim, bir kere bu yola çıkmıştık ne de olsa. Biz geri dönmeyince, saldırmaya karar verdiler lâkin birisi onlara engel oldu."

Zeynep yara bandını dikkatli bir şekilde Cüneyd'in yarasının üzerine yapıştırdı. "Birisi derken?"

"Babam." dedi Cüneyd. "Babam geldi.. Oğluma zarar vermeye kalkarsan, önce benim cesedini çiğnemen gerekir, dedi."

Birkaç saniye duraksadı. Yutkundu. "Beni- beni öldürmek için gelen tüm o adamlara karşı, önümde durdu. Korudu beni. Sonrasında benimle yan yana durdu. Tüm o adamlar bana taş atarken beni korumaya çalıştı..."

Zeynep şok içerisinde elleriyle ağzını kapattı. "Taşladılar mı..?"

Cüneyd belli belirsiz başını salladı. "Sağolsunlar Can ve Bahadır kendilerini hiçe sayıp beni korudular." dedi Zeynep'e bakarak. "Lâkin adamlar iyi nişan alıyorlarmış demek. İki defa isabet ettirdiklerine göre."

Cümlesini söyledikten sonra hafifçe güldü. Cüneyd'in bu latifesine karşılık, Zeynep oldukça ciddiydi.

Gözleri hala dolu doluydu Zeynep'in, fakat ağlamıyordu. Cüneyd, ağlamana gönlüm dayanmıyor, demişti çünkü.

Zeynep dolu gözlerle Cüneyd'in vücudunu inceledi. Sertçe yutkundu. "Benim yüzümden oldu tüm bunlar.."

"Zeynep'im. Bunların hiçbiri senin yüzünden değildi."

"Benim yüzümden oldu işte Cüneyd.." dedi Zeynep başını eğerek. "Üzülmeyeyim diye inkar ediyorsun."

Cüneyd, Zeynep ile göz göze gelebilmek adına başını eğdi. "Zeynep... Yaşananların hiçbiri senin kabahatin değildi. Yemin ederim değildi."

Cüneyd, Zeynep'in şu anda ne hissettiğini anlayacak en iyi kişiydi. Çünkü Cüneyd de aynı şekilde çevresindeki tüm acılardan kendisini suçluyordu. Hiçbir kabahati olmamasına rağmen..

"Ama bu kararı almanda ben etkili oldum.." dedi Zeynep kısık bir sesle. "Seni bu karara da bu belaya da ben ittim.."

Cüneyd Zeynep'e güven verircesine gülümsedi. "Zeynep'im... Bu hususu bana ilk sen anlatmış olsan da, kız çocuklarını okutmak benim kararım. Bu hususta kabahatin olduğunu düşünmen beni üzer. Zira hiçbir kabahatin yok."

Zeynep buruk bir şekilde gülümsedi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından ise Zeynep, bakışlarını Cüneyd'in yüzünde gezdirdi. Kaşındakinden başka bir yara izi görünmüyordu. "Başka- başka nerene taş attılar..?"

Cüneyd eliyle sağ omzunu gösterdi. "Bir tanesi de omzuna geldi. Lâkin acımıyor." dedi.

"Nasıl acımıyor Cüneyd..?" dedi Zeynep. "Taş attılar diyorsun, acımaz mı?"

"Latife ettiğime, seninle uğraştığıma göre.. Acımıyor." dedi Cüneyd gülümseyerek.

Zeynep hafifçe tebessüm etti. Lâkin ikna olmamıştı tabii. "Aç, pansuman yapayım omzuna da. Mikrop kapar Allah muhafaza."

Cüneyd flörtöz bir tavırla güldü. Ardından ise, "Burada münasip olmaz. Amcamla komuştuktan sonra eve gideriz, orada yaparsın gerekli olursa."

Zeynep kıkırdadı. "Gidelim elbet. Hem, sen de biraz istirahat edersin."

Cüneyd başını salladı. Birkaç saniye boyu ikisi de konuşmadılar. Cüneyd, elindeki tespihi çekerken bir şeyler düşünüyordu. Zeynep ise Cüneyd'i izliyordu.

Cüneyd,"Zeynep." diyerek sessizliği bozdu. Zeynep'in bakışları ona döndüğünde ise tekrar konuştu. "Benim amcam, babam ve Müyesser Hanım ile istişare etmem gereken hususlar var. "

"Linç olayı ile ilgili değil mi?" dedi Zeynep kısık bir sesle.

Cüneyd başını salladı. "Kızları okutacağım bir şekilde dergâh dışına sızmış. Ve insanlar çok öfkeli Zeynep, çok.. Kızlarını bir günah yuvasına yollayacağımı zannediyorlar."

Derin bir nefes aldı Cüneyd. Elindeki tespihi çekerken konuşmaya devam etti. "En iyi ihtimalle birkaç gün içerisinde Faniler de bu duruma tepki göstermeye başlayacaklardır."

Zeynep başını salladı. "Onlara bir an önce işin aslını da anlatman gerekiyor Cüneyd. Siz onlara böyle bir şey yok deseniz de inanmayacaklar, hakikati bilmek isteyecekler."

"Benim de niyetim bir an önce hakikati izah etmek." dedi Cüneyd. "Lâkin o vakte kadar, kendimizi insanların zulmünden korumamız gerek."

Zeynep düşünceli bir şekilde başını salladı. Cüneyd'i bu belaya kendisi bulaştırmıştı, içten içe suçlu hissediyordu kendini.

"Zeynep'im." dedi Cüneyd, Zeynep'in odağını kendisine çekebilmek için.

Zeynep başını kaldırdı, Cüneyd'e baktı.

Cüneyd Zeynep'in gözlerinin içine bakarak konuştu. "Biz bu hususları istişare ederken yanımda olmanı istiyorum."

Zeynep'in gözleri kocaman açıldı. Şaşkınlıkla Cüneyd'e bakıyordu. "Gerçekten mi?" diye sordu şoke olmuş bir halde.

Cüneyd'in onun kararlarına önem verdiğini biliyordu elbet. Lâkin bu gibi mühim bir konuda, Cüneyd'in onun düşüncelerini de dikkate almak istemesi, genç kızı oldukça mutlu etmişti.

Cüneyd ağır ağır başını salladı. "Gerçekten tabii. Senin keskin zekân, hepimizin yoluna ışık saçacaktır. Yanımda olup bana fikir vermen, beni mutlu eder Zeynep'im."

Zeynep gülümsedi. "Çok isterim Cüneyd.."

Cüneyd de gülümsedi ve ayağa kalktı. "Haydi o vakit, amcamın yanına gidelim."

Zeynep de ayağa kalktı. "Öncesinde Mira'ya haber versek olur mu? Beraber geldik onunla."

Cüneyd başını salladı. Ve ikili Sadi Hüdayi'nin odasına doğru yola koyuldular.

*

Aradan yaklaşık 2 saat sonra, Cüneyd ile Zeynep, dergâhtan çıkıp evlerine gelmişlerdi.

Üzerlerini değiştirdikten sonra Zeynep mutfağa gitmiş, ıhlamur kaynatmıştı.

Elindeki iki fincanı küçük bir tepsiye koyan Zeynep, salona girdiğinde Cüneyd oldukça gergindi. Düşünceli bir şekilde başını ovuyordu, tüm bu gerginlikten başı ağrıyordu anlaşılan.

Bu gerginliğini Zeynep'e yansıtmamaya çalıştığı ise oldukça barizdi. Zeynep içeri girer girmez başını ovmayı bırakıp doğrulmuş, küçük bir tebessüm ile Zeynep'i izlemeye başlamıştı.

Zeynep gülümseyerek elindeki tepsiyi orta sehpaya bırakmış, Cüneyd'in yanına oturmuştu.





"Ihlamur kaynattım.." dedi Zeynep. "Yatıştırır, gerginliğini alır."

Cüneyd gülümsedi. "Allah razı olsun senden Zeynep'im. Allah seni tüm dertlerden uzak eylesin.." dedi ardından ise Zeynep'e yaklaşarak "Amin.." diyerek ekledi.

"Allah ikimizi de tüm dertlerden uzak eylesin.." diyerek Cüneyd'in duasını düzeltti Zeynep. "Amin.."

Cüneyd hafif bir tebessüm ile ıhlamur fincanını eline aldı. "Ellerine sağlık."

Cüneyd'in zihninde binlerce düşünce dönüyordu. Tüm bu mevzu ile ilgili oldukça stresliydi. Yanlış bir karar almaktan, insanların hakkına girmekten, sevdiklerine zarar gelmesinden korkuyordu.

Fakat tüm bu stresi, Zeynep'in ufacık bir tebesümü ile uçup gitmişti. Zeynep'in Cüneyd üzerinde gerçekten de sakinleştirici bir etkisi vardı..

"Afiyet olsun." dedi Zeynep Cüneyd'e bakarak. Cüneyd cevaben gözlerini kapattı ve açtı.

Birkaç saniyenin ardından ise "Sence kim dışarı sızdırdı bu mevzuyu?" diye sordu Cüneyd. Zeynep'in keskin aklına güveniyor, onun ile istişare etmek istiyordu.

"Günahını almak istemem." dedi Zeynep. "Lâkin biri var aklımda."

"Söyle Zeynep." dedi Cüneyd sadece.

"Müyesser Hanım bence." dedi Zeynep. "Sen de söylemiştin, zaten rızası yoktu bu hususta. Bugünkü tavırlarını da düşününce.. Bence o."

Zeynep'in sözlerinin haklılık payı vardı. Müyesser Hanım, bugün istişare için çağırıldığı odada istişare harici her şeyi yapmıştı. Cüneyd'i ve de Zeynep'i bu çatıya zarar vermekle itham etmiş, okumak isteyen kızlara üstü kapalı bir şekilde ağır laflar etmişti.

Onun bu sözlerine gayet tabii Cüneyd de Zeynep de tepki göstermiş, haddini bilmesi adına onu uyarmışlardı.

Bunların da tek bir anlamı olabilirdi tabii.

Cüneyd düşünceli bir şekilde başını salladı. "Dediğin gibi olabilir elbet. Lâkin Müyesser Hanım, böyle bir işe tek başına kalkışmaz. Onun gayesi bu çatıyı korumak, yıkmak değil."

"Birinden destek alıyor olabilir mi yani? Kimden peki?"

Cüneyd derin bir nefes aldı. "Bilmiyorum.. Lâkin amcam olması muhtemel."

Zeynep kaşlarını kaldırıp Cüneyd'e baktı. "Cüneyd, amcan yapar mı ki böyle bir şeyi?"

"Amcam hırslı bir adam Zeynep. Hırsları uğruna da herkesi, her şeyi harcayabilir."

"Cüneyd ben sanmıyorum." dedi Zeynep dürüstçe. "Yani evet, Sadi Hüdayi Efendi hırslı birisi. Ama bu kadar da ileri gitmez. Sana zarar vermez."

Cüneyd düşünceli bir şekilde sakalını sıvazladı. "Ben bundan emin değilim Zeynep... Eğer- eğer vaktı muarazayı kaybetseydim, beni 999 gün o hücreye kapatacaktı."

Zeynep bu söze karşılık söyleyecek bir şey bulamamıştı. Ama gerçekten Sadi Hüdayi'nin yaptığını düşünmüyordu.

Birkaç dakika boyu bir sessizlik oldu aralarında. Cüneyd de Zeynep de düşüncelere dalmışlardı.

Zeynep sessizliği bozdu. "İnsanlar ile ne zaman konuşacaksın Cüneyd?"

Cüneyd derin bir nefes aldı. "Yarın Levent Hoca gelecek tekkeye, seans için." dedi. Ve sözlerine devam etti. "Onunla da istişare etmek istiyorum bu durumu. Ama niyetim, yarın akşamki sohbette durumu herkese izah etmek."

Zeynep başını salladı. "En doğrusu bu olacaktır Cüneyd. Bir an önce durumu izah etmek gerek."

Cüneyd de başını salladı. Birkaç saniye Zeynep'e baktı. Ardından ise ağrımaya başlayan başını eğdi, ellerinin arasına aldı.

"Cüneyd'im. İyi misin?" diye sordu Zeynep onun bu durumunu fark ederek.

Cüneyd ellerini başına bastırdı. "Başım çok ağr

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.