İçeriğe geç

Mühürlü Kader

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Mühürlü Kader

Bölüm 3

2.BOLUM YIKINTILARIN ARASINDA KALSADA

Adem Bey’in valizlerini alıp kapıyı çarparak gidişinin üzerinden tam üç gün geçmişti.

O kapı sesinden sonra evdeki zaman sanki durmuştu. Mutfaktaki saat bile tıkır tıkır işlemeyi bırakmış gibiydi. Ela Hanım, odasından hemen hemen hiç çıkmıyordu. 18 yaşında kurduğu o hayatın 38 yaşında bir kalemde silinip atılmasını bünyesi kaldırmıyordu.

Defne ise ağlamıyordu. Babasının arkasından tek bir damla gözyaşı dökmemeye yemin etmişti. Ama içindeki o devasa nefret, yerini buz gibi bir intikam ve ayakta kalma hırsına bırakmıştı.

Evin içindeki ağır havadan bir an olsun nefes alabilmek için salonun ortasındaki büyük ahşap sehpanın başına geçti. Ellerini ahşabın soğuk yüzeyine koydu. Derin bir nefes aldı.

Adem Bey ve çevresindekiler Defne’yi sadece üniversite sınavına hazırlanan, 1.70 boylarında, masum, ela gözlü gencecik bir kız sanıyordu. Ama kimsenin bilmediği, babasının bile aklının ucundan geçmeyen bir gerçek vardı: Defne bir özel silah uzmanıydı.

Küçük yaşlardan itibaren mekaniğe, parçaların birleşimine ve ateşli silahlara karşı inanılmaz bir tutkusu ve yeteneği vardı. Yıllarca gizli gizli atış poligonlarında, özel atölyelerde zaman geçirmiş; bir silahı gözü kapalı söküp takacak, saniyeler içinde mekanizmasındaki arızayı çözecek ve hedefi tam ortasından vuracak kadar uzmanlaşmıştı. Bu onun gizli dünyası, babasının yarattığı o cehennemden kaçış sığınağıydı.

Cebinden küçük bir çakı çıkardı. Babasının salonda bıraktığı eski bir ahşap kutunun kilidini birkaç saniye içinde, mekanizmayı hiç bozmadan tereyağından kıl çeker gibi açtı.

"Kendi evindeki kilidi bile koruyamayan adam, bize hayat dersi vermeye çalışıyordu," diye mırıldandı Defne kendi kendine.

O sırada kapının zili çaldı.

Defne çakıyı hızla cebine atıp kapıya yöneltildi. Gelen, çocukluğundan beri her sırrını bilen, en yakın arkadaşı Yıldız’dı. Yıldız diyetisyenlik okuyordu; enerjik, pratik zekalı ve Defne’nin hayatındaki tek gerçek kaçış noktasıydı. Defne'nin silah uzmanlığı sırrını dünyada bilen tek kişi de oydu.

Yıldız içeri girer gir mezar gibi sessiz olan eve baktı. Elindeki çorbayı ve sağlıklı atıştırmalık kutularını antredeki dilsiz uşağın üzerine bıraktı.

"Defne..." dedi Yıldız, sesinde derin bir endişeyle. "Hâlâ aynı mı durum?"

"Annem odasında. Üç gündür ağzına tek bir lokma koymadı," dedi Defne. Bakışları sertti. "O adam her şeyi alıp gitti Yıldız. Evi satılığa çıkaracağını söyledi."

Yıldız hızla Defne’ye sarıldı. "İnanmıyorum... Nasıl bu kadar acımasız olabilir bir insan? Peki siz ne yapacaksınız?"

"Ben ayakta kalacağım," dedi Defne, Yıldız’dan ayrılıp gözlerinin içine bakarak. "Annemi o adamın vicdanına bırakmayacağım. Yıldız, benim o poligondaki ve atölyedeki tanıdıklarla tekrar iletişime geçmem lazım. Eğer bu ev elimizden giderse, anneme ben bakmak zorundayım. Silah mekanizması revizyonundan, özel özel parçalardan iyi para kazanabilirim."

Yıldız gözlerini büyüttü. "Saçmalama Defne! O işler çok tehlikeli! Seni o yeraltı piyasasına bulaştıramayız. Sen üniversitene odaklanacaksın. Bak ben diyetisyenlik stajımdan üç kuruş kazanıyorum, beslenme programları hazırlıyorum, gerekirse ben destek olurum ama sen o silah işlerini çok gizli tutmak zorundasın. Hele ki şu an!"

Defne acı bir gülümsemeyle başını salladı. "Benim yeteneğim bu Yıldız. İnsanlar kalem tutar, ben tetik mekanizması ayarlarım. Ve inan bana, o adamın bizi muhtaç bıraktığı günlerde ben kimseye muhtaç olmayacağım."

İki arkadaş salona geçtiğinde, Ela Hanım yavaş adımlarla odasından çıktı. Yüzü bembeyazdı, gözlerinin altı morarmıştı.

"Yıldız kızım... Hoş geldin," dedi Ela Hanım, pürüzlü bir sesle.

"Ela teyzem!" Yıldız hemen ayağa kalkıp Ela Hanım’ın koluna girdi ve onu koltuğa oturttu. Elindeki diyet çorbasını açtı. "Bak hiç hayır demek yok. Senin için özel kan şekerini dengeleyici, vitaminli bir çorba hazırladım. Bunu bitireceksin. Defne’nin sana, senin de Defne’ye ihtiyacın var."

Ela Hanım çorba kasesine bakarken gözlerinden yine yaşlar süzüldü. "Ben ne yapacağım Yıldız? 20 yılımı verdim ben o adama... Meğer bir hiçmişim onun gözünde. 'Kendi başınızın çaresine bakın' deyip attı bizi."

Defne annesinin yanına diz çöktü. Annesinin ellerini tuttu.

"Bana bak anne," dedi Defne. Sesi bir kaya kadar sağlamdı. "O adam bu evden gitti ama bizim gururumuzu alamadı. Bizi sokakta bırakabileceğini sanıyor. Ama ant içiyorum, ona muhtaç olmayacağız. Ben gerekirse gece gündüz çalışırım, seni kimseye muhtaç etmem."

Ela Hanım kızının ellerini sıktı ama gözlerindeki o kırılmışlık, o devasa boşluk dolmuyordu. Adem Bey sadece evi değil, Ela Hanım’ın yaşama sevincini de yanında götürmüştü.

Aynı saatlerde, şehrin bambaşka ve karanlık bir yakasında...

Siyah, camları filmli devasa bir cip, yüksek korumalı bir malikanenin garajına giriş yaptı. Araçtan ilk inen kişi, 1.90 boyunda, geniş omuzlu, siyah takım elbisesiyle etrafa tehlike saçan Baran’dı.

Arkasından hemen sağ kolu, en yakın dostu Eren indi. Eren’in elinde belgelere dolu siyah bir çanta vardı.

"Baran," dedi Eren etrafı kontrol ederek. "Yıldırım Bey içeride seni bekliyor. Limandaki sevkiyat işini hallettiğimizi duymuş. Ayrıca... evdeki durumları da konuşmak istiyor."

Baran duraksadı. Siyah gözlerini Eren’e dikti. "Ne durumu?"

Eren hafifçe yutkundu. Eren soğukkanlı bir adamdı ama Baran’ın gazabından her zaman çekinirdi. "Biliyorsun... Baban birkaç haftadır bir kadınla görüşüyor. Ela Hanım’la. İşler ciddileşiyor gibi."

Baran’ın yüzü daha da sertleşti. "Babama kaç kere söyledim. Bu dünyamıza dışarıdan kimseyi sokmayız. Hele ki geçmişini bilmediğimiz insanları."

O sırada malikanenin geniş bahçesinden gelen bir kahkaha sesiyle ikisi de o tarafa döndü.

Zeynep, elindeki kitaplarla çimlerin üzerindeki masada oturuyordu. 18 yaşındaki Zeynep, ailenin en masum halkasıydı. Eren’in gözleri Zeynep’e kaydığı an, o sert duruşu bir anlığına yumuşadı. Bakışlarındaki o gizli, derin sevgi fışkırdı ama hemen başını eğdi. Baran’ın bunu fark etmesi demek, Eren için sonun başlangıcı demekti. Çünkü Baran, kız kardeşine karşı aşırı korumacıydı ve Eren onun sağ koluydu.

Zeynep başını kaldırıp Eren ile göz göze geldi. Zeynep’in yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. Aralarındaki bu sessiz çekim, malikanenin en büyük patlamaya hazır bombasıydı.

Baran, Eren’in dalgınlığını fark etmeden malikanenin kapısına doğru yürüdü. "Kaan nerede?" diye sordu.

"Kaan içeride, babanın yanında," dedi Eren kendini toparlayarak. "Yıldırım Bey, Ela Hanım’ın kocası tarafından terk edildiğini ve zor durumda olduğunu anlatıyordu. Galiba onları buraya getirmeyi planlıyor."

Baran kapının kolunu tuttu. Siyah gözlerinde çakan şimşeklerle mırıldandı:

"Bu eve bir yabancı adım atarsa, o adımın hesabını sorarım."

Henüz birbirlerinin varlığından bile habersiz olan Defne ve Baran... Biri babasının bıraktığı enkazın altında gizli yetenekleriyle ayakta kalmaya çalışırken, diğeri kendi karanlık imparatorluğuna kimseyi sokmamaya kararlıydı.

Kader, bu iki sert kayayı

birbirine çarptırmak için gün sayıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.