Her yer karanlıktı. Bir tek pencereden içeri vuran ay ışığı, içeriyi az da olsa aydınlatıyordu. İçerisi sessizdi. Bir tek dışarıda uçuşan baykuşun uğultusu ve benim nefes alıp verişim, koca koridoru dolduruyordu. Dışarıda kar hâlâ yağmaya devam ediyordu. Hava soğuktu. O kadar soğuktu ki nefes alıp verdiğimde, nefesim buhar olup havaya karışıyordu. Pencerenin önünde ne kadardır duruyordum? Üşüyor muydum? Emin değildim ama düşündüğüm tek şey, yaşayamadığım çocukluğumdu. Tabii ona da çocukluk demek olursa. Karanlık koridorun diğer ucundan yavaş yavaş gelen ayak sesi, irkilmeme neden oldu. Ayak seslerimin duyulmamasını dileyerek, hızla kendi odama doğru yürümeye başladım. Odamın kapısını yavaşça açtım ve içeriye girdim. Dört kişilik odada uyumayan tek kişi bendim. Yavaşça yatağımın üzerindeki yorganı açtım ve o kişinin beni görmediğini dileyerek, yatağa girip uykuya dalmaya gayret gösterdim. Sabah oluyordu. Saat 06:23’tü ama ben hâlâ uyuyamıyordum. Düşüncelere dalmıştım. Kimi düşünüyordum? Neyi düşünüyordum? Annemi mi? Babamı mı? Kendimi mi? Yoksa yaşayamadığım çocukluğumu mu? Hepsini. Hepsini düşünüyordum. Yavaşça yataktan kalktım. Kapıyı yavaşça açtım ve koridorda yürümeye başladım. Öylesine gezinirken, koridorun sol tarafındaki odanın kapısının açık olduğunu gördüm. Yavaş adımlarla kapının önünde durdum. İçeride; yaşlı, beyaz sakallı, beyaz saçlı, giyimi uzun, pelerine benzer, gri renkte ve boyu 1.73 civarında bir adam, arkası bana dönük bir şekilde duruyordu. Elinde dosyaya benzer şeyler tutuyordu. Benim geldiğimi anlamış olacak ki arkasını bile dönmeye tenezzül etmeden, elindeki dosyaları düzenleyerek konuşmaya başladı: “Geldin demek. Anlaşılan uyuyamadın.” Adamın konuşmasıyla irkildim ve bir an durduktan sonra ben de konuşmaya başladım: “Evet, uyuyamadım ama siz bunu nereden biliyorsunuz? Geldiğimi… uyuyamadığımı…” Adam hâlâ arkası bana dönük bir şekilde dedi: “Anlaşılan beni tanımıyorsun.” Adam arkasını döndü ve bana bakarak dedi: “Okulumuza bir daha hoş geldin. Ben Morgan Rogue. Sen de Eurora İsoline olmalısın.” İsmimi bilmesine şaşırmıştım. Beni nereden tanıyordu ki? Beni salonda mı görmüştü? Hayır. O kadar çocuk içinde beni görmesi imkânsızdı. Belki de dün gece koridorda beni görmüştü. Bilmiyordum. Adam, yüzümü inceliyormuş gibi bana baktı, ardından dedi: “Seni çocukluğundan beri tanıyorum. Aynısın, değişmemişsin.” Şaşkınlıkla kaşlarımı hafif çatarak dedim: “Çocukluğumdan beri mi? Annemin arkadaşı mısınız? Akrabam mısınız? Sizi tanıyor muyum?” Adam bir an duraksadı. Sanki bir şeyler biliyordu. Sanki söylemek istiyordu ama birisi ona izin vermiyordu.
Bölüm 20
Bölüm 15.
Bölüm sonu
9 yorum
S
Adam şu vibe verdi. Çocuk: lalala Adam: hey çocuk şeker ister misin? Hem ben senin aileni tanıyorum gel götüreyim. Çocuk: A-anne ağğğğ😭 (kaçar.) __ 😅
Çok güzel ilerliuorrr
1YanıtAnnesi bazı şeyler biliyor ve buda annesini tanıyor ama annesi bişe denemesi için bişe yaptı ya da söylemesini istedi
1YanıtHarika gidiyor
Harika olmuş
Gittikçe ilginçleşiyor. Sürükleyici.
1Yanıtİçimdeki ses bu tesadüf değil diyor
1YanıtBu adam kim şimdi yaa
1Yanıt






