İçeriğe geç

Mühürlenen Yaralar

Bölüm 2 · 42 dk okuma

Mühürlenen Yaralar

Bölüm 2

1. Bölüm; Kırık Aynalar

Kalbimdeki her yara daha da derinleşirken attığım çiziklerin sayısını saymaktan çok yorulmuştum.

***

Annemin bana mutfaktan seslenişini duyuyordum fakat ben odamda bir başıma kalmış hayatımı sorguluyordum, gerçekten sevilmeyecek bir insan mıydım? Gerçekten hayatım bu kadar amaçsız mıydı? Neden gerçek arkadaşlarım yoktu? Tüm insanlar sahteymiş gibi hissetmekten yorulmuştum artık, acınası haldeydim. Annemin bana mutfaktan daha şiddetli bağırmasıyla birlikte kulağımdaki kulaklığı çıkardım ve odamın kapısını açıp mutfağa doğru yol aldım, annem mutfakta yemek hazırlarken benden yardım istiyordu, kendisine her zaman koşulsuz yardım ederdim çünkü annem ve ben neredeyse iki yakın arkadaş gibiydik, annemin yanına geldiğimde ise konuşmaya başladı.

"Neden bugün her zamankinden daha mutsuzsun?"

"Mutsuz değilim sadece mutlu olmanın kavramını bilmiyorum anne." diyerek konuyu geçiştirdim.

Annem bana sorgulayan gözlerle bakarken benim tek yaptığım şey ise sakin sakin anneme bakmaktı.

"Babam ve Emir nerede?"

"Baban işe gitti, Emir ise babanla birlikte çıktı, akşam dönerler."

"Anladım, ne konuda yardım etmemi istersin?"

"Aslında şu omleti sen yaparsan çok iyi olur."

Annem tam bir omlet sevdalısıydı. Başımı aşağı yukarı sallayarak kısık bir sesle tamam dedim.

Omlet için için tavayı ve malzemeleri çıkarırken aklımda binbir türlü soru geçiyordu fakat ben bu sorularımın cevaplarını bulamıyordum, kendi zihnimin karmaşık odalarında kayboluyordum. Sonunda tüm malzemeleri çıkarttığımda ise tavada pişirip tabağa koydum.

Anneme sırıtarak yaptığım omleti yemek masasına koydum ve ocağı kapatarak tüm malzemeleri yerine koydum. Tam her şey bitti derken birden annemin arkadaşının kızı olan Esila arıyordu beni, bu telefona bakmam gerekir miydi?

"Anne Esila arıyor, açayım mı?"

"Aç kızım belki önemlidir."

Annemi dinleyerek telefonu açtım ve Esila büyük bir sevinçle "alo" dedi.

"Efendim Esila?"

"Mevlâ nasılsın? Nasıl gidiyor?"

"İyiyim öyle annemle kahvaltı hazırlıyoruz."

"Anladım, ben yaklaşık yarım saate kadar sizin evinizde olacağım, seni alıp gitmem gerek çünkü hayırlı bir iş için önemli bir yere gideceğiz."

"Esila sana beni şöyle işlere karıştırma diyorum beni neden anlamıyorsun?"

"Bir kerecik sadece başka olmayacak inan bana."

"Tamam o zaman, bekliyorum."

"Tamamdır."

Esila ile telefon konuşmam bittikten sonra şimdi ne yapacağımı sorguluyordum çünkü ben insan sevmeyen bir insandım ve Esila'nın dediği gibi gerçekten hayırlı bir iş için gideceksek bu kesinlikle kendine birini bulduğunu ve benim de kendisiyle beraber gitmemi istediği anlamına geliyordu.

Anneme dönüp konuşmaya başladım.

"Esila gelecekmiş yarım saate kadar."

"Gelsin kızım ne zararı var bize?"

"Beni alıp gidecekmiş hayırlı bir için özel bir yere gitmemiz gerekiyormuş."

"Neymiş o hayırlı iş?"

"Sanırım Baran'dan sonra kendisine başka birini buldu onun için yalnız gitmek istemiyor beni de götürmek istiyor anladığım kadarıyla."

"Anladım kızım, sen geç o zaman kahvaltına başla."

"Sen yemeyecek misin anne?"

"Yok ben şu patates kızartmasını halledeyim öyle başlarım kahvaltıya."

"Tamam anne."

Annemin dediklerine karşı gelmeyip kahvaltımı yapmaya başladım yaptığım pankekler gerçekten de lezzetliydi fakat omletten sonra tıkandım.

"Anne ben bu kadar yiyebildim devamını sana bırakıyorum."

"Tamam kızım."

Annemle konuşurken birden kapı çaldı, gelen Esila olmalıydı çünkü aradan neredeyse yarım saat geçmişti, yemek masaından kalkıp kapıyı açtığımda gelen Esilaydı.

"Selam ben geldim."

"Hoş geldin Esila."

"Annen nerede?"

"Mutfakta."

"Tamamdır."

Esila ile birlikte mutfağa doğru ilerliyorduk çünkü annemi görmek istiyordu, aslında benim annem Esila'nın annesi gibiydi Esila'nın annesi ise benim annem gibiydi. Sonunda mutfağa geldiğimizde Esila selamını verdi.

"Merhaba Manolya teyze, nasılsın?"

"İyiyim kızım sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim ne olsun uğraşıyorum."

"İyi kızım, iyi."

Esila anneme selamını verdikten sonra bana sessizce gel işareti yaparak beni odama kadar yönlendirdi, sonunda odamın kapısının önüne geldiğimizde ise Esila beni odaya itti.

"Ne yapıyorsun ya sen?"

"Özür dilerim, özür dilerim bunu yapmam lazımdı."

"Bunu neden yaptığını anlamıyorum fakat konuyu uzatmayacağım, hadi ne söyleyeceksen söyle."

"Ben Baran'dan sonra başka birini buldum."

"Biliyordum."

"Neyse ki daha bitmedi, çocuk çok iyi birisi iyi niyetli bir insan bugün onunla buluşacağız o yüzden beni bugün yalnız bırakma olur mu?"

Aynı tahmin ettiğim gibiydi her şey.

"Tamam Esila, yalnız bırakmam seni."

Esila'nın beni böyle şeylere sürüklemesinden gerçekten nefret ediyordum fakat yapabileceğim bir şey yoktu. Esila bana sımsıkı sarılırken benim tek yapabildiğim zar zor nefes alabilmekti, Esila beni çok sıktığını fark edip sonunda beni bıraktı, bunu yapması tekrar nefes almamı sağladı.

"Ne zaman gidiyoruz?"

"Eğer hazırlanacaksan bekleyebilirim."

"Gerek yok üstümü değiştireyim yeter."

"Tamam o zaman ben odadan çıkıyorum işin bittiğinde salonda olurum."

"Tamamdır."

Esila odamdan çıkarken ben de dolabımdan kenime şuan giyebileceğim şeyler arıyordum, ne tarz şeyler giyebilirdim? Soğuk bir kış gününün ortasında sweatshirt giysem tam olabilirdi aslında.

Dolabımdan siyah bir sweatshirt seçtiksen sonra altına da bir tane gri eşofman giydim ve üzerime siyah ceketimi geçirdim, benim kombinlerim genelde bu şekilde oluyordu, herhangi bir makyaj yapmama gerek yoktu çünkü makyaj yapmayı sevmezdim. Çantamı alıp içine cüzdanımı, telefonumu ve evin anahtarını koyduktan sonra artık Esila ile dışarıya çıkmaya hazırdım, odamın kapısını açıp salona doğu ilerlediğimde Esila koltuklardan birine geçmiş oturuyordu.

"Ben hazırım."

Esila bana biraz baktıktan sonra konuşması için boğazını temizledi.

"Mevlâ canım bu ne alaka şuan?"

"Neden? Olmamış mı?"

"Hep böyle giyiniyorsun farklı giyinmeni istiyorum artık."

"Oldu efendim, başka bir isteğiniz var mı?"

"Bir de su verirsen çok iyi olur."

"Kalk kendin al."

Esila ile arada böyle birbirimize şakalar yapardık kendi aramızda eğlenirdik, Esila'yı gerçekten seviyordum ama şu erkek seçme konusu beni çok sıkıyordu gidip kendi konuşmak varken beni de yanında sürüklemeyi tercih ediyordu. Esila koltuktan kalkıp mutfağa doğru gittiğinde annemi mutfakta göremedim, Esila buzdolabından çıkardığı soğuk su şişesi ile bardağa su dolduruyordu.

"Esila annemi gördün mü?"

"Hayır görmedim, neden ki?"

"Bilmem, sordum öylesine."

"Belki yatak odasındadır, rahatsız etmeyelim şimdi."

"Tamam o zaman."

"Çıkmaya hazır mıyız?"

"Ben çoktan hazırım fakat sen değilsin."

Esila ve ben kendi aramızda gülerken artık gerçekten de saatin geçip gittiğini anlayabiliyorduk bu yüzden artık evde çıkma zamanımız gelmişti.

"Anne biz çıkıyoruz!" annemden cevap gelmemişti ama kendisini rahatsız etmek istemiyordum.

Sonunda Esila ile birlikte evden çıktık, ben ayakkabımı giyerken Esila ise kendi ayakkabısını arıyordu ben ayakkabımı giydikten sonra koşar adımlarla asansöre ilerledim fakat Esila bunu yemedi.

"Ne yapıyorsun sen ya? Çocuk musun sen?"

"İyi denemeydi kabul et."

"Tamam kabul ediyorum iyi denemeydi, ama beni böyle yenemezsin."

Esila'ya sırıttıktan sonra asansörün butonlarından üzerinde sıfır rakamı olanı seçtim ve bastım, asansör yavaş yavaş inerken Esila ise ayakkabı bağıcıklarını bağlıyordu, sonunda asansör zemin kat'a gelmişti ve Esila sonunda ayakkabısını bağlamıştı artık gerçekten de çıkmaya hazırdık, binadan çıktık ve dışarıda taksi numarasından taksiyi arayıp bir taksi istedik. Taksi yaklaşık on dakika içinde geldi, Esila ve ben arka koltuklara geçtik daha sonrasında ise Esila taksi şoförüne gideceğimiz yeri tarif etti, yaklaşık yarım saat geçmişti ve biz daha yeni gelmiştik, taksi şoförüne ücreti ödedikten sonra taksiden indik ve dışarıdan mekanı inceledik.

"Ben sana şey soracağım ya, biz neden dünyanın öbür ucundan başka bir ucuna gider gibi yarım saatte geldik buraya?"

"Çünkü burası evinize uzak Mevlâ."

"Yok artık ya! Şaka yapıyorsun."

"Mevlâ lütfen artık içeri girebilir miyiz?"

"Girelim hadi."

Esila ve ben dışarıdan incelediğimiz mekana sonunda giriyorduk ve ben hiç ama hiç heyecanlı değildim çünkü ben bu tarz şeylerden hiç zevk almazdım, içeri girmemizden yaklaşık iki dakika geçmişti ki Esila'nın randevulu olduğu çocuğu bulduk. Esila çocuğun karşısına oturmuştu ve başka boş alan yoktu, ya çocuğun yanına oturacaktım ya da ayakta kalacaktım. Hiç sevmesem de maalesef ki çocuğun yanına oturmayı kabul etmek zorundaydım, çocuğun yanına oturduğumda Esila hiç beklemeden bir konu açtı.

"Nasılsın Yiğit?"

"Ben iyiyim ama sizi sormalı, telaşlı gibisiniz."

İşte tam da en nefret ettiğim tiplerden biriydi bu.

Ortada hiç bir sorun yokken sorun varmış gibi davrananlar.

"Yok ya biz genel olarak böyleyiz."

"Anladım."

"Bu arkadaşın kim peki?"

Bunu bana da sorabilirdi, benimle konuşmaktan çekiniyor muydu yoksa Esila ile konuşmak için mi yapıyordu hiç bir fikrim yoktu.

"Mevlâ ben."

"Ben de..."

Sözünü kestim.

"Evet Yiğit, tanıştığıma memnun oldum."

Yiğit'in sözünü keserek bir intikam aldım ve skor berabereydi.

"İçecek olarak şimdi mi sipariş verelim daha sonra mı?"

"Bence şimdi verelim? Peki sen ne diyorsun Mevlâ?"

"Bana ikisi de uyar Esila."

"Tamam o zaman ben garsonu çağırıyorum." Esila ve ben de onaylarcasına başımızı hareket ettirdik, garson yanımıza geldiğinde üçümüzün de siparişini aldı.

"İki milkshake bir de americano değil mi?" diye sordu garson, Yiğit ise gözlerini evet dercesine kırptı.

Garson siparişlerimizi aldıktan sonra yanımızdan gitti ve biz de üç kişi bir başımıza kaldık.

Yiğit ve Esila sohbet ederken ben neredeyse hiç konuşmuyordum, daha doğrusu bunlar benim konuşmak istediğim konular değildi çünkü ben bu tarz konularda konuşmayı sevmezdim, aradan on dakika geçtikten sonra garson siparişlerimi getirdi, hemen kahvemi alarak içmeye başladım ben kahvemi yudumlarken Esila ve Yiğit sohbetlerine devam ediyordu, benim canımı en çok sıkan şey de buydu, sanki ben burada değilmişim gibi konuşuyorlardı ve bundan oldukça rahatsız olmuştum.

Esila'nın kulağına yaklaşıp hamlemi yaptım.

"Esila ben tuvalete gideceğim."

"Tamam canım bekliyoruz."

Bunu Yiğitin yanında sesli söylemek istemediğim için Esila'nın kulağına fısıldamıştım ve işe yaramıştı Esila peşimden gelmemişti, tuvalete gider gibi yaptım ve daha sonra kendilerini gözetleyerek bana bakıyorlar mı diye baktım. Hayır bana bakmıyorlardı, konuşmaya dalmışlardı... Tuvaletin yönünden hemen çıkış kapısına doğru ilerledim aslında gitmeden önce tuvalete girsem daha iyi olabilirdi ama çoktan çıkmıştım, en azından kahvemi almayı akıl etmiştim. Çantamdan telefonumu çıkararak bir taksi numarası buldum ve aradım, taksi kısa sürede gelmişti ve Esila beni fark etmemişti bile, taksiye bindiğimde evin adresini tarif ederek eve gitmeyi bekledim.

Aradan neredeyse yarım saat geçmişti ki ben binanın kapısının önündeydim, taksiden inmiştim ve binanın giriş kapısına doğru ilerliyordum ki telefonuma bir mesaj bildirimi gelene kadar.

Esila kişisinden yeni bir mesajınız var.

Esila: Mevlâ sen neredesin ya?

Mevlâ: Eve geldim, iyiyim sıkıntı yok.

Esila mesajı anında görmüştü.

Esila: Neden eve gittin ki?

Mevlâ: Yiğit'ten pek hoşlanmadım.

Yalan olduğu söylenemezdi, gerçekten de hoşlanmamıştım ama başka bir sebepten ötürü kalkmıştım o masadan, görülmediğim için kalkmıştım.

Esila: Neyse tamam o zaman, teşekkür ederim benimle geldiğin ve beni bırakıp gittiğin için.

Esila'yı kırmış olmam lazımdı ki benimle böyle konuşuyordu.

Mevlâ: Özür dilerim fakat gerçekten iyi değilim eve gidip bir an önce uyumak istiyorum.

Esila: Tamam, görüşürüz.

Mevlâ: Görüşürüz, kendine dikkat et.

Esila: Sen de dikkat et, seviyorum seni.

Esila ile mesajlaşırken neredeyse on dakikadır binanın kapısının önünde dikildiğimi unutmuştum. Binanın kapısından geçtikten sonra asansöre doğru ilerledim ve asansöre bindim, sekizinci katı seçerek düğmeye bastım ve kapının yavaşça kapanmasını izledim, asansör sonunda sekizinci kata ulaştığında kendimi asansörden dışarı attım, evin kapısına doğru ilerledim ve çantamdan anahtarımı çıkararak kapıyı açtım, anneme seslendim fakat annem cevap vermedi ben de ayakkabılarımı çıkarıp hızlı adımlarla odama doğru ilerledim. Odama girdim fakat odama doğru ilerlerken annemi görememiştim genelde oturma odasında otururdu, kolumdaki çantayı masamın üzerine bıraktım ve annemi aradım fakat açmadı sanırım komşuya gitmiş olmalıydı yatağıma uzanarak bir süre sosyal medyada gezdikten sonra uykumun geldiğini fark ettim ve uyumak için kıyafetlerimi değiştirip daha rahat şekilde uyumak için saçlarımı topladım tekrar yatağa uzandığımda ise telefonumda yeni bir mesaj bildirimi vardı.

Telefonumun bildirim sesiyle irkildim.

@aydinligamahkum Adlı kullanıcıdan bir mesajınız var.

@aydinligamahkum - İyi geceler Güzel Kadın.

Uyuyacakken birilerine yazmaktan hoşlanmazdım.

@karanligimahapsoldum - İyi geceler?

@aydinligamahkum - Nasılsın?

@karanligimahapsoldum - Uykumu kaçırdığın için pek iyi olduğum söylenilemez.

@aydinligamahkum - Özür dilerim, uykunu kaçırdığım için.

@karanligimahapsoldum - Önemi yok.

Konuşmamız burada bitmişti.

Uzandığım yatağımda artık uyumak için bekliyordum, uykuproblemlerimin olmasıdan nefret ediyordum, sonunda uykumun geldiğini anlayarak uyku bandımı taktım.

Ertesi Gün

Yattığım yatağımdan kalkarak odamın kapısına yöneldim ve kapıyı açtım, daha sonra mutfağa ilerledim.

Kahve makinasından bir kahve hazırladım kendime.

Masanın üzerinde bir hediye paketi vardı, büyük ihtimalle evdekilerden birine gelmişti fakat hediye paketine yaklaştığımda benim adımın yazdığını gördüm.

Yiğit'ten Mevlâ'ya özür hediyesi.

"Bu ne be?" Diye geçirdim içimden.

Hediyelerden nefret ederdim.

Hediye paketini açtım ve içinden çıkan şeyi görünce şaşkınlığımı gizleyemedim aslında.

Çıkan şey bir kitaptı.

Kahvemi tezgahta unutarak telefonumu aldım ve Esila'ya yazmak için mesajlara girdim.

Mevlâ - Esila bu adam bana ne alaka hediye yolluyor?

Mevlâ - Adresimi nereden biliyor?

Mevlâ - Kim bu adam ya?

Esila çevrimiçi olup mesajımı görmüştü.

Esila - Ben söyledim.

Mevlâ - Ya neden söylüyorsun? Senin birlikte olduğun birinin bana hediye yollama hakkı yok Esila.

Esila - Mevlâ sakin olur musun?

Mevlâ - Olamam Esila yaptığın tam olarak bir aptalın yapabileceği bir şey.

Esila - Ne yollamış?

Mevlâ - Ya sen daha ne yolladığının derdinde misin Esila?

Esila - Sakin olur musun artık?

Mevlâ - Hayır, sakin falan olamam.

Mesaj uygulamasından çıkıp telefonumu masaya bıraktım ve tezgahta duran kahvemi aldım.

Arkadaşımın birlikte olduğu birinin bana hediye göndermeye hakkı yoktu ve bunu Esila'da biliyordu, aptal mıydı bu kız?

Sinirli bir şekilde kahvemi yudumlarken kahvaltı yapmak istemiyordum.

Dışarıya çıkıp hava almak için odama gittim ve hazırlandım.

Üzerime bej rengi bir oversize sweat giydim ve altına da siyah bir bol kot.

Doğal taşlı kolyelerimden birini taktım ve üzerime de siyah bir kot ceket aldım.

Bez çantamı alıp içine anahtarımı kulaklığımı telefonumu ve cüzdanımı koyduktan sonra evden çıkmak için odamdan çıkıp evin kapısına yöneldim, kapıyı açtım ve evden çıktım.

Bej rengi converslerimi giymiştim.

Asansöre binip giriş kata inmek için düğmelerden sıfır'ı seçip bastım.

Giriş kata indiğimde binanın kapısına doğru ilerledim ve binadan çıktım. Nereye gideceğimi bilmiyordum o yüzden taksi çağırıp taksiyi bekledim.

Taksi geldiğinde ise mezarlığa gitme fikri aldım.

Yaklaşık yarım saat sonra istanbul trafiğinden çıkarak yirmi iki dakikada mezarlığa ulaştım.

Daha sonra mezarlığa girdim ve içinde dolanmaya başladım.

Birden küçük bir kız gördüm, küçüklüğüme benziyordu, beni takip et der gibi işaret ediyordu.

Kızı takip ettim ve beni nereye götürdüğüne odaklandım.

Ardından kız bir şeyler fısıldadı.

"Kendi benliğinden kaçamazsın Mevlâ."

"Adımı nereden biliyorsun?"

Ardından kız bir mezarın yanına oturup ağlamaya başladı, sonra bir amca gelip kıza "Annen nerede küçük kız?" dedi.

Küçük kız ağlamaya devam ederken bir yandan bana bakıyordu.

Bu bendim.

Bu benim küçüklüğümdü.

Bu bendim...

Ve bu benim küçüklüğümdü.

"Anne?"

Karşımda duran anneme bakıyordum.

Beyaz bir elbise giymişti.

Ardından küçük Mevlâ'nın sırtını yasladığı mezara baktım.

Manolya Avcı... 1994 - 2010

Annemin adı ve soyadı.

Gözlerim doldu oysa ağlamamaya yemin etmiştim.

Annem çoktan ölmüştü.

Küçüklüğümde bu anı yaşamıştım.

Bu amcanın sorduğu soruyu, mezar taşına yaslanıp ağlamamı, annemi... Her şeyi dün gibi hatırlıyorum.

Karşımda duran anneme sarıldım ve gözümde biriken yaşlar yavaşça yanağımdan süzülmeye başladı.

Küçük Mevlâ bana bakıp bir şeyler fısıldadı.

"Benden kurtulamazsın Mevlâ..."

Gözlerimden akan yaşlarla mezara yaklaştım ve mezar taşına sarılarak ağlamaya başladım.

"Güzel annem..."

Haykırıyordum.

Ve beni en çok yıkan şey buydu.

Mezardan koşarak ayrıldım, nefes alamıyordum.

Mezar kapısından çıkarken gözlerim karardı.

Hastahane odası saat - 17:46 - salı

Gözlerimi açtığımda bir hastahane odasındaydım, koluma baktığımda bir serum vardı, serumu zorlanarak çıkardım ve masanın üzerinde duran eşyalarımı alıp bu hastahane odasından çıkacakken bir hemşire girdi odaya.

"Hanımefendi ne yapıyorsunuz? Lütfen uzanın durumunuz kötü."

"Buradan çıkmam gerek, lütfen bırakın gideyim."

Ne kadar ısrar etsem de beni bırakmayan bu hemşirenin sabrına gerçekten hayran kalmıştım.

Hastahane odasında uzandığım yatakta telefonuma bakıyordum.

13 cevapsız çağrı ve 10 mesaj vardı.

Hepsi de Esila'nın aslında.

Esila - Mevlâ iyi misin?

Esila - Neredesin?

Esila - Mevlâ?

Esila - Arıyorum seni aç telefonumu.

Esila - Merak ediyorum Mevlâ.

Esila - Orada mısın?

Esila - Hey?

E

sila - Mev?

Esila - Lütfen bana ulaş, seni gerçekten merak ediyorum yaptığım aptallıktı özür dilerim.

Esila - Mevlâ iyi misin?

Sadece iyiyim yazmıştım.

Ama iyi değildim.

Delirmiştim, sinir krizim, her şey yolunda değildi... Evet hiç bir şey yolunda değildi.

@aydinligamahkum - Hey, iyi misin?

@karanligimahapsoldum - İyi olmaya çalışıyorum, sen nasılsın?

@aydinligamahkum - Aslına bakarsan kötüyüm.

@karanligimahapsoldum - Neden?

@aydinligamahkum - Sonra anlatırım ya, önemli değil.

@karanligimahapsoldum - Peki, sen bilirsin.

Hemşire odama gelerek bana bir kaç şey söyledi.

"Şimdi taburcu olabilirsiniz."

"Teşekkür ederim."

"Bir dahaki sefere lütfen dikkatli olun."

"Tamam, olurum."

Hastahane odasından eşyalarımı aldım ve kapıya yöneldim, kapıyı açtım ve odadan çıktım.

Alnımda bir bant vardı.

Kafamı mı çarpmıştım?

Gerçekten aptaldım.

Hastahanenin çıkış kapısına yönelirken hastahaneyi inceliyodum.

Sonunda çıkış kapısına geldiğimde dışarıya çıktım ve biraz hava aldım, açıkçası hava almak iyi gelmişti.

Yanıma yanaşan taksinin içinden Esila çıkmıştı.

"İyi misin?"

"Nereden buldun beni?"

"Bana haber verdiler, babana ve abine ulaşamamışlar."

"Bir de onlarla uğraşmak istemem."

"Deme öyle, bir şeyin yok değil mi? İyisin."

"İyiyim dedim Esila."

"Enis aptalın teki çıktı."

"Neden?"

"Senden hoşlanmış."

"Ben de kendisinden çok hoşlandım ya, ne demezsin."

"Hâlâ böyle şakalar yapmana bayılıyorum ya."

"Hm hm."

"Eve gidelim mi?"

"Aslında biraz hava almak istiyorum Esila."

"Tamam, nereye gidelim sen söyle."

"Bir park bulsak yeterli."

"Tamam hemen gidelim, taksiyi çağırıyorum."

"Hayır çağırma, yürümek istiyorum."

"Tamam nasıl istersen."

Esila ile bir parka doğru yürürken bir yandan da konuşuyorduk, yaşadığım şeyleri anlatıyordum.

"Bunları küçükken yaşamıştın, yanında olan biri olarak bunları ben de biliyorum zaten."

"Biliyordun..."

"Evet, anneni unutunca yeniden hatırlatmak istemedim."

"Neden ama, o zaman belki daha iyi olabilirdim."

"Hayır Mevlâ... Doktorlar bile uyardı beni. Baban, abin, diğer herkes."

"Herkes..."

"Evet herkes."

"Biliyor musun eve gitmek istemiyorum."

"Neden?"

"Bir süre o eve girmeyi düşünmüyorum."

"Peki nerede kalacaksın?"

"Ya sizde kalırım ya da bir çaresine bakarım ben."

"Öyle mi diyorsun?"

"Evet."

"Kararlısın?"

"Evet."

"O kadar çabuk karar vermesen mi ya?"

"Hayır Esila, iyiyim gitmeyeceğim bir süre o eve."

"Peki, nasıl istersen."

Esila ile bir parka gelmiştik, boş bir bank bulup oturmak için ilerledik.

Bank'a geldiğimizde oturduk ve sohbetimize devam ettik.

Esila ilk defa bana karşı bu kadar iyi miydi yoksa ben mi hatırlamıyordum?

Aslında annemi unuttuğuma göre bazı şeyleri de böyle unutuyor olabilirdim.

Sohbetimize devam ederken birden telefonum çaldı.

Bilinmeyen numara...

Telefonu açtım ve kulağıma doğru hareket ettirdim.

"Merhaba Mevlâ Avcı mı?"

"Evet buyurun benim."

"Ben Mert ve Emre Avcı için aramıştım, kendileri şuan hastahanemizdeler trafik kazası geçirdiler."

Ufak bir şok geçirmiştim.

Telefon elimden kayıp düşerken Esila beni dürtüyordu, yere düşen telefonumu alıp telefondaki kişiye hangi hastahanede olduklarını sordum. Oldukları hastahane bizim için uzaktı fakat gitmeliydim, her ne olursa olsun o hastahaneye gitmeliydim.

"Babam ve Emre..."

"Ne olmuş onlara?"

"Trafik kazası geçirmişler."

Esila ufak bir şok geçirdikten sonra bana doğru döndü.

"Kalk bir taksi çağırıp gidelim."

Esila'nın bu fikrini onaylarmışcasına başımı iki yana salladım.

Taksiyi çağırdık ve beklemek için parkın dışına çıktık, yaklaşık kırk dakika sonra hastahanenin önündeydik. Taksinin parasını ödeyip kapıyı açtım ve direkt dışarı fırlayıp hastahanenin kapısına doğru koştum, danışmana babamın ve abimin olduğu ameliyahtane'yi sorduğumda bana beşinci katı söyledi. Beşinci kata çıkıp ameliyathaneye doğru koşuyordum ki ameliyathanenin kapısı açıldı ve içeriden bir sedye çıktı sedyeye doğru koşuyordum. Hiç olmadığım kadar hızlı, korkulu ve huzursuz bir şekilde.

Sedyedeki kişi babamdı, doktora dönüp konuşmaya başladım.

"İyi olacak mı?"

"Durumu kritik, iyi atlatmış fakat şuan iyi bir şey söylemem için erken."

"Ne demek istiyorsunuz?"

"Yani tamamen iyi olduğu söylenilemez, yaşayabileceği gücü toplaması uzun zaman alacak."

"Anladım, peki ya abim?"

"Abiniz..."

"Abim ne?"

Doktor bana bakıyordu, korkuyordum içimi bir korku kaplamıştı ve bu korkuyu kontrol edemiyordum.

"Abiniz iyi."

"Şükürler olsun..."

Doktora teşekkür edip Esila'nın yanına döndüm.

"İkisi de iyi sayılırlar."

"Çok güzel haber bu, moralimizi bozmuyoruz tamam mı?"

"Tamam."

"Nereye gidelim istersin?"

"Kantine gidip su alalım mı?"

"Tabii, olur."

Esila ile birlikte kantine giderken telefonumdan bir bildirim sesi geldi.

@acilarimizdandersaldik - Lütfen iyi değilsen bana anlat, içimde kötü bir his var.

@karanlikgemi - Babam ve abim trafik kazası geçirdi, iyi sayılırım.

@acilarimizdandersaldik - Çok... çok üzüldüm, eğer bir şeye ihtiyacın olursa bana yazabilirsin.

@karanlikgemi - Teşekkür ederim.

Kantine geldiğimizde konuşmamız bitmişti dolaptan bir su aldım ve parasını ödedim, daha sonra Esila ile birlikte boş bir masa bulup oturduk.

"Hayatım neden bu şekilde Esila?"

"Bilmiyorum, inan bana bilmiyorum Mevlâ."

"Çabaladıkça her şey daha da üstüme yıkılıyor, ben bundan çok sıkıldım."

"Biliyorum, çok yoruldun dinlenmelisin."

"Abim ve babam bu haldeyken dinlenemem Esila, olmaz."

"Tamam sen nasıl istersen ama mutlaka dinleneceksin tamam mı? Bana söz ver."

"Tamam, söz veriyorum Esila... dinleneceğim.

"Teşekkür ederim."

"Önemli değil."

"Ben bir tuvalete gidip geleceğim tamam mı?"

"Tamam Esila."

Esila bana sırıtarak yanımdan ayrıldı, ve o sırada telefonuma yeni bir mesaj geldi.

@cehennemdenkovulanmelek - Selam, Mevlâ.

İçimi bir panik kaplamıştı korkuyordum parmaklarım korkudan klavyenin üzerinde resmen dans ediyordu.

@karanlikgemi - Sen kimsin?

@cehennemdekovulanmelek - Aslında birbirimizi tanıyoruz fakat hiç tanışma fırsatımız olmadı.

@karanlikgemi - Sana kimsin dedim.

@cehennemdenkovulanmelek - Ben Gediz.

Gediz...

Bu o muydu?

İnanamıyordum.

@karanlikgemi - Gediz?

@cehennemdenkovulanmelek - Ve sen de Mevlâ.

@karanlikgemi - Beni nereden buldun? Neredeyse bir yıl oldu.

@cehennemdenkovulanmelek - Bunu daha sonra konuşuruz, olur mu?

@karanlikgemi - Peki, görüşürüz.

@cehennemdenkovulanmelek - Görüşürüz.

Gediz önceden tanıdığım biriydi ve onunla tekrar konuşmayı ister miydim hiç bilmiyordum açıkçası, ve Gediz'in bana yazması şuan bana iyi gelmiyordu Gediz sandığımdan daha kötü bir şekilde miydi bilmiyordum, çünkü eskiden bana karşı çok kötü biriydi.

Aras'a yazmak istiyordum çünkü şuan bana iyi gelen tek kişi oydu.

Ama yapamazdım.

Hayır, yapamazdım.

Esila daha gelmemişti, aslında kendisi umurumda da değildi, benimle ilgilenmiyordu bile.

"Mevlâ hanım! Babanız sizi görmek istiyor."

"Geliyorum!"

Beni çağıran hemşirenin yanına gidip odaya girdim, babam yatakta uzanmış dört gözle beni bekliyordu.

"İyi misin baba?"

"İyiyim kızım, ucuz atlattık."

"Çok şükür."

"Mevlâ... abine iyi bak kızım."

"O ne demek baba?"

"Lütfen, sadece dediğimi yap."

Babam konuşmakta zorluk çekiyordu, bunu biliyordum.

"Baba, benimle böyle konuşma lütfen, sana bir şey olmayacak iyisin."

"İyiyim."

Babam bana yorgun bir şekilde gülümsedi.

Babamın ufak ufak gözleri kapanıyordu, sanırım yorgunluktan uykusu gelmişti.

Ama o an anladım, uykusunun en derin uyku olduğunu.

Yanımdaki cihaz ötmeye başlamıştı.

Babamın kalbi duruyordu...

Şok olmuş bir şekilde babama bakarken hemşire girdi odaya ve ben o an anladım babamın kalbinin durduğunu.

"Baba! Baba uyan ne olursun! Baba bizi yalnız bırakma baba!"

Babamın ellerinden tutmuş ağlıyordum.

Yanımdaki iki hemşireden biri beni sankinleştiremeye diğeri ise doktorları çağırmakla meşguldü.

"Baban iyi olacak, söz veriyoruz her şey yoluna girecek."

"İyi olmayacak, iyi olmayacak."

Diğer hemşire'nin doktorları çağırmasıyla aniden odaya giren üç doktor ve bir hemşire vardı.

"Şok cihazını hazırlayın, hemen!"

"Hocam eliminden geleni yapıyoruz!"

"Daha hızlı olun o zaman!"

Bir kaç dakikada tüm dünyam başıma yıkılmıştı, babamı daha kaybedemezdim. Gözlerimin önünde babamı kurtarmaya çalışıyorlardı fakat işe yaramıyordu, bunu biliyordum.

"Baba! Aç gözünü, uyan baba!"

Babam ne yaparsam yapayım uyanmıyordu, ve bu benim için en kötü şeydi.

Ve ben o an ağlamaktan başka bir şey yapmıyordum.

Ama bir kalp sesi gelene kadar.

"İşe yaradı mı?"

"Arkadaşlar elinize sağlık."

"Doktor bey işe yaradı mı?" Diye sordum tekrardan.

"İşe yaradı Mevlâ..."

O an hiç düşünmeye fırsatım olmadı ve karşımda duran doktora sarıldım.

"Çok, çok teşekkür ederim..."

"Rica ederiz, fakat şimdilik babanın yanına girme biraz dinlenmesi gerekiyor eğer dinlenmezse bu olay tekrar yaşanabilir ve bu sefer babanı kurtaramayabiliriz. Şükürler olsun ki, bu sefer kurtarabildik."

"Tamam babam için ne gerekiyorsa yaparım, size söz veriyorum siz bir şey diyene kadar girmeyeceğim."

"Buna sevindim, şimdi abinle ilgilenmemiz gerekiyor."

Doktor tam konuşurken odanın kapısından geçen abimi gördüm.

"Doktor bey, abim..."

Doktor hemen baktığım yere baktı.

"Abinin yanına gireceğiz, sen de gelmek ister misin?"

"Lütfen..."

"Gel bakayım o zaman benimle."

Doktorun arkasında gözyaşlarımı tutmuş bir şekilde yürüyordum, abimin getirildiği odaya girip abimi kontrol ettim.

"Abi?"

"Mevlâ..."

"Abi iyi misin?"

"İyiyim... babam nasıl?"

"Çok ucuz atlattı abi..."

"Ona bir şey olmayacak korkma abiciğim."

Abime tüm içtenliğimle sarıldım.

"Mevlâ senin bir süre abinin ve babanın odasına girmemesi lazım kendilerini konuşmaya zorlar ve yeterince dinlenemezlerse işler kötüye gidebilir o yüzden elinden geldiğince az ziyaret edebilir misin?"

"Tamam doktor bey." diyerek başımı tamam der şekilde salladım.

@acilarimizdandersaldik kişisinden bir yeni mesajınız var.

@acilarimizdandersaldik - Merhaba... şey, bu benim numaram kaydetmek istersen ya da aramak istersen dinlerim.

@karanlikgemi - Teşekkür ederim, Aras...

@acilarimizdandersaldik - Rica ederim.

Şuan gerçekten biri ile konuşmak iyi gelebilirdi bu yüzden Aras'ın bana attığı numarayı telefon uygulamasında tuşladım ve aradım. Telefon çaldı ve ilk çalışında açıldı.

"Merhaba, kimsiniz?"

"Aras..." diyebildim sadece, ağlamaklı sesimle.

"Mevlâ?"

"Aras hiç bir şey yolunda gitmiyor."

"Mevlâ anlat bana ne olduysa beraber çözebiliriz."

"Önce annemle ilgili yaşadığım tramva şimdi de babam ve abim."

"Anlatmak ister misin?"

"Sıkılmazsın benden değil mi, Aras?"

"Sıkılmam ve sıkılmayacağım Mevlâ."

"Annemi küçük yaşta kaybetmiştim ve bunu unutmuştum fakat son günlerde iyi değildim ve yaşadığım şeyleri teker teker hatırlamaya başladım. Babam ve abime gelirsek bugün trafik kazası geçirdiler, babam için çok korktum çünkü az daha kalbi duruyordu Aras. Abimin durumu şunalık iyi fakat ben hiç iyi değilim Aras."

"Sana bir haber versem ne dersin?"

"Aras benim anlattığım şeylerle bi alakası olmayan bir soru soruyorsun şuan."

"Biliyorum, özür dilerim fakat bunu gerçekten seninle yamak istiyorum."

"Sesin neden bu kadar yakından geldi?"

"Mevlâ... arkanı döner misin?"

Telefonu kulağımda tutarak arkama döndüm, tam karşımda bir adam vardı.

"Selam Mevlâ..." dedi telefondaki ses.

"Aras?"

Telefonu kapatıp Aras'a koşmamla her şey çok hızlı gelişmişti.

Ben Aras'a, Aras ise bana koşuyordu...

Sonunda hastahanenin bu ışıksız koridorunda birbirimize sarıldığımızda bozuk olan ışık tekrar yanmaya başladı.

Karşımda duran Aras...

Benim ona koşuşum, onun bana koşuşu...

Her şey çok hızlı gelişti.

"Aras burada ne işin var?"

"Seni görmek istedim, iyi misin?"

"Değilim Aras, iyi değilim, iyi olamıyorum."

"Hepsi geçecek sakin ol lütfen."

"Sen.." dedim yutkunarak. "Sen beni nasıl buldun?"

"Arkadaşın Esila ile konuştum, kendisi eve gitti bir işi çıkmış."

"Klasik Esila işte ne beklersin ki?"

"Öyle deme bence zor anında bile seni yalnız bırakmayan bir arkadaşın."

"Neyse bu konuyu kapatabilir miyiz? Hadi gel oturalım şurada."

Aras'a işaret parmağımla gösterdiğim koltuklara doğru yürüdük ve oturduk.

"Mevlâ... ne zaman bana ihtiyacın olursa arayabilir, yazabilirsin hiç utanmana gerek yok."

"Utanmıyorum Aras."

"O zaman güzel."

"Ne kadar kalacaksın burada?"

"Ben burada yaşıyorum Mevlâ..."

"Neden bana daha önce söylemedin?"

"Henüz hazır değildim."

"Tamam o zaman seni zorlamamın bir anlamı yok."

"Bu yaşadıklarını beraber atlatacağız tamam mı? Ve şimdi seni bir yere götüreceğim."

"Nereye götüreceksin Aras? Abim ve babam bu hâldeyken bir yere gidebileceğimi sanmıyorum."

"Doktor sana dinlenmeler gerektiğini söylemedi mi? Söylemediyse kalalım."

"Hayır, söyledi."

"O zaman gitmemizi engelleyecek hiç bir şey yok."

"Tamam çantamı ve ceketimi alayım."

"Bekliyorum."

Başka bir koltukta duran ceketimi ve çantamı aldıktan sonra Aras'ın beni nereye götüreceğini düşünüyordum, Aras bence iyi biriydi bana kötü bir şey yapmazdı. Bu düşüncelerimden kurtulup Aras'ın yanına döndüm.

"İşte geldim."

"Hoşgeldin güzellik."

Ufak bir şaşkınlık geçirmiştim.

"Hoşbuldum, gidelim mi?"

"Hadi gidelim."

Aras ile birlikte hastahen çıkışına doğru ilerliyorduk.

"Taksi ile gideceğiz mecbur, babam maalesef o kadar iyi biri değil."

"Nasıl? Anlamadım?"

"Babamla aram o kadar iyi değil, bana araba sürmeyi o öğretmişti fakat şimdi arabasını bile vermeyen birinden ne beklersin ki?"

"Bunları daha sonra konuşalım bence, şimdi can sıkmaya hiç gerek yok."

"Tamam, öyle yapalım."

Aras taksi çağırma butonlarından birine bastı ve birlikte taksiyi bekledik. Taksiyi beklerken hiç sohbet etmedik, bakışmadık bile.

Sonunda taksi geldiğinde Aras ön koltuğa geçti bense arka koltuğa geçtim, Aras taksici amcanın kulağına bir şeyler fısıldadı.

Eğer amca bunu duyduysa helal olsun çünkü ben bile duymamıştım.

Taksici Aras'ın onun kulağına fısıldamasından sonra arabayı çalıştırdı.

"Aras nereye gidiyoruz?"

"Sürprizi bozacaksın susar mısın?"

"Ama..."

"Aması yok, lütfen sabret."

Tamam dermişcesine sustum o an sadece.

Yaklaşık bir yirmi dakika sonra lunapark aletlerini gördüm.

"Aras..."

"Efendim?" dedi sırıtırcasına.

"Düşündüğüm şey mi?" Bir

"Evet, düşündüğün şey." dedi ve tekrar sırıttı.

"Aras hayır bak asla olmaz."

"O kadar geldik geri dönemeyiz."

"Amca sen buna güvenme bu beni kaçırıyor kim olduğunu bile bilmiyorum gerçekten."

Taksici cevap vermedi, tekrar konuşacaktım ki çoktan lunapark'a gelmiştik.

"Aras beni buradan indiremezsin."

"İndiremezsem arabayla sürüklenip gidersin."

"İyi tamam ya." dedim Aras'ın kazanmasına karşılık olarak.

"Hah böyle ol ya." sırıttı.

Taksiden inip adımımı yere attığımda direkt olarak lunapark aletlerini inceliyordum.

"Hepsine binmeyeceğiz değil mi?"

Aras cevap vermedi.

"Aras?"

"Yani, bilmiyorum."

"Aras hayır ya."

"Elimi tut ve peşimden gel."

Aras'ın elini tuttum ve beni götürdüğü yere ulaşmayı bekledim.

Aras elimi bıraktığında bir hız treninin önündeydik.

Ben daha "asla" bile diyemeden Aras elimi tekrar tuttu ve beni hız treninin girişine doğru sürüklemeye başladı. Ben Aras'ın elinden kurtulmaya çalışıyordum ama o izin vermiyordu, sanki bundan zevk alıyordu. Hız treninin girişine geldiğimizde her şeyin çok geç olduğunu anladım.

"İki bilet alabilir miyim?"

"Tabii." dedi çalışan.

"Aras yapma."

"Sadece eğleniyoruz."

"Aras bak konuşmam cidden."

Aras çalışanın verdiği biletleri kapıp konuşmamaya devam etti ve hız treninden en ön sırayı seçti.

"Otur bakalım."

"Burası mı? Asla."

Aras beni koltuğa itip kendisi de bindi.

"Aras kalk şuradan."

"Aradığınız Aras'a şu anda ulaşılamıyor."

"Aras!"

Çok geçti, kemerlerimiz bağlanmış demirimiz kapatılmıştı. Aras'a dönüp içten bir şekilde "Allah belanı versin." dedim.

"Bugün olmaz."

"Aras hareket etmeden gel inelim şurada..." sözümü tamamlayamadan hız treni hareket etmeye başlamıştı bile, o an ki yüz ifademin çok iyi olduğuna eminim çünkü Aras tren harekete geçer geçmez bana gülmeye başlamıştı.

"Aras! Aras indir beni! Aras ölüyoruz! Aras!"

Aras hiç bir şey söylemedi ve sadece elimi tuttu.

"Aras korkuyorum."

Aras kulağıma yaklaştı ve fısıldadı.

"Korkma ben buradayım."

O an sırıttım sadece.

Biraz sakinleşip eğlenmeye baktım, hız treni sonunda durduğunda başım dönüyordu.

"Şimdi ne yapalım sen seç."

"Pamuk şeker yiyelim mi?"

"Tamam yiyelim."

Aras'la birlikte pamuk şeker almak için lunapark'ın kendi marketine girdik ve buradan iki pamuk şeker aldık.

"Başka bir şey istiyor musun?"

"Hayır istemiyorum, teşekkür ederim."

Aras başını onaylarcasına salladı.

Pamuk şekerlerimizi alıp dönme dolap'a doğru yol aldık, dönme dolap'a geldiğimizde pamuk şekerlerimiz yarısına kadar yenmişti. Aras iki bilet alıp girişe doğru ilerledi, ben de onu takip ediyorum. Günüm aslında o kadar iyi geçiyordu ki... çok mutluydum. Dönme dolap'ın kapalı kabinlerinden birine bindik ve oturduk. Bir yandan da Aras'la sohbet ediyorduk.

"Dönme dolapları seviyor musun?"

"Evet seviyorum bu yüzden zorluk çıkarmadım."

"Hain."

"Sensin hain ya!"

"En üstteyiz."

"Ne?"

"Etrafına bak."

Aras'la konuşmaya o kadar dalmıştım ki neredeyse dönme dolap'ı unutmuştum.

"Aras, Aras..."

"Efendim?"

"Dilek tut."

"Tamam..."

İkimiz de gözlerimizi kapatıp dileklerimizi tuttuk.

"Neden böyle bir şey dedin?"

"Babam... ben küçükken hep dönme dolap'ın tepesinde dilek tutmamı isterdi."

"Anladım, ne diledin?"

"Babamın ve abimin iyileşmesini."

"Ben de aynı şeyi diledim, iki dileğimiz olursa daha çabuk iyileşirler." sırıttı.

Yutkundum.

"İyi ki varsın Aras."

"Sen de iyi ki varsın Mevlâ."

Dönme dolap turumuz da bittiğinde biraz oturmak istedim aslında.

"Biraz oturalım mı?"

"Oturalım."

Dönme dolaptan inerken gözlerim boş bir bank arıyordu.

"Aras şurası boş." diye gösterdim işaret parmağımla.

Aras ile birlikte gösterdiğim bank'a doğru yürüyorduk, sonunda bank'a geldik ve oturduk.

"Aras bugün için sana teşekkür ederim, bana çok iyi geldi."

"Ne demek, ne zaman istersen."

"Tekrar teşekkür ederim."

Sırıttı sadece.

Birden telefonuma bir mesaj bildirimi geldi.

@cehennemdenkovulanmelek - Bir fotoğraf gönderdi.

Fotoğrafta Aras ile ben vardık.

@karanlikgemi - Ne istiyorsun?

@cehennemdenkovulanmelek - Sadece sohbet.

@karanlikgemi - Seninle sohbet etmek istemiyorum.

@cehennemdenkovulanmelek - O zaman ben senin yanına gelirim.

@karanlikgemi - Hayır, gelme.

Aras'ı uyarmalıydım.

"Aras eski bir arkadaşım var, çok eski. Şuan burada fotoğrafımızı çekmiş geliyorum diyor sana zarar vermesini istemiyorum... Seni daha yeni kazanmışken kaybetmek istemiyorum."

"Tamam gel lunaparktan çıkalım."

"Hadi çıkalım lütfen."

Aras elimi tutup benimle birlikte çıkışa ilerledi, arkamıza bakıyordum hiç kimse yoktu.

Gediz şimdi neredeydi?

Lunaparkın çıkışına geldiğimizde hazırda duran boş taksilerden birine bindik ve tekrardan hastahaneye doğru yol alık.

"Özür dilerim eski bir arakadaşımın günümüzü mahvetmesini istemezdim"

"Mevlâ sıkıntı yok gerçekten, belli ki belalı bir tip."

"Nasıl?"

"Bizi takip ettiğine göre adam belalı bir tip."

"Aslında öyle değil kendisi."

İkimiz de susmuştuk sadece.

Yaklaşık yirmi dakika sonra hastahanenin önündeydik.

Aras taksi parasını ödeyip benimle içeri geldi.

"Eve gitmeyecek misin?"

"Yanında kalmak istiyorum, sıkıntı olur mu?"

"Asla, fakat hastahane koltuğunda yatabileceksen kalabilirsin."

"Yatarım ya." dedi ve sırıttı.

"Tamam o zaman, iyi geceler..."

"İyi geceler, güzellik."

İkimiz de hastahanede bulunan hastaların kalabileceği odalara geçtik, odalarımız karşı karşıyaydı.

Aras kapıyı kapatırken sırıttı bana.

Ben de ona sırıttım.

Sonunda kapılarımızı kapattığımızda koltuğa geçtim ve biraz hayal kurup uyudum.

Sabah bir mesaj bildirimiyle uyanmıştım.

@cehennemdenkovulanmelek - Neden kaçtın?

Bu mesaja cevap vermem gerekiyordu bundan emindim.

@karanlikgemi - Bak Gediz, eskiden bana yaşattığın o kadar şeyi şimdi tekrar yaşatmana izin vermeyeceğim.

@cehennemdenkovulanmelek - Bak ne diyeceğim, bunları yüzyüze konuşalım mı?

@karanlikgemi - Hayır, gerek yok.

@cehennemdenkovulanmelek - Mevlâ, hastahanenin önündeyim.

Bir anlık şoka uğramıştım.

@karanlikgemi - Tamam, bekle geliyorum.

Yattığım koltuktan kalktım ve odanın kapısını açıp dışarı çıktım.

Sanırım Aras hâlâ uyuyordu, hiç rahatsız etmeyip hastahanenin girişine doğru yürüdüm.

Sonunda hastahanenin girişine ulaştığımda karşımda Gediz'i gördüm.

"Ne oldu Gediz?"

"Şu bank'a geçip oturalım mı?"

"İyi."

Gediz ile birlikte bank'a doğru ilerliyorduk, hastahaneye çok uzak olmayan ve hastahanenin içinde olan bank'ta bana ne diyeceğini merak ediyordum aslında.

"Mevlâ..."

"Dinliyorum Gediz."

"Sana yaptığım şeyler için pişmanım zaten bunu bilmen gerekli, dün lunapark'ta amacım seni korkutmak değildi özür dilerim, sadece zor zamanımda denk geldin bana ondan dolayı öyle davrandım sana hâlâ zor zamanlar geçiriyorum ama toparlandım az da olsa."

"Biliyorum Gediz ama yaptıkların çok saçmaydı."

"Evet..."

"Sen o gün beni kafede bırakıp gitmiştin Gediz saatlerce seni bekledim ama asla gelmedin, sen benim en yakın arkadaşımdın... hadi bunu geçtim peki diğer yakın arkadaşlarımı benden çalman? O gün o parkta arkamdan konuşman... bunlar hiç normal şeyler değil Gediz."

"Biliyorum, özür dilerim."

"Ne yaşadın?"

"Babamı kaybettim."

Bir an yutkunamadım, boğazımda kaldı o kadar şey... keşke bu soruyu hiç sormasaydım.

"Ben... çok..."

"Sorun değil."

"Ben çok üzgünüm Gediz."

"Bunları geride bırakalım olur mu?"

"Tamam."

"Ben buraya yeniden arkadaş olmak için geldim, bu sefer söz veriyorum bir daha kalbini kırmayacağım."

"Gediz bu benim için zor bir karar sonuçta yaptıkların bir en yakın arkadaşın yapabileceği şeyler değil bunu yapmaya hakkın yoktu."

"Söz veriyorum eskisinden de iyi olacağız Mevlâ, benim kimsem yokken sen vardın sadece."

"Peki... söz mü?"

"Söz..."

Gediz'e moral olsun diye sarıldım, ben de babamı kaybediyordum neredeyse ve bu korkunç bir şeydi, Gediz'in bunu atlatmasında yardımcı olacaktım, yanında olacaktım.

"İçeri geçelim mi? Kahve falan içeriz."

"Tamam olur."

Gedizle hastahaneye girdik ve kantine doğru ilerledik.

kantine geldiğimizde Aras uyanmıştı ve kantinden kendine kahve alıyordu, Gediz ile beraber Aras'ın yanına gidip biz de kahve aldık. Sonra Aras dayanamayıp soracağı soruyu sordu.

"Mevlâ bu kim?"

"Dün sana bahsettiğim eski arkadaşım, kötü şeyler yaşamış barışma kararı aldık."

"Sen bilirsin bu senin hayatın Mevlâ."

"Teşekkür ederim Aras..."

"Ne için?"

"Anlayışın için."

"Rica ederim ne demek."

Gediz kahvelerimizi almıştı, Aras'a dönüp;

"Sen Mevlâ'nın arkadaşı olmalısın, bizimle oturmak istemez misin?" dedi.

Aras başını kabul edercesine salladı.

"Tabii, olur."

Üç kişi masaya geçirip biraz sohbet ettik.

"Benim adım Gediz, senin adın nedir?"

"Aras."

"Memnun oldum Aras, neler yapıyorsun?"

"Ben de memnun oldum Gediz, blog hesabım var orada bir şeyler paylaşıyorum."

"Anladım..."

"Gediz beni eskiden terk eden arkadaşım."

"Mevlâ o istemeyerek oldu, hani barışmıştık?"

"Şaka yapıyorum salak."

"Bugün bir şeyler yapmaya ne dersiniz?" dedi Gediz.

"Nasıl bir şeyler?" dedi Aras.

"Dışarıya çıkalım, hava alalım falan."

"Tamam, olur buna ihtiyacım var zaten." dedim.

Konuşuyorduk ki Gediz'in telefonundan bir mesaj bildirimi geldi.

Gediz hemen telefonunun kilidini açarak mesaja baktı.

"Ne oldu Gediz?"

"Bir şey yok ya."

"Emin misin?"

"Eminim Mevlâ..."

"Tamam sen bilirsin."

"Çıkıyor muyuz?" diye sordu Aras.

"Babamları kontrol edip çıkalım."

"Tamam."

Oturduğumuz masadan kalkıp babamın ve abimin odasın doğru yürüdük, iki odaya da bakmıştım ve ikisi de uyuyordu.

"Eşyalarımı alayım, gidelim."

"Yardım edeyim mi?"

"Gerek yok Aras teşekkür ederim."

Aras başını onaylarcasına salladı ben ise kaldığım hastahane odasına girip çantamı ve ceketimi aldım.

"Artık gidebiliriz."

"Nereye gidebiliriz?"

"Aslında alışveriş merkezine ne dersiniz?"

"Güzel fikir."

"Evet Gediz'e katılıyorum, güzel fikir."

"Tamam o zaman alışveriş merkezine gidiyoruz."

"Evet, aynen öyle."

Üçümüzde hastahane çıkışına doğru ilerledik ve çıkışa ulaştığımızda bir taksi çağırdık, taksi geldiğinde Gediz ön koltuğa Aras ve ben ise arka koltuğa oturmuştuk.

Gediz taksiciye gideceğimiz alışveriş merkezinin ismini söyledi ve taksici neredeyse tam yarım saat süren yolculuk sonrası bizi alışveriş merkezine ulaştırdı.

Gediz parayı ödeyip taksiden çıkarken biz de ona eşlik ediyorduk.

"İlk önce yemek reyonuna girelim."

"Aras sabah kahvaltında iskender yemeyeceksin herhalde?"

"Aslında, olabilir."

"Aras, lütfen sus."

Üçümüzde alışveriş merkezinin girişine doğru yol almıştık.

Sonunda alışveriş merkezine girip güvenlikleri geçtikten sonra bir kafe bulup oraya oturduk.

Bu kafede hem kitaplar hem de yiyecek içecek vardı...

"Gediz sen Aras'ı al ben de şuradaki kitaplara bakayım olur mu?"

"Tamam."

Gediz ve Aras'ın yanından ayrılıp ilgimi çeken kitaplara bakmak için raflara uzandım.

Elime aldığım kitabı inceleyecekken bir kız geldi yanıma.

"Selam... elindeki kitaptan başka yok mu acaba?"

"Sanırım yok, sonuncusu olmalı."

"Tamam teşekkür ederim."

Kitap ilgimi çekmişti fakat şuan almasam da olurdu.

"Hey, bir saniye... ben kitabı almaktan vazgeçtim zaten sen almak ister misin?"

"Gerçekten mi? Çok teşekkür ederim."

"Rica ederim ne demek, bu arada ben Mevlâ."

"Ben de Eftelya."

"Tanıştığıma memnun oldum Eftelya."

"Ben de memnun oldum Mevlâ."

"Şurada arkadaşlarımla oturuyorum, bize eşlik etmek ister misin?" İşaret parmağımla masayı gösterdim.

"Aslında olur, tek başıma gelmiştim biraz sosyalleşmek iyi gelir."

"Hadi gel yanlarına geçelim o zaman."

"Ben şu kitabın parasını ödeyip geliyorum."

"Tamam."

Eftelya elindeki kitabın parasını ödemek için yanımdan ayrılırken ben de Aras ve Gediz'in yanına gidiyordum.

Ben Aras ve Gediz'in yanına geçtikten beş dakika sonra Eftelya yanımıza geldi.

"Aras ve Gediz, bu Efteyla."

"Merhaba Eftelya, ben Gediz."

"Merhaba Gediz."

"Merhaba Eftelya ben de Aras."

"Merhaba Aras ikinizle de tanıştığıma memnun oldum."

"Ne yiyiyoruz peki?" diye sordum.

"Aslında iskender..."

"Aras sus."

"İyi ya."

"Buranın çok güzel bir kahvaltı seti var ondan sipariş edebiliriz." dedi Eftelya.

"Tamam olur." diye cevap verdim.

Gediz eliyle işaret edip garsonu çağırdı ve siparişimizi verdi.

Kahvaltılıklarımız gelene kadar biz de sıhbetimize devam ettik, biraz kitaplar hakkında konuştuk açıkçası.

"Burada mı yaşıyorsun Eftelya?"

"Evet burada yaşıyorum Mevlâ."

"Ben sana numaramı da vereyim, istediğin zaman arayabilirsin ya da yazabilirsin bunu unutma olur mu?"

"Tamam." dedi ve sırıttı.

Eftelyanın telefonunu aldım ve numaramı yazdım, daha sonra kendisi rehberine kaydetti.

"Aslında Esila'da burada olsaydı keşke."

"Esila kim?"

"Bir arkadaşım, eski bir arkadaşım."

"Çağıralım mı o zaman?"

"Gerek yok Eftelya, şuan onun burada olmaması daha iyi... inan bana."

"Tamam sen nasıl istersen Mevlâ."

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Garson siparişimizi getirdiğinde çok güzel şeyler vardı.

Hepimiz yemeğimizi yiyip bitirdikten sonra ortaklaşarak hesabı ödedik ve bu kafeden çıktık.

"Şimdi ne yapalım?" diye sordu Gediz.

"Sen Aras'la takılıyorsun ben de Eftelya ile." dedim.

"Haksızlık bu." dedi Aras.

"Benim için hepsi uyar." dedi Eftelya.

"Evet Eftelyayı duydunuz, gidebilirsiniz."

Aras ve Gediz yanımızdan ayrılırken biz ise kahkaha atıyorduk.

Eftelya'nın aklına bir plan gelmişti.

"Mevlâ telefonunu verir misin?"

"Ne yapacaksın?"

"Sürpriz." dedi sırıtarak.

Telefonumu Eftelya'ya verdim ve yapacağı şeyi yapmasını bekledim.

Eftelya bir grup oluşturmuştu.

Eftelya telefonumu verip kendi telefonuna geçti, ben de o sırada mesajı okudum.

Bu gruba "TAYFA" adını verdiniz.

Ben mesajı okurken gruba bir mesaj geldi.

Eftelya - Gediz ve Aras toplam iki dakikanız var, bizimle üst kattaki mağazalardan birinde buluşacaksınız, öptüm.

Gediz - Nasıl yetişelim?

Eftelya - Bulun bir yolunu, görüşürüz.

Gediz - Ama.

Aras - Gediz'i kaçırdım.

Aras - Kurtulmaya çalışıyor.

Mevlâ - Çocukça davranmayıp gelseniz mi artık acaba?

Gediz - Geliyoruz.

Eftelya ve ben birinci katlardan bir giyim mağazası seçmiştik.

Biz mağazaya girerken Aras ve Gediz'de çoktan gelmişti bile.

"Ne ara geldiniz ya?" dedi Eftelya.

"Uçtuk." dedi Gediz.

"İyi, hadi girelim içeri." dedi Eftelya.

"Durun ya." dedi Aras.

"Ne oldu?" dedim.

"Ne yapacağız burada?"

"Aras, gir içeri."

"Girmeyeceğim."

Eftelya ile birbirimize baktık ve Aras'ın kollarından tutup zorla içeriye soktuk.

"İyi siz kazandınız."

"Adam ol." dedi Eftelya.

Aras bıkmış bir şekilde bakıyordu ama eğlencenin daha yeni başlayacağını bilmiyordu.

"Şimdi Aras sen Mevlâ'ya Gediz bana, kombin yapacaksınız." dedi Eftelya.

"Bize kim yapacak?" dedi Gediz.

"Biz de size yapacağız." dedim.

Herkes anlaştı ve kombinlerini yapmak için mağazada dağıldı.

Aras'a yakışabilecek bir kahverengi oversize sweatshirt aldım, pantolon olarak ise bir bej rengi kargo pantolon, ayakkabı olarak kahverengi güzel bir converse aldım. Benim ona yapabileceğim kombin buydu, acaba o bana ne yapacaktı?

Sonunda kırk dakikamız geçtiğinde hepimiz deneme kabinlerinde buluştuk.

"Gediz bunlar senin."

"Bunlar da senin Eftelya."

"Al bakalım Aras."

"Siz de buyurmaz mısınız Mevlâ hanım?"

"Aldım, geri bas."

Herkes kombinlerini almıştı, sırada giymek vardı.

Aras'ın bana aldıklarını denerken aynada kendime bakıyordum...

"Vay be." dedim içimden.

Arasın bana yaptığı kombin siyah bir oversize sweatshirt, bol bir siyah kot pantolon, siyah bir kot ceket ve siyah bir topuklu ayakkabıydı.

"Topuklu ayakkabı giymem ki ben!" diye geçirdim içimden.

Sonunda hepimiz deneme kabinlerinden çıktığında herkes birbirinin kombinini inceliyordu.

Eftelya'nın kombini kırmızı bir crop, siyah bir ispanyol paça pantolon, siyah bir topuklu ayakkabıydı.

"Eftelya ikimize de aynı ayakkabıyı almışlar."

"Zamanımız yoktu." dedi Gediz.

"Siz gerçekten, aptalsınız."

Gediz'in kombini beyaz bir oversize gömlek, beyaz bir kısa şort ve beyaz spor ayakkabı şeklindeydi.

Beni ve Aras'ı konuşmamıza gerek yok zaten, benim arasa yaptığım kombin çok iyi onun bana yaptığı kombinin ise ayakkabıları dışında her şeyi iyiydi.

"Alacak mıyız bunları?" dedim.

"Kim kime kombin yaptıysa o ödesin." dedi Eftelya.

"Tamam o zaman."

Hep beraber kasaya doğru ilerledik ve birbirimizin kombinini satın aldık.

"Evet, ne kadar tuttu?" dedi Aras.

"1680... ayakkabı neden bu kadar pahalı?" dedim.

"1590, katılıyorum ayakkabı çok pahalı." Dedi Eftelya

"1740... Mevlâ bana bir daha converse alma."

"2360, Eftelya kaç yoksa seni burada öldüreceğim."

Eftelya sırıttı ama Gediz ciddi bir şekilde Eftelya'ya baktığında anladı ciddi olduğunu.

Aras'la beraber bu iki şahısın toplam on dakika mağazada kaçmasını izledik.

"Mevlâ!" Eftelya yanıma gelip arkama geçti, ardından Gediz gelip durdu.

"Bitti yeter artık."

"Bitmedi."

"Gediz salak mısın?"

"İyi tamam nasıl istiyorsan."

Aslında bunu eğlence için yapmışlardı gerçek olmadığını hepimiz de biliyorduk. Mağazadan çıkarken bir takıcıya uğradık. Eftelya ile yüzüklere bakıyorduk.

Çiftli yüzüklerden seçtik ve aldık. Daha sonra bizi dışarıda bekleyen Aras ve Gediz'in yanına doğru ilerledik.

"Ne aldınız?" dedi Gediz.

"Yüzük." dedim.

"Ne yüzüğü?" dedi Aras.

Eftelya ve ben hediye paketlerini açarken Gediz ve Aras şaşkınlıkla izliyordu. Hediye paketlerinin birinden siyah bir kar taneli yüzük çıktı, diğer hediye paketinden ise aynı yüzük modeli fakat beyaz olanı çıkmıştı.

"Bu siyah yüzükler sizin." dedi Eftelya.

"Şaka mısınız? Biz Aras'la çift miyiz?" dedi Gediz.

"Şaka yapıyorum ya, bu beyaz yüzükler seninle benim siyah olanlar da Aras ve Mevlâ'nın."

"

Ha iyi o zaman."

Aras ile yüzüklerimizi takarken Eftelya ve Gediz'de takıyordu, hayatmda ilk defa her şey bu kadar düzgün ilerliyordu... umarım abim ve babam da kısa sürede iyileşeceklerdi.

"Şimdi ne yapıyoruz?" dedi Eftelya.

"Aslında biraz sokaklarda yürüyüş yapabiliriz." dedim.

"Biz Aras'la bir park bulup oturalım siz de yürürsünüz." dedi Gediz.

"Tamam o zaman." dedim.

Hep beraber alışveriş merkezinden çıkarken mağazaları inceliyorduk.

Sonunda alışveriş merkezinden çıktığımızda ise hep beraber bir park aradık, aradığımız parkı bulduğumuzda ise Gediz ve Aras bir bank'ta oturdu Eftelya ve bense yürüyüş yoluna geçip yürümeye başladık.

"Aslında beni tanımanı istiyorum Mevlâ."

"Nasıl yani?"

"Bana küçüklükten sınıfın en çirkini derlerdi... hâlâ da diyorlar."

"Saçmalama şu güzelliğine bakar mısın?"

"Keşke sadece bu olsaydı, hiç bir zaman annem ve babamın istediği gibi bir çocuk olamadım. Hep üzdüm, hep kırdım, hep parçaladım."

"Sonra ne oldu?"

"Ailemle aram iyi fakat küçüklüğümden beri bana çok şey yaşattılar, kavgaları olur, aldatmaları olur, boşanmaları olur."

"Yani şimdi senin annen ve baban..."

"Evet, ayrılar."

"Çok üzüldüm, ama belki de böylesi senin için daha iyi olacaktır."

"Daha iyi zaten o eski ailenin tekrar birleşmesini istemiyorum."

"Senin için bu daha iyi olacak Eftelya."

"Gediz'le ne zamandır tanışıyorsunuz?"

"Gediz'le aslında bir yıl önce aramız açıldı, Gediz'le bir yıl önce ocak ayında tanıştık."

"Anladım, aranızın açılma sebebi neydi peki?"

"Bir arkadaşın asla arkadaşına yapmaması ve söylememesi gereken şeyleri yaptı ve söyledi."

"Yani aranız iyi mi şuan?"

"Bir daha yapmayacağını dile getirdi, umarım ki yapmaz."

"Anladım, iyi çocuk aslında."

"Eftelya, ne kadar iyi gibi görünse de ona biraz hatta bazenleri soğuk davran... alttan almaya çalış."

"Çok güvenme diyorsun yani."

"Evet aynen o şekilde, ben o hataya düştüm senin de düşmeni istemem... Gediz ne kadar değişmiş gibi görünse de içinde hâlâ o eski parçası olduğunu biliyorum."

"Anladım..."

"Aileden bahsetmişken, dört gün önce mezarlığa gittim... yaşadığını umduğum annemin mezarlığına buldum kendimi. küçüklüğümden beri annemin öldüğünü hatırlamıyorum, bazen kendisinin halüsinasyonlarını görüyorum, en yakın arkadaşım denilen şahıs Esila bile bana annemin ölmüş olduğunu hatırlatmadı... abim ve babam ben mezarlığa gittiğim gün trafik kazası geçirdiler, ama şuan iyiler hastahanedeler ve durumları iyi sadece biraz dinlenmeye ihtiyacım var."

Eftelya ban hiç bir şey demeden baktı ve sonrasında bana sarılıp kulağıma fısıldadı.

"Biz yanında olacağız, Gediz'e güven olmasa bile Aras ve ben hep senin yanında olacağız Mevlâ... bunu sakın unutma."

"Teşekkür ederim Eftelya."

Eftelya'nın bana sarılması ve kulağıma hep yanımda olacaklarını söylemesiyle ben de Eftelya'ya sıkıca sarıldım.

"Şimdi bizimkilerin yanına dönelim mi?"

"Tamam olur Eftelya."

Eftelya ile birbirimizin yaşadığı şeyleri konuştuktan sonra içime bir rahatlama gelmişti aslında... tanıdığım insanlara, arkadaşım olan insanlara dertlerimi anlatmanın iyi olduğunu anladım.

Sonunda Aras ve Gediz'in yanına geldiğimizde hep beraber oturduk ve hiç konuşmadık, saat 16:30 olduğunda ise Aras'la beraber hastahaneye dönme kararı aldık.

"Hastahaneye dönelim mi Aras?"

"Tamam dönelim."

"Gediz ve Eftelya, bugün için teşekkür ederim görüşürüz."

"Görüşürüz Mevlâ." dedi Gediz.

"Görüşürüz bebeğim." dedi Eftelya.

Eftelya'ya ellerimde kalp yaptım ve sırıttım, Gediz'e ise gözlerimi devirdim.

Sonra Aras ile beraber bir minibüs aradık, minibüs'ü bulduğumuzda bindik ve hastahaneye doğru yola koyulduk.

Minibüsteyken camdan dışarı bakıyorum, çantamdan çıkardığım kulaklığımı telefonuma taktım ve bir müzik açtım, kulaklığın tekini Aras'a verdim ve diğer tekini de ben taktım.

Kulaklığı taktıktan sonra kafamı Aras'ın omuzuna yerleştirdim ve pencereden dışarıyı izledim.

Aras'ın beni uyandırmasıyla bindiğimiz minibüsten inmiştik ve hastahaneye doğru yürüyorduk, şarkıyı çoktan kapatmıştık... hava hafif kararmıştı. Sonunda hastahanenin önünde geldiğimizde hastahane kapısından geçtik ve içeri girdik, Aras kendi odasına girerken bense babamın odasına girip babamı kontrol etmek istiyordum. Babamın odasına doğru ilerledim ve kapıyı açtım, babam ayaktaydı.

"Baba?"

"Mevlâ! Taburcu oluyoruz kızım!"

"Baba çok sevindim... iyileştin mi yani?"

"Evet iyileştim..."

"Abim taburcu olacak mı?"

"Evet sen yokken sana bakmış fakat bulamamış."

"Evet, arkadaşlarımla dışarıdaydım."

"Arkadaşların?"

"Artık kızının arkadaşları var." sırıttım.

"Sonunda ama artık, gel buraya." babam beni kendine çekip sarıldı.

"İyi ki varsın baba."

"Sen de iyi ki varsın meleğim."

Biz babamla sarılırken abim girdi odaya.

"Abi!"

"Mevlâ!"

"Abi çok şükür, iyileşmişsiniz taburcu oluyormuşsunuz."

"Evet öyle canım, sen neredeydin?"

Babam girdi konuşmaya.

"Arkadaşlarıyla berabermiş..."

"Vay, benim biriciğim arkadaş mı yapıyormuş artık?"

"Ya ikiniz de bana çocuk gibi davranmayın, sadece arkadaş edinmeyi sevmiyordum ama artık seviyorum."

"Olsun, helal kız sana."

"Teşekkür ederim abi." sırıttım.

Abime de sarıldıktan sonra telefonuma bir mesaj bildirimi geldi.

"TAYFA" grubundan bir mesajınız var.

"Abi, baba ben odama geçiyorum."

"Tamam kızım iyi geceler."

"İyi geceler abiciğim."

"İyi geceler baba, iyi geceler abi."

Babamın odasından çıkarken mesaj bildirimine tıkladım.

Eftelya - Hastahanede misiniz?

Aras - Evet, biraz önce geldik.

Eftelya - Gediz'de beni eve bıraktı... sahi Gediz demişken, Gediz nerede?

Gediz - Buradayım, eve az kaldı.

Eftelya - Yürüyor musun?

Gediz - Evet.

Eftelya - İyi iyi.

Ben de bir mesaj yazdım.

Mevlâ - Abim ve babam iyileşmiş...

Aras - Çok sevindim Mevlâ...

Eftelya - Çok şükür...

Gediz - Çiğköfte.

Eftelya - Ne çiğköftesi ya?

Gediz - Çiğköfteci var burada.

Eftelya - Git al o zaman.

Gediz - Alacağım, bu arada Mevlâ... çok sevindim.

Mevlâ - Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar, hem bugün hem de bu güzel an için.

Aras - Rica ederiz.

Eftelya - Rica ederiz bebeğim.

Gediz - Çiğköfte ısmarlayacağım size.

Gediz - Rica ederiz.

Eftelya - Gediz sana inanamıyorum ya.

Aras - Ayı.

Mevlâ - Neyse ben şimdi uyuyorum size iyi geceler dilerim.

Telefonumu kapattığımda odamın kapısının önündeydim, odamın kapısını açıp içeri geçtim ve eşyalarımı yerleştirdikten sonra telefonumu şarja taktım ve yatağa uzandım.

Uyandığımda telefonum çalıyordu aslında çalmasını istemiyordum fakat çalmakta ısrar ediyordu ve bu durum beni sıkmıştı. Telefonumu şarjdan çıkarıp arayan kişinin ismine baktım arayan kişi Aras'tı, telefonu açtım ve telefonu kulağıma götürdüm.

"Alo Aras?"

"Alo Mevlâ, nasılsın?"

"İyiyim yeni uyandım sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim teşekkür ederim, Eftelya bana mesaj attı bir sorunu olmuş acil buluşmak istiyor, herkesi topla dedi."

"Çok mu acilmiş?"

"Evet ben şimdi Gediz'e de yazacağım."

"Anladım, nerede buluşuyoruz?"

"Eftelya gruba atacakmış."

"Tamamdır."

"Görüşürüz."

"Görüşürüz Aras."

"TAYFA" grubundan bir mesajınız var.

Eftelya: Buluşacağımız yer burası.

Eftelya: Konum.

Aras: Gediz'i de aradım o da geliyor.

Mevlâ: Benim gelmem uzun sürebilir bilginiz olsun.

Eftelya: Sorun değil bebeğim gelmen yeterli.

Aras: Ben şimdi çıkıyorum.

Eftelya: Tamam ben de çıkıyorum orada bulşuruz Aras.

Aras: Tamamdır.

Konuşmayı bitirip odamdan çıkmak için kapıya yöneldim ve kapının kolunu kavrayıp açtım. Daha sonra ise babamın odasına doğru yol aldım, babamın odasına geldiğimde kapının kolunu kavradım ve açtım babam yatağında uzanmış yatıyordu fakat uyanıktı.

"Baba?"

"Gel kızım gel, uyanığım."

"Baba benim bugün biraz işlerim var gitmem gerekli lütfen ben yokken kendini çok zorlama olur mu?"

"Tamam kızım zaten kontrol altında olacağım."

"Tamam babacığım."

Babama yaklaşıp yanağından öptüm babamsa benim alnımdan öptü.

Bu beni mutlu etmişti.

"O zaman ben gidiyorum babacığım, görüşürüz."

"Görüşürüz güzel kızım."

Babamın odasından çıkarken abimin odasına da girdim zaten odaları çok uzak değildi. Kapıyı tıklatıp odaya girdiğimde abim telefonuyla ilgileniyordu.

"Abi?"

"Güzelim?"

"Neden telefonla oynuyorsun?"

"Oynamayayım mı?"

"Oyna fakat kendini çok yormanı istemiyorum."

Abim sırıttı.

"Tamam güzelim."

"Benim bugün biraz işlerim var o yüzden yanınızda olamayacağım bundan dolayı babama ve kendine iyi bak dikkat edin olur mu?"

"Tamam sen sakin ol rahat ol o iş bende."

"Teşekkür ederim abiciğim."

"Rica ederim canım benim."

Abimin odasından da çıkıp kendi kaldığım hasta yakını odasına döndüm ve çantamı şarjımı alıp dışarıya çıktım, neredeyse üç gündür aynı kıyafetleri giyiyordum artık değiştirmem gerekiyordu o yüzden bugün aynı zamanda eve uğramam gerekiyordu.

Bir taksi çağırıp hastahanenin önünde beklemeye başladım ve beklerken de gruba gelen mesajları okuyordum.

Eftelya - Ben çıktım Aras'la beraber buluşacağız, siz neredesiniz?

Gediz - Ben geliyorum yoldayım.

Aras - Eftelya karşına bak.

Eftelya - Lan niye ağaca asıldın salak mısın?

Mevlâ - Aras?

Aras - Ağaca asılıyım, asılıydım daha doğrusu.

Mevlâ - Anladım.

Gediz - Ağaçta ne işin var Aras?

Eftelya - yaprak topluyormuş.

Mevlâ - Yaprağı ne yapacaksın oğlum?

Aras - Bilmiyorum öyle kopardım.

Mevlâ - Gediz ne kadar uzaklıktasın?

Gediz - Bir fotoğraf gönderdi.

Gediz Eftelya ve Aras'ı çekmişti.

Eftelya - Gediz.

Aras - Az önce Gediz Eftelya'ya çarptı.

Mevlâ - Geliyorum.

Sonunda üç beyin yoksunu insanın yanına geldiğimde taksi parasını ödeyip taksiden indim ve Gediz'e bir tokat attım.

"Sen salak mısın? Niye kıza çarpıyorsun?"

"Ya sarılayım dedim koşarken bana döndü çarptım işte."

"Onu anladım da neden koştun özürlü müsün?"

"Evet."

"Sabır."

"Evet nereye gidiyoruz şimdi?" Dedi Aras.

"Kafeye gitmeye ne dersiniz?" Dedi Eftelya kolunu okşayarak.

"Bana uyar." Dedim.

hep birlikte anlaşıp yürürken bir yandan da derin düşüncelere dalıyordum, aklımda o kadar çok soru vardı ki, geçmişimden kalan asla cevaplarını bulamadığım sorular düşmüştü yeniden aklımın bir ucuna.

"Mevlâ?"

"Efendim Eftelya?"

"İyi misin?"

"Hayır iyi değilim, o kadar yorgunum ki."

"Anladım... istersen gitmeyelim."

"Hayır ya benim yzümden eğlencemizi bozmayalım."

"İyi sen bilirsin o zaman."

Eftelyaya yapmacık bir gülüş ile gülümsedim.

Sonunda yürüğümüz onca kilometrenin ardında bir kafeye ulaşmıştık ve aradan yarım saat geçmişti.

İstanbul gibi bir yerde kafe bulmak çok kolaydı zaten, teker teker kafenin kapısından içeri geçip bir masaya oturduk ben hâlâ derin düşüncelerimle dalıp giderken garson'un gelip ne istediğimizi sormasıyla kafamı kaldırdım.

"Ice Americano." Dedim yorgun sesimle.

"Hepimiz aynısından alalım." Dedi Gediz.

"Gediz salak mısın? Nasıl içeceksin onu?" Dedi Eftelya.

"Bugün Mevlâ ne alırsa aynısından alacağız Eftelya." Dedi Gediz.

"Ha, şimdi anladım." Dedi Eftelya.

"Arkadaşlar bana moral olsun diye kendinizi yakmaya gerek yok." Dedim.

"Mevlâ susar mısın canım?" Dedi Eftelya.

Sıkılgan bir tavırla sustum ve kahvemi bekledim, Gediz ve Eftelya konuşuyordu Aras ile telefonuyla ilgileniyordu ve bense duygularımı nasıl kontrol edeceğimi düşünüyordum. Kahvem geldiğinde tam yudumlayacaktım ki telefonum çalmaya başladı.

Bilinmeyen numara.

Ekrana iki üç saniye boş boş bakıp afalladım.

"Mevlâ açmayacak mısın?" Dedi Aras.

"Açacağım." Dedim.

Telefonda çıkan bilinmeyen numara yazısına bakarken telefonu açtım.

"Merhaba Mevlâ..."

"Sevgi Teyze?"

Kadının sesi ağlamaklı geliyordu.

"O... o gitti Mevlâ."

"Kim gitti Sevgi Teyze?"

"Esila."

Kulaklarımdaki çınlama sesi gitgide artarken sadece öylece donup kaldım.

"Ne oldu Esila'ya?" Dedim, içimdeki korku dışarıya vurmuştu.

"İntihar ettiği söyleniliyor."

"Sevgi Teyze sen sakin ol ben hemen oraya geliyorum."

"Tamam kızım."

Sevgi Teyze Esila'nın annesiydi ve her ne kadar belli etmemeye çalışsam da kendimi tutamamıştım, yanaklarımdan yaşlar süzülüyordu.

Esila'nın ruhsuz bedeni karşımda dikiliyordu, Esilaların evindeydim ve karşılaştığım manzara gerçekten dehşet vericiydi. Küvette bilekleri kesik bir şekilde cansızca duran Esila ve banyonun dışında sessizce ağlayan Sevgi teyze.

Esila'nın cansız bedeninden gözlerimi ayırarak Sevgi teyze'nin kendini bu kadar üzmemesi için ona sarıldım ve geçeceğini söyledim.

Ambulansı aramamızdan sadece 3 dakika geçmişti, ve henüz gelmemişti.

Sevgi teyze'yi sakinleştirmek için çabalıyordum, ben Sevgi teyze'yi sakinleştirmeye çalışırken birden kapı çaldı ben de kapıyı açtım, gelenler ambulans çalışanlarıydı. Hızlı hareketlerle içeri girdiler ve banyoya doğru ilerlediler uzun uğraşlar sonucunda Esila'nın nabzının atmadığını söylediler.

Sevgi teyze bir anda yere yığıldı ve ağlamaya başladı.

"Kızım gitti, kızımı verin bana, kızım..." Sevgi teyze haykırıyordu ne kadar kendimi tutsam da artık yanaklarımdan süzülen yaşlar kendilerini daha fazla tutamayıp neden diye bağırırcasına süzülüyordu yanaklarımdan.

-Düzenlenecek-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.